Bizi Takip Edin
Men's Health Türkiye

Men's Health Türkiye

Aşk nedir, ideal aşk var mıdır?

ERKEK AKLI

Aşk nedir, ideal aşk var mıdır?

-

 

Aşk nedir? Bir masal mı, hayal mi yoksa “ben yaşadım” diyebileceğiniz bir gerçek mi? Ya hangisi aşk?

Derleyen: Zekiye Yaraş Meriç

Sonu illa ki kötü biten, ayrılan, ölümde birleşen âşıkların yaşadıkları mı yoksa elli yıl (hatta bazen daha fazla) aynı yastığa baş koyanlarınki mi? Aşkı farklı bir bakış açısından tanımlamaya hazır mısınız?

Kime sorsanız aşk için “bir duygudur” diyecektir. Oysa artık genlerimizde bulunan ve birkaç nesil önceden taşıyıp getirdiğimiz hastalıkları öğrendiğimiz bir çağda aşkın da bilimsel açıklamaları olması kaçınılmaz. Kimi, gerçek aşkı unuttuğumuzu; günü, deyim yerindeyse koştura koştura yaşadığımız için aşk gibi narin titreşimlere hayatımızda yer bırakmadığımızı; yine âşık olduğumuzu ama bunu o romanlarda, öykülerde anlatıldığı gibi yoğun yaşayamadığımızı, modern çağın aşkı öldürdüğünü, bizi içinde eze eze yoğuran yaşam koşullarının aşkı yaşamak için bize fırsat bile tanımadığını söyleyecek… Kimi de sadece kullandığımız alet edevatın değil, genel anlamda bizlerin de dijitalleştiğini, konuşmaktansa mesaj attığımızı, kimseye öyle upuzun zamanlar ayıracak halde olmadığımızı, gerçek aşkı da bu yüzden kaybettiğimizi söyleyecek. Kimi de önceliklerimiz olduğunu hatırlatacak. Kurduğumuz düzeni korumak zorunda olduğumuzdan, bu düzeni zaten çok zor ayakta tuttuğumuz için aşk gibi getirisi-götürüsü belli olmayan duygular uğruna harcayamayacağımızdan dem vuracak. Kimi de bunların tümüne karşı çıkacak: “Aşk o kadar ucuz mu? Kutsal bir duygu o bir kere. Allah’ın lütfu. Herkes âşık olamaz. Âşık olamayan, aşktan korkan konuşmasın!” diyecek. Diyecek ama sevgilisiyle çıktığı akşam yemeğinde hem kendisi hem sevgilisi, birbirlerinin gözlerinde kaybolmak yerine sosyal medya hesaplarını en az beşer kez kontrol edecek… Onu suçlamanın âlemi var mı? Ya da soruyu şöyle soralım: Çıkılan bir akşam yemeğinde, partneriyle arasına telefon konuşmaları, mesaj ya da sosyal medya kontrolleri girmeyeniniz var mı?

Aşkın yapıtaşı: Güven!

Tam da bu noktada belki de güven duygusunu masaya yatırmak gerekiyor. İnsanlık kadar eski bir gerçek: Güven, insanoğlunun en temel ihtiyaçlarından biri! Hiç durmadan yanında kendini iyi hissedeceği, hesapsız kitapsız olabileceği, tüm maskelerden arınmış olarak karşısına çıkabileceği birini arama sebebi de bu. Gerçi şu da var; kimse sıfır güvenle hayatta var olamaz, illa ki güven duyduğu birileri hayatına girmiştir. Bu bazıları için annesi, babası, bazıları için ailesi, bazıları için akrabaları ya da arkadaşlarıdır. Aşkta aradığımız güven de buna benzer çünkü güven, gerçek aşkın ağırlık merkezidir. Güvenin olmadığı, yaşanmadığı ya da rafa kaldırıldığı bir aşk da “anlık” veya “kısa süreli” olmaktan kurtulamaz. Geride bize bomboş avuçlar, yaralı bir yürek, biraz intikam duygusu ve engin bir güvensizlik denizinde çabalama zorunluluğu kalır. Bu yüzden, gerçek bir aşk söz konusu ise eğer, tüm güven problemlerini de aşmış olmamız gerekir.

