Bizi Takip Edin

SAĞLIK

Uyku apnesi nedir?

Umut Doğan Yıldız

-

 

Uyku apnesi nedir diye soruyorsanız, uykuda nefes durması uyku apnesi olarak tanımlanır.

Uykuda nefes almanın yavaşlaması ise hipopne deniyor. Hipoapnede solunumun uyku sırasında en az 10 saniye süre ile kesilmesi veya yavaşlaması gerekiyor. Burada sorun şu: Kişi, uyurken kaç kez apne / hipopne yaşadığını bilmiyor ve sorunun çözümü için bunu belirlemek gerekiyor. Belirlemek için de hastanın uyku laboratuvarlarında gece boyu uyuması, o uyurken de hasta üzerinde bazı testler yapılması gerekiyor. Elde edilen uyku kayıtları gözden geçirilerek toplam apne-hipopne sayısı, uyunan saate bölünüyor ve uyku apnesinin derecesi saptanıyor. “Apne-Hipopne İndeksi” (AHİ) denen bu oran 5’in altında ise genelde horlama, 5’in üstüne ise uyku apnesi tanısı konuyor. Bu oran 5-15 arası ise hafif, 15-30 arası ise orta, 30 üstü ise ağır dereceli uyku apnesi olarak değerlendiriliyor. Apneler genelde boğazda görülen tıkanma ile oluştuğu için tıkayıcı, yani obstrüktif tipte gerçekleşiyor. Dolayısıyla bu kriterleri taşıyan hastalara veya hastalığa, İngilizce baş harfleri kullanılarak OSAS (Obstructive Sleep Apnea Syndrome) hastalığı veya hastası deniyor. Genellikle 40 yaş üstü, obez, kalın veya kısa boyunlu erkeklerin hastalığı olarak biliniyor. Apne / hipoapne’ye kadınlarda daha az rastlanıyor.

Uyku apnesi belirtileri nelerdir?

Uzmanların belirlediğine göre uyku apnesi, 70 kadar hastalığı da davet eden bir sağlık sorunu. Ancak şu noktaya da değinmek gerekir: OSAS, günümüzde tam olarak bilinmeyen bir hastalık. Çoğu kez ikincil belirtilerine rastlanıyor ya da ek hastalıklarla birlikte teşhis ediliyor. Toplumda var olan vaka sayısının ise teşhis edilenin neredeyse 300- 400 kat fazlası olduğu düşünülüyor. Öte yandan uykuda nefes durması sonrası oluşan oksijen yoksunluğu, pek çok hastalığa zemin hazırlıyor. Açıklanamayan hipertansiyon, felç, kalp krizi, diyabet, obezite, depresyon, anksiyete, ani ölüm gibi hastalıklar ve sinirlilik, aşırı terleme, sabah yorgun kalkma, baş ağrısı, unutkanlık, gündüz uyku hali gibi belirtilerin çoğunun altında uyku apnesi yatıyor. Cinsel sorunlar, iktidarsızlık, kalp ritim bozuklukları, reflü, göğüs ağrısı, horlama ise uyku apnesi nedeniyle oluşabiliyor. Gece uykuda yaşanan boğulma hissi, sık tuvalete gitme, çabuk öfkelenme, dikkat kaybı, gündüz yaşanan uyku hali de uyku apnesinin semptomları arasında yer alıyor. Hastalar, uykuda nefeslerinin durduğunu fark etmedikleri için de genellikle eşleri tarafından tıbbi yardım almaya zorlanıyor. Buna da “tanıklı apne” deniyor. Bu noktada eşlere teşekkür etmek gerekiyor çünkü meselenin şöyle acı bir yanı da var: Her beş trafik kazasından birinin apne dâhil, uyku bozukluklarından kaynaklandığı biliniyor.

