Bizi Takip Edin

FITNESS

ZIRHINIZI KUŞANIN

-

 

300 yıl önce Budist bir rahibe  tarafından geliştirilen Wing Tsun felsefesi modern insanı da etkisi altına aldı. Fizik gücünüzü arttıran ve odaklanma yeteneğinizi geliştiren bu dövüş sporu sizi hayata hazırlıyor.

1

Akatlar’da bulunan Club Sporium’dayız. Sifu Emre Kosif; Wing Tsun stüdyosunda öğrencileriyle beraber antrenmanda. Camekanın ardından minderde antrenman yapan ikiliyi gözlemliyoruz. Hareketler keskin, bir o kadar da hızlı. “Tehlikelerden korunabilmek için de hızlı olmanız gerekiyor” diyor Emre Kosif. “Wing Tsun bunun için var. Sistemin arkasındaki felsefe zihin açıyor ve düşünce gücünüzü hızlandırıyor.” Bir anda karşılaşacağınız tehlikeyi önceden seçemiyorsunuz. Hayatta kalabilmek için de tek bir seçenek var. Elinizi çabuk tutmak.
Ring ve dövüş sporu olarak görülmeyen Wing Tsun, son yıllarda belki de bu yüzden bu kadar popüler. 300 yıl önce Çinli Budist rahibe Ng Mui tarafından geliştirilen sistem, yine bir kadın olan öğrencisi Yin Wing Tsun’un ismiyle anılıyor. Felsefenin Türkiye ile tanışması ise 1980’li yıllara kadar uzanıyor. Sistemin merkezi olan Almanya’daki Kassel’de eğitim alıp Türkiye’ye gelen ustalar, bu dövüş sanatını yaymaya başladılar. Emre Kosif’in de bağlı olarak çalıştığı Çifçi Wing Tsun organizasyonu 2000’li yıllarda kurulan bir yapı. Dai-Sifu Hasan Çifçi, organizasyonun başkanı oldu ve 10 yıl içerisinde Türkiye genelinde onlarca okul açıldı. Her geçen gün çok daha fazla kişi kendini Wing Tsun’a emanet ederek fiziksel ve zihinsel anlamda gelişiyor.

2

Emre Kosif’in “Wing Tsun ringlerin değil sokağın nabzını tutar” benzetmesi boşuna değil. Küçük suçların artış göstermesi, sokakları gece vakti bizler için tehlikeli bölge statüsüne getirirken, antrenman sırasında öğrendiklerimiz karşılaşabileceğimiz risk oranını da azaltabilir. Kosif’in ders verdiği kişiler de kendini savunma konusunda daha fazla geliştirmek isteyenler. “Sokakta karşılaşacağınız insanı siz seçemezsiniz. Fiziksel olarak bizden üstün kişilerle karşılaşabileceğimiz gibi bir yabancının bize nasıl yaklaşacağını da bilemeyiz” diyor Kosif. Yani sokak, şartların eşitliği nedir bilmez. Mücadelede hakem de sizsiniz sporcu da. Wing Tsun bir spor dalı olmadığından kural yok, şart yok. “Kendinizi koruyabilmek için sadece birkaç saniyeniz var. Önemli olan doğru reaksiyonları göstererek bu süre zarfında üstünlüğümüzü sağlayabilmektir. Güçlenen his ve reflekslerinizle bir anda suratınıza doğru savrulan bir yumruğu zihin yoluyla durdurabilme yetisine sahip olabilirsiniz.” Epey gerçek üstü değil mi?
Wing Tsun’un kişiye aynı zamanda matematiksel açıdan da katkısı var. Bu sayede ikna kabiliyetinizi geliştirebiliyorsunuz. Hatta ikna kabiliyetinizi Wing Tsun’da hangi seviyede olduğunuzu öğrenebilmek için bile kullanabilirsiniz. Emre Kosif anlatıyor: “İşin özü, Wing Tsun çevreyle uyumlu hale gelmenizi sağlıyor. Kendinizi su gibi hayal edin. Bulunduğu ortamın özelliklerine göre şekillenen ve ona ayak uydurmak zorunda kalan bir madde gibi.”

