Bizi Takip Edin

SAĞLIK

Kalori kısıtlaması ve aralıklı oruç

Umut Doğan Yıldız

-

 

Kalorilerin çetelesini tutmanın modası geçmiş ve yerini son model makrolar almış olabilir. Fakat iş kilo vermeye gelince mantıklı olan tek yöntem budur.

Antrenörlük mesleğinde en sık karşılaşılan soru (“Bugün kol çalışabilir miyiz?” sorusunun yanında), “Aralıklı oruç ve ketojenik diyet gibi trend olan beslenme düzenleri kilo kaybımı hızlandırabilir mi?” oluyor. Basitçe, evet. Fakat bütün bu diyetler işe yarıyorsa neden bir sürü diyet çeşidi var ve neden gelişmiş ülkelerde obezite oranı artıyor? Bunun da cevabı oldukça basit: Sonuçlar neredeyse her zaman geçici oluyor.

Birçok insan bu diyetlerin işe yaramasının ardında yatan karmaşık bir biyokimyasal neden olduğundan emin ancak gerçek bundan çok daha sıradan. Basit matematik: Kafadan yapabileceğiniz toplama ve çıkarma işlemleri gibi. Aralıklı orucu ele aldığımızda, yemek yiyebildiğiniz zamanı kafanıza göre sınırlayarak tek yaptığınız, belirli bir zaman aralığında tükettiğiniz kalorileri sınırlamak oluyor.

Benzer şekilde, bir yiyecek grubunu ya da bütün bir makro besini tüketmeyi keserek (1980’lerde bu düşman yağlardı; 1990’larda karbonhidratlar; şimdilerde ise et ve süt ürünleri…) kalori alımını azaltmış oluyorsunuz. Aktivite düzeyiniz belirli bir seviyede seyrediyorsa, kalori kaybı kilo kaybına dönüşecektir. Fakat zamanla, feda ettiğiniz gruba, “izin verilen” yiyecekler kategorisinden bir alternatif bulacaksınız ve bu kalori açığı kapanacak. Örneğin, “karbonhidratlar kötü olduğu için” öğle yemeğinizden kızarmış patatesi çıkarırsanız daha az kalori tüketecek ve kilo kaybedeceksiniz. Fakat birkaç hafta sonra öğle yemeklerinde hâlâ aç olduğunuzu fark edince patatesleri daha fazla etle telafi etmek isteyeceksiniz (sonuçta “proteinler iyidir”, değil mi?) ve verdiğiniz kiloları geri alacaksınız.

16:8 diyetinin de sorunu aynı. Akşam 18.00’den sonra yemek yememek, akşam atıştırmalıklarını kesmek ve kalori tüketimini azaltmak için kolay bir yoldur. Ancak sonrasında oluşacak açlığı önlemenin yolu saat 17.55’te bulabildiğiniz bütün atıştırmalıkları mideye indirmekse, kuralları uygulamış olsanız bile kilo almaya devam edersiniz.

Journal of Nutrition, Health and Aging’de yapılan bir çalışma aralıklı oruç ve kalori kısıtlaması diyetini karşılaştırdı ve ikincisini uygulayan kişiler ayda ortalama 1.25 kg kaybederken oruç tutanların miktarı sadece 473 gramda kaldı.

Bir konuya açıklık getirelim: Sağlıklı bir yaşam kalorilerden ibaret değildir. Vitamin, mineral, lif ve makrobesin dengesinden yoksun, düşük kalorili bir diyet, kendinizi iyi hissetmeniz ve sıkı egzersiz yapmanız konusunda size pek de yardımcı olmaz. Yine de, market tuzaklarından ve ünlülerin yemek kitaplarından kendinizi kurtarırsanız, yiyecekler ve kilo kaybı arasındaki ilişkinin basitçe kalorilerle tanımlandığını açıkça görebilirsiniz. Giren enerjiye karşılık çıkan enerji.

En başarılı diyet planı, sadık kalabildiğiniz plandır. Vegan olmak işinize yarıyorsa, vegan olun. Eğer paleo daha çekici geliyorsa, kasabınızı iyi seçin. Ancak asıl hedefiniz kilo kaybıysa, lütfen akşam yemeğinizin saat 18.00  ve 22.00 arasındaki farkı anladığını iddia etmeyin. Bu tamamen sayılarla ilgili bir oyun. Açık ve basit. Saymaya başlayın.

1- Diyetin uzun vadeye etkisi var mı?

Endocrine Society’e göre, diyet yapanların yüzde 74.1’i uzun vadede kilo kaybı sağlayamıyor ve devamlı bir kilo alıp verme döngüsüne düşüyor.

2- Yemek sıklığı ve kilo verme bağlantısı

British Journal of Nutrition’da yayımlanan yeme planları üzerine bir inceleme, yemek sıklığı ve zamanlamasıyla enerji dengesi – dolayısıyla kilo kaybı arasında hiçbir bağlantı bulamadı.

