Bizi Takip Edin

SAĞLIK

YATAKTA KABUSA SON

-

 

Nedenleri ve kaynakları farklı olsa da her yaştaki erkeğin sorunu olan sertleşme problemini ve tedavi yöntemlerini Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Cem İncesu ile konuştuk.

Sertleşme sorunu fizyolojik mi psikolojik kaynaklı mı oluyor?

Sertleşme sorunları hem fizyolojik hem de psikolojik nedenlerden kaynaklanabiliyor. Fizyolojik nedenlerden kaynaklansa bile sertleşme sorunları ilerleyen dönemlerde mutlaka psikolojik sorunlara yol açar. Çoğunlukla 40 yaşına kadar psikolojik nedenler, 40 yaşını aşanlarda ise bedensel etkenler devreye giriyor. Şeker, tansiyon, kalp ve damar hastalıkları, kanser, karaciğer, böbrek ya da akciğer yetmezliği gibi sorunlarla bedensel düşkünlüğe sebep olan uzun soluklu enfeksiyonlar, Parkinson, multipl skleroz, epilepsi gibi nörolojik hastalıklar sertleşme sorunlarına neden olabiliyor. Depresyon ve kaygı bozukluğu başta olmak üzere yaşanan psikolojik şikayetler de psikoloji kaynaklı sertleşme sorunlarını doğuruyor. Bu etkenlerin yanı sıra fizyolojik ve psikolojik hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlar da sertleşme sorunlarına neden olabiliyor.

Sertleşme sorunu şikayetini dile getirmekten çekinen insanlar azınlıkta mı çoğunlukta mı sizce?

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki sertleşme sorunu yaşayanların yüzde 10’u bu durumu paylaşabiliyorlar. Yüzde 90’ından fazlası bu sorunlarını dile getirmekten ve doktor yardımı almaktan kaçınıyor. Hatta bu durumu eşleriyle bile paylaşamıyorlar. Ayrıca şikayetleri başladıktan yaklaşık üç sene sonra bir uzmana başvurabiliyorlar. Ancak uzman bir hekime başvurduktan sonra işleri kolaylaşıyor. Seanslarda çok rahat iletişime geçiyorlar ve tedavileri oldukça başarılı oluyor.

Genç yaşta örneğin 20’li ve 30’lu yaşlarda sertleşme sorunu yaşanmasının kaynağı nedir?

Bu yaşlarda yaşanan sertleşme sorunlarının sebebi daha çok psikolojik. Başta depresyon ve anksiyete bozukluğu olmak üzere yaşanan psikolojik sorunlar cinsel sorunlara neden olabiliyor. Ayrıca partnerle yaşanan her türlü problem de sertleşme sorunlarını doğurabiliyor. Bu dönemde cinsel sorunların yaşanmasının bir diğer nedeni de abartılı cinsel beklentiler ve beklentilerin olmadığını görünce yaşanan hayal kırıklıkları. Kaygılı, özgüveni düşük kişilerle cinsel deneyimi az olanlar çok kolay bir şekilde performans kaygısı geliştirebiliyor. Bu durum da sertleşme sorunlarına neden olabiliyor.

Geçici sertleşme bozuklukları gibi dönemlik olabilen, sonradan düzeltilebilen bir sorun var mı?

Sertleşme bozukluklarının büyük bir kısmı dönemsel. Sıkıntı, stres, sınav kaygısı, iş yaşamındaki zorlu bir dönem, eşle yaşanan tartışmalar geçici sertleşme sorunlarına neden olabiliyor. Ancak geçici olan bu durumları çok önemsememek gerekiyor. Genelde gelip geçici olan bu sorunlar bozukluk olarak adlandırılmıyor. Ama aşırı derecede kafaya takıldığında o zaman kronik bir hale gelebiliyor. Bu durumlar çok kolay bir şekilde düzelebiliyor ya da istenirse çok kolay bir şekilde tedavi edilebiliyor.

