Bizi Takip Edin

ERKEK AKLI

Duymak ve dinlemek arasındaki fark

Umut Doğan Yıldız

-

 

Duymanın anlamı kulağınıza gelen tüm sesleri algılamak anlamına gelirken dinlemek odaklanmayı, özellikle de anlatılanların anlamı üzerine yoğunlaşmayı gerektiriyor. 

Dinlerken sadece ne anlatıldığı ile değil konuşulan dilin nasıl kullanıldığıyla, mimiklerle ve jestlerle de bağlantı halinde oluyorsunuz. Farklı bir ifadeyle, sözlü ve sözsüz mesajların tümünü aynı anda alıyorsunuz ve dinlemek de asıl olarak tüm bu mesajları aynı anda alıp aynı anda değerlendirmeniz anlamına geliyor.

Aslında farkında olmasak da günlük hayatımızda dinlemeye geniş yer ayırıyoruz. Örneğin yetişkinlerin yüzde 70’i, iletişime ayırdıkları zamanın yüzde 45’ini dinlemeye, yüzde 30’unu konuşmaya, yüzde 16’sını okumaya ve yüzde 9’unu da yazmaya ayırıyor.

Peki, nasıl iyi bir dinleyici oluruz ya da dinleme becerimizi nasıl geliştiririz? Bunun için bazı ilkelere uymamız şart. Yalnız bunları “yapılacaklar” ya da “yasaklar” listesi gibi görmemek gerekiyor. Çünkü aşağıda okuyacaklarınızın asıl hedefi, dinleme ile ilgili olarak kendinizi, alışkanlıklarınızı ve neyi ne kadar yerine getirebildiğinizi gözden geçirmenizi sağlamak.

Dinlemenin 10 Altın Kuralı

İyi bir dinleyiciyi aynı zamanda etkili bir dinleyici haline getiren şey, sadece ne anlatıldığına değil ne anlatılmadığına ya da neyin kısmen anlatıldığına da hâkim olması… Bunun yanı sıra etkili bir dinlemenin de olmazsa olmazları var. Bunların en önemlisi ise hem konuşanın vücut dilini gözlemlemek hem de anlattıklarıyla vücut dili arasındaki zıtlıkları tespit etmek. Bir örnekle açıklamak gerekirse, diyelim biri size hayatındaki gelişmelerden çok mutlu olduğunu ve son zamanlarda yaşadıkları sayesinde her şeyin yoluna girdiğini anlatıyor ama aynı zamanda gözlerini sizden kaçırıp, dişlerini birbirine kenetliyorsa buradan şu sonucu çıkarabilirsiniz: Ya bir nedenle yalan söylüyor ya da anlattıklarının farklı bir anlamı var! Gelelim dinlemenin 10 kuralına…

1) Konuşmayı bırakın, yoksa karşınızdakini dinleyemezsiniz. Bu da karşınızda konuşanın sözünü kesmemeniz, itiraz edeceğiniz bir nokta varsa bile sözünü bitirmesini beklemeniz anlamına geliyor. Aynı şekilde konuşanın cümlelerini tamamlayarak ya da ortamdaki dikkatleri başka tarafa çekerek de konuşana engel olmayın.

2) Kendinizi dinlemeye odaklayın. Bunun için de rahatlamaya çalışın ve gevşeyin. Kendinizi konuşanın anlattıklarına odaklayın ve “Akşama yemekte ne var acaba?”, “Metroyu yakalasam bari”, “Ben bu ayki kredi kartı borcumu yatırmış mıydım?” gibi düşünceleri aklınızdan çıkarın.

3) Konuşanı destekleyin ve rahatlamasını sağlayın. Çünkü konuşmak her an herkesin kendini hazır hissettiği bir eylem değil. Öncelikle konuşacak kişinin ihtiyaçlarını ve kaygılarını gözden geçirin. Soluğunu tutması, iç çekmesi, derin nefes alması endişeli ya da tedirgin olup olmadığı yolunda size fikir verecektir. Aynı şekilde konuşmaya başladıktan sonra kekelemesi, heyecanlı tavırları ve ne diyeceğini unutması da heyecanının delilidir ve desteğe ihtiyacı var demektir. Göz teması kurun ancak gözlerinizi dikip bakmayın. Mimik ve jestleriniz de onu dinlediğinizi göstersin.