3

Elbette bu dövüş sanatı, sizi sadece doğal yaşamın tehlikelerine karşı eğitmiyor. Wing Tsun kişiyi fiziksel anlamda bulunduğu seviyeden daha iyi bir seviyeye getiriyor. “Pratik hayattan örnek vermek gerekirse, bize geldiğinde beş şınav çekemeyen kişi, iki ay içerisinde hiç zorlanmadan bu sayıyı 20 hatta 30’a çıkarabiliyor” diyor Sifu Kosif. Wing Tsun’u diğer savunma sanatlarının ötesinde bir yere konumlandıran özellik bu.
Eminiz sizin de aklınızdan hemen bir Wing Tsun dersine katılmak geçmiştir. Aslında sizi engelleyen hiçbir şey yok. Zira Wing Tsun yapmaya başlamak için hiçbir ön koşul gerekmiyor. Kosif “12 yaşından 65 yaşına kadar her türlü bireyle ve her sosyal statüye sahip kişiyle çalışıyorum. Ancak sistem çok bilimsel ve felsefi. Dolayısıyla işin özünü algılayabilmek için kişinin belirli bir olgunluğa erişmiş olması gerekiyor. Ders verdiğim kişiler arasında üniversite öğrencileri, iş adamları, mühendis ve CEO’lar ağırlıkta” diye anlatıyor.
“Wing Tsun herhangi bir fiziksel özellik gerektirmezken sabretmeyi bilmek, emek ve çaba göstermek önemli” diyerek Kosif aslında bu dövüş sanatının zihinsel yönüne dikkat çekiyor. “Bunlara ek olarak rehberiniz de başarılıysa suyun temiz kaynağı düşündüğünüzden daha yakın.”

4

Wing Tsun his ve refleksleri geliştirdiği gibi kişiye fiziksel açıdan da katkı sağlıyor. “Wing Tsun yapanlar çok iri olmamakla beraber kas ve iskelet yapıları sağlam olan kişilerdir. Antrenmanlar ilerledikçe kişinin dayanıklılık seviyesi artıyor.” Bu da fitness’tan her türlü spora kadar ihtiyacımız olan en büyük silahın gelişmesi anlamına geliyor. “Öte yandan Wing Tsun, yaptığınız her işe odaklanmanızı sağlarken kondisyon ve koordinasyon konularında da kişiyi geliştiriyor.” Bu ise Wing Tsun’un antrenman programınız ile beraber yürütebileceğiniz anlamına geliyor. Emre Kosif “Kaslarınızı doğru çalıştırdığınız durumda ağrılık antrenmanlarına Wing Tsun’u da ekleyebilirsiniz. Örneğin, yakın temas gerektirdiğinden Bulgaristan milli güreş takımı, fonksiyonlarını geliştirebilmek adına Wing Tsun yapıyor. Ne de olsa Wing Tsun kişinin rakibinin baskı ve enerjisini kendi enerjisiyle birleştirip bunu, rakibine karşı kullanmayı amaçlıyor” diyor.
Her Uzakdoğu sporunda olduğu gibi Wing Tsun’da da seviyeler var. Bunları karatedeki kuşaklara benzetebiliriz. Emre Kosif “Wing Tsun bünyesinde 12 seviye barındırır. Dersleri düzenli takip eden öğrenciler her üç ayda bir seviye yükselebiliyor. 12 seviyenin de başarılı bir şekilde tamamlanması durumunda kişi ustalık aşamasının ilk kısmını tamamlamış bulunuyor. Birinci Tekniker Grand seviyesine ulaşıyor” diyor. Kosif şu anda Üçüncü Tekniker Grand seviyesinde.

5

Antrenman programı tamamıyla kişinin beklentilerine göre düzenleniyor. “Wing Tsun’u hobi olarak gören ve savunma kabiliyetlerini geliştirmek isteyen kişiler için haftada iki ya da üç antrenman yeterli. Bir Wing Tsun ustası olmak için dört ya da beş gününüzü minderler üzerinde geçirmeniz gerekiyor. Öğrenciler Wing Tsun öğrenirken en fazla koordinasyon konusunda zorlanıyor. Öğrenmiş olduğunuz teknikleri sabit refleksler haline getirene kadar çalışmalısınız. Öte yandan konsantre olabilme yetiniz de güçlü olmalı. Bunun için uzun yıllar çalışmak gerekiyor. Ustalık seviyesine ulaşabilmek için 10-15 yıl boyunca çalışmalarınızı devam ettirmelisiniz.” Emre Kosif’e göre işin özü, öğrenmiş olduğunuz teknikleri çok fazla pratik yaparak uygulamak.
Antrenman metotları içerisinde isteğe göre patlayıcı kuvvet, gergin kuvvet, dinamik kuvvet ve statik kuvvet yöntemleriyle ilerlenen Wing Tsun, farklı kuvvet prensiplerine dayanarak vücudu çalıştırırken kan ve oksijenin vücutta hızla yayılmasını sağlıyor. Bu da kardiyovasküler sistemin gelişmesine katkı sağlıyor.

