Bizi Takip Edin

SAĞLIK

Kadınlar ve erkeklerde kalp krizi

Umut Doğan Yıldız

-

Kadınlar ve erkeklerde kalp krizi bulguları farklı mıdır? Kalp hastalığının tanısı nasıl konulur? Kalple ilgili merak ettiklerinizi açıklıyoruz.

Kadınlar ve erkeklerde kalp krizi bulgularında bazı farklılıklar var. Genellikle ilk bulgu göğüs ağrısıdır. Ancak özellikle ileri yaşlardaki kadınlarda kalp krizi, göğüs ağrısı yerine daha çok nefes darlığı şeklinde olabilir. Bu da kadınlarda kalp krizinin geç fark edilmesi ve geç teşhis edilmesi gibi riskleri beraberinde getirir. Ama temel olarak baktığımız zaman kalp krizinin ilk bulgusu göğüs ağrısıdır. Bazı hastalarda göğüs ağrısı yerine sol kol ağrısı ve çene ağrısı şeklinde de olabilir. Kadınlar, erkeklere göre birçok konuda farklılık gösteriyor. Özellikle menopozdan sonra kadınlarda kalp krizi riski daha çok artıyor.

Kalp hastalığının tanısı nasıl konulur? Erkek ve kadında tanı fark gösterir mi?

Kalp hastalığı tanısı konurken birçok faktör dikkate alınır. Özellikle “kalp hastalığı riski taşıyor mu?” buna bakmak lazım. “Bu risk faktörleri nelerdir?” diye sıralarsak; kişinin sigara içmesi, yüksek tansiyon, kolesterol, diyabet ve obezite gibi durumların olması, ailede erken yaşta kalp krizi geçiren kişilerin bulunmasını sayabiliriz. Saydığımız faktörlerden sigara başta olmak üzere üçünü ya da dördünü bir arada bulunduran kişilerde kalp hastalığı olma riski artar. Biz de bu kişilere tanı açısından öncelik veriyoruz. Erkek ve kadın arasında tanı açısından bir fark yok. Testleri sıralarsak; ilk olarak bir elektro çekildikten sonra kalp ultrasonu alınmasını isteriz. Ardından bir efor testi yaptırarak duruma bakarız. Bunların bir üst aşaması gerektiği zaman miyokardial perfüzyon sintigrafisi çekilmesini isteriz. Buradan aldığımız sonuçlar da şüphemizi destekliyorsa, o zaman koroner anjiyografinin sonunda kalp hastalığı tanısını koyarız.

SAĞLIK

Çiğ süt mü pastörize süt mü?

Umut Doğan Yıldız

-

Doğru bilinen yalanlar dosyasının ikinci bölümünde de genel kabul gören ancak bilimsel olarak yalanlanan gerçekleri sunuyoruz. Çiğ süt mü pastörize süt mü? PSA Testi önemli mi?

PSA Testi genç erkekler için hayat kurtarıcı?

Kaynağı

Prostat kanseri erkekler arasında en yaygın kanser türü ve ölümle sonuçlanma konusunda akciğer kanserinden sonra ikinci sırada. PSA testinin adı “prostat spesifik antijeni” tespitinden geliyor ve test, bu protein tipinin kandaki değerini ölçümlüyor. Yüksek değer, prostat kanserinin işareti olarak kabul ediliyor. 1994 yılında, Amerikan İlaç ve Gıda Dairesi (FDA) prostat kanseri semptomu göstermeyen erkeklere de rutin olarak uygulanmasını onayladı. Çok tehlikeli bir hastalığın tespiti için kolay ve girişimsel olmayan bir yöntem olması doktorların kolayca hastasına reçete etmesiyle sonuçlandı.