4) Dikkatinizi dağıtmayın ve söylenenlere odaklanın. Etrafa bakınmayın, masanızdaki kağıtları karıştırmayın, pencereden dışarıyı seyretmeyin ya da ellerinizle, tırnaklarınızla oynamayın. Çünkü bu hareketler konuşan kişiye alttan alta verilen “seni dinlemiyorum” veya “anlattıkların çok sıkıcı” mesajıdır.

5) Empati kurun, kendinizi konuşanın yerine koyun ve onun bakış açısını anlamaya çalışın. Olayları, gelişmeleri onun gözlerinden görmeye çalışın. Bu size önyargısız bir bakış açısı da kazandırır. Hatta konuşan, sizin hiç onaylamadığınız bir noktayı savunsa bile müdahale etmeyin ve bu noktayı daha sonra tartışın. Tartışırken de yine önyargısız kalmaya devam edin. Evet, siz kimsenin fikrini kabul etmek zorunda değilsiniz ama aynı şey karşınızdaki için de geçerli.

6) Sabırlı olun. Bazen konuşan kişi, aklını ve söyleyeceklerini toparlamak üzere uzunca bir mola verebilir. Bu, konuşmasını sonlandırdığı anlamına gelmez. Tam tersine bu uzun molayı kendiniz için kullanın. Neler anlattığını, anlattıklarının tutarlı ya da tutarsız noktalarını gözden geçirin. Konuşmacının tamamlamakta geciktiği, zorlandığı cümleyi asla onun adına tamamlamayın.

7) Kişisel önyargılarınızı bir kenara bırakın ve tarafsız kalmaya çalışın. Herkesin bir anlatma şekli farklıdır. Kimi sesini yükseltir, kiminin tiki vardır, kimi elinde tespih sallar. Kimi anlatacaklarını yürüyerek dile getirir; kimi çok utangaçtır yüzünüze bile bakmaz. Kiminin aksanı farklıdır ya da aynı dili konuştuğunuz halde betimlemeleri farklıdır. Bütün bunlar sizin dikkatinizi dağıtabilir ama anlattıklarını dinlemenize ve anlamanıza engel olmamalıdır.

8) Ses tonuna ve seviyesine dikkat edin. Çünkü iyi bir konuşmacı, hem ses tonunu hem de ses düzeyini en uygun şekilde kullanmayı bilir. Ancak karşınızdaki amatör bir konuşmacı olabilir ve bu da anlattıklarına odaklanmanızı güçleştirebilir. Kelimelere odaklanın ve konuşanın aslında ne demek istediğini anlamaya çalışın.

9) Fikirlere kulak verin, kelimelere değil! O yüzden size anlatılan her ne ise bir bütün olarak ona odaklanın, arada aklınıza takılan ifadelere ya da cümlelere takılmayın.

10) Sözsüz iletişimi de göz önünde bulundurun. Mimik ve jestlerin yanı sıra gözlerdeki ifade de önemlidir ve tümü de anlatılanlarla bağlantılıdır. Dolayısıyla birini dinlerken sadece kulaklarımızı değil gözlerimizi de kullanarak ek bilgiler elde etmeye çalışın.

Anlattıklarınızı Dinliyor mu?

İnsanların dinlerken tüm dikkatlerini karşılarında konuşana vermesi kadar önemli ancak hep göz ardı edilen bir nokta daha var: Dinleme konumunda olan kişinin de anlatılanları dinlemek istemesi gerekiyor. Ya da şöyle söyleyelim: Siz konuşurken karşınızdaki sizi dinliyor mu, bunu nasıl anlarsınız? Öncelikle şu işaretleri gösteriyor mu, dikkat edin:

· Sizinle göz teması kuruyor mu?
· Başını sizi onaylar ya da reddeder şekilde hareket ettiriyor mu?
· Arada “Evet”, “Hmm”, “Hı hı” gibi sesler çıkarıyor mu?
· Anlattıklarınız karşısında yüzünde şaşkınlık, sevinç, iğrenme gibi yüz şeklini ve bakışları değiştiren tepkilere rastlanıyor mu?
· Konuşmanıza herhangi bir ara verdiğinizde yüzünde “Anlatmayı neden kestin?” şeklinde bir merak işareti görüyor musunuz?
· Siz konuşurken sorduğunuz soruya (olumlu ya da olumsuz olması önemli değil) ilgili cevabı mı veriyor yoksa “Sen bilirsin”, “Sence?”, “Ben şimdi ne diyebilirim ki!”, “Neyse, sen devam et” gibi genel ve kaçamak cevaplar mı veriyor?

Continue Reading
Advertisement

ERKEK AKLI

Men’s Health Egzersizi: Total Body Shredder

-

Editör :

Kayakçılardan ilham alan bu egzersiz bütün vücudunu çalıştıracak.