Ya duygular? Duyguların bizi yönlendirdiğine kuşku yok. Hatta bu yönlendirme bazen öyle farklı boyutlarda gerçekleşir ki Yeşilçam filmlerindeki gibi zengin kız-fakir delikanlı aşkları gözlerimiz önünde yaşanmaya başlar. Ya da şekil değiştirir, kıskançlık olarak ortaya çıkar ve sakin ve biraz da sıradan hayatımızdan sıyrılıp paranoyakça sevdiğimizi takip etmeye başlarız. Aşk biraz da böyle yaşanır: Tek bir girişi olan mağaramızdan aşk sayesinde çıkarız. Kabuğumuzu kırar, yüreğimizi kendi ellerimizle (bazen hiç tanımadığımız) o kişiye teslim ederiz.
Madem duygular bizim kabuğumuzu kırıp bizi gün ışığına hatta bulutların üzerine çıkarıyor, peki o insan kim, âşık olduğumuz o “özel” insanı neye göre, hangi kriter doğrultusunda seçiyoruz! Belki asıl soru şu: Onu nerelerde aramalıyız?

Aşkı aramak

Dünyayı yeniden keşfetmeye gerek yok zira karşı cinsten iki kişinin nerelerde tanışacağı belli. Bu aynı mekânın müdavimliği olabilir, aynı işyerinde çalışmak, aynı spor salonuna devam etmek, aynı mahallede oturmak hatta sabahları işe giderken aynı otobüste o upuzun yolu kat etmek de olabilir. Bunlar işe yaramadı mı? Sizi birbirinize uygun gören ortak arkadaşların çabaları olabilir. Yalnız, bu noktada bilim insanları farklı düşünüyor. Onlara göre bir ilişkinin başlamasından biyolojimiz sorumlu! İddia o ki kişinin yaydığı görsel, akustik ve hormonal sinyaller karşı tarafın algısında etki yaratınca “aşk” ortaya çıkıyor ve âşık oluyoruz. Evet, aşkın bilimi ve mantığı bunu buyuruyor ama kim aşkta mantık arar ki?..

Belki de ruhumuza eğilmemiz ve aşkla ilgili gerçekler için orada birkaç tur atmamız gerekiyordur. Evet, (her ne kadar aşkın içine akıl, mantık vesaire katmak yanlışsa da) bu daha akla yakın görünüyor. Çünkü devamı şöyle: Çocukluktan bugüne kadar yaşanan her türlü deneyim, kişinin gelecekteki arayışını şekillendirdiği için, örneğin çocuk hep annesiyle bir aradaysa, gelecekte annesine benzer bir kadın aramaya başlıyor. Bunun nedeni de her insanın, kendi içinde “eksiksiz ve benzersiz” olarak nitelediği anne sevgisine benzer bir sevginin özlemini çekmesi. İyi de, ya kızlar? Panik yok, onlar da baba sevgisiyle hareket ediyor. Muhalefete devam edelim: Ya anne bırakıp gitmişse, baba alkolikse; (bu kadar kötü yürekli olmaya gerek yok diyorsanız) ya anne ya da baba daha doğmadan önce ölmüşse, hiç olmamışsa hayatımızda?.. Bilim insanları bu kez de, kiminin o sevgiyi aradığını kiminin ise tersini aramaya yöneldiğini öne sürüyor. Değişmeyen şu: Kişiler hep mükemmeli ve en iyisini arıyor! Ancak bu da kişileri ilişkilerde yanlış seçimlere sürüklüyor. Çünkü ya “annemiz-babamız gibi zannettiğimiz” kişilere yöneliyoruz ya da olmak istediğimiz kişiye benzer sevgililer seçiyoruz. Kendimize kurduğumuz hayallerdekine ya da kendimize benzeyen aynalar arıyoruz. Bu noktada işin içine “idealleştirmek” giriyor ki o da başka bir konu…

İdeal aşk var mı?

