Bizi Takip Edin

ERKEK AKLI

Psikolojik tedaviyi yarım bırakmak

Umut Doğan Yıldız

-

 

Psikoterapi alan hastanın şu ya da bu sebeple tedaviyi yarım bırakması ise çok kötü durumlara sebep olabilir!

Psikoterapi için neden başvururuz? Bunun farklı gerekçeleri var ve ilk akla gelenler de zihinsel ve duygusal zorluklarla çevresel faktörler… Bir yakının kaybedilmesi, geçirilen bir kaza, tacize uğramak, mobbing gibi sebepler de psikoterapiye başvuru sebebi. Ayrıca kişiliğimizle ilgili yaşadığımız sıkıntılar, insanlarla kurduğumuz ilişkilerdeki açmazlar, bir takım gelişim bozukluklarının sebep olduğu sorunlar da bizleri psikoterapistlerin yanına sürükleyebiliyor. İdeal olan ise şu: Psikoterapi süresince belirlenen tüm hedeflere ulaşılana kadar ya da ziyaret edilen psikologla söz konusu hedeflere ulaşılamayacağı anlaşılana kadar tedaviyi sürdürmek… Örneğin köpeklerden korkuyorsunuz ve bu korkunuzu yenmek için psikoterapiye devam ediyorsunuz. Köpeklerden korkmadığınızı anladığınız an tedavi başarıyla tamamlanmış demektir. Aylarca psikoterapiye devam ettiğiniz halde köpek korkunuzda zerre azalma yoksa bu psikologla hedefe ulaşamayacaksınız demektir. Burada hemen bir açıklama yapmak gerekirse, psikologlar bu noktada diğer doktorlardan ayrılır. Çünkü bu karşılıklı diyaloğa dayanan bir tedavi yöntemidir ve her hasta da ilk başvurduğu psikoloğa kendine yakın hissedip diyaloğa giremez. Dolayısıyla öncelikli hedef, kendinizi yanında rahat hissedeceğiniz, diyaloğa girebileceğiniz, sorularını cevaplarken kendinizi sansürlemeyeceğiniz bir psikolog bulmaktır.

Birey-toplum etkileşimi

Peki, psikoterapi ne kadar sürer? Bu sorunun net bir cevabı yoktur ve bazı değişkenleri vardır. Örneğin hastanın problemi… Kuşkusuz köpek korkusunu yenmek ile taciz sebebiyle yaşanan travmayı yenmek aynı şey değildir ve süre değişecektir. İkinci olarak hastanın tedaviden beklentileri de sürenin değişkenlerinden biridir. Üçüncü olarak hastanın iyileşme isteği de süreyi belirler. Psikologlar, ellerinde sihirli değnekleri olan ve ilk seanstan sonra sizi bütün sorunlarınızdan kurtaracak birer büyücü değildir ve siz tedaviye isteksizseniz, alışkanlıklarınızdan vazgeçmeyecekseniz, psikoloğun önerilerini yerine getirmeyecekseniz tedavi de doğal olarak uzayacaktır.

Psikologlara genellikle aniden ortaya çıkan bir stres kaynağı söz konusu olduğunda başvururuz. Psikologlar da kaynağa ulaşmak için zengin bir donanıma sahiptir. Ancak şu da var: Toplum bireylerden oluşur ve toplumun ruh sağlığı ne kadar iyi ve dengeliyse bireyler de kendi içlerinde ruh sağlığı bakımından o kadar iyi durumdadır. Dolayısıyla sorun odaklı düşünmek, bireylerin ruh sağlığını olumsuz yönde etkiler. Bu noktada çözüm odaklı düşünmek gerekir. Sıkıntılar büyümeye başladığında ise sadece bir kişinin, yani psikoterapiye başvuranın değil, o ve onun çevresindeki kişilerin de durumdan etkilendiği unutulmamalı, sıkıntının yayılarak kitleleri etkileyebileceği göz önünde bulundurulmalıdır.

Psikoterapi nasıl etkili olur?