 

 

Devamı

ERKEK AKLI

Torschlusspanik nedir?

Umut Doğan Yıldız

-

Torschlusspanik terimini daha önce duymadıysanız yazımızı okuyun.

Pazar akşamları anksiyete ve dehşet arası o his yavaşça içinize süzülür. Cuma akşamı bitmesi gereken çizelgeyi hala bitirmediniz. Ya da cumartesi günkü partiden sonra temizlik yapmadınız. Ya da köpeğinize banyo yaptırmadınız veya kendinize… Üstelik gece yarısına beş dakikanız var.

Bizim genelde deyimlerimizle ifade ettiğimiz hisleri Almanların tek bir kelimeyle anlatmak gibi esrarengiz bir yeteneği var; bu dehşet anına

Torschlusspanik diyorlar. Kelimenin doğrudan çevirisiyle, “kapı kapalı paniği”. Aslında bu, orta çağlarda gece çökmeden önce kale kapılarından güvenli bir şekilde geçememe korkusunu anlatıyor. Modern kullanımıyla, eyleme geçmek, başarmak, size sunulan veya kafanızda belirlediğiniz son teslim tarihlerine yetişmek için zamanınızın kalmamasından duyduğunuz korkuyu anlatıyor. Torschlusspanik, gereğinden fazla hırslı hazırlanmış haftasonu ev işleri listesi gibi önemsiz nedenlerle veya diyelim ki önemli bir toplantıya hazırlanmak için bir saatten az vaktiniz varken sohbet etmek için odanıza gelip gitmek bilmeyen patronunuzun sürpriz ziyaretiyle tetiklenebilir. Sıklıkla, bu hisle dolmanız için gereken tek şey, erteleme ve de eylemsizlikten doğan bir suçluluk duygusudur. (“Bu kadar karmaşık bir projeyi son dakikaya bırakmamalıydın!”) Veya daha büyük ölçekte, dikey bir kıyaslamayla, siz henüz hangi ipleri kullanacağınızı anlamaya çalışırken kendinizi neredeyse dağın zirvesinde olduğunu düşündüğünüz biriyle karşılaştırmanızdır.

Zamanınızın kalmadığına dair korkunuz ister kısa süreli ister daha büyük olsun, bu duyguyu geçersiz kılmanın yolları mevcut:

BU SAAT

Raporunuzu bitirmek, “acil” e-postalara cevap vermek ve haftalık halı saha etkinliğinize oyuncu bulmak için son bir saatiniz varsa, aynı anda üç görevle mücadele etmek akıllıca görünebilir. Ancak çalışmalar tersini kanıtlıyor: Birden çok görevi aynı anda yürütmeye çalışmak dikkat aralığınızı azaltır, stresi artırır ve her görevin daha uzun sürmesine yol açar. Bu nedenle, Duke Üniversitesi Fuqua School of Business’tan “multitasking”, yani çoklu görev yürütmeyi araştıran Jordan Etkin, işi basit tutmanızı söylüyor. Son teslim sürelerinize 60 dakika veya daha kısa zaman kaldığında:

1- YAPILACAKLAR LİSTENİZİ KIRPIN

Çok başarılı kişiler öncelik sırası konusunda acımasızdır, diyor Etkin: “Bir an durup düşünün, neyin en önemli olduğunu anlayın ve bunun üzerine çalışın.”

2- BU SAATE FARKLI AÇIDAN BAKIN

Duke araştırmacıları, sınava çalışan öğrencilerin bir saati 60 dakika olarak düşündüğünde saatin onlara daha uzun geldiğini, daha verimli hissettiklerini ve konunun daha ilgi çekici olduğunu düşündüklerini keşfetti.

3- ON YAVAŞ NEFES ALIN

Herkesin size stresli hissettiğinizde “karnınızdan nefes almanızı” söylediğini biliyoruz. Bu yanlış bir bilgi değil: Çok sayıda çalışma, derin nefeslerin sinir sisteminin stres treninde bir fren gibi çalışan kısmını etkinleştirerek işleri tamamlamak için yeterince odaklanmanıza yardımcı olduğunu gösteriyor. Diğer bir deyişle, bu nefesler baskı altında olduğunuzda daha az “Bunu başaramam” endişesiyle dolmanızı ve bir şeylerin üstesinden gelmekte daha başarılı olmanızı sağlıyor.

