Bizi Takip Edin

ERKEK AKLI

Rol gereği verilen kilolar

Umut Doğan Yıldız

-

 

Dünyaca ünlü oyuncuların rol gereği aldığı ve verdiği kilolar hakkında çarpıcı bir derleme yaptık..

ABD’li aktör Ryan Reynolds, şu sıralar Deadpool’daki muhteşem ve son derece eğlenceli performansıyla herkesi kendisine hayran bırakmış durumda. Aslına bakarsanız ağır ama emin adımlarla çıktığı sinema kariyeri basamaklarını düşününce bunu fazlasıyla hak ettiğini de söyleyebiliriz. Reynolds’un üstlendiği rolün hakkını vermek için elinden gelenin fazlasını yaptığı da biliniyor. Örneğin Blade: Trinity’de Hannibal King karakterini canlandıracağı belli olunca, kendisini kampa aldı. “O güne kadar sağlığına, ne yiyip ne içtiğine dikkat eden biri değildim ama bu filmle hayatım değişti. Çünkü benim için kilo almak, kas yapmak ‘imkânsız’dı” diyor. Ryan Reynolds, günlük 3200 kalori temeline dayanan sıkı bir diyet ve haftanın altı günü devam ettiği üç aylık bir vücut geliştirme programı sayesinde 11,5 kilo aldı. Aslında ona kilo aldı demek yanlış: 11,5 kilo ağırlığında kas yaptı!

Kilo alma-verme konusunda tahminen kimse İngiliz asıllı aktör Christian Bale’in eline su dökemez. Tüm dünyanın, henüz 12 yaşındayken, 1987 tarihli Güneş İmparatorluğu’nda canlandırdığı Jamie “Jim” Graham rolüyle tanıdığı Bale, 2004 yılında son derece zorlu bir rolü üstlendi: İspanya-ABD yapımı psikolojik korku filmi The Machinist’teki Trevor Reznik… Canlandırdığı karakter, uykusuzluk hastası bir makine işçisiydi ve hastalığı yüzünden giderek zayıflıyor, bu durum psikolojisini alt üst ediyor, zamanla paranoyak biri olup çıkıyordu. Bale, rolü için 28 kilo birden zayıflayarak 54 kiloya indi ve adeta iskelete döndü. Bunu da günde tek bir elma, bir kutu ton balığı konservesi yiyerek, sadece su içerek ve koşarak başardı. Çekimler bittikten sonra Christian Bale’in dinlenmesi, verdiği kiloyu yavaş yavaş geri alması için hiç zamanı yoktu çünkü 1,5 ay sonra yeni filmi Batman Begins’in (Batman Başlıyor) deneme çekimleri başlıyordu ve bu kez de Bruce Wayne (Batman) karakteri için kilo alması hatta kas yapması gerekiyordu.

Bale, önce normal ağırlığı olan 82 kiloya ulaştı ve üzerine de yaklaşık 14 kilo daha aldı. Kilo almak elbette vermekten daha kolaydı ancak Christian Bale hayli zorlandığını da itiraf edecekti: “Son derece sağlıksız bir süreçti. Beş ayda canlandırdığım iki karakter arasında 45 kilodan fazla fark vardı.” Bale, 2-3 saatte bir protein, karbonhidrat ve yağ ağırlıklı gıdayla beslendi ve uzmanların gözetiminde son derece yoğun vücut geliştirme egzersizleri yaptı.

Film için zayıflamak!