Uykuda nefes durması ve ek hastalıkların sebebi

Uyku apnesi, doğumsal patoloji veya geniz eti olan çocuklarda da görülebilen bir hastalık. Genellikle bademcik veya geniz eti alınmış ve horlayan çocuklara da, kulakburun boğaz muayenesi sonrası uyku testi yapılması öneriliyor. Çocuklarda uyku apnesi tedavi edilmezse hipoksiye bağlı zekâ ve gelişme geriliğine sebep olabiliyor ve bu durumdaki çocuklar giderek obez hale geliyor. Obezite apneyi, apne de obeziteyi artırdığı için bir kısır döngü
yaşanmaya başlanıyor. Tedavideki asıl amaç ise bu kısır döngüyü kırmak! 70’in üzerine ek hastalığa yol açan 30’un üzerinde belirtisi bulunan OSAS’ın, insan hayatı üzerindeki en olumsuz etkileri yatak ayırma ile iş ve okul başarısızlığı… Erken ve ani ölümler ise OSAS’la ilgili “geri dönülemeyen nokta”. Yapılması gereken şey ise belirtileri takip ederek, hastalığa karşı bir ön şüphe oluşturmak, yani hastalığın farkına varmak… Tedavi, ancak bu noktadan sonra mümkün olabiliyor ve iş yeri ya da okul başarısı da ancak bu aşamadan sonra gündeme gelebiliyor. Uyku apnesi dâhil tüm uyku bozuklukları, multi-disipliner bir yaklaşımla tedavi edilebiliyor. Basit horlama genelde KBB tarafından takip ve tedavi edilirken orta dereceli OSAS ile ilgili olarak KBB, dahiliye, göğüs hastalıkları ve diyet uzmanlarının birlikte hareket etmesi en sağlıklı yol. Bazı cihazlar ise ağır OSAS vakalarında gündeme geliyor. Solunum yolunu açık tutmaya yarayan CPAP – BPAP ismi verilen cihazlar, gece uyurken takılıyor ve cihazların verdiği pozitif basınç, uykuda nefes durması olayını önlüyor.

Continue Reading
Advertisement

SAĞLIK

Alzheimer 25 yıl önce geliyor

Umut Doğan Yıldız

-

Alzheimer hastalığı’nın insan beynine 25 yıl öncesinde yerleştiğini belirten Nöroloji Uzmanı Dr. Selen Gür Özmen, konuyla ilgili bilgi verdi.

“Alzheimer hastasının son 25 senesinde beynindeki patolojiler, yavaş yavaş oluşmuştur ve süreç sonuna ulaştıktan, tüm patolojiler beyne oturduktan sonra, unutkanlıklar başlamıştır” dedi.

Dünya genelinde her 10 kişiden 1’i Alzheimer hastası. Unutkanlıkla kendini gösteren, yer-yön kabiliyetinin kaybedilmesi gibi beynin bazı fonksiyonlarını yerine getirememesiyle devam eden süreç, hem hasta hem de çevresindeki bireyler için yıpratıcı olmakta. Beyni koruyan her şeyin aslında kalbi de koruduğunu ve Alzheimer’ın insan beynine 25 yıl öncesinde yerleştiğini açıklayan Bahçeşehir Üniversitesi (BAU) Sağlık Bilimleri Enstitüsü Sinirbilim Anabilimdalı’nda Öğr. Görevlisi Uzm. Dr. Selen Gür Özmen, Alzheimer hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.

Alzheimer beyinde 25 yıl öncesinde başlıyor

Alzheimer’ın unutkanlıkla fark edilmeye başladığını belirten BAU Sinirbilim Anabilimdalı’nda görevli Uzm. Dr. Selen Gür Özmen, hastalığın genetik faktörlerden oluşmasının yüzde 2 oranında olduğunu söyledi. Her an herkeste olabilecek bir hastalık olduğunu vurgulayan Özmen şunları söyledi; “Alzheimer hastası unutkanlıkla hekimin karşısına ilk geldiği zaman moral bozucu olan kısım şu; Hastalığa dair her şey olmuştur ve bitmiştir. Aslında Alzheimer hastasının, son 25 senesinde beynindeki patolojiler, yavaş yavaş oluşmuştur ve son haline ulaşmaya yakın hastada gözle görülür değişiklikler yaratmaya ancak başlamıştır. Yani o dakikadan sonra aslında yapacak çok fazla bir şey yoktur. Örneğin; 70 yaşında bir hasta, hastaneye geldiğinde unutkanlığı başlamış oluyor. Biz hastaya 70 yaşında Alzheimer teşhisi koyarsak, aslında bu demektir ki hastalığı, 40-45 yaşında başlamıştır. Yani beyinde oluşan problem aslında 20-25 yıl önce başlamıştır. Sonunda her şey bittiği zaman unutkanlık başlıyor. O yüzden tedavi olarak o aşamada yapılacak tek şey hastayı biraz rahatlatmak, elimizdeki ilaçlarla hastalığı çok az da olsa yavaşlatabilmek.”