6

Wing Tsun’u diğer tüm Uzakdoğu dövüş sporlarından ayıran özelliği, temelinde yatan felsefe. Amacınız su kadar yumuşak aynı zamanda su kadar güçlü olabilmek. Emre Kosif “Uyguladığımız teknikler neticesinde yeri geldiğinde yumuşayarak yeri geldiğinde sertleşerek yeri geldiğinde de rakibin enerjisine şekil vererek üstün konuma geçmeyi öğreniyorsunuz” diyor. Bu da Wing Tsun’u sadece fiziksel savunma sanatı olmaktan öte bir yere konumlandırıyor. Rakiple yakın iletişim gerektirdiğinden zihninizin sürekli aktif olmasını sağlamanız şart. Bu sözlü mücadele ve ikna kabiliyeti ile karşısındakine kendi enerjisi ve baskısıyla yön verebilmeyi sağlıyor.
Emre Kosif ilk dersinde acemi öğrencilerine öğrettiği ilkeyi bize hatırlatıyor: “Wing Tsun bilmek size kavga etme özgürlüğü tanımaz.” Yani bu spor, egolarınızdan arınmanıza katkı sağlamalı. “Ng Mui, ibadethanesini yıkan ve hayatını tehdit eden askerlerden kaçarken bu felsefeyi geliştirmişti.” Kendinizi gerçekten tehlikede hissettiğiniz anda Wing Tsun’un öğretilerini görünmez bir zırh gibi üstünüze geçirmelisiniz.
Sifu Emre Kosif, Wing Tsun felsefesinin altını bir kez daha çiziyor: “Wing Tsun’u bir kumaş olarak düşünün. Bizler terzi gibi kişinin üstünde provalar yapıp onlara rahat edebilecekleri giysileri dikiyoruz. Bu giysi, sadece ihtiyaç durumunda giyilmeli.”

FITNESS

Men’s Health Egzersizi: The Juggler

-

Editör :

Karın bölgenizde yağlanma başladıysa The Juggler hareketi tam da ihtiyacınız olan şey.

 

Devamı

FITNESS

Steroid kullanmanın psikolojik ve fiziksel etkileri

Umut Doğan Yıldız

-

Steroid kültürü başını alıp giderken, kullanım sebepleri arasında yalnızca kas kütlesi kazanmak yer almıyor.

Gençliğin, dinçliğin ve erkeksiliğin arayışı içinde olan insanlar ilaçlara yüklenirken, bu işin sonunda ne olduğunu ve yaşanması muhtemel tüm riskleri mercek altına aldık.

Alec Wilson’ın biceps ölçüsü, en güçlü olduğu zamanda 45 cm civarında. İyi günündeyse 212 kg ile deadlift yapabiliyor ve bu bir aslanın ağırlığıyla eşit. Devasa yüklerle mücadele etmeden önce midesinden kaba bir hırıltı çıkararak vücudunu adrenalin üretimi için şokluyor. Bu kükremeyi herkes tanıyor ve Wilson’ın salona geldiğini anlıyorlar. 36 yaşındaki Wilson, profesyonel bir vücut geliştirme sporcusu olmasa da birkaç fen diplomasına sahip. Çalışma ofisi çoğu zaman laboratuvara dönüşüyor. Antrenmanlarıysa gitgide acımasız bir hale geliyor. Neredeyse her akşam, genç oğlu yatağa gittikten sonra mahallesindeki spor salonuna giderek ağırlık kaldırıyor ve diğer iri adamlarla sohbet ediyor. Genellikle bütün gece antrenman yapabileceği hissine kapılıyor. Yaptığı şey ağırlık kaldırmak, sohbet etmek, yine ağırlık kaldırmak, biraz daha sohbet etmek. Kovulana kadar spor salonunda kalabileceğini söyleyen Wilson, “Bir sonraki akşam tekrar giderek kaldığım yerden devam ederim,” diyor.