3- Aralıklı oruç ve faydaları

Kalori kısıtlaması yapmadan aralıklı oruç uygulamak, kilo kaybı sağlamasa bile sağlığınızı ve hastalıklara karşı hücresel direncinizi iyileştirebilir*.

SAĞLIK

Dünya Sağlık Örgütü 2019’daki tehditleri açıkladı

Umut Doğan Yıldız

-

Dünya Sağlık Örgütü, 2019 yılında dünyayı tehdit etmesi beklenen tehlikeleri açıkladı.

Dünya Sağlık Örgütü’nün hazırladığı rapora göre 1.6 milyar kişiyi etkileyecek tehditler arasında başta ekonomik daralma ve yetersiz beslenme geliyor.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), 2019 yılında insanlığı tehdit etmesi beklenen tehlikeleri bir rapor şeklinde açıkladı. WHO’nun raporuna göre zayıf ekonomi, kuraklık, küresel ısınma, yetersiz sağlık hizmetleri gibi pek çok farklı nedenden dolayı can kayıpları yaşanacak. Listede ayrıca hava kirliliği, insani krizler ve aşı olmayı reddeden insanlar da sağlık krizlerinin nedeni olarak gösteriliyor.

10 yıl sonra dünyanın hali ne olacak?

WHO, bundan 10 yıl sonra küresel ısınma nedeniyle ortaya çıkan kuraklık, yetersiz beslenme, aşırı sıcaklık ve ishal nedeniyle yılda fazladan 250 bin kişinin öleceğini düşünüyor. Ölüm sebepleri arasında ise başı, yüzde 70 ile diyabet, kanser ve kalp rahatsızlıkları çekiyor.

2019 yılında sağlığı tehdit eden etmenlerin sıralaması ise şöyle  

  1. Aşı olmaya karşı direnç/Aşı karşıtları
  2. Küresel grip salgını
  3. Hava kirliliği ve küresel ısınma
  4. Bulaşıcı olmayan hastalıklar
  5. Sağlıklı ve kaliteli yaşam koşullarından mahrum kalmak
  6. Mikroplara karşı dayanıklılık
  7. Ebola ve diğer ölümcül hastalıklar
  8. Yetersiz temel sağlık hizmetleri
  9. Dang hastalığı
  10. Aids (HIV)

Devamı

SAĞLIK

Buzdolabında bozulan besinler

Umut Doğan Yıldız

-

Buzdolabına girince bozulan ve hastalıklara neden olan besinleri sizin için sıraladık.

Besinler nasıl saklanır?

Kahve

Buzdolabının içerisindeki nemli ortam kahvenin tadını, yapısını ve görüntüsünü bozar. Kahve ışık görmeyen bir yerde oda sıcaklığında saklanabilir.

Sarımsak

Sarımsağı 2 gün boyunca dolapta bekletirseniz eğer bu onun bakteri üretmesini sağlayacaktır. Sarımsakları, güneş görmeyen bir yerde oda sıcaklığında saklayabilirsiniz.

Patates

Kesilmiş ancak kullanılmadan buzdolabına koyulmuş patatesler 1.günün ardından bozulur ve bu şekilde tüketilmesi, bağırsak problemlerine neden olabilir.

Reçel ve bal

Bu tarz besinler buzdolabında saklandığında organik içeriklerini kaybedelerler ve sadece şekerden ibaret bir yiyecek olarak kalırlar. Güneş görmeyeni kuru ve serin b,r yerde saklamakta fayda var.

Devamı

SAĞLIK

Anksiyetenin 7 işareti

Umut Doğan Yıldız

-

Anksiyete sadece panikataktan ibaret değildir. Anlamak için bakmanız gereken daha küçük ayrıntılar var.

Derleyen: Uğur Mutlu

Bir kişinin anksiyete bozukluğu yaşayıp yaşamadığını anlamak oldukça zordur. Herkesin duygularını sözlü olarak ifade etmeyi sevmediği gibi, birçok insan acılarını gizlemeyi tercih eder.

Zihinsel sağlık kuruluşu Mind tarafından yapılan bir araştırmada, 18-34 yaş aralığındaki kişilerin beşte dördü anksiyete problemi yaşadığında üzülmüyor gibi davrandığını söyledi. Ayrıca, çocuklar anksiyete sorunlarını yetişkinlerden farklı şekilde gösterebilir; bir ebeveynseniz bu işaretleri mutlaka bilmeniz gerekiyor. Bu yedi belirtiyle ailenizin, dostlarınızın ya da çalışma arkadaşlarınızın bu tarz bir sorunla boğuşup boğuşmadığını anlayabilirsiniz.

1- Fiziksel rahatsızlıklar

Anksiyete sıklıkla baş ve mide ağrısı gibi fiziksel sorunlara yol açar. Kişi panikatakla birlikte göğüs ağrısı ve nefes darlığı yaşasa da panikatak geçirdiğinin farkında olmayabilir. Öte yandan anksiyete, egzama gibi daha belirgin hastalıkları da beraberinde getirebilir.

