Bizi Takip Edin

ERKEK AKLI

Zihin sağlığını korumak

Umut Doğan Yıldız

-

 

Kafatasımızın içindeki boz renkli organ, vücudumuzun kaptan köşküdür. Belki de tanrı mucizesiyle en iyi korunan organ da beyindir.

Sadece bej-pembe renkte bir organ da değildir. Şimdi, soru şu: Beynimize ne kadar bakıyoruz, zihnimizi ne kadar kolluyoruz?

Hastalanıp sağlığımızı kaybettiğimiz ve doktora koştuğumuz zamanlar, aslında iyileşeceğimizi bilir, en azından umut ederiz. Çoğunlukla da öyle olur. Yalnız beynimizle ilgili hastalıklarda ya da zihinsel problemlerle karşılaştığımızda panik yaşarız. Çünkü beyin önemlidir ve oradan emir çıkmazsa, parmağımızı bile kıpırdatamayız. Dolayısıyla bedenimizde belki de en iyi bakılması, korunması gereken organ, beynimizdir.

Son yıllarda sıkça duyduğumuz Alzheimer hastalığı bu kadar gündeme gelmeseydi belki kafatasımızın içindeki o organa da bu kadar ilgi duymayacaktık. İtiraf etmek gerekirse, hepimiz bunamaktan korktuk. Bizim korkumuz da bilim dünyasına araştırmalar olarak yansıdı. Her geçen gün daha çok nörobilim, psikiyatri doktoru, beyin cerrahı hatta beslenme uzmanı bu hastalığı araştırıyor. Haklılar çünkü bir tarafta Alzheimer’lılar, diğer tarafta Alzheimer’dan korkanlar ve eldeki verilere göre her beş yılda bir hasta sayısı ikiye katlanan bir hastalıkla karşı karşıyayız!

Şimdilik hastalığı önleyecek ya da tedavi edecek bir yöntem bulunmuş değil. Uzmanlar, beynimizi uyararak canlı tutmamızın en iyi korunma yolu olduğunu söylüyor. Bunun anlamı da şu: Yaş ilerledikçe, karşımıza çıkacak bilişsel hastalıklardan korunmak için bugünden önlem almaya ve çalışmaya başlamamız şart!

Yeni şeyler öğrenin

Atılması gereken ilk adım, öğrenme becerilerimizi aktif tutmak. Siz de tanık olmuşsunuzdur, her geçen gün daha fazla yaşlı çapraz bulmaca çözüyor ya da ellerindeki sudokuya odaklanıyor. İyi de yapıyorlar zira bu gibi egzersizler hem eğlendiriyor hem de beyindeki nöronlar arası bağları güçlendiriyor. Her türlü öğrenme fırsatını da iyi kullanmak gerek çünkü yeni edinilen uğraşılar hafızayı keskinleştiriyor. Beyin, sürekli yeni şeyler öğrenmeye koşullanınca aktifliğini koruyor. “Öğrenin” derken şunları denemek iyi sonuçlar verebilir: Örneğin bir dernekte gönüllü olarak çalışmak, bir sivil toplum örgütüne dâhil olmak… “Bunlar bana uygun değil” diyorsanız, yabancı dil öğrenebilirsiniz. Ya da spora yönelebilirsiniz. Bir müzik aleti çalabilmek için kursa gitmek de etkili olacaktır. Özetle seçeceğiniz alan hem öğrenmeyi hem de uygulamayı içermelidir. Bunun diğer yararı ise eğildiğiniz alanın size hem keyif vermesi hem de beyninizi aktif tutmasıdır.

Beyin, vücudumuzun tamamıyla etkileşim halinde bulunan bir ağ… İç ve dış çevresiyle kurduğu ilişki ve iletişime göre de kendini sürekli yeniler. Yaşlanınca da bu durum devam eder ve beyin sinirsel ağlarını yeniden şekillendirebilir. Yaratıcılık ve yeni bir şeyler öğrenmek işte bu noktada son derece önemlidir çünkü kişi yaşlılık psikolojisinden sıyrılıp kendisini motive ederken beyni de beklenmedik durumlara uyum sağlamak üzere çabalamaya başlar.