Wilson’la Birmingham’da bir barda tanıştığımızda, onun evinin yakınlarındaydık. Gözümün önündeki çelişki aniden kafama dank etti. 177 cm’lik uzun sayılamayacak boyuna karşın oldukça büyük duruyordu. Omuzları geniş, göğsü bir viski fıçısı gibi ve birçok açıdan beni küçük hissettirecek kadar iriydi. Pes perdeden konuştuğu zamanlarda kendisini anlamak zorlaşıyordu. Kendimizi ilk tanıttığımızda sağ elinin titrediğini fark etmiştim. Her zaman bu kadar büyük olmadığını söyleyen Wilson, birkaç yıl önce 212 kilogramlık rekoruna yaklaştığı bir dönemde sıkıntı yaşamıştı. Dört yıllık çalışmanın ardından gücü artmıyor ve bu duruma sinirleniyordu. Spor salonundayken diğer insanlarla teknikten ve beslenmeden konuşmayı seviyordu. Arkadaşlarıyla birlikte steroidlerden de bahsediyorlardı. Arkadaşları kullandıkları bileşiklerin içeriğini açıklamaya başladığında tıbbi dile benzer bir lisana kayıyor ve konuya vakıf olmayanlar için anlaşılması zor bir evre başlıyordu. Bileşenleri karıştırdıkları “istifleme” evresine dair deneyimlerini paylaşıyor ve birbirlerine sorular soruyorlardı. Bu sorular “Nasıl hissettin?”, “Ne tarz yan etkiler gördün?” ve “Neler fark etti?” tarzında sorulardı. Wilson bu özel konuşmanın bir parçası olmaktan gurur duyuyordu. Bu kültüre kendini adamanın hiç de kolay olmadığını ifade eden Wilson, “Saygınlık kazanmış olmanız gerekiyor. Sıranızı bekler, büyük adamlara öncelik tanır ve hiyerarşideki konumunuzu bilirseniz, yerinize yerleşirsiniz. Bu grubun içinde yer almam, kimliğimin bir parçası haline geldi,” diyor.

Wilson çok fazla direnmedi ve steroid kullanmaya karar verdi. Arkadaşından hormon terapilerinde kullanılan anabolik etkili testosteron enantat temin etti ve kimsenin onu tanımayacağı komşu şehirdeki bir klinikten şırınga aldı. Stokları tükenmeye başladığında ise Sırbistan’da internet üzerinden steroid siparişi verebileceği bir eczane buldu. Kısa zaman sonra diğer bileşenlerde de uzmanlaşarak, vücudunun alışmasını engellemek amacıyla aldığı dozu ufak ufak artırdı. Eklem ağrılarından kurtulabilmek içinse küçük dozlarda osteoporoz tedavisinde de kullanılan ve “deca” olarak bilinen nandrolon dekanoat kullanmaya başladı.

İlerleyen haftalarda kasları balon gibi şişmişti. Wilson, barda oturduğumuz sırada bana cep telefonundan birkaç fotoğraf gösterdi. Fotoğrafta mutfağının solgun ışığının altında duruyordu. Tıraşlı başının altında, sırt kaslarının nerede bittiğini ve boyun kaslarının nerede başladığını anlamak mümkün değildi.

Wilson’ın çalıştığı ağırlıklar artmıştı. Daha güçlü ve daha motive hissediyordu. Sabahları kendisine tüm gün boyunca yetebilecek bir enerjiyle uyanıyordu. Kısa zaman sonra kendine olan güveninin sadece spor salonunda değil, iş yerindeyken de arttığını fark etti. Sorunları daha kolay çözmeye başladığını söyleyen Wilson, “Kafamdaki düşünceler fazlasıyla berraklaşmıştı,” diyor.