Gerçeği

PSA testinin bu kadar yaygın ve sık yapılması faydadan çok zarar veriyor. 2010’da New York Times’da yayınlanan başyazıda, PSA testini bulan doktor bile bu kadar çok uygulanmasını kâr odaklı bir halk sağlığı felaketi olarak adlandırdı. ABD’deki Preventive Services Task Force, 2012 yılında, sonuçların yüzde 80’inin yanlışlıkla “pozitif” çıktığı gerekçesiyle testin rutin yapılmasına karşı pozisyon aldı. Prostat kanseri olduğunu düşünen kişiler acılı biyopsi, ameliyat ve radyoterapi gibi gereksiz tedaviler görüyor. Uzmanlar, prostat kanseri operasyonu geçiren her 1000 erkekten beşinin bir ay içinde hayatını kaybettiğini, radyoterapi görüp operasyon geçiren 1000 erkekten en az 200’ünün idrar kaçırma, erektil disfonksiyon ve/ veya bağırsak problemleri gibi komplikasyonlar yaşadığını tahmin ediyor.

The American Urological Association -sigara bağımlılığı, aşırı kiloluluk veya aile geçmişi gibi risk faktörleri olmadığı sürece- 55 yaş altı erkekler için artık rutin PSA taraması tavsiye etmiyor.

Çiğ süt pastörize sütten daha sağlıklı mı?

Kaynağı

Bu düşüncenin ne zaman ve nerede başladığını tespit etmek güç, ama çiğ süt taraftarlarının günden güne arttığını söylemek güç değil. ABD’de 12 eyalet, süpermarketlerde çiğ sütün satışına izin verirken, Türkiye’de geçmiş yıllara oranla birçok küçük ve orta büyüklükte markette, şarküteri ve doğal ürünler satan dükkânlarda bulunabiliyor. Çiftliklerden internet üzerinden sipariş verilerek satın alınabiliyor. Pastörizasyon işlemi, sütün ısıl işleme tutularak zararlı bakterilerin öldürülmesinden oluşuyor, ancak çiğ süt destekçileri bu işlemin önemli besin öğelerini de öldürdüğünü iddia ediyor. Ayrıca pastörize süt ürünleri tüketmenin alerjik reaksiyon ve laktoz intoleransı gibi sorunlara yol açtığını da belirtiyorlar.

Gerçeği

FDA, çiğ sütün pastörize süt ürünlerinden daha faydalı olduğuna dair herhangi bir bilimsel bulgu olmadığını belirtiyor. Fakat işin doğrusu tam tersi: CDC verilerine göre, pastörize edilmemiş süt veya peynir gibi ürünler, (toplumun dar bir kesimi tarafından tüketilse de) süt ürünlerinden bulaşarak meydana gelen hastalıkların yüzde 96’sının kaynağını oluşturuyor. Bu da daha çok hastalık, hastane ziyareti ve sağlık harcamaları anlamına geliyor. Salmonella, E.coli ve listeriya gibi çiğ sütteki zararlı bakteriler, organ hasarına, düşük yapmaya, felce ve ölüme yol açabiliyor.

Devamı

SAĞLIK

Türkiye Avrupa’nın en obez ülkesi oldu!

Umut Doğan Yıldız

-

Dünya Sağlık Örgütü’nün 2018 verilerine göre Türkiye, Avrupa’nın en obez ülkesi olarak kayıtlara geçti.

Dünya sıralamasında ise 27. sıraya yerleştiğimiz obeziteyi, Okan Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Derya Fidan, anlattı.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından, Vücut Kütle İndeksi (VKİ) 30’un üzerinde olan kişiler “obez” olarak kabul edilirler.

Sanayileşmenin Etkisi Büyük!

Günümüzde sanayinin gelişmesi ile birlikte birçok hazır gıdaya ulaşım kolaylaşmış, küçük yaşlarda başlayan beslenme bozukluğuna bağlı obezite insidansı yükselmiştir. Düzensiz beslenmeye ek olarak, hareketsiz yaşantı, stres faktörünün günlük yaşantıda baskın olması gibi etkenler genetik eğilim ile birleştiğinde ne yazık ki kişinin genel sağlık durumunu tehdit etmeye başlıyor. Yetişkin erkeklerde vücut ağırlığının yüzde 15-18’i, kadınlarda ise yüzde 20-25’ini yağ dokusu oluşturmaktadır. Bu oranın erkeklerde yüzde 25, kadınlarda ise yüzde 30’un üstüne çıkması obeziteyi oluşturmaktadır. Günlük alınan enerjinin harcanan enerjiden fazla olması durumunda, harcanamayan enerji vücutta yağ olarak depolanmakta ve obezite oluşumuna neden olmaktadır.