Hafızanızı güçlendirin

Hayatın ileri dönemlerinde bile beynin her iki yarı küresindeki nöronlar faaldir ve çoğalmaya devam eder. Hafızayla ilgili beynimizde iki önemli alan bulunur. Bunlardan ilki hafızanın anahtar bölgesi kabul edilen hipokampus içinde yer alan “dentat girus”tur. Dentat girus, 30 yaş civarı başlayan yaşla alakalı hafıza kayıplarından sorumlu bölgedir. Yapılan düzenli egzersizler, bu bölgede yeni nöron oluşumunu tetikler ve hafıza ile ilgili sorunlarda gerileme gözlenir. İkincisi, olfaktör bulbus ya da koku soğancığıdır. Burundan gelen duyusal bilgiler beyinde, burun boşluğu üzerinde ve gerisinde yer alan, iki yanlı olarak yerleşmiş olfaktör bulbus’lara iletildiği için bu bölge koku hafızasıyla ilgilidir. Koku duyusu ön lob aracılığıyla sağlanır ve beynin ilkel bölgelerinden biridir. Hafızayı güçlendirmek için bu iki bölgeyi çalıştırmak, zihni aktif tutmak gerekir.

Beş duyunuzu da çalıştırın

Beyin sağlığını korumanın belki de en pratik ve en eğlenceli yanı, beş duyunun tamamını da çalıştırmak. Duyular, koşullara uyum sağlayabilir ve bu uyum da beynimizi olumlu yönde etkiler. Bunu açıklamak için bir deneyde gönüllülerin beş gün boyunca karanlık bir ortamda bırakıldığını, beş günün sonunda deneklerde beyinlerinin dokunmayla ilgili bölgesinin geliştiğini örnek olarak verebiliriz. Bunun anlamı ise şu: Beynin görme nöronları görevlerini yapamaz olunca yerlerini dokunmaya bırakıyor. Beş duyunuzu da güçlendirmek için işte birkaç öneri: İşitme duyusunu güçlendirmek için aynı anda birkaç konuşmayı birden takip edin. Ya da dinlediğiniz müzik eserindeki enstrümanları ayırt etmeye çalışın. Koku duyunuz için baharatları tatmadan önce tatlarını tahmin edin. Dokunma duyusu için de hem masaj yapmayı hem yaptırmayı önerebiliriz.

Yeni nöronları güçlendirin

Nöral kök hücrelerin aktif nöronlara dönüşmesi için çalıştırılmaları, faal hale getirilmeleri gerekir. Yani yeni sinir hücrelerinin hayatta kalabilmesi için uyarılmaları gerekir. Yeni bir hobi edinmek, konsantrasyon gerektiren yeni bir etkinliğe yönelmek söz konusu yeni hücrelerin sinirsel ağlara sıkıca bağlanmasını sağlar. Böylece yeni bağlantılar meydana gelir. Bu yeni bağlantılar da zekâ için son derece gereklidir.

Yürüyüş yapın

Araştırmalara göre ha tada üç kez yapılan 45 dakikalık hızlı yürüyüş, hipokampus hacminin genişlemesini sağlıyor. Haftada üç kez sadece 45 dakika için tempolu yürüyüş, koşu, bisiklet, yüzme gibi sporlar 3-6 ay arasında beyni olumlu yönde etkilemeye başlıyor. Çünkü kan dolaşımı hızlanıyor ve kan akışıyla birlikte beyin de besleniyor. Hele ki spor yapılan ortam doğanın içindeyse vücuda ve beyne daha fazla oksijen gidiyor. Spor, ruh hali üzerinde de olumlu etkiye sahip olduğu için dopamin salgısı da artar. Bunların tümü de beynin sağlıklı çalışması için önemli etkenlerdir.

Başkalarına kulak verin

Empati kurmak yani kendimizi başkalarının yerine koymak, onları dinlemek, kardeşlik ve dayanışma duygularımızı geliştirmek, beynimizdeki ayna nöronların yoğunlaşmasını sağlar. Ön beyin bölgesinde bulunan ayna nöronlar, taklit ederek öğrenmeye ve başkalarıyla paylaşmaya yarar. Karşınızdakini daha iyi tanımak ve anlamak için önemli olan bu nöronlar, sosyal iletişim ve öz farkındalık açısından da önemli göreve sahiptir.
“Düşmanlar”ı uzak tutun

Gelelim uzak durmanız gereken en önemli “beyin ve zihin düşmanları”na… Stres, serbest radikalleri harekete geçirip bağışıklık sistemine saldırdığı ve beynin merkezindeki gri maddeye zarar verdiği için zihnin en önemli düşmanıdır. Çarpıcı bir örnekle açıklamak gerekirse: Alzheimer hastalarının yüzde 73’ünün, teşhisten önceki üç yıl içinde ciddi bir stres yaşadığı tespit edilmiş!