Psikologlar toplumda etkilenen kişileri bireysel ve/veya toplu olarak tedavi etmek için gereken desteği uygun şekilde kullanır. Bireysel olarak ele alınan kişilerin duygu durumlarının toparlanmasındaki sürecin yanı sıra verilen toplu eğitimler, yaptırılan uygulamalar, grup terapi şeklindeki paylaşımlar da sürecin sağlıklı olarak toparlanmasında yardımcıdır. Desteğin varlığı ne kadar çok kişi tarafından biliniyorsa çaresiz kalan ya da kendini çıkmazda hisseden de aynı doğrultuda yalnız olmadığını bilecek ve yardım zaman içinde daha da artacaktır. Bu da psikoloğun varlığını ve sürece olan hâkimiyetini önemli kılar.

Öte yandan terapi sürecinin de aşamalar halinde ilerlemesi gerekir. Çünkü psikologlar ihtiyacı olana ihtiyacı olduğu kadarını vermek durumundadır. Tüm destek bir anda verilirse pek çok önemli nokta atlanabilir. Bu da tedavinin aşama aşama ilerlemesini zorunlu kılar. Hasta belki içinde bulunduğu durumdan bir anda kurtulmak istediği için her şeyin hemen çözülmesini isteyecektir ancak bunun mümkün olmadığı hastaya özenle anlatılmalıdır. Zira kısa sürede elde edilen sonuçlar, psikoterapi söz konusu olduğunda sonuçtan çok “durumu kurtaran” tampon çözümlerdir ve tedaviye gelen kişi, çok daha ağır travmalarla geri gelecektir.
Psikoterapide bir diğer önemli nokta ise psikoloğa duyulan güvendir. Ancak yukarıda da değindiğimiz gibi bu biraz da kişisel bir tercih olabilir; hasta, kendi alanında uzman olan A psikoloğunun yanında kendini rahat hissedemez ve açılamaz da tecrübe ve bilgi birikimi açısından yolun başında sayılan B psikoloğu ile “elektriği tuttuğu” için çok daha rahat diyaloğa girer. Bu, psikoterapi açısından psikologlardan birinin “daha iyi” ya da “daha kötü” olduğu anlamına gelmez. Yine de güven, önemli bir aşamadır ve hem psikoloğa güvenmek hem de tedavide süreç yönetimini ona bırakmak gerekir. Burada esas olan “tedavi”dir ve hastanın psikoloğa yüklediği duygusal beklentilerle tedaviden sonuç beklemesi yanlıştır. Bu arada… Her psikoloğun uzmanlık alanı farklıdır ve bu sebeple her psikolog herkesi tedavi edebilir diyemeyiz. Örneğin bazı psikologlar madde bağımlılığı, yeme bozukluğu, şizofreni, ergen psikolojisi vb. alanlarda uzmanlaşmıştır.

Hemen vazgeçmeyin

Yanında rahat hissettiğiniz psikoloğu buldunuz, konusunda da uzman ve tedaviye başladınız… Artık ikinci aşamadasınız demektir. Bu noktada, psikoloğun değerlendirmelerine izin vermek ve engelleyici olmamak önemlidir. Çünkü psikolog, ön yargısız hareket eder ve sürecin yönetimi de bu yüzden psikoloğa bırakılmalıdır. Çözüm ve tedavi arayışı içinde de dürüst davranmak önemlidir. Bunun için gereken şey de karşılıklı güven atmosferinin oluşması, açık ve dürüst olmaktır… Bu aşamada en önemli nokta ise psikologdan herhangi bir bilgi saklamamaktır çünkü saklanan her bilgi, çözüm sürecini uzatacak hatta daha da kötüsü çözümü imkânsız hale getirecektir. Bilgi saklama noktasında ise hastanın kendisi kadar yakınlarının da sorumluluğu vardır. Hasta utandığı, bilinmesini istemediği vs. için psikoloğundan bilgi saklamaya kalkabilir ancak yakınları da bilgi saklaması yolunda baskı yaptığı taktirde hastanın durumu daha da çözümsüz hale sürüklenecektir. Örneğin hasta, aile içi cinsel taciz mağduru olabilir. Bu bilgiyi kendisi sakladığı sürece gerçeğe ulaşılma ihtimali küçük de olsa vardır ancak aile baskısıyla bu bilgiyi gizlemesi isteniyorsa durum içinden çıkılmaz hale gelecektir.