Risk Faktörlerini Tanıyın

Obezitenin oluşmasında başlıca risk faktörleri vardır. Bunları sıralamak gerekirse; aşırı ve yanlış beslenme alışkanlıkları, yetersiz fiziksel aktivite, hormonal ve metabolik etmenler, sık aralıklarla çok düşük enerjili diyetler uygulama, kullanılan bazı ilaçlar (antideprasanlar vb), sigara-alkol kullanma durumu gibi etkenler başı çekmektedir.

Obeziteye Sebep Olan 4 Beslenme Hatası!

Obeziteye neden olan başlıca hatalı beslenme alışkanlıklarını sıralamak gerekirse;

  • Yemek yerken başka aktiviteler ile meşgul olunması; toplumumuzda çok sık karşılaştığımız yeme bozukluğu sebebidir. Dış uyaranların açık olması, televizyon karşısında yemek yeme, bilgisayarda çalışırken yemek yeme ve en çokta ebeveynlerin çocukları oyun parkında oynarken ya da televizyon karşısında iken doyma hissiyatlarının önüne geçerek ağzına yemek vermesi.
  • Akşam yemekten sonra karbonhidrat kaynağı besin tüketimine devam etmek; tatlı, hazır paketlenmiş ürün, çikolata, gazlı içecek ya da şekerli içecekler, yemek sonrası fazla miktarda meyve tüketimi bunlar arasında sayılabilir.
  • Normal ihtiyacın üstünde besin alımı; özellikle çalışan kişilerde sağlıklı besinler yerine fast-food tarzı enerji yoğunluğu yüksek besinlerin çok tüketilmesi, kızartılmış ve kavrulmuş besinleri sık tüketmek
  • Günlük su tüketiminin az olması, su yerine yüksek enerjili içeceklerin tercih edilmesi olarak sıralanabilir.

 Obezite, Tek Başına Mücadele Edebileceğiniz Bir Hastalık Değildir!

Obezitenin tedavisinde multidisipliner bir yaklaşımın baz alınması gerekmektedir. Hekim, diyetisyen, psikolog ve fiziksel aktivite denetiminde belki bir fizyoterapist ile gerekli adımlar tamamlanmalı, alışkanlıklar değiştirilmeye çalışılarak sağlık için yenmeli ve günlük egzersizler yapılmalıdır. Zira ne yazık ki obezite tek başına mücadele edebileceğiniz bir hastalık değildir.

Obez Bireyler Diyeti Gelir Geçer Bir Durum Olarak Görmemelidirler!

  • Obezite tedavisinde amaç, obeziteye ilişkin hastalık ve ölüm risklerini azaltmak, bireye yeterli ve dengeli beslenme alışkanlığı kazandırmak ve yaşam kalitesini yükseltmektir. Verilen kilolara ek, bireyler yaşam standartını değiştirmeyi de göze alabilmeli ve diyeti gelir geçer bir durum olarak nitelendirmeden hayat boyu sürdürülebilir beslenme alışkanlıkları edinmelidir. Bu durum böyle olmadığında ise ne yazık ki obez bireylerde kaybedilen vücut ağırlığı sıklıkla ve hızla geri alınmaktadır.
  • Kilo kaybeden bireylerin ancak yüzde 5’i ulaştıkları kiloyu koruyabilmekte, büyük bir çoğunluğu ise tekrar kilo almaktadır. Ayaküstü (fast-food) yenen karbonhidrattan ve rafine şekerden zengin, bitkisel liflerden fakir, aşırı yağlı beslenme şekli obeziteye yol açan önemli faktörlerden birkaçıdır.

Egzersiz Yapın

Obezitede beslenme tedavisi ve fiziksel aktivitenin artırılması ile birlikte davranış değişikliği tedavisi kesinlikle gereklidir. Beslenme tedavisi ve egzersizin davranış değişikliği tedavisi ile birlikte kullanıldığı “kombine tedaviler” hem ağırlık kaybını sağlamada hem de kaybedilen ağırlığın korunmasında büyük başarı sağlar. Obezite tedavisinde, egzersiz büyük önem taşır. Obez kişiler, genellikle az hareket etme eğilimindedirler. Ancak düşük kalorili diyetler ile birlikte çok ağır egzersiz programlarının uygulanması da doğru değildir. Maksimum kalp hızının yüzde 60-70 ne ulaşmayı sağlayan bir egzersiz programının 20-30 dakika, haftada 4-5 kez veya 45-60 dakika, haftada 2-3 kez uygulanması uygun olacaktır.