Mind’ın bilgi yöneticisi Rachel Boyd, “Anksiyete bazı kişiler için ciddi bir hastalığı olabileceğine dair kaygılanma ya da fiziksel bir sorun yaşadığını düşünme şeklinde baş gösterebilir,” diyor.

2- Uyku bozukluğu

Anksiyete sorunundan muzdarip insanlar genellikle yorgun hissederler. Bunun nedeniyse vücutlarının aşırı derecede adrenalin üreterek onları kaç ya da savaş moduna sokmasıdır. Öte yandan, Anxiety UK’e göre, anksiyete sorunu yaşayan insanlar bunun etkilerini dikkat dağıtan etkenlerin daha az olduğu gece saatlerinde, uykuya dalma konusunda da görüyor.

Anksiyeteyle boğuşan insanların çok fazla uyuyabileceği gibi, uykuya dalma konusunda da problem çekebildiğini belirten Nightingale Hospital’dan Dr. Joanna Silver, “Kimileri gece defalarca uyanırken kimileri de kâbuslara ya da karabasana maruz kalabilir,” diyor.

3- Sürekli onaylanma isteği

Anksiyetenin etkileri hem fiziksel hem zihinseldir. Psikolojik semptomlar kaygı verici bir durumu tekrar tekrar düşünmek ve diğer insanların anksiyetenizi fark ettiğini hissetmek gibi rahatsız edici ve gergin hisler şeklinde kendini gösterebilir. Boyd, “Bu kişilerin sürekli onaylanmak istediğini ya da normalde iyi oldukları konularda daha güvensiz davrandıklarını fark edebilirsiniz,” diyor.

4- Yeme bozukluğu

Anksiyetenin pençesindeki insanlar beslenme alışkanlıklarında da değişiklik yaşayarak önceki hâllerinden daha az ya da daha çok yiyebilirler. Çocuklarda ise stresin bir sonucu olarak iştah kesilmesi, aşırı yeme ya da yedikten sonra kusma problemleri de görülebilir. Anksiyete seviyesi yüksek insanların genellikle iştahsızlık yüzünden yemek yiyemediğini ifade eden Dr. Silver, “Bazılarıysa endişelerini azaltabilmek için çok fazla yeme ya da kısıtlı beslenme yöntemlerine başvurur,” diyor.

5- Mükemmelliyetçilik eğilimi

Anksiyete problemi yaşayan bazı insanlar görünümü konusunda takıntılı hâle gelebilir ve “kusursuz” görünmek için kesenin ağzını açabilir. İş hayatında ise anksiyete sorunu yaşayan kişiler çok fazla mükemmeliyetçi olabilirken, bu doğrultuda verilen görevleri tamamlamaları uzun sürebilir. Anksiyete bozukluğu olan kişilerin genellikle doğal insanlardan hoşnut olan, detaylı düşünen, merhametli, akıllı ve sorumlu olma eğiliminde olan insanlar olduğu söylenebilir. Yani, bu davranışları mercek altına alarak herhangi bir artış olup olmadığını gözlemleyebilirsiniz. Anksiyetenin başka bir belirtisi ise takıntılı davranışlardır. Dr. Silver, “Aşırı temizlik ve kontrol çılgınlığı, sevdiğiniz bir kişinin anksiyeteyle boğuştuğuna dair daha az belirgin bir işarettir,” diyor.

6- Odaklanma güçlüğü

Anksiyete bozukluğu yaşayan bir kişi olumsuz olayları sık sık ve uzun uzadıya düşünmeye meyillidir. Bu durum da konsantrasyon kaybını beraberinde getirir. Anksiyete sorunu yaşayan kişileri işe sıklıkla geç kalmasından ya da normalde rahatlıkla yapabileceği bir işe odaklanma güçlüğü yaşamasından anlayabilirsiniz.

7- Sosyal izolasyon

Sevdiğiniz bir tanıdığınızın yapmayı sevdiği aktivitelerden uzak durduğunu ve yalnız başına daha fazla zaman geçirdiğini fark ettiyseniz, anksiyetenin işaretlerinden bir diğerini yakalamış olabilirsiniz. Kaygı bozukluğu yaşayan kişilerin bir şeylerden kaçıyormuş gibi hissedebileceğini ya da endişelendikleri durumları çözebilmek için çok fazla vakit ve enerji harcayabileceklerini söyleyen Boyd, “Sosyal anksiyeteden muzdaripseniz arkadaşlarınızla buluşmak, alışverişe çıkmak ve hatta telefonları açmak gibi anksiyetenizi tetikleyebileceğini düşündüğünüz durumlardan da uzak durmak istersiniz,” diyor

Devamı

Popüler

 

www.pilioo.com