Beslenme düzeninin uzun vadede sertleşme sorunları üzerinde bir etkisi var mı?

Beslenme düzeninin kısa vadede sertleşme sorunları üzerinde bir etkisi yok. Ama uzun vadede doğru beslenmenin bedensel sağlığa dolayısıyla da sertleşme sorunlarına katkısı var. Örneğin kötü beslenme yüksek kolesterole neden oluyor. Kolesterol de damar yapılarını bozuyor. Ayrıca aşırı tuz alımı yüksek tansiyona ve damar sertliğine neden oluyor. Bu da ileride sertleşme sorunlarını beraberinde getiriyor.

İlaçlara başvurmadan, ameliyat gibi bir yöntemle sertleşme sorunlarını gidermek mümkün mü?

Cerrahi yöntem daha çok penil protez uygulamalarıdır. Mutluluk çubuğu diye de bilinen bu yöntem ile peniste yapay bir sertleşme sağlanabilmektedir. Burada hedef sertleşme sorunu yaşayan ve hiçbir tedaviye yanıt vermeyen hastalar. Diyabet, kalp damar hastalıkları gibi kalıcı hasarlar oluşmuş ya da kaza geçirip penisi zarar görmüş kişilere de bu uygulama cerrahi olarak yapılabiliyor. Sorunu kısmen de olsa çözer. Ancak bu yöntem, cinsel terapi ve çeşitli ilaç tedavileri gibi çok disiplinli tedavi yöntemleri denenmiş ve başarısız kalınmışsa son çözüm olarak gündeme geliyor çünkü bu yöntemin geri dönüşü yok.

Ereksiyon ilaçları vücutta nasıl bir reaksiyon yaratarak sertleşmeyi sağlıyor?

Sertleşme sorunlarının tedavisinde 1998 yılında bir devrim oluşturan ağızdan alınan ilaçlar var. Bu grup ilaçlar hem ülkemizde hem de dünyada yaygın olarak kullanılıyor. Esas olarak, daha az uyaranla daha kolay sertleşme olmasını ve oluşan sertleşmenin de daha uzun sürmesini sağlıyorlar. Etki süreleri 6-36 saat arasında değişiyor. Cinsel ilişkinin kalitesini artırıyorlar. Alındıktan bir saat sonra etkileri başlıyor. Kişi kronik olarak bu sorunu yaşıyorsa düzenli olarak bu ilacı alması gerekiyor. Psikolojik kaynaklı olan sertleşme sorunlarını biz cinsel terapilerle çözebiliyoruz. Gerekli olgularda ilacı da terapiye destek amaçlı olarak kullanabiliyoruz. Bu ilaçlar cinsel yaşamı bitmiş milyonlarca hastaya umut oldu.

Bu ilaçlar sürekli kullanıldığında yan etki gösterir mi?

Her ilacın olduğu gibi bu ilaçların da yan etkileri var. Ama bu ilaçların yan etkileri çok korkutucu değil. Tüm dünyada bu yan etkiler nedeniyle ilacı bırakma oranı yüzde iki civarında. Bu ilaçların baş ağrısı, hazımsızlık, yüze ateş basma hissi, burunda akıntı ya da dolgunluk, geçici görme bozuklukları, kas ağrıları gibi yan etkileri bulunuyor. En çok dikkat edilmesi gereken nokta bu ilaçların kalp ve damar sisteminde yarattığı etkiler. Nitrat içeren dil altı tipi ilaçlarla sertleşme ilaçlarını aynı anda kullanılmamaları gerekiyor. Bu iki grup ilaç birlikte kullanıldığında ölüme kadar gidebilen sonuçlar doğurabilir. Hem yüksek hem de düşük tansiyon hastalarının, doğuştan bir takım görme bozukluğu olanların da bu ilaçları dikkatli ve doktor kontrolünde kullanmaları şart. Sonuç olarak, sertleşmeyi sağlayan ilaçların doktor ya da eczacı gibi sağlık profesyonellerine danışılmadan alınması doğru değil.