İdealleştirmek ya da idealize etmek de aşkın temel taşlarından biri… İlişki aşk temelliyse, kendimizi mutlu ve bulutların üzerinde hissediyorsak, karşımızdaki, yani âşık olduğumuz kişi sıradan olabilir mi hiç, elbette “ideal” olacak, öyle değilse bile biz onu idealleştireceğiz, mükemmelleştireceğiz. Böylece tüm endişelerimizden sıyrılmış olacağız. Hatta mutluluğumuz, karşımızdaki kişinin ne kadar mükemmel olduğuyla doğru orantı içinde olacak! Gelin görün ki, böyle bir aşk maalesef uzun soluklu olmayacak çünkü gerçekler er geç karşımıza çıkacak. “Hepsini sineye çekerim, ben onu, yalnız onu seviyorum” diyorsanız dikkat! Siz âşık değil kara sevdalısınız ve bu duygu hem size hem karşınızdakine ciddi zarar verebilir. Bunun anlamı da duygularınızın kontrolünü kaybedebilirsiniz demektir. Size küçük bir öneri: Kimse duygularının kontrolünü kaybetmekten hoşlanmaz! Siz de hoşlanmayacaksınız ve bu (aşka demeyelim de) kara sevdaya veda edeceksiniz. Çünkü her şeyi tek taraflı yaşıyorsunuz…
Duyguların kontrolünü kaybetmek çift olabildiğiniz zaman “iyi” ya da “güzel” bir şey elbette… Çünkü duygular kontrolden çıktığında tutkular dizginleri ele geçirir ve libidoya bağlı olarak yükselen; hayatı, ilişkiyi ve zevki canlı tutan bir dinamik ortaya çıkar. İşte size tam teşekküllü bir aşk! Neden? Çünkü romantik ilişkilerde, kişiler “bir bütün” olma eğilimi gösterir, sen-ben ayrımı ortadan kalkmaya meyleder ve tek vücut olma arzusu tavan yapar…

Aşkın ortamı kalabalık

Bir ve bütün olmanın en somut (ya da en ideal) hali de evlilikler olsa gerek… Yukarıda da değindik, erkekler de kadınlar da sevgilisiyle evlenmeyi düşünmeye başladığında, onda kendi ailesinin iyi ve kötü yanlarını aramaya başlıyor. Bilim bu noktayı şöyle açıklıyor: Evlenilecek insan anne-baba figürü değildir; daha çok anne-babamızı kendi bilinçdışımızda nasıl konumlandırdığımızdır! Haydi bakalım, şimdi bu ne demek? Daha anlaşılır açıklaması şu: Kişi aşk adına her ne hissediyorsa hayal ile (yaşadığı aşk) gerçek (anne-babamızın gerçekliği) arasına yerleştiriyor ve bu sayede bir noktadan diğerine geçebiliyor. Zaten biraz da bu yüzden aşk denen şey iki kişi arasında değil iki kişi ve onların arkasındaki güruh arasında yaşanıyor. O güruh öyle kalabalık ki… Anneniz, babanız, sevgiliniz, onun annesi, babası hatta anaokulundaki ilk aşkınızdan lisedeki platonik aşkınıza kadar geçmişten bugüne duygusal yaşamınızda etkisi olan herkes yanınızda! Zaten küçük bir kıvılcım uzun süreli bir aşka dönüşmüyorsa sebebi de bu.
Bir de zamanlama konusu var. Öyle ya, belki de hayatınız aşkı ile her gün karşı kaldırımlarda ama aynı yöne doğru yürüyorsunuz ve haberiniz bile yok. Bazen işten başınızı kaldıramadığınız için onu tanıyamıyorsunuz, bazen ailenin bütün yükünü siz sırtladığınız için etrafa bakamıyorsunuz, bazen önceki aşklardan kalan kalp kırıkları hâlâ yüreğinize battığı için bazen de bütün suçu kendinize attığınız için… Ama itiraf edin: İçinizde hep bir umut var! Olmalı da zaten çünkü malum, aşkı siz bulmazsınız, aşk gelir, sizi bulur!