Bale’i bu çabaları nedeniyle Robert De Niro ile kıyaslayanlar da çoktu. Çünkü De Niro, Hollywood’da rolü için vücut yapısını akıl almaz biçimde değiştiren ilk oyuncuydu. 1980 tarihli Raging Bull (Kızgın Boğa) filminde ABD’li ünlü boksör Jake LaMotta’yı canlandırıyordu. De Niro, boksörün zirvede olduğu günleri anlatan sahneler için önce vücut geliştirme ve boks eğitimi aldı sonra da yaşının ilerlediği yılları canlandırmak için 27 kilo birden aldı. Farklı bir ifadeyle tek bir film için iki kez vücut şeklini değiştirdi. Robert De Niro’nun aldığı boks eğitimini pratiğe dökebilmek için üç profesyonel karşılaşmaya çıktığı hatta çekimlerin bir sahnesinde rol arkadaşı Joe Pesci’nin kaburga kemiğini kırdığı da sır değil. Ancak işin kilo alma kısmı o kadar keyifli değildi. De Niro’nun vücudu isilikle kaplandı ve ciddi soluk alıp-verme sorunları yaşadı. Neyse ki çabalarına değdi: De Niro, Raging Bull’daki performansıyla Oscar heykelciğini kucakladı.

Hollywood yıldızlarını canlandıracakları karakter için en fazla zorlayan sürecin kilo vermek olduğunu kabul etmek gerekir. Çünkü kilo alma, hatta obez karakterleri canlandırma, vücuda eklenen yastık ya da köpükle ve makyajla halledilebiliyor ama kilo vermek o kadar kolay değil zira oyuncuyu her göründüğü sahnede dijital efektle zayıflatmak, her sahne üzerinde ince ince çalışmak ve bunu izleyiciye “gerçek”miş gibi sunmak, inandırıcılık açısından hayli zor. Dönelim konuya… Tom Hanks de rolü için kilo veren yıldızlardan biri. 2000 yılında gösterime giren Cast Away (Yeni Hayat) filminde uçağı düşünce ıssız bir adada dört yıl yaşamak zorunda kalan Chuck Noland karakterini canlandıran Tom Hanks, bu rolü için önce 23 kilodan fazla aldı ve 120 kiloya çıktı. Ancak şanslıydı çünkü bu yazıda sözünü ettiğimiz diğer aktörler gibi bu kiloları kısa sürede vermesi gerekmiyordu.

Yönetmen Robert Zemeckis, filmin çekimlerine bir yıl ara verdi ve o bir yılda da Hanks, gerçekten ıssız bir adadaymış gibi doğayla, yoklukla ve imkânsızlıklarla yaşamayı öğrendi. Sakal bıraktı, saçlarını keçeleşene kadar uzattı ve doğaya karşı verdiği bu savaşta da aldığı bütün o kiloları teker teker verdi. Elbette kendisine bir zayıflama programı da çıkarılmıştı ve program, senaryo gereği ıssız adada geçirdiği günlerine paralel olarak düzenlenmişti. Önceleri haftada 400-500 kalori yakmakla işe başladı. Sonra yaktığı kalori miktarı 1000’e, son olarak da 1400’lere kadar çıktı. Bu arada Hanks’in, AIDS hastası eşcinsel bir avukatın hukuk mücadelesini anlatan 1993 tarihli Philadelphia filmi için de 13 kilo verdiğini hatırlatalım.