Tam da bu noktada bir hatırlatmada bulunmak gerekiyor: Psikologlar, sizin hayatınızın sırlarını öğrenmeye hevesli bir meraklı değildir. Sizi tedavi edebilmesi için o sırlara ihtiyacı vardır çünkü sizin iyileşmeniz için izlenecek yolu ancak her şeyi öğrendiği taktirde belirleyebilir ve ne yazık ki psikoterapilerin yarım kalmasındaki en önemli sebeplerden biri de “her şeyi anlatmamak”tır.

Tedaviden vazgeçecekseniz

Eğer herhangi bir sebeple tedaviden vazgeçmeyi düşünüyorsanız ilk yapacağınız şey bunu psikoloğunuza söylemek olmalı… Bu konuda da bir şey gizlemeyin ve ne düşünüyorsanız açıkça dile getirin çünkü sürece hâkim bir psikolog, tedavinizin hangi aşamada bulunduğunu da bilecek ve sizi buna göre yönlendirecektir. Dolayısıyla en “yapmamanız” gereken şey, aniden bir sonraki seansa gitmemektir. Tedavinizi yarıda bırakıyor olabilirsiniz, tam sonuç alma aşamasında süreci başa sarıyor olabilirsiniz, yarım kalacak bir terapiyle kendinizi çok daha kötü sonuçlara itiyor da olabilirsiniz. Psikoloğunuzla meseleyi tartışın ve o noktada neden bırakmayı düşündüğünüz konusuna odaklanın. Bu çok daha yardımcı olacaktır. Özetle, iyileştiğinize, psikoloğunuzun size yardımcı olmadığına/olamadığına vs. kendi başınıza karar vermeyin. Unutmayın ki uzman siz değilsiniz, psikoloğunuz.

Hastaların bir kısmının da “süreç çok uzadı” gerekçesiyle tedaviden vazgeçtikleri bir gerçek. Genel olarak bir süre vermek gerekirse fobi, anksiyete, depresyon vb. için gereken tedavi süresi üç ila altı ay arasıdır. Cinsel sorunlar, ilişkilerindeki problemler, kimlikleriyle ilgili sıkıntılar ve travmalar sebebiyle başvuranların tedavileri için süre vermek doğru değildir çünkü kimi birkaç ayda sonuçlansa da bazılarında tedavi yıllar sürer.

Continue Reading
Advertisement

ERKEK AKLI

Men’s Health Egzersizi: Total Body Shredder

-

Editör :

Kayakçılardan ilham alan bu egzersiz bütün vücudunu çalıştıracak.

 

 

Devamı

ERKEK AKLI

Torschlusspanik nedir?

Umut Doğan Yıldız

-

Torschlusspanik terimini daha önce duymadıysanız yazımızı okuyun.

Pazar akşamları anksiyete ve dehşet arası o his yavaşça içinize süzülür. Cuma akşamı bitmesi gereken çizelgeyi hala bitirmediniz. Ya da cumartesi günkü partiden sonra temizlik yapmadınız. Ya da köpeğinize banyo yaptırmadınız veya kendinize… Üstelik gece yarısına beş dakikanız var.