Aşk hayattır!

Gelip sizi bulan aşka sobelendiğinizde hesaba katmanız gereken üç şey var: Âşık olduğunuz kişi, siz ve ilişkiniz. “Gerisi teferruat” diyenler kadar bunu kısıtlayıcı bir çember olarak görenler de var elbette. O zaman şöyle yapalım: Kendimize, sevgilimize ve ilişkimize değer verelim ama biraz özgürlük ve farklılığa da hayır demeyelim, nasıl olur? Hmmm, mantıklı (bakın yine mantık dedik) ama kişilerin aşkı yaşama ve arzuyu tetikleme şekli de farklı bir yandan. Kimi ikili ilişkileri “romantik bir sözleşme” olarak tanımlıyor. Üstelik bu, her türlü romantik ilişki için de geçerli olabiliyor: Evli çiftler, birlikte yaşayanlar, ilk eşinden çocuğu olup yeni bir ilişkiye başlayanlar vesaire vesaire, aklınıza ne gelirse… O zaman yapılacak olan şu: Aşkınızı ifade etmek için hem özgün hem de özgür olun! Aşkınızı tüm sadeliği ve en somut haliyle dile getirin gitsin. Değil mi ki insanlar o ilişkiden bu ilişkiye koşuyor, bazen aynı anda birçok ilişki yaşıyor, her seferinde “bu daha farklı” diyor ama hep aynı hataları tekrarlıyor ve umut edip kaçtığı her ne varsa gidip yine aynı çıkmazda kayboluyor; o zaman siz niye “Seni seviyorum” ya da “Sana aşığım” sözcükleriyle kodlanmış o bir çift kelimeyi karşınızdakine söylemekten çekiniyorsunuz? Hem… aşkta çekinmek, korkmak, utanmak var mı ki? Reddedilebilirsiniz, evet, bu mümkün. Ama gönül sizin, onda (aslında sizde tabii ki) bu kapasite varsa şöyle düşünmek daha iyi sanki: “Benim aşkım bu değil! Aramaya devam…”
Leo Buscaglia’dan yazılacak bir son söz, buraya çok yakışır bence: “Aşk hayattır. Aşkı ıskalarsanız, hayatı ıskalarsınız!”

Continue Reading
Advertisement

ERKEK AKLI

Mango Erkeği Hugo Sauzay’dan tavsiyeler

-

Mango erkeği Hugo Sauzay, merak edilenleri yanıtladı. İşte onun tavsiyeleri.

1- Sen bir modelsin ama aynı zamanda bir iç tasarım şirketine sahipsin. Bu iki alanın ne kadar bağlantılı olduğunu düşünüyorsunuz?

Seyahatler ve toplantılardan besleniyorum, moda ile yaptığım için şanslıyım. Bana farklı kültürlerle, insanlarla ve farklı yaşam biçimleriyle tanışma şansı veriyor. Ne zaman başka bir yerde çekim yapsam, mimari detayların fotoğraflarıyla dolu telefonumla birlikte geri dönüyorum. Yaratıcı insanlarla çalıştığımız için şanslıyız ve onları kreatif süreçte izlemek büyük bir ilham kaynağı. Mimarlıkta olduğu gibi modada da hikaye anlatıcılığı önemlidir. Global bir proje sahip olmak için daha önce yapılan tüm çalışmalar esastır. Sadece kolay bir final görüntüsü değil, zamanın ötesinde bir proje yapmaya çalışıyorsunuz.