Steroid kürleri genellikle 10 hafta sürüyor. Vücudun kendini kapatmamasını, yani doğal yoldan testosteron üretimini durdurmaması içinse post-cycle therapy (PCT) evresi uygulanarak vücudun organik işleyişinin korunması planlanıyor. Kürden çıkan kişiler cansızlıktan, cinsel performans düşüklüğünden ve derin bir depresyona sürüklenmekten şikâyetçi oldukları için PCT evresi zorlu geçiyor. Daha önce steroid kullanan biri bu evredeyken kendini küçük bir adam gibi hissettiğini söylemişti. Başka bir kullanıcı ise PCT sürecindeyken sadece tutunmak istediğini söylemişti. Libido düşüklüğü yaşayan bir başka kullanıcıyla konuştuğumda ise bana “Üç kadın karşınızda çırılçıplak haldeyken bir trambolinde zıplasa bile canınız sadece bir bardak çay ister,” demişti.

Benzer hikâyeler Wilson’ın da kulağına çalınmıştı ve steroidleri bırakma fikrinin dertli olduğunu düşünüyordu. Haliyle bırakamadı da. İlk kürünün dört yıl sürdüğünü ve bir tür fiziksel tahribata yol açtığını söyleyen Wilson, “Çünkü kuvvetiniz ve kas oranınız hızla artarken, tendonlarınız ve eklemleriniz buna ayak uyduramıyor,” diyor. Vücudu inşa ettiği kaslara destek çıkamayan Wilson’ın dizleri çelimsiz kaldı ve sağ omzunda hasar oluştu. Doktorunu ziyaret eden Wilson, “Doktor bana bu şekilde devam edersem çocuğumun büyüdüğünü göremeyeceğimi ve kalp krizi geçireceğimi söyledi,” diye anlatıyor.

Aslında Wilson, küre başlamadan önce de olası risklerin farkındaydı. Ben de ona kaygılı olmasına rağmen niçin ilaç kullandığını sordum. Bunu arada sırada, geçici bir düşünce olarak tanımlayan Wilson, “Büyük olasılıkla etkilerini bastırabileceğim hususunda biraz kibirli davrandım,” diyor. Wilson daha sonra deneyiminin derinliğini daha iyi ifade edebilecek bir ipucu verdi: “Bazı insanlar bara gider ve oradan asla çıkmaz. Ben de spor salonuna bu şekilde gidiyorum.”

Erkeklik Gücü

Steroidlerin 15-20 yıl kadar önce yalnızca ağırlık kaldırma yarışmalarıyla ilişkili olduğu düşünülüyordu. İlaç kullanan kişiler konuya hâkim olmayanlar için büyük, atılgan ve çabuk öfkelenen insanlardı. Sadakatli bir baba ya da oldum olası iyi niyetli bir insan olmanızın bile bir önemi olmazdı. Sosyal etiketlerden kaçamazdınız: İlaç basanlardandınız.

İlaçlar artık sadece bu büyük adamlar tarafından kullanılmıyor. Yaklaşık bir milyon Britanyalının steroidi iğne ya da yutma yoluyla aldığı tahmin edilirken, birçok uzman bu rakamın çok daha fazla olduğuna inanıyor. Kullanıcıların çoğu sağlık uzmanlarıyla etkileşime girmekten kaçınırken, vücutları arıza vermeye başladığında bile inatlarına devam ediyorlar. Bu noktada araştırmacıların gerçek kullanıcı figürünü belirlemeye dair umutları da aldatıcı bir sorunla çakışıyor. Çünkü kendine dair bilgi vermeyen insanlar hakkında bilgi sahibi olmanız mümkün olmayabilir.

Kullanıcıların birçoğu, toplum tarafından nispeten sıradan görünen insanlar. Bu salgını avukatlarda, bankacılarda, polislerde, öğrencilerde ve hatta verilere göre papazlarda bile görebilirsiniz. Steroidler toplantı odalarından kiliselere, mahkeme salonlarından üniversite amfilerine kadar hayatımızın her alanına girmiş durumda.

Steroid kullanımını artmakta olan bir sorun olarak tanımlayan Galler’in kamu sağlığı idaresi başkanı Dr. Frank Atherton, konuştuğum diğer sağlık uzmanları gibi bu sorunun estetik kaygılar nedeniyle büyüdüğünü düşünüyor. Fakat birçok durumda, başı çeken etken motivasyon. Yaşlı kullanıcılar testosteronun giydikleri tişörtü doldurmasından ziyade enerjileri seviyelerini yenilemesiyle ilgileniyor. Orta yaştaki erkekler daha çok eklem ağrılarından ve göbeklenmekten şikâyetçi olurken, vücutlarının doğal olarak azalan seviyesine karşı çözümü sentetik testosteronda arıyor. Bunu da ayna karşısında güzel gözükmek için değil, gençlik hissiyatını yeniden hissetmek için yapıyorlar.