Televizyon izleme alışkanlığı, özellikle ilerleyen yaşla birlikte tehlikeli hale geliyor. Örneğin 40’lı yaşlardan itibaren ekran karşısında geçirilen her bir saat, nörodejeneratif bir hastalık riskini yaklaşık 1,5 kat artırıyor. Eğlence temelli aktiviteler ise bu riski yarı yarıya azaltıyor. 

Sıkıntı, ya da can sıkıntısı, depresif ruh hali de beyin düşmanı. 13 Avrupa ülkesinde yaklaşık 37 bin kişi üzerinde yapılan bir araştırmaya göre emeklilik sonrasında zihinsel performans geriliyor. Bu gerileme de zihinsel ve bedensel faaliyetlerin eksikliğiyle birlikte can sıkıntısının ortaya çıkmasına sebep oluyor. Her sabah amaçsızca yataktan çıkan emekliler de adım adım Alzheimer’ın pençesine düşüyor.

ERKEK AKLI

Güzellik algısıyla dalga geçen anne

Umut Doğan Yıldız

-

Hana Erskine isimli kadın, doğumdan sonraki olumsuz yorumlara mizahi dille cevap verdi.

Hamile olduğu dönemde aldığı kilolarla birçok kişinin olumsuz yorumlarıyla karşılaşan Hana Erskine, doğumdan sonra bu olumsuz yorumlara cevap verdi.

Yeni doğum yapmış bir annenin ruh halini yansıtan ve güzellik algısıyla dalga geçen yeni anne Hana Erskine, sosyal medyada kısa sürede ünlü oldu.

Doğum sonrasında çok zor zamanlar geçirdiğini ve aldığı kiloları nasıl vereceğini kara kara düşündüğünü söyleyen Erskine, daha sonra bedenini sevdiğini ve nasıl sağlıklı hissediyorsa o şekilde yaşamaya karar verdiğini belirtiyor.

Hana Erskine, kötü yorumlara karşı ünlü mankenlerin pozlarıyla dalga geçerek bir kolaj oluşturdu.

Devamı

ERKEK AKLI

100 metre alana 27 kilo atık bıraktılar

Umut Doğan Yıldız

-

Akdeniz Koruma Derneği, Muğla Gökova Körfezi’ndeki Akçapınar sahilinde 2018 yılında, plastik, tekstil, kâğıt, odun, metal, cam, kauçuk olmak üzere toplam 27 kilo atık bırakıldığını tespit etti.



Muğla’daki Gökova KörfeziMuğla’daki Gökova Körfezi
’nin Akçapınar sahilinde yılın her mevsimi kıyıdan katı atıkları toplayarak belirli kriterlere göre gruplandırıldı. Yıl boyu en fazla toplanan atık türünü 1795 adetle pet şişeler ve poşetler oluştururken en fazla atığın toplandığı mevsimin kış olduğu ortaya çıktı.
Kış aylarında atıkların ağırlığının fazla olmasının farklı nedenleri bulunuyor. Yağışlar ve rüzgâr nedeniyle denizel atıkların ve odun gibi parçaların karaya sürüklenmesi bunlardan biri. Ayrıca yaz ve sonbahar aylarında faaliyet gösterip kıyı temizliği yapan sahildeki turizm işletmelerinin, kış aylarında aktif olmaması da bu durumu etkiliyor. En fazla pet şişenin sonbahar ayında toplanması ise; yaz ve sonbaharın ilk aylarında alanın çok fazla ziyaretçi alması ve kıyı temizlik çalışmalarının yetersiz kalmasından kaynaklanıyor.