Gandhi gibi yaşamak

İngiliz yönetmen Sir Richard Attenborough, Hindistan’ın efsane lideri Mohandas Karamçand (Mahatma) Gandhi’nin hayatını anlatan film için Gandhi’yi canlandıracak aktörü (dile kolay) tam 20 yıl bekledi. Rolü, Hint asıllı İngiliz Aktör Ben Kingsley’e teklif ettiğinde Kingsley 39 yaşındaydı ve Mahatma Gandhi’nin gençliği ve yaşlılığı dahil, suikasta uğradığı ana kadar tüm hayatını geri dönüşlerle canlandıracaktı. Kingsley, İngiltere’nin en köklü tiyatrosu olan Royal Shakespeare Company’nin oyuncusuydu ve Hamlet’i canlandırmış birinden beklenenin aksine rolüne hazırlanması pek de kolay olmadı. Gandhi hakkında yüzlerce makale ve araştırma okumakla kalmadı, Gandhi ile ilgili
onlarca belgesel ve kısa metrajlı filmi izledi, fotoğraf inceledi. Saçlarını kazıttı ve Gandhi’nin beslenme düzenini birebir uygulayarak “Gandhi Diyeti” ile yaklaşık 10 kilo verdi. Çünkü ünlü lider vejeteryandı ve beslenmesinde kesinlikle et yer almazdı. Tahıl, sebzeler, çiğ tüketilen sebzeler, bitki bazlı sadeyağ, tereyağı, palmiyeden elde edilen bir tür şeker, misket limonu ve özellikle bol miktarda meyveye dayalı bir beslenme düzeni vardı. Kingsley, bunun dışında meditasyona başladı, yoga yaptı ve tıpkı Gandhi gibi ahşap çıkrıkta pamuk eğirmeyi bile öğrendi. Kingsley, Gandhi filmine kadar İngiltere dışında tanınan bir oyuncu değildi ama bu olağanüstü performansı kendisine uluslararası ünün yanı sıra bir de “En İyİ Erkek Oyuncu” Oscar’ı kazandırdı… Peki, rolü gereği kilo verme ya da alma konusunda sadece erkek oyuncular mı bu kadar başarılı? Elbette hayır. Bunun delillerinden biri de Natalie Portman olsa gerek. Portman’ın Siyah Kuğu’da canlandırdığı balerin Nina Sayers rolünün, sanatçıyı pek çok açıdan oldukça yıprattığını söyleyebiliriz. Bunun en önemli nedenlerinden biri de Portman’ın rolü gereği 10 kilo birden vermesi. Zaten incecik, narin yapılı bir kadın olan Portman, o hazırlık sürecini şöyle anlatıyor: “Havuç ve badem diyeti, her gün 5 ila 8 saat süren bale egzersizleri, üstüne koşu ve yüzme… Çekimlerden bir yıl önce bale dersleri almaya başladım. Bu derslere altı ay içinde yüzme, koşu ve diğer egzersizler eklendi. Bazen öyle geceler yaşıyordum ki, ‘ben galiba cidden ölüyorum’ diye düşünüyordum.” Natalie Portman’ın en zorlu rolü buydu çünkü çekimlere başlandığında 28 yaşındaydı ve o güne dek hiç bale eğitimi almadığı halde, rolünün yüzde 85’ini kendisi canlandırmak zorundaydı. Üstelik bilek ve bacaklarının kalınlaşmaması, kaslanmaması gerekiyordu. Portman, Nina Sayers rolü ile ilgili sınırsız övgünün yanı sıra bir de Oscar aldı ve bütün bunlara değdi…

Eziyetli bir süreç: Filmler için kilo alıp vermek

Renée Zellweger ya da kadın oyuncuların “diyet kraliçesi” de rolü için, hem kilo alan hem de veren isimlerden biri. 2001’deki Bridget Jones’s Diary (Bridget Jones’un Günlüğü) filmindeki Bridget Jones rolü için 11 kilo birden alan oyuncu, bir yıl sonra çekilen Chicago müzikal filmindeki kadın katil Roxie Hart’ı canlandırmak için de aldığı 11 kilonun dışında fazladan birkaç kilo daha verdi. Chicago’nun gösterime girdiği 2003’te, bu kez Cold Mountain (Soğuk Dağ) filmindeki Ruby Thewes karakterini canlandırmak için 13 kilo aldı ve hazır bu kiloyu almışken, 2004 yılında da Bridget Jones’un Günlüğü’nün devamı niteliğindeki Bridget Jones: Edge of Reason (Bridget Jones: Mantığın Sınırı) filminde de yine o kilolu haliyle boy gösterdi. Zellweger için kilo almak çok kolaydı çünkü bir Hollywood yıldızı olarak yiyemediği ne varsa (pizzalar, hamburgerler, bol şekerli içecekler, kutular dolusu dondurma ve bol bol çikolata) doyasıya yedi. Zayıflama sürecinde ise epey zorlandı çünkü vücudu şekere ve karbonhidrata bağımlı hale gelmişti. Bu süreci de yağsız balık, bol bol salata ve bol çiğ sebze yiyip “canı yanana kadar” egzersiz yaparak atlattı. Renée Zellweger’la ilgili olarak, çekimleri 2015’te tamamlanan son filmi Bridget Jones’s Baby’de (Bridget Jones’un Bebeği) rol aldı.