Gençlerde ise durum, ebeveynlerinin de belirteceği üzere daha karmaşık. Genel teorilere baktığınız zaman steroid kullanımının Instagram ve Snapchat gibi sosyal medya deneyimleriyle alakalı olduğunu söyleyen Birmingham Üniversitesi spor bilimi araştırmacısı Tony Knox, “Çocuklar gösteriş yapma arzusu içindeler. Fakat olay bundan daha derin. Birçok genç erkek tehdit altında. Çünkü hayattaki yollarını bulmuş değiller,” diyor.

Knox geçtiğimiz 10 yılın büyük bir bölümünü steroid kullanımı ve steroidlerin zararları üzerine araştırmalar yaparak geçirdi. Ülkesindeki spor salonlarından tanıştığı kullanıcılarla konuştu, antrenman yapan biri gibi iri olduğu için güvenlerini de kazandı.

Günümüzde çok fazla cinsiyet varyasyonu olduğu için çocukların kendini nerede konumlayacağını bilmediğini söyleyen Knox, “Kendilerini saçmalık derecesinde maskülen bir kalıba yerleştiriyorlar. Ben çocukken cinsel belirsizlikler yoktu. Kendinizi belirli bir cinsel kimlikten gibi görünmek zorunda hissetmezdiniz. Ancak günümüzdeki çocuklar için bu durum kolay değil. Kendilerini bir erkek olarak tanımlamaları zorlaştı. Steroidlere bulaşma sebeplerinden biri de bu,” diyor.

Ertesi gün Knox, beni çalışmalarını sürdürdüğü spor salonlarından birine götürdü. Bir zamanlar iş yeri olan iki katlı bu salonun duvarlarında tesisin en kaslı üyelerinin dev resimleri vardı. Alanın büyük bir bölümü serbest ağırlıklardan ve direnç makinelerinden oluşuyordu. Koşu bantlarına ayrılan küçük alan ise büyük oranda boştu.

Knox beni zamanında steroid kullanmış, fakat 10 yılı aşkın süredir ilaç almayan kişisel çalıştırıcı arkadaşıyla tanıştırdı. Deneyimlerini anlatmasını rica ettiğimde bana, “Kendini kuvvetli hissediyorsun,” dedi ve ekledi: “Kafanı daha yükseğe kaldırabileceğini hissedersin. Hiç durmadan sevişebileceğini düşünürsün. Fakat başarıya ulaştığında, daha az erkeksi hissedersin.”

Doğayla Savaş

Erkekler binlerce yıldır kendini daha erkeksi hissetmeye çalışıyor. Antik Yunan’da sporcular, olimpiyat oyunlarından önce küçükbaş hayvanların testislerini yiyerek testosteronu direkt olarak mideye indirirdi. Bu dönemde kuvvetin önemi oldukça fazlaydı. Antik dönemdeki oyunlar gaddarcaydı ve yarışmacılardan bazıları arenayı canlı halde terk edemezdi.

İlk sentetik testosteron serisi 1935 yılında üretildi ve bilim adına büyük bir buluştu. Kısa bir süre sonra sporculara da enjekte edilmeye başlanan bu hormon, ilk önce Rusya, ardından da Amerika’da kullanılmaya başlandı. İki ülke arasında atletizm alanında yaşanan güçlenme yarışı, politik gerilim nedeniyle simgesel hale geldi. Olay kim daha hızlı koşabilir, kim daha ağırını kaldırabilir ve kim daha uzağa fırlatabilir meselesine dönüştü. Steroidler, 1970 yılında performans artırıcı ilaçlar profesyonel sporlarda yasaklanıncaya dek birçok kişi tarafından öğrenilmişti. Amatör sporcular testosteron depolamaya başladı ve spor salonlarını istila etti. Şu an içinde bulunduğumuz durum da tam olarak bu.

Cameron Jeffrey, İskoçya’nın batı kıyılarında bir steroid kliniği işletiyor. Kırklı yaşlarında devasa bir fiziğe sahip olan Jeffrey, 10 yıl boyunca streoid kullanıcılarıyla çalıştı. Daha sonra yaşadığı bölgeden uzak olmayan bir yere kendi kliniğini açtı ve danışmanlık yaptığı kişilerin güvenini kaybetmemek için benden bu yazıda farklı bir isim kullanmamı istedi.