2- Katıldığınız projeleri nasıl seçersiniz? Dikkat ettiğiniz ana faktörler nelerdir?

En önemlisi projenin temelindeki insanlar. Moda olmak istemeyen ama doğru bir proje yaratmak isteyen biri.

3- Genç erkek ve kadınlara kendilerine daha güven duymaları için ne önerirsiniz?

Farklılıklara açık kalmak ve ilgi yarattıklarını anlamak. Hoşgörü dışında daha iyi bir yol olmadığını anlamalılar. En önemli şey, senin tutkularını yaşaman ve inanman.

4-Kendi tarzını nasıl tarif edersin ?

Klasik ve sade bir stilim var. Koyu jean, beyaz tişört bir tür üniforma. Kazak ve paltolar için güzel kumaşlara dikkat ediyorum.

5- Mango erkeği ne tür bir erkek?

Mango erkeği modern ve kendinden emin.

6-  Kampanya çekimi sırasında Mango ile olan deneyiminizden bahseder misiniz?

İskoçya’da tipik bir yağmurlu gün boyunca çekim yapıyorduk ancak arkadaş canlısı bir ekip tarafından ısındık. Çekimde hissetmedim, yeşil tarlalarla çevrili bir kalede, koyun ve atlarla dolu nehirlerde arkadaşlarımla daha fazla zaman geçirdim. Muhteşem bir yerdi. Arkadaşlarla rüya gibi bir hafta sonu oldu.

Devamı

ERKEK AKLI

Meditasyon yapmanın etkileri

-

Meditasyon yapmanın sağlığımıza ve ruhumuza etkileri nelerdir?

DERLEYEN: ZEYNEP İLAYDA ZAFER

Birçoğumuz daha çok burpee yapmak, kombucha’mızı evde hazırlamak ya da kolayca ketozise girebilmek gibi hedefler koyup, yolun daha yarısına gelmeden bunlardan vazgeçiyoruz.

Bunların yerine, size fazlasıyla gerçekleştirilebilir bir çözüm önermeme izin verin: Bir ay boyunca, haftada birkaç gün, sadece bir dakikalığına meditasyon yapmayı deneyin.

Sağlıklı alışkanlıklar edinmek zordur ve hedeflerimizi gerçekleştirme isteğinin azalarak bitmesinin bir nedeni var. Başarısızlığa programlanmış olabiliriz. Evrim bize hayatta kalmaya odaklanmış bir beyin miras bıraktı, uzun vadeli sağlık planlamasına yatkın olan bir beyin değil. Doğal seçilim bizi tehditleri algılamak, yiyecek ve eş bulmak için hazırladı, düzenli diş ipi kullanmak için değil. Size bu mütevazı ve bir ay sürecek olan teklifi yapmamın sebebi ise evrimin bu yönüne meydan okuduğumuz gerçeği. Bu konuda iki şey işinizi oldukça kolaylaştıracak:

İlk olarak, her gün meditasyon yapmaktansa haftada birkaç gün yapmak iyi bir hedef. Tutarlılık meyvesini verecektir: Ne kadar sık meditasyon yaparsanız işiniz o kadar kolaylaşır ve faydaları daha derin ve kalıcı olur. Fakat bir günü atlarsanız, içinizdeki eleştirmen başarısız olduğunuz konusunda canınızı sıkmaya fırsat bulamayacaktır. O yüzden bu yaklaşıma “neredeyse her gün” diyorum. Bu yaklaşımın özelliklerinden biri olan ve davranış değişikliği araştırmalarında ana noktalardan biri olan “psikolojik esneklik”; meditasyon pratiği, yeni bir spor salonu rutini ya da Esperanto öğrenmek gibi kalıcı bir alışkanlık edinmenize yardımcı olabilir.