Emeklilik beyni olumsuz etkiliyor

Uzm.Dr. Selen Gür Özmen, “Emekliliğin de beyni çok olumsuz etkilediğini söylemek lazım. Japon kültüründe örneğin emeklilik yoktur. Bir iş biter, başka bir iş başlar. Bu meşguliyet de Uzak Doğu’nun bu çalışkan kültüründen etkilenmiş bölgelerinde yaşlanan bireylerin çok sağlıklı bir biçimde yaş aldığı ve Alzheimer gibi nörodejenerasyona neden olan hastalıklara yakalanmadan uzun bir ömre sahip olduklarını göstermiştir. Ayrıca yüksek entellektüel düzeye sahip olan insanlardaki kayıp, çok çabuk belli olmuyor. İki insan düşünün. Birinin eğitim yılı daha düşük, daha içine kapanık, erken yaşta emekli olmuş, bir de üstüne herhangi bir nedenle tetiklenmiş bir depresyon yaşadığını varsayalım. Diğeri üniversite mezunu, çalışmayı bırakmamış, daha sosyal, daha huzurlu bir hayatı olan biri. Bu noktada ikisinin de beyinlerinde Alzheimer hastalığının alt yapısını oluşturan beta amiloid ve nörofibriler yumak dediğimiz iki tane istenmeyen protein birikiminin başladığını düşünelim. Eğitim düzeyi daha düşük olan, daha az insanla iletişim halinde olan, daha depresif olan kişinin beynindeki o protein yapılanması hemen unutkanlığa sebep olurken, eğitim seviyesi yüksek daha sosyal, daha neşeli, beynine sürekli yeni girdiler olan kişinin unutkanlığının başlaması, diğerine göre daha çok sonra oluyor. Birinin 65 yaşında başlarken, diğerinin 80 yaşında başlayabiliyor” diye konuştu.

Negatif insanlar beyin düşmanı

Dünyada ve ülkemizde Alzheimer oranlarında azalma olmadığını ifade eden Uzm. Dr. Selen Gür Özmen, her 10 kişiden 1’inin Alzheimer hastalığına yakalandığını ve toplumda görülme sıklığının artmasının ise yaşam süresinin uzamış olmasıyla ilişkili olduğunu söyledi. Bunun yanı sıra insan beyninin sosyalleşmek üzerine kurulmuş bir yapı olduğunu belirten Özmen, etrafımızdaki insanların da beynimizin sağlığını etkilediğini vurguladı. Özmen, “İnsan beyni sosyal iletişime muhtaç. Konuşmak, anlatmak, paylaşmak, dinlemek, deneyimlerden bilgi aktarımı. İnsanlar bu tarz iletişimleri sayesinde yeni şeyler öğrenirler, hayatlarında değişiklik yapmaya karar verebilir, yeni planlara başlarlar. Bütün bunlar beynin gelişimi ve aktif kalmasını sağlayan özellikler. Güzel dostlukların beyne tek başına kitap okumaktan bile çok daha fazla katkı sağlayabileceğini unutmamalıyız. Bütün bunlar beyni çok aktif tuttuğu için Alzheimer gibi, beyni sosyal iletişime kapalı hale getiren hastalıklardan da korunmak açısından çok önemli şeyler. Kasvetli ve etrafımızda bize negatif enerji veren insanların çok olduğu ortamlardan sakınmalıyız zira bu istenmeyen sosyal ortamlar beyin hastalıklarını da tetikleyen faktörler.”