Kliniği ilk etapta gayri resmî olarak açtığını söyleyen Jeffrey, burayı yarı sağlık, yarı sosyalleşme merkezi olarak düşünmüştü. Kullanıcılar burada bir yandan rehberlik hizmeti alırken, diğer yandan da kahvelerini içip sohbet edeceklerdi. Birçok kişi binanın arka tarafındaki penceresiz, steril ortamda çalışan Jeffrey’den kendisine enjeksiyon yapmasını istiyordu. Kullanıcıların buraya çok sık gelip gittiğini duymuştum. Jeffrey de bana gün boyunca birçok kişinin gelip gittiğini söyledi.

Oraya ulaştığımda Jeffrey ve 20’li yaşlardaki birkaç adam karşılıklı oturmuş kahkaha atıyorlardı. Çok zaman geçmeden Jeffrey, bu adamlardan biriyle arka tarafa geçti ve ona 500mg’lık testosteron hazırladı. İşleri bittiğinde genç adam hızlıca çıkıp gitti ve Jeffrey benimle tanışmak için ortak kullanım alanına geldi.

Koca gencin sürekli olarak daha fazlasını istediğini belirten Jeffrey, “Ona durması gerektiğini söylesem de hiçbir işe yaramıyor. Yaptığı anlamsız çünkü vücudunun alım kapasitesi de bir yere kadar. İnsanlar bu şekilde davranarak daha fazla kazanım sağlayacaklarını düşünüyorlar fakat ne yaptıklarından bihaberler. Zararın ne kadar büyük olabileceğini kestiremiyorlar,” diyor.

Yaşlanmayan Vücutlar

Kendisiyle konuştuğumda yaptığı en önemli işlerden birinin bilgi yaymak olduğunu söyleyen Dr. Atherton, “İnsanlar bu tarz işlere giriştiğinde gözleri tamamen açık olmalı,” demişti. Streoidlerin felç, kalp krizi ve kısırlık gibi yan etkilerini duyduğumu hatırladığım sırada, Atherton devam etti: “Gereğince bilgilendirilmiş ve steroidlerin riskleri konusunda fikir sahibi olan kişilerin vücut görünüşlerini kimyasal takviyeler kullanmak yerine sıkı çalışarak geliştirmek isteyeceklerine inanıyorum.”

Aynı şekilde Jeffrey de yaptığı işin bir çeşit danışmanlık olduğunu biliyor. Bu tip işlerde insanların güvenini kazandığınızda sizden başka bir yere gitmek istemezler. Bu tarz kliniklerin kiliselerde bulunan günah çıkarma odasına benzediğini belirten Jeffrey, “Eşleriyle ve arkadaşlarıyla konuşamadıkları için buraya gelip hayat hikâyelerini anlatır, içlerini dökerler,” diyor.

Yirmi dakika sonra yaşlı bir adam kliniğin kapısından içeriye girdi ve otomata doğru yönelerek kendine bir bardak kahve yaptı. Yaşlı adamı sıcak bir şekilde karşılayan Jeffrey, kısa bir süre sonra onunla birlikte kliniğin arka tarafına gitti. Jeffrey benden adamın kaç yaşında olduğunu tahmin etmemi istedi. 60 dediğimde, “Daha yukarı” dedi. 65 dediğimde ise bir daha denememi söyledi. Kendimden emin olmadan 70 dediğimde ise “80’e daha yakın. Uyuşukluktan şikâyetçiydi. Kilo almıştı ve köpeğini gezdirmek için bile olsa evinden çıkmıyordu,” diye anlattı. Bu durumun birkaç yıl önce olduğunu öğrendim. Jeffrey adama kan testi yaptığını ve testosteron seviyesinin mevcut yaşına göre bile çok düşük seviyelerde olduğunu öğrendiklerini söyledi. Adamın o tarihten bu yana 10 günde bir kliniğe geldiğini ifade eden Jeffrey, “Bir de şimdiki haline bak!” diyor.