TV ve Bilgisayar Başında Yemek Yemeyin!

Kilo vermek amacı ile başvuran bir hastaya hazır bir diyet listesi verip bu listeye uyup kontrole gelmesini söylemek başarısızlıkla sonuçlanacaktır. Amaç hastanın yeme ve aktivitesiyle ilişkili alışkanlıklarında farkındalığı ve değişimi sağlamaktır. Çocuklar ve gençlerde fiziksel aktivite düzeyinin azaldığı, TV veya bilgisayar başında giderek daha fazla zaman geçirildiği bilinmektedir. Bu nedenle obezite ile sonuçlanabilecek bu tür yanlış alışkanlıklardan ve davranışlardan uzaklaşılması için birinci basamak hekimi mutlaka bu konu üzerinde durmalı ve bu konuya zaman ayırmalıdır.

 

Devamı

SAĞLIK

Sağlıklı bir yaşam için Kombucha

Umut Doğan Yıldız

-

Dünyada sağlıklı içeceğin yükselen trendi, fermente edilerek elde edilen Kombucha (Kombu çayı) Türkiye’de de adını duyurmaya başladı.

Samira Jovi ve Ezgi Dedebaş Uğur’un yaratıcısı olduğu ‘Kombu Culture’ markası bu yeni akımın Türkiye’deki öncülerinden.

Öyle bir çay düşünün ki, içerisindeki etkin maddeleriyle, vücudunuza anti oksidan ve anti-aging fayda sağlarken aynı zamanda da kendinizi dinç hissetmenize yardımcı olacak. Kombucha, Türkiye’de adını yeni duyurmaya başlasa da geçmişi çok eskilere, 19’uncu yüzyıla dayanıyor. Dünya genelinde yükselen bir trend haline gelen Kombucha şimdilerde ‘Kombu Culture’ ile Türkiye’de sağlıklı yaşam tutkunlarıyla buluşuyor. 

Filmi biraz başa sararsak Fizik Mühendisi Samira Jovi ve Gıda Mühendisi Ezgi Dedebaş Uğur bundan 8 yıl önce kendi tüketimleri için evlerinde bu içeceği üretirken, Kombucha’nın yurt dışındaki potansiyelini fark etmeleri üzerine Türkiye’de üretime başlama kararı alıyor. İstanbul’da yer alan üretim tesislerinde aylık ortalama 7500  şişe Kombucha üretiliyor. Kombucha’yı farklı aromalarla sunan Kombu Culture’da sadenin dışında, kuşburnu, böğürtlen, çilek, elma, armut ve zencefil-limon gibi çeşitler de bulunuyor. Bu lezzetler mevsim meyvelerinin dönemine göre farklılık gösterebiliyor.

Özellikle katkısız, raw food ve organik ürün satan dükkanlarda yerini alan Kombu Culture, aynı zamanda online satış kanallarında da satılıyor.

Samira Jovi  ve Ezgi Dedebaş Uğur’a göre, etkili probiyotik ve antioksidanlardan oluşan Kombucha’nın değeri içeriğindeki etken maddelerden kaynaklanıyor. Probiyotik etkisi ile Kombucha, sağlıklı bir bağırsak florası için  günümüzde vazgeçilmez içeceklerden olma yolunda ilerlemektedir. 

Kombucha nasıl üretilir?

Kombucha, maya ve bakterilerin simbiyotik ilişkisiyle oluşan “SCOBY’nın” şeker ve çayla fermentasyonuyla üretilen, hafif tatlı, gazlı ve asidik özellikte bir içecek. Simbiyotik bakteri ve mayalardan oluşan bu kültür çayın önemli içeriğini oluşturmaktadır.  Fermente edilerek hazırlanan Kombucha’nın üretim süresi mevsime bağlı olarak 12-25 gün arasında değişmekle birlikte ürünün soğuk tüketilmesi tavsiye ediliyor. 

Devamı

Popüler