Ereksiyon sağlayan ilaçlar ilişkiden ne kadar süre önce alındığında faydalı oluyor?

İlacına göre değişiyor ama ilişkiden en az bir saat önce alınmasını tavsiye ediyoruz. Unutulmaması gereken bir konu, bu ilaçların sanılanın aksine cinsel isteği artırmadığı. Bu ilaçlar cinsel isteği olan bir insanda ereksiyonu kolaylaştırıyor. Etki süresi ise 6- 36 saat arası değişiyor.
RÖPORTAJ: AYKUN TAŞDÖNER

 

SAĞLIK

Çocuklarda öfke patlamaları

Umut Doğan Yıldız

-

Çocuğunuzun duygusal patlamaları ve öfkesinin, tipik çocuk davranışının ötesine geçtiğini nasıl anlarız? 

Pek çok çocuk zaman zaman öfke patlamaları ve agresyon yaşayabilir. Bu durum çoğu zaman onların yapmak istemedikleri durumlarla karşılaştıklarında meydana gelir. Ancak çocuklar bu davranışı sürekli hale getirirlerse veya öfke patlamaları kontrolünü kaybederse, bu durum tipik davranış örüntüsünün dışına çıktığını gösterebilir.

Öfke patlamalarında, ebeveyn olarak sizi davranışsal sorun olarak uyaracak işaretler şunlar olabilir;

*Çocuğunuz gelişimsel olarak öfke patlamaları görülebilen yaşları (6-7 yaş) aşıyorsa,

*Bu tür davranışları kendisini veya başkalarını tehlikeye atıyorsa,
*Okulda sürekli sorun yaratıyorsa ve öfke kontrolü ile ilgili konuları öğretmenleri gündeme getiriyorsa,

*Öfke sorunları yüzünden çocuğunuzun yaşıtlarıyla ilişkisi bozuluyorsa (oyunlara alınmama veya doğum günü partisine davet edilmeme gibi),

*Öfke sorunları aile içi çatışmalara neden oluyorsa ve aile ilişkilerini etkiliyorsa,

*Öfke sorunları yüzünden çocuğunuz kendisini üzgün ve umutsuz hissediyorsa…

Çocuklar sürekli öfke patlamaları yaşadıklarında, bunun altında genellikle içsel huzursuzluk yatmaktadır. Bu davranışların olası psikiyatrik nedenleri şunlardır:

DEHB: Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite bozukluğu yaşayan pek çok çocuk öfke sorunları yaşamaktadır. Özellikle dürtüsellik bu öfke sorunlarına neden olabilir. Ayrıca dikkat sorunları çocuk ve aile arasında çatışmalara neden olabilir bu da öfke sorunlarını ortaya çıkarır. Ancak her öfke sorunu DEHB demek değildir.

Kaygı: Ciddi öfke yaşayan çocuklarda bazen ortaya konulamamış kaygı sorunları bulunur. Çocuğunuzun kaygısı varsa, özellikle de onu saklıyorsa, sıkıntıya neden olan durumlarla baş edebilmek için öfke davranışına başvurabilir.

Travma ve İhmal: Yapılan çalışmalar, okul içinde ortaya konan agresif davranışların altında evde yaşanan travmatik yaşam olaylarının yattığını göstermektedir. Evde güvende hissetmeyen çocuklar ev dışına çıktıklarında adeta bir eşkıyaya dönebilir.

Öğrenme Sorunları: Çocuğunuz okulda ya da ev ödevi sırasında sürekli öfke davranışını tekrarlarsa, tanı konulmamış bir öğrenme bozukluğu olması mümkündür. Örneğin matematik çalışırken gözlenen bu davranış matematiği öğrenemediğinden kaynaklanabilir.