Katı atıkların denizlerdeki dip ve yüzey akıntılarıyla ülkeler arasında taşınması, atık sorununu ulusal olmaktan çıkarıyor. Bu nedenle “Çöpe Karşı Hareket” sloganıyla Fransa, İtalya, Arnavutluk, Yunanistan’ın da aralarında olduğu on ülke ile birlikte eş zamanlı olarak bu izleme çalışması yürütülüyor. 2022 yılına kadar devam edecek olan çalışma ile Akdeniz Havzasının ortak sorunu olan katı atıkların, deniz ve kıyılardaki olumsuz etkilerinin azaltılması hedefleniyor. Bu nedenle izleme çalışmasının sonuçları ile yerel ve Akdeniz Havzası ölçeğinde eylem planları hazırlanacak.

Toplanan Atıkların Mevsime Göre Dağılımları:

Kış: 20,07 kilogram ağırlığında 404 adet atık (337 plastik/polyester, 7 tekstil,4 kâğıt, 26 odun, 26 metal, 4 cam)
İlkbahar: 4,37 kilogram ağırlığında 571 adet atık (524 plastik/polyester, 1 kauçuk, 14 tekstil, 7 kâğıt, 8 odun, 11 metal, 6 cam)
Yaz: 2,45 kilogram ağırlığında 438 adet atık (424 adet plastik/polyester, 3 kauçuk, 5 tekstil, 1 kâğıt, 1 odun, 3 metal, 1 cam)
Sonbahar: 0,626 kilogram 581 adet atık (510 plastik/polyester, 2 kauçuk, 11 tekstil, 21 kâğıt, 27 odun, 9 metal, 1 cam)

Devamı

ERKEK AKLI

QR Kod nedir, nasıl ortaya çıktı?

Umut Doğan Yıldız

-

Adını İngilizcede “Hızlı Yanıt” anlamına gelen “Quick Response” harflerinden alan QR Kod uygulamaları yaşamımızın pek çok alanında yerini almaya devam ediyor.

Nasıl ortaya çıktı?

QR Kod, Japonya’da faaliyet gösteren ve Toyota’nın bir yan kuruluşu olan Denso Wave firması tarafından, otomobil sektöründe kullanılmak amacıyla geliştirilen 2 boyutlu bir barkod sistemidir. Qr Kod; içeriği bir metin, web sitesi adresi, video link dâhil herhangi bir veriyi, okuyucu bir yazılım ile herhangi bir cep telefonu ile ilgili ürün veya servis sayfasının açılmasını sağlıyor.

QR kodun en temel özelliği bilginin akışını hızlandırmasıdır. Bir gazete ilanında, bir alışveriş merkezinde, bir mağazada ya da yolda yürürken dikkatinizi çeken bir ilan, bilgilendirme yazısı, web sitesi linki veya iletişim bilgisini not etmek veya aklınızda tutmak yerine akıllı telefonunuza yükleyeceğiniz basit bir uygulama ve kamerası sayesinde bu bilgiye hemen ulaşabilir, kayıt altına alabilir ve dilediğiniz zaman kullanabilirsiniz. Bu açıdan bakıldığında QR kod dijital dünyadaki bilgi paylaşımını hızlandırmanın en etkin görsel unsurlarından biri olarak kabul edilebilir.

Kullanım alanları nelerdir?

QR kod ile sınırlı alanlarda sınırsız bilgi, mesaj, video ve her türlü içerik aktarımı sağlanabilir. Ayrıca, akıllı telefonunuz ile dışarıya çıktığınızda cüzdanınız olmadan QR Kod sayesinde tüm ödemelerinizi yapabilirsiniz. Sağlık sektöründe ise ilaç ve hasta takibi amacıyla kullanılmaktadır. Bu uygulama sayesinde tüm ilaç bilgilerine ilaç kutularının üzerindeki QR kod ile ulaşabilmek mümkün olmaktadır. Piyasadan kaldırılan ilaçların, üretimi ya da alımı durdurulan ve piyasadan toplatılan ilaçların, son kullanma tarihi geçmiş olan ilaçların bilgilerine de erişilebiliyor böylece sahte ve kaçak ilaç üreticilerine karşı da önlem alınmış oluyor. Amerikan Kanser Derneği’nin de kullandığı yöntemlerden biri olan QR kod teknolojisi, dış alanlarda verdiği reklamlarda yer alan QR kodlar sayesinde mobil sitesine pek çok kullanıcı sağlıyor. Mobil uygulamayı yükleyen kullanıcılara kontrol günleri ve saatleri düzenli olarak hatırlatılıyor, hatta bu mobil uygulama üzerinden yapacakları sosyal paylaşım ile tüm arkadaşlarından bağış toplamayı bile mümkün kılıyor.