Jeffrey’e göre yaşlı adamların çoğu steroid kullanıyordu ve kendisine niçin böyle düşündüğünü sordum. Jeffrey, “Bir zamanlar biraz göbekli olmanız, yıllara meydan okuyor olmanızı engellemezdi,” diyor ve ekliyor: “Ancak kültür değişime uğradı. Artık daha uzun yaşıyoruz ve uzun yaşamanın yanında güzel yaşamak istiyoruz. Ne yiyeceğimizi ve nasıl antrenman yapacağımızı öğrendik. Artık botoks diye bir şey var. Göğüslerine silikon taktıran insanlar var. Streoidler de bu işin bir parçası,” diyor.

Kliniği terk etmeden önce, içeriye uzun bir adam girdi ve sandalyelerden birine çöküverdi. Jeffrey aynı tarafa doğru yönelerek adamı dikkatlice süzdü. Adama büyük gözüktüğünü söyledi ve bunu iyi anlamda dediğini belirtti. Adamın suratına koca bir gülümseme yayıldı. Jeffrey’nin anlattığına göre yakın zamanda eşinden ayrılan adam, kafasını dağıtabilmek için antrenmanlara yüklenmişti. İkili, adamın aldığı maddenin yararı konusunda fikir çatışması yaşıyordu. Adam her ne kadar daha fazlasını istese de Jeffrey tedbiri elden bırakmadı ve nihayetinde kazanan taraf oldu.

Kontrolü Geri Kazanmak

Nisan ayında bir gün, tanışmamızın ardından çok süre geçmeden Alec Wilson’ı aradım. Jeffrey’nin kliniğinde gördüğüm son adam bana Wilson’ın söylediklerini hatırlatmıştı. Wilson bana steroid kullanımına neden olan motivasyonun sadece görünüm ve kuvvetle değil, daha ziyade bir çeşit kişisel iradeyle ilgili olduğunu anlatmıştı.

Wilson dört yıllık kürüne başlamadan önce, evliliğinin kötüye gittiğini ve depresyona sürüklendiğini fark etmişti. Genellikle dingin ve durağan olan ruh hali karanlık bir hal almaya başlamıştı. Telefondayken bana “Kimliğimde kırılmalar yaşadım. Çalışmaya, bir şeyler yapmaya, sevilen bir koca ve baba olmaya daha fazla devam edemeyeceğimi düşündüm. Bu noktada kontrol altına alabileceğim tek şeyin vücudum olduğunu düşündüm,” dedi.

Diğer steroid kullanıcıları da kişisel dizginlenme, kendine hâkim olma, görünümünü değiştirebilme, dünyanın etraflarından açıklanamaz şekilde kaydığı düşüncesi konularında benzer şeyler anlatmıştı. Bazı zamanlarda yaptığı şeyin doğru olduğunu hissettiğini ifade eden Wilson, “Yaptığım şeylerden pişman olmadım çünkü kimliğimin bir bölümünü geri almama yardımcı oldu,” diyor. Wilson, eşiyle evliliğini bitirmiş olsa da hala arkadaşlar ve oğullarıyla da birlikte iyi bir ilişki içindeler.

Konuşmamızın sonlarına doğru yeniden steroid kullanıp kullanmayacağını sordum. “Kullanırdım,” demekte gecikmedi. “Bunun sana faydası ne olacak?” dediğimde ise “Enerji seviyemi yükseltecek. Takdir edersin ki 42 yaşındayım ve bazı günler zorlayıcı olabiliyor,” şeklinde konuştu.

Devamı

FITNESS

25 Nisan Perşembe TV’de hangi maçlar var?

Umut Doğan Yıldız

-

Bugün 25 Nisan Perşembe. İşte bugünün maçları ve spor programları.

10:00 A Spor – Dünyadan Futbol

11:00 A Spor – Spor Ajansı

11:00 TRT Spor – Spor Manşet

15:00 A Spor – Türkiye’nin Kupası

16:40 TRT Spor – Gündem Futbol

19:00 TRT Spor – 1. Lig Gündemi

20:00 A Spor – Yeni Malatyaspor – Galatasaray (Ziraat Türkiye Kupası) (CANLI)

20:30 beIN Sports 2 – Sevilla – Rayo Vallecano (CANLI)

21:30 beIN Max 2 – Real Sociedad – Villarreal (CANLI)

21:45 TRT Spor – Atalanta – Fiorentina (İtalya Kupası) (CANLI)

22:30 beIN Sports 1 – Getafe – Real Madrid (CANLI)

Devamı

Popüler

 

www.pilioo.com