İkincisi, bir dakika gerçekten çok ama çok kısa bir zaman dilimi. Bir dakikalık bir teklif rahatsız edici bir taahhüt gerektirmiyor. Dahası, rahatça ölçülebilir bir aralık. Bir dakikalık bir meditasyondan sonra, insanlar genellikle kendi kendilerine, “Zaten bir dakikaya ulaştım, biraz daha devam edebilirim,” diyor. Meditasyon hocası Cory Muscara’nın da açıkladığı üzere, bu çok önemli bir nokta çünkü “dışsal” bir motivasyondan (yapmak zorundaymışsınız gibi hissettiğiniz için meditasyon yapmak gibi), daha güçlü olan “içsel” motivasyona doğru (istediğiniz için meditasyon yapmak) geçiş yapıyorsunuz. Daha çok meditasyon yapmaya niyetlendiğiniz anda da gerçekten bununla ilgilendiğiniz için yapıyorsunuz ve bu da etkilerinin daha uzun sürmesini sağlıyor.

Şirketim 10% Happier, trilyon dolarlık şirket Apple’ın çalışanlarıyla her yıl bir ay boyunca yapılan “Mindful Minute” testini gerçekleştiriyor. Amaç, katılımcıların 30 gün içinde 25 gün, en az bir dakika boyunca düşünceleriyle bilinçli zaman geçirmesi. Bu yöntem, farkındalığın hayatlarına nasıl katkıda bulunduğunu anlamalarını sağlıyor ve kendilerini başarısız hissetmeden haftada bir günü kaçırma özgürlüğünü tattırıyor. (Katılmak için Apple çalışanı olmanıza gerek yok.)

Bu düşük çıtayla bile, yeni meditasyon alışkanlığını kalıcı hâle getirebilmenin daha stratejik yolları var:

PROGRAMINIZ HAKKINDA STRATEJİK DÜŞÜNÜN

Bazı insanlar belirli saatlere uymanın – yatmadan hemen önce, sabah ilk iş, egzersizden hemen sonra gibi  alışkanlık edinmeyi kolaylaştırdığını düşünür. Alışkanlık oluşumu üzerine çalışan bilim insanları ise “sıralama, rutin ve ödül”den bahsediyor. Siz de sıralama, rutin ve ödül döngüsünü izleyerek kendinize bir meditasyon şeması oluşturabilirsiniz. Örneğin, “Arabamı park ettikten sonra [sıralama] beş dakika meditasyon yapacağım [rutin] ve biraz sakinleşecek, farkındalığımın arttığını hissedeceğim [ödül].” Alışkanlığın yer edinmesi için bu döngüyü tekrar edin. Hatta günlük meditasyon seansınızı takviminize kaydetmek işe yarayabilir. Bununla beraber, eğer benim gibi öngörülemez bir programınız varsa, stratejik düşünmek meditasyonunuzu bulabildiğiniz zamana ve yere sıkıştırmak anlamına gelebilir.

KENDİNİZİ SORUMLU TUTUN

Bazı insanlar kendi kendilerine sağlıklı bir alışkanlık edinemeyebilirler. Ancak, başkaları onları sorumlu tuttuğu zaman bunu daha kolay yaparlar. Bu tarz bir sorumluluğu topluluk gibi bir şeye katılarak üstlenebilirsiniz. Bu, birkaç arkadaşınızı bir araya getirip işe koyulmak kadar basit de olabilir. Başka bir seçenek ise toplu meditasyon sınıflarına katılmanız olacaktır. Fakat iyice araştırma yapmalı ve bunları gidip kendiniz görmelisiniz.

FAYDALARINA ODAKLANIN

Tıpkı fareler gibi, bizler de bizi iyi hissettirdiği ve bize bir şey verdiği sürece bir eylemi yapmaya devam etmeye eğilimliyiz. Bu durumun da en az iki aşaması var.