Karekod-Barkod farkı nedir?

İlk barkod için patent, 7 Ekim 1952’de alınmıştı. Ama ilk barkodu tarayabilecek lazer teknolojisi mevcut olmadığı için, günümüzde çok iyi bilinen siyah beyaz çubuklardan ve bir dizi rakamdan oluşan barkodun Amerika’daki mağazalarda görülmeye başlaması 1974 yılını buldu. 1974’de barkodla taranan ilk ürünün Ohio’daki bir süpermarkette satılan bir paket sakız olduğunu belirtelim. Ancak siyah beyaz çubuklar hemen benimsenmemiş, örneğin bazı üreticiler estetik nedenlerle barkodları paketlerin üzerine yapıştırmayı reddetmişti.

Yatay dikdörtgen şeklinde uzun kısa çizgilerden oluşan barkod, sadece sayısal verilerin okunmasına imkân verirken QR Kod, sayısal karakterlerin yanında harf ve simgelerin saklanmasına da imkân sağlıyor. QR Kod, klasik ve tek boyutlu barkodlardan farklı olarak her iki yönde de veri depolayabilen, bu nedenle normal barkodlara göre çok daha fazla veri saklama kapasitesine sahip yeni nesil barkodlardır.

Son yıllarda yaygınlaşan QR kodun geleneksel barkodun önüne geçtiğini söylemek yanlış olur nedeni ise kodların farklı işlevleri olduğu. Barkod kullanımında; paketlenmiş bir ürünün üzerinde bulunan barkod, satış sırasındaki tarayıcıda kullanılıyor ve tüketiciden doğru para alınmasını ve stokların güncellenmesini de sağlıyor. QR kodunun başlıca amacıysa, tarama yapan kişiyi daha geniş bir multimedya ortamına taşıması oluyor. Teknolojik olarak bu iki kodlamayı birleştirmek mümkün, ama henüz buna ihtiyaç duyulmuyor.
KUTU

QR Kod Nasıl Okutulur?

Kameraya sahip akıllı bir cep telefonda barkod okumaya yardımcı bir uygulama ile bütün QR kodları okuyabilirsiniz. Nasıl mı? QR Code Reader, hızlı ve kullanımı basit karekod tarama uygulamasıdır. Android telefon veya tabletinizde ücretsiz olarak kullanabileceğiniz en başarılı karekod uygulaması olan QR Code Reader, okunması zor bulanık kare kodları bile rahatlıkla okuyabilmektedir.

-Telefonunuzdan QR Kod uygulamasını açın.

-Telefon kamerasını QR kodun üzerine getirin. QR kod uygulamanın gösterdiği köşelerin içine geldiği anda kod otomatik olarak okunacak ve sizi ilgili bağlantıya yönlendirecektir.

iPhone’da QR Kod nasıl okutulur?

Kamerayı kullanarak iPhone’daki QR kodunu taramak için önce gizli özelliklerin etkin olduğundan emin olmanız gerekiyor.

-iOS cihazınızda Ayarlar uygulamasını açın, aşağı kaydırın ve Kamera seçeneğine dokunun.

-Açık değilse QR Kod Tarama seçeneğinin yanındaki anahtarı açık konuma getirin.

-Cihazınızda Kamera uygulamasını çalıştırın.

-Şimdi akıllı telefon kameranızı birkaç saniye QR kod üzerinde tutun. Kodun kameranın vizöründe göründüğünden emin olun. Kod tarandıktan sonra, taramanın yapıldığına dair bir bildirim alacaksınız. İşlemi tamamlamak için bildirime dokunmanız yeterlidir.

Android’de QR kod nasıl okutulur?

-QR kodunu -barkodu- okutmak için Android cihazlar için geliştirilen QR kod okuyucu uygulamalarından yararlanabilirsiniz.
-Google Play Store’dan cihazınıza uyumlu ve özellikleri açısından ihtiyaçlarınızı karşılayan QR kod okuyucuyu indirin.
-Android barkod okuyucu uygulamasını çalıştırın.
-Kamera uygulaması devreye girecektir.
-Kamera lensini QR kodunu okuyabilecek şekilde konumlandırın.

Devamı

Popüler

 

www.pilioo.com