Rol gereği hayatı riske atmak

Hollywood’un belki de en narin, en zayıf ve en cazip oyuncularından biri de Anne Hathaway olsa gerek. İlk bakışta Hathaway’in herhangi bir rol için kilo vermesine gerek yok gibi görünse de, 2012’de Victor Hugo’nun Les Miserables (Sefiller) romanının müzikal film uyarlaması söz konusu olunca durum değişti. Filmde, zengin sevgilisinden hamile kalan, terk edilen, bebeği Cosette’e bakabilmek için saçlarını, dişlerini satan ve fahişelik yapmaya başlayan Fantine’i canlandıran Hathaway, filmin çekimleri öncesinde dört kilo olmak üzere toplamda 11,5 kilo verdi. Rolünün hakkını verebilmek için iki hafta neredeyse su, yeşillik ve iki ince dilim yulaf ekmeği ile beslenen Hathaway, sağlığı alarm vermeye başlayınca günde iki elma ve protein içecekleriyle diyetini destekledi.

Zaten son derece ince bir kadın olan Hathaway’in ne kadar sağlıksız bir diyet uyguladığı çekimler tamamlandıktan sonra ortaya çıktı; güzel aktris basit bir düşme sonucu kolunu kırdı! Bu kaza sonrasında Hathaway, kötü örnek olmamak için yaptığı diyetin ayrıntılarını daha önce açıklamadığını da itiraf etti.

Hathaway’inki kötü bir örnek olsa da bunca yıldız oyuncunun diyetisyenler eşliğinde ve egzersizle kolayca kilo verebildiği bir gerçek. Özetle kimse oturduğu yerden, hareketsiz bir hayat sürerek, sağlıksız beslenip adeta ölüm orucuna girerek ya da merdiven altı üretilen içeriği belirsiz sözde zayıflama haplarını, sıvılarını içerek kilo veremez. Bunun anlamı, hayatınızla oynamaktır. Kilo vermek için önce kararlı ve dirençli olmanız ve uzmanlardan destek almanız gerekir!

 

ERKEK AKLI

Stresle başa çıkmanın yolları

Umut Doğan Yıldız

-

Stresle boğuşmak bir oyunu, randevuyu, antrenmanı ve hatta kariyeri rayından çıkarabilir. Stresle başa çıkmanın yollarına bakalım!

Derleyen: Saide Tokuç

Çok iyi bildiğiniz iş görüşmesi sorusunda başarısız olmak Turnuvanızın şampiyonluk maçında penaltıyı kaçırmak. Kelimeler boğazınızda düğümlenmişken onun gitmesine izin vermek. Tıkanma, hayatınızı ve kendinizi ufak veya esas şekilde nasıl gördüğünüzü değiştirebilir.

Barnard College’in başkanı Sian Beilock, en büyük tıkanmayı yaşadığı anı hatırlıyor. California State için kalecilik yaptığı bir oyuna dek Olimpik hedefleri olan yetenekli bir futbol oyuncusuydu. “Ulusal koçun arkamda dikildiğini fark edene dek iyi oynuyordum ve ardından hayatımın en kötü oyunlarından birini oynadım,” diye hatırlıyor. “O kadar çok hayal kırıklığına uğramıştım ki asla iyileşmedim. En iyi zamanımda beni futboldan uzaklaştırdı.”