Duyusal Bütünleme Sorunları: Bazı çocuklar çevrelerindeki dünyadan aldıkları duyusal bilgiyi işleme konusunda sorun yaşarlar. Çocuğunuz uyaranlara karşı aşırı hassas ise (sıkı veya kaşındıran bir kıyafet gibi) bu çocuğunuzu rahatsız edecek ve öfke patlamalarına yol açacaktır.

Otizm: Otizmli çocukların büyük bir kısmı dramatik öfke patlamalarına maruz kalırlar. Takıntılar, sınırlı ilgi alanları duyusal sorunlar ve iletişim problemleri otizmde öfke sorunlarının önemli tetikleyicileridir.

Öfke sorunları yaşayan çocuklara yardım

Pek tabii ki belirli psikiyatrik hastalıklara karşı verilen ilaç tedavileri bir noktaya kadar öfke sorunlarını azaltabilir. Ancak aile bireylerinin davranışlarındaki değişiklik, bu azalmanın kalıcılığına sebep olur. Şimdi çocuğunuzun öfkesiyle nasıl başa çıkacağınızı anlatalım:

Tetikleyicileri ortaya çıkarın: Öfke ile başa çıkmada ilk basamak onu tetikleyen olayları ortaya koymaktır. Hatta anne baba olarak bu olayların bir listesini hazırlayıp bunu çocuğunuzla paylaşabilirsiniz.

Asla pes etmeyin: Çocuğunuzun öfke patlamalarını onun isteklerini anında yerine getirerek azaltmaya çalışmak, tozları halının altına süpürmeye benzer. Hatta bu davranış ona sinirliliğin ve öfkenin işe yaradığını öğretir ki bu davranış tüm hayatına mal olabilir.

Sakin ve tutarlı olun: Önce kendi duygularınızın kontrolünü ele geçirmek çocuğunuza da duygularının kontrolünü öğretmede önemli bir kapı açacaktır. Sert ya da öfkeli cevaplar, bir çocuğun sözlü ya da fiziksel saldırganlığını artırır. Sakin kalarak, çocuğunuzda görmek istediğiniz davranış biçimini modelleyebilir ve öğretirsiniz.

Olumsuz davranışları görmezden gelin ve olumlu davranışları övün: Küçük davranış sorunlarını görmezden gelmenin azarlamaktan veya sertçe ikaz etmekten daha etkili olduğu bilinmektedir. İyi davranışları cesaretlendirmek ve övmek her zaman olumsuz ifadelerden daha etkilidir. (“Bir daha sinirlendiğini görmeyeceğim” yerine “ Sakinleşmek senden beklediğim davranıştı bravo” gibi.)

Tutarlı sonuçları onunla paylaşın: Çocuğunuz, negatif davranışlar neticesinde ne gibi bir yaptırımla karşılaşacağını önceden mutlaka bilmelidir. Sürpriz şekilde yaptırım uygulamak çocukla iletişiminizi çok ciddi şekilde bozar. Ayrıca yaptırımın her zaman benzer olmalıdır yer ve zamana göre değişmemelidir. Düşünsenize kırmızı ışıkta geçmenin cezası her gün değişirse kendinizi nasıl hissedersiniz?

Konuşmak için çocuğunuzun sakinleşmesini bekleyin: Çocuğunuz sakinleşmeden konuşmayı denemek düz duvara konuşmaktan öteye gitmez. Karşılıklı konuşmayı sürdürebilmek için iki tarafın da stabil bir duygu durumuna sahip olması gerekir.

Devamı

SAĞLIK

Bahar aylarında nasıl beslenmeliyiz?

Umut Doğan Yıldız

-

Bahar aylarında nasıl beslenmemiz ve beslenirken alerjiden nasıl uzak durmamız gerekiyor? 

Bahar aylarının hepimiz için farklı bir anlamı var. Kimimiz için yaz aylarına geçiş kimimiz için de kışı geride bırakan aylar. Bahar bir uyanış ve doğa ile birlikte yenilenme mevsimi ve bir de alerji mevsimi!