Bizim genelde deyimlerimizle ifade ettiğimiz hisleri Almanların tek bir kelimeyle anlatmak gibi esrarengiz bir yeteneği var; bu dehşet anına

Torschlusspanik diyorlar. Kelimenin doğrudan çevirisiyle, “kapı kapalı paniği”. Aslında bu, orta çağlarda gece çökmeden önce kale kapılarından güvenli bir şekilde geçememe korkusunu anlatıyor. Modern kullanımıyla, eyleme geçmek, başarmak, size sunulan veya kafanızda belirlediğiniz son teslim tarihlerine yetişmek için zamanınızın kalmamasından duyduğunuz korkuyu anlatıyor. Torschlusspanik, gereğinden fazla hırslı hazırlanmış haftasonu ev işleri listesi gibi önemsiz nedenlerle veya diyelim ki önemli bir toplantıya hazırlanmak için bir saatten az vaktiniz varken sohbet etmek için odanıza gelip gitmek bilmeyen patronunuzun sürpriz ziyaretiyle tetiklenebilir. Sıklıkla, bu hisle dolmanız için gereken tek şey, erteleme ve de eylemsizlikten doğan bir suçluluk duygusudur. (“Bu kadar karmaşık bir projeyi son dakikaya bırakmamalıydın!”) Veya daha büyük ölçekte, dikey bir kıyaslamayla, siz henüz hangi ipleri kullanacağınızı anlamaya çalışırken kendinizi neredeyse dağın zirvesinde olduğunu düşündüğünüz biriyle karşılaştırmanızdır.

Zamanınızın kalmadığına dair korkunuz ister kısa süreli ister daha büyük olsun, bu duyguyu geçersiz kılmanın yolları mevcut:

BU SAAT

Raporunuzu bitirmek, “acil” e-postalara cevap vermek ve haftalık halı saha etkinliğinize oyuncu bulmak için son bir saatiniz varsa, aynı anda üç görevle mücadele etmek akıllıca görünebilir. Ancak çalışmalar tersini kanıtlıyor: Birden çok görevi aynı anda yürütmeye çalışmak dikkat aralığınızı azaltır, stresi artırır ve her görevin daha uzun sürmesine yol açar. Bu nedenle, Duke Üniversitesi Fuqua School of Business’tan “multitasking”, yani çoklu görev yürütmeyi araştıran Jordan Etkin, işi basit tutmanızı söylüyor. Son teslim sürelerinize 60 dakika veya daha kısa zaman kaldığında:

1- YAPILACAKLAR LİSTENİZİ KIRPIN

Çok başarılı kişiler öncelik sırası konusunda acımasızdır, diyor Etkin: “Bir an durup düşünün, neyin en önemli olduğunu anlayın ve bunun üzerine çalışın.”

2- BU SAATE FARKLI AÇIDAN BAKIN

Duke araştırmacıları, sınava çalışan öğrencilerin bir saati 60 dakika olarak düşündüğünde saatin onlara daha uzun geldiğini, daha verimli hissettiklerini ve konunun daha ilgi çekici olduğunu düşündüklerini keşfetti.

3- ON YAVAŞ NEFES ALIN

Herkesin size stresli hissettiğinizde “karnınızdan nefes almanızı” söylediğini biliyoruz. Bu yanlış bir bilgi değil: Çok sayıda çalışma, derin nefeslerin sinir sisteminin stres treninde bir fren gibi çalışan kısmını etkinleştirerek işleri tamamlamak için yeterince odaklanmanıza yardımcı olduğunu gösteriyor. Diğer bir deyişle, bu nefesler baskı altında olduğunuzda daha az “Bunu başaramam” endişesiyle dolmanızı ve bir şeylerin üstesinden gelmekte daha başarılı olmanızı sağlıyor.

BUGÜN

Şimdi, elinizde 24 saat var. Kum saatinin üst kısmında hala kum varmış gibi hissetmenin püf noktası, meşgul olmayı yüceltmeyi bırakmaktır. Kültürümüz eyleme değer verir, bu nedenle öğle yemeği arası boyunca çalışmak daha verimli ve daha az suçlu hissetmemizi sağlar. Ancak sonu gelmeyen çalışma, bizi daha verimsiz kılar. Bunun yerine:

90 DAKİKALIK ARALIKLARLA ÇALIŞIN

“İnsanlar doğrusal bir şekilde çalışmak üzere programlanmamıştır,” diyor performans danışmanlığı firması Energy Project’in yönetici müdürü Andrew Deutscher. “Dalgalar gibi aralıklı vuruşlara göre yapılmışız.” Bu nedenle her 90 dakikada bir işten uzaklaşın; bunu yapan kişilerin odaklanma seviyesi, bir mola veren veya hiç mola vermeyen kişilerinkine kıyasla yüzde 28 daha yüksek.