Deneyim, aynı zamanda onu bu olgunun Chicago Üniversitesi’ndeki en önde gelen araştırmacılarından biri olmasına teşvik etti ve ona How The Body Know The Mind kitabını yazma ilhamı verdi. Araştırmacılar 1980’lerde tıkanmayı ilk kez araştırmaya başladığından beri en çok kabul gören suçlu “aşırı düşünmek”, yani kusursuz olma teşebbüsündeyken vücut hareketlerine karşı geliştirilen takıntı üzerinden anksiyeteyle başa çıkmaya çalışmaktı. “Açık izleme (explicit monitoring)” olarak adlandırılıyor ve bilişsel ve nörobilim, bu eğilimin gerçekten de sizi iyi öğrenilmiş görevlerden akıcı bir şekilde geçiren beyin işlemlerine engel olduğunu gösteriyor. “Merdivenlerden inerken sizden dizinize ne olduğunu düşünmenizi istersem, düşme ihtimaliniz yüksektir,” diyor Beilock.

Ancak son yıllarda daha fazla araştırmacı, tıkanmanın daha sık görülen nedenlerinden başka bir bilişsel garipliğe işaret etmeye başladı: Beyninizin dikkatini dağıtan ve kritik beyin kaynaklarını (özellikle işleyen hafızayı) elinizdeki görevden uzaklaştıran anksiyete ve başarısızlık korkusu. Bir anlamda bu, çok az düşünmek.

Genel olarak konuştuğumuzda, hem açık izleme kapsamında tıkanma yaşayanlar hem de dikkat dağınıklığı kapsamında tıkanma yaşayanlar benzer beyin tutukluklarından mustaripler. Basite indirgersek, hem aşırı düşünme hem de çok az düşünme, beynin kökleşmiş motor kontrolü yeteneklerine erişme kabiliyetini bastırıyor. Yani etkisini gösterdiğinde, beceriksiz bir çaylağa dönüşüyorsunuz.

Bu iki tıkanma mekanizması arasındaki farkları belirtmek nöral kılları kırk yarmak gibi dursa da potansiyel çözümler söz konusu olduğunda önem taşıyor. Mırıldanma veya nötr bir objeye odaklanma gibi en yaygın tıkanma karşıtı stratejiler, açık izleme kapsamında tıkanma yaşayanları kasıtlı olarak konudan saptırmak üzere tasarlandı. Ancak bu tüyolar dikkat dağınıklığı kapsamında tıkanma yaşayanlar için aslında zararlı olabilir ve stres altında performans göstermelerini daha da zorlaştırabilir.

Farklı insanların farklı tıkanma zafiyetleri ve farklı tetikleri olsa da bu stratejiler adrenalinle dolu dakikalarda her iki türden tıkanma yaşayanlar için de işe yarama eğilimindedir:

Güçlü olmayı unutun

“Güçlü bir performans fikri bir efsanedir,” diyor Arizona State Üniversitesi beşeri sistemler mühendisliği programının başkanı, performans psikoloğu Rob Gray. Birçok erkek stresli durumlarda bilinçli olarak “ciddi olabileceğini” veya normalden daha iyi bir performans göstermek için güçlerini hizaya getireceğini düşünüyor. Bu yanlış bir düşünce. Baskı altında performansınızı artıramazsınız; hatasız bir şekilde yapabileceğiniz en iyi şey, her zamanki performansınızı sergilemektir. Mükemmel olana dek atışınızın provasını yapmadıysanız ya da 20’den 19’unu tutturmaya yetecek kadar turnike çalışmadıysanız atışlar sayılırken orta veya daha kötü performans sergilemeye hazır olun. “Mükemmel atletler de baskı altındayken tamamen farklı bir şey değil, diğer durumlarda yaptıklarının aynısını yapıyor,” diye ekliyor Rob Gray.

Bir kitle karşısında sınava girin

“Performans göstereceğiniz koşullarda pratik yapın,” diyor Beilock. Bu genellikle dürüst ve fikrine önem verdiğiniz insanlardan oluşan bir kitle anlamına gelir. Bu, tarafsız bir iş arkadaşından veya avukatınız olan kayınbiraderinizden atışınızın pratiğini eleştirmesini istemek şeklinde olabilir. Tekrar yapması zor bir şeyse kendinizi videoya almayı deneyin. “Tıkanma yaşayanlar izlenmekten nefret eder,” diyor Wales’deki Swansea Üniversitesi’nden spor ve egzersiz psikoloğu Denise Hill. Bir kitle önünde prova yapmak, bu korkuya karşı bağışıklık kazanmanızı sağlayabilir. Aynısı zaman baskısı için de geçerlidir. Zaman kısıtlaması olan bir görev veya sınava hazırlanırken zamanlayıcı kurun.