Bahar aylarında yüksek kalorili besinleri tüketmemek gerektiğinden bu aylara en uygun beslenme şekli Akdeniz tarzı beslenme. Bahar aylarında hızlanan metabolizmamız nedeniyle hem daha fazla enerji harcarız hem de daha sık acıkırız ve farkına varmadan kendimizi sürekli yerken buluruz bu yüzünden her öğünde taze sebze ve ara öğünlerde de mevsim meyvelerini tüketmemiz gerekiyor. Elbette sık yemek yerken yediklerimize de dikkat etmeniz gerekiyor. Bol kalorili ve hamur işleri tüketmek yerine meyve, kuru meyve gibi lif zengini gıdalar tüketmeliyiz. Kış aylarında su içme oranımız düşüyor ve ister istemez bu alışkanlık bahar aylarında da devam ediyor. Bahar aylarında ısınan havayla birlikte vücuttaki sıvı kaybı da artıyor. Günde en az 1,5 litre su tüketmek ve diğer içeceklerin de suyun yerini tutmadığını bilmek gerekiyor. Bu aylarda alkolden ve kafeinli içeceklerden de uzak durmak ve bağışıklık sistemini destekleyen bitki çaylarını ise ihmal etmemek gerekiyor.

Vitaminleri ihmal etmeyin

Bahar bir yandan da eğlence ve doğaya açılma mevsimi. Geziler, piknikler; her biri bizi yemeye teşvik eden etkinlikler ve bu etkinliklerde fazla miktarda et tükettiğimiz ve vücudumuzu proteine boğduğumuz da bir gerçek. Böyle bir eğlenceye katılacaksanız ızgaraya, mangala sebze koymayı ihmal etmeyin. Pikniklerin ve gezilerin elbette güzel yanı da var: Yürüyüşler, açık havada oynanan futbol, voleybol sporlar ve koşular. Yalnız bu bedensel faaliyetlerin yediklerinizi hızla yakmanıza ve hemen acıkmanıza sebep olacağını da unutmayın. Keyif için gittiğiniz piknik zararınıza olmasın. Balık, kuru baklagiller, yumurta, yoğurt; fındık, ceviz, badem gibi kuruyemişler, az zeytinyağlı salatalar; bütün mevsim sebzeleri ve meyvelerinin dışında kepekli ve tahıllı ekmekleri listenizden eksik etmeyin. Bahar aylarının en büyük tuzağı, vitamin bakımından yoksun kalmaktır. Oysa süt, yumurta sarısı, balık ile sarı ve turuncu renkli sebzeler A vitamini içeriyor. Buğday, kepek, yeşil sebzelerde ise B grubu vitaminler yer alır. Tüm taze sebzeler, maydanoz, soğan ve domateste de C vitamini bulunur.

Alerjiyle savaşan besinler

Bahar denince ilk akla gelen alerji mevsimi olması. Özel bir alerji geçmişiniz yoksa bahar alerjisine karşı bünyenizi güçlendiren tüm mevsim meyve ve sebzelerini, yumurta, tavuk eti, kırmızı et gibi besinleri tüketilmeli. Öte yandan alerjileri tetikleyebilen hazır gıdalar, işlem görmüş besinler, şeker ve kızartılmış yiyeceklerden uzaklaşın. Bu gıdaların yerine antioksidan etkisi bilinen maydanoz, ıspanak, brokoli, yeşilbiber, çilek, portakal, limon, greyfurt, ananas, yaban mersini ve fındık, ceviz, badem gibi E vitamini tüketebilirsiniz. Yabancı toksinleri vücuttan atmaya yardımcı olan suyu bol içmeye özen gösterin. Vücudun su dengesini bozan çay, kahve gibi içecekler ve tuzu fazla tüketmemeye özen gösterin.

Bahar yorgunluğu

İlkbaharda gastrit, hipertansiyon, kalpte sorunlar, saçlarda dökülme, sindirim sorunları, cilt kuruluğu, hormon seviyelerinde değişiklik