Alzheimera karşı bitter çikolata

Kalbimizi koruyan her şeyin beynimizi de koruduğuna dikkat çeken BAU Öğr. Görevlisi Uzm.Dr. Selen Gür Özmen, “Hastalık başladıktan sonra şu anda elimizde bir tedavi yöntemi olmadığına göre Alzheimer’a yakalanmamak için bilinen tüm önlemleri almamız gerekiyor. Akdeniz tipi beslenmenin koruyucu olduğunu söyleyebiliriz. Haftada en az bir kere omega-3’den zengin yağlı balık, her gün bol yeşil yapraklı sebze, zeytinyağı ile yapılan yemeklerin tüketilmesi ve kahvenin günde bir bardak ile sınırlandırmanın koruyucu önlemler olduğunu söyleyebiliriz. Antioksidan içeriği olan kakaonun da koruyucu olduğu düşünülüyor. Burada yüksek kakao içeren yiyeceklerden bahsediyoruz. Artık bitter çikolataların üzerlerinde yazıyor. Kakao oranı ne kadar yüksekse beyne yardımı o kadar çok oluyor. Nöron yapısında antioksidan bir etkisi var kakaonun. Beyin hastalıklarından koruyucu bir etkisi de olduğu düşünüyor” dedi.

Devamı

SAĞLIK

Mandalina çayı tarifi!

Umut Doğan Yıldız

-

Mandalina kabuğundan detoks çayı tarifimiz hazır. Bu yılbaşı çayını çok seveceksiniz.


Mandalinanın kabuğundan yapılan detoks çayları hem sindirim problemlerine iyi geliyor ve bağışıklığınızı destekliyor, hem de vücuttan toksin atılmasını sağlıyor. Bu çayların aynı zamanda yorgunluk ve uykusuzluk problemlerini azaltıcı etkileri de mevcut.

Hazırlanışı: 1 litre kaynayan suya, 2 küçük mandalinanın kabuklarını doğrayarak atın. Ardından ½ limon suyu, 1 çubuk tarçın, 5-6 adet karanfil 2 çorba kaşığı elma sirkesini ekledikten sonra 5 dakika daha kaynatmaya devam edin ve ocağın altını kapatın.

Devamı

SAĞLIK

Mandalina kabuğunu sakın atmayın

Umut Doğan Yıldız

-

Mandalina tüketmeyi çok seviyorsunuz ancak bu mucizevi meyveyi tam olarak verimli tüketebiliyor musunuz? İşte mandalina hakkında gerçekler!

Mandalinanın kabuğunu atmayın

Mandalina kabuğunun altındaki beyaz lifler selülozik maddeler bakımından zengin oldukları için sindirim siteminin daha aktif çalışmasında etkili oluyorlar. Ayrıca beyaz liflerin içeriğindeki pektin de diyet lifinin bir bileşeni olduğu için kolesterolün düşürülmesine yardımcı oluyor ve kan şekeri dengesi sağlıyor. Bu nedenle mandalinanın beyaz kısımlarını atmayın ve meyveyle birlikte tüketin.

Mandalina ne kadar tüketilmeli?

C vitamini suda eriyen bir vitamin olduğu için fazlası depolanmıyor, atılıyor. Bu nedenle yüksek miktarda tüketilen mandalinanın da 1 porsiyon (2 küçük adet) mandalinanın da vücuda sağlayacağı vitamin aynı. Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik ayrıca yüksek miktarlarda tüketilmesinin bazı sağlık problemlerine neden olabileceğini belirterek, “Hassas bünyelerde ciltte kızarma ve döküntü gibi alerjik reaksiyonlar oluşabiliyor. Bunun yanı sıra içeriğindeki fruktoz şekeri nedeniyle diyabet hastalarında kan şekerinin yükselmesine sebep olabiliyor. Bu nedenle mandalina tüketirken porsiyon kontrolü çok önemli.” diyor.

Mandalina çekirdeğini çıkarın

Çekirdeksiz türleri de bulunana mandalinayı tüketirken çekirdeklerinin çıkarılması gerekiyor. Çünkü çekirdeği apandisit organının tıkanmasına yol açabiliyor.

Devamı

Popüler