BUGÜN

Şimdi, elinizde 24 saat var. Kum saatinin üst kısmında hala kum varmış gibi hissetmenin püf noktası, meşgul olmayı yüceltmeyi bırakmaktır. Kültürümüz eyleme değer verir, bu nedenle öğle yemeği arası boyunca çalışmak daha verimli ve daha az suçlu hissetmemizi sağlar. Ancak sonu gelmeyen çalışma, bizi daha verimsiz kılar. Bunun yerine:

90 DAKİKALIK ARALIKLARLA ÇALIŞIN

“İnsanlar doğrusal bir şekilde çalışmak üzere programlanmamıştır,” diyor performans danışmanlığı firması Energy Project’in yönetici müdürü Andrew Deutscher. “Dalgalar gibi aralıklı vuruşlara göre yapılmışız.” Bu nedenle her 90 dakikada bir işten uzaklaşın; bunu yapan kişilerin odaklanma seviyesi, bir mola veren veya hiç mola vermeyen kişilerinkine kıyasla yüzde 28 daha yüksek.

DOĞANIN YARDIMINA İZİN VERİN

Doğal bir manzara yakalayın. 40 saniye boyunca çimenlik bir çatı katına bakan bir grup öğrenci, boş bir beton çatı katına bakanlara kıyasla daha yüksek konsantrasyona sahipti ve dikkat testinde daha az hata yaptı.

NEYİ GÖRMEZDEN GELECEĞİNİZİ BİLİN

Başkan Dwight D. Eisenhower, gece çökmeden işleri halletmek için “Eisenhower Kutusu” olarak bilinen yöntemi kullandı. Deneyin: Dört kutu çizin, iki tanesi diğer iki kutunun üstünde olsun. Her birine şunlardan birini yazın: Acil ve önemli günlük görevler, önemli ancak acil olmayan işler, acil ancak önemli olmayan işler, ne acil ne de önemli olanlar. Neyi göz ardı edeceğinize, daha sonraya bırakacağınıza, devredeceğinize veya hemen yapacağınıza karar vermek için kullanın.

BU YIL/BU ÖMÜR

Bu satırlar belki de aklınızdan geçmiştir: Ne çabuk mart geldi! Bir aile ya da girişim sermayesi şirketi kurmadan, karşı kültür devrim başlatmadan bu yaşa nasıl geldim? (Twitter’da 10.000 takipçiye bile hala ulaşamadım.) Bu, yapacak çok fazla şeyiniz olmasının verdiği geçici panikten daha derin bir düzeyde korku. Bu, kendi beklentilerinizi karşılayamamaktan kaynaklı anksiyetenin, bunlara ulaşmak için yeterince vaktinizin olmadığı hissiyle birleşmesidir. Bu hisle dolduğunuzda nefes alın ve:

DAHA BÜYÜK SORULAR SORUN

Sormanız gereken soru, hepsini nasıl bir araya sıkıştıracağınız değil, kendiniz için belirlediğiniz tüm o şeyleri neden yapmanız gerektiğini düşündüğünüz, diyor Austin, Texas Üniversitesinden Raj Raghunathan. İş unvanları ve kazanılan derecelerden oluşan bir hayat yerine, anlamlı bir yaşamın ne olduğunu yeniden düşünmenizi söylüyor.

DAHA ÇOK DIŞARI ÇIKIN

Arkadaşlarıyla haftada bir kereden daha fazla buluşan kişiler, hiç arkadaşı olmayan veya yılda yalnızca birkaç kez bir araya gelenlere kıyasla hayatlarından yüzde 27 daha memnun olmaya eğilimlidir.

AŞIRI DÜŞÜNMEYİN

Yapabileceğimiz şeylere dair pişmanlıklar da Torschlusspanik’i tetikleyebilir. Bunlar, yapmamız gereken şeylere dair (arkadaşınızın oğlunun düğününe gitmek gibi) pişmanlıklarımızdan daha uzun süre peşimizi bırakmamaya meyillidir, diyor Cornell psikoloğu Tom Gilovich. Bu nedenle, ekstra zaman harcayarak “ya öyle olsaydı” ve “keşke şunu yapsaydım” gibi şeylerle kendinizi yiyip bitirmeyi bırakın ve düşünmeden işe girişin. Sonuçta, kapı kapanıyor. Ancak geçmek için hala zaman var.

Devamı

ERKEK AKLI

Dambılla Sumo Squat ve bekleme

-

Editör :

Dambılla sumo squat hareketi nasıl yapılır öğrenmek istiyorsanız, videomuzu izleyin.

 

Devamı

Popüler

 

www.pilioo.com