Seçeneklerin provasını yapın

Monoton bir şekilde serbest atış atmak gibi alıştırmalar yapmak tıkanmayı beraberinde getirir. “Çoğu sporda performans koşulları her zaman değişmektedir,” diyor Gray. “Anahtar nokta, pratiğe çeşitlilik eklemektir.” Bu, çatışma, açıları ve hızı değiştirme, görevleri farklı yorgunluk seviyelerinde yapma, karşınızdaki kitleden adımlarınıza farklı tepkiler vermesini isteme vb. anlamına gelir. “Golf sahasında 9 ya da 18 delikle oynar gibi yaparım,” diyor Clutch: Excel Under Pressure’ın yazarı Paul Sullivan. “Aynı vuruşu tekrar tekrar yapmam.”

Ön rutin geliştirin

Bu ister faul çizgisinde topu üç kez sektirmek, ister golf vuruşunda ayaklarınızı belirli bir şekilde ayarlamak ya da aynada vücut geliştirme pozları vermek olsun, bir ön rutin belirleyin. Bunları, sizi sakinleştiren ve göreve odaklanmanızı sağlayan ya da sizde olumlu bir etki bırakan tetikleyici kelimelerle eşleştirin. (“Gevşek eller,” “Bu üç noktayı hallet” ve bunun gibi…) Hill, kontrolü kaybetme hissinin tıkanmaya kilit bir katkısı olduğunu söylüyor. Alıştırmalarda ve oyunlarda tetikleyici kelimeler bu sakinlik hissini koruyor.

Yumruk yapın

Sol elinizi kullanın ve 30 saniye boyunca yumruk yapın ya da bir topu sıkın. Bu, görsel-uzamsal işlemleri yöneten beynin sağ lobunu aktive eder ve bunun sonucunda sözel ve analitik işlemleri yöneten sol lobu bastırır. Alman araştırmacılar, bunun deneysel ortamda futbol oyuncularında ve tekvando uzmanlarında tıkanmayı önlediğini gördü.

“Sessiz bakışınızı (quiet eye)” kullanın

Yoğun bir şekilde hedefe ya izleyici kitlenin tam merkezine odaklanın. “Yetenekli oyuncular hareket etmeye başlamadan hemen önce gözlerini hareketsiz tutar,” diyor Gray. “Örneğin, iyi golfçüler topa ve iyi serbest atışçılar potaya daha uzun süre bakar. Bunu sessiz bakış (quiet eye) olarak adlandırıyoruz çünkü kalan her şeyi susturup tek bir şeye odaklanıyorsunuz.”

Bir şarkı mırıldanın (ancak yalnızca açık izleme kapsamında tıkanma yaşıyorsanız)

Kaderinizi belirleyecek eylem aşağılayıcı bir şekilde kolaysa, –diyelim ki çok yakın mesafeden bir golf vuruşu ya da basit bir bilardo vuruşu- vuruşu yaparken sevdiğiniz bir şarkı mırıldanın. Açık izleme kapsamında tıkanma yaşadığınızı biliyorsanız ve zihniniz sessiz bakış sırasında vücudunuza fazla odaklanmaya başlıyorsa ikincil bir görevle dikkat dağıtma, sporlarda popüler bir anksiyete karşıtı stratejidir ve denemeye değer. Çoğu sporda tıkanma yaşayanlar, işin dikkat dağınıklığı kısmında durur; bu yüzden zihinleri küçük parmaklarının açısıyla ilgili değil, başarısız olma korkularıyla ilgili çığlıklar atar. Açık izleme kapsamında tıkanma yaşadığınızdan emin değilseniz, deliğe odaklanmak “Back to Black” mırıldanmaktan muhtemelen daha akıllıca bir stratejidir.