DOĞANIN YARDIMINA İZİN VERİN

Doğal bir manzara yakalayın. 40 saniye boyunca çimenlik bir çatı katına bakan bir grup öğrenci, boş bir beton çatı katına bakanlara kıyasla daha yüksek konsantrasyona sahipti ve dikkat testinde daha az hata yaptı.

NEYİ GÖRMEZDEN GELECEĞİNİZİ BİLİN

Başkan Dwight D. Eisenhower, gece çökmeden işleri halletmek için “Eisenhower Kutusu” olarak bilinen yöntemi kullandı. Deneyin: Dört kutu çizin, iki tanesi diğer iki kutunun üstünde olsun. Her birine şunlardan birini yazın: Acil ve önemli günlük görevler, önemli ancak acil olmayan işler, acil ancak önemli olmayan işler, ne acil ne de önemli olanlar. Neyi göz ardı edeceğinize, daha sonraya bırakacağınıza, devredeceğinize veya hemen yapacağınıza karar vermek için kullanın.

BU YIL/BU ÖMÜR

Bu satırlar belki de aklınızdan geçmiştir: Ne çabuk mart geldi! Bir aile ya da girişim sermayesi şirketi kurmadan, karşı kültür devrim başlatmadan bu yaşa nasıl geldim? (Twitter’da 10.000 takipçiye bile hala ulaşamadım.) Bu, yapacak çok fazla şeyiniz olmasının verdiği geçici panikten daha derin bir düzeyde korku. Bu, kendi beklentilerinizi karşılayamamaktan kaynaklı anksiyetenin, bunlara ulaşmak için yeterince vaktinizin olmadığı hissiyle birleşmesidir. Bu hisle dolduğunuzda nefes alın ve:

DAHA BÜYÜK SORULAR SORUN

Sormanız gereken soru, hepsini nasıl bir araya sıkıştıracağınız değil, kendiniz için belirlediğiniz tüm o şeyleri neden yapmanız gerektiğini düşündüğünüz, diyor Austin, Texas Üniversitesinden Raj Raghunathan. İş unvanları ve kazanılan derecelerden oluşan bir hayat yerine, anlamlı bir yaşamın ne olduğunu yeniden düşünmenizi söylüyor.

DAHA ÇOK DIŞARI ÇIKIN

Arkadaşlarıyla haftada bir kereden daha fazla buluşan kişiler, hiç arkadaşı olmayan veya yılda yalnızca birkaç kez bir araya gelenlere kıyasla hayatlarından yüzde 27 daha memnun olmaya eğilimlidir.

AŞIRI DÜŞÜNMEYİN

Yapabileceğimiz şeylere dair pişmanlıklar da Torschlusspanik’i tetikleyebilir. Bunlar, yapmamız gereken şeylere dair (arkadaşınızın oğlunun düğününe gitmek gibi) pişmanlıklarımızdan daha uzun süre peşimizi bırakmamaya meyillidir, diyor Cornell psikoloğu Tom Gilovich. Bu nedenle, ekstra zaman harcayarak “ya öyle olsaydı” ve “keşke şunu yapsaydım” gibi şeylerle kendinizi yiyip bitirmeyi bırakın ve düşünmeden işe girişin. Sonuçta, kapı kapanıyor. Ancak geçmek için hala zaman var.

Devamı

ERKEK AKLI

Dambılla Sumo Squat ve bekleme

-

Editör :

Dambılla sumo squat hareketi nasıl yapılır öğrenmek istiyorsanız, videomuzu izleyin.

 

Devamı

Popüler

 

www.pilioo.com