İkinci aşama ise hem içsel durumunuz hem de dışarıya yansıttığınız davranışlarınız bakımından hayatınızda beliren faydalarını fark etmek. Ben, meditasyonun beni daha iyi hissettirdiğini ve daha iyi davranmamı sağladığını fark ettim. Meditasyonun en iyi çözüm olduğuna inanıyorum, yani iyi alışkanlıklar konusunda türünün en iyisi, çünkü düzenli bir doz farkındalık, diğer hangi çözümleri kovalamanız gerektiğini ve bunu en iyi şekilde nasıl gerçekleştireceğinizi çözmeniz bakımından ihtiyacınız olan açıklığı ve akıl sağlığını size sağlayabilir.

Bence denemeye değer. Son birkaç yıldır ne zaman meditasyon hakkında bir konuşma yapsam, şu tavsiyeyi veriyorum: Bir ay meditasyon yapmayı deneyin, hiçbir işe yaramadığını düşünüyorsanız Twitter’da beni bulun ve bana bir geri zekâlı olduğumu söyleyin. Bu süreçte birçok kişi bana geri zekâlı dedi, ama bu nedenle değil.

Devamı

ERKEK AKLI

Stres, yağ yakmayı engelliyor

-

Yapılan araştırmalara göre stresli olmak yağ yakımını engelliyor.

Beyniniz haftanın yedi günü alarm veriyorsa, yağ yakmanız da imkânsızlaşır. Pure Sports Medicine’in kuvvet antrenörü Andy Reay’e kulak vererek biraz sakinleşin.

Kortizol adlı stres hormonunu mutlaka daha önce duymuşsunuzdur. Bu hormonun seviyesi kronik olarak arttığında vücudunuzda yağ depolamaya yol açan enzimler tetiklenir ve karın kaslarınız açıkça gözükmez. Bu hormon uyku kalitenizi de bozarak testosteron üretiminizin azalmasına yol açar ve antrenmanlardan aldığınız verimi azaltır.

Neyse ki bu sorunu çözmenin birkaç farklı yolu var. İlk olarak düzensiz beslenme alışkanlığınızdan kurtulmayı deneyebilirsiniz. Yemek yediğiniz zamanlarda vücudunuz insülin hormonu salgılar ve bu hormon kortizol hormonunun etkilerini ortadan kaldırır. Bu nedenle sık ama az yemek, akşam yemeğinde çok fazla beslenip sonrasında telafi etmeye çalışmaktan daha akıllıca bir yöntemdir.

Kendinizi yorgun hissettiğinizde daha sıkı çalışmayı denemekse stresinizi artırarak karın kaslarınıza giden yolu uzatacaktır. Hafta içinde yüzme gibi düşük darbe etkili sporları deneyebilir ya da kuvvet antrenmanlarına devam etmek istiyorsanız düşük ağırlık-yüksek tekrar prensibini benimseyebilirsiniz. Yani ağır çalışmaları pazar gününe saklamayı düşünebilirsiniz. Bazı sporcular bu gibi durumlarda kalp atışı değişkenliğini takip eder. Elite HRV gibi uygulamalarla kalp atışlarınız arasındaki süreyi ölçmek size vücudunuzun yorgunluk veya stres durumuna dair bilgi vererek antrenmanlarınızı daha etkin bir biçimde tasarlamanızı sağlar. Öte yandan takviye edici gıdaların da yardımına başvurabilirsiniz. Bu takviyelerin kötü yaşam şartlarınızı düzeltmek gibi maharetleri olmasa da magnezyum, C vitamini ya da daha az bilinen, hücre zarınızı oluşturan fosfatidilserin gibi takviyeler stres seviyenizi azaltmada yardımcınız olabilir. Derin bir nefes alın ve karın kaslarınızı çıkarmak konusunda endişeli davranmaktan vazgeçin.”

Devamı

Popüler

 

 

www.pilioo.com

    Loading RSS Feed