Devamı

ERKEK AKLI

Zihin açıklığı için ne yapılır?

Umut Doğan Yıldız

-

Evraklarla uğraşırken duvara toslamış gibi mi hissediyorsunuz? Zihin açıklığı için ne yapılır?

Antrenmanları pas geçmek için pek de inandırıcı olmayan bazı bahaneler vardır. Bileğiniz mi ağrıyor? Havuza gidin. Salona üyelik çok mu pahalı? Parka gidin. Çok mu ıslak? O kadar da korkak olmayın. Fakat beyin yakan iş teslim tarihleri, antrenman rutininizi gerçekten de baltalayacak bir sebep olabilir. Yeni bir araştırma, bu zihniyetin hem ofiste hem de sportif zamanlarınızda performansınızı baltalıyor olabileceğini öne sürüyor.

University of Kent tarafından yapılan araştırmalar, düzenli olarak uzun mesafe bisiklet süren, pedal çeviren erkeklerin zihinsel yorgunluğa karşı koymakta daha iyi olduğunu ortaya çıkardı.
 
Deneyimsiz katılımcılar zorlu zihinsel görevlerle karşılaştıklarında, bunu izleyen süreli bir bisiklet seansını tamamlamakta zorlandılar. Daha atletik olan bir başka grup ise bu beyin yakıcı testten etkilenmedi. Bilim insanları da bu sürecin iki taraflı işlediği sonucuna vardı: İş yerindeki zihinsel uyuşukluğa karşı direnmek, yolda ya da spor salonunda yapacağınız fiziksel bir eforla desteklenebilir.
 
Pedallara asılmak mental yorgunluğu tersine çevirir.
 
Uzun lafın kısası, işle ev arasındaki yolu pedal çevirerek kat etmek, patronunuzu memnun etme çabalarınızı daha çekilir bir hâle getirebilir.

Devamı

ERKEK AKLI

Pikachu filmi hayranları ikiye böldü

Umut Doğan Yıldız

-

1990’ların unutulmaz animasyon serisi Pokémon’ların ana karakteri olan Pikachu’nun, yeni çevrilen bir filmdeki görüntüsü hayranları ikiye böldü.

Mayıs 2019’da vizyona girecek olan Pokémon: Detective Pikachu‘ (Dedektif Pikachu) adlı filmin fragramanı yayınlandı. Fimde, gerçek dünyada yer alan Pikachu’nun görüntüsü ve konuşabilmesi hayranlarını ikiye böldü.

Sosyal medyada ilgi odağı olan film için çok sayıda yorum yapıldı. Kimileri bunu orijinal karaktere bir hakeret saydı ve beğenmediğini söyledi kimi de görüntünün gerçekçi olduğunu söyleyerek karakteri savundu.

Pikachu önce bir oyun karakteri olarak çıkmış

1993 yılında Japonya merkezli dünyanın en büyük oyun şirketlerinden biri olan Nintendo, ilk defa Pokémon’ları bir oyun karakteri olarak çıkarmış ve oyunu piyasaya sürmüştü. 1990’ların sonlarında oyun içinden çıkan pokemonlar televizyonlarda yayınlanan bir çizgi filme dönüştürüldü.

 

Dünyada 120’den fazla ülkede gösterilen çizgi film, 90’lar çocuklarının unutulmaz çizgi filmleri arasına girmişti.

 

 

 

Warner Bros’un yapımcısı olduğubu yeni Pikachu filminde Pikachu’yu Ryan Reynolds seslendiriyor.

Çizgi filmde Ash Ketchum adlı karakterin ilk pokémonu olan Pikachu yalnızca adını söyleyebiliyor ve konuşamıyordu. Filmde ise karakter konuşabilmekte.

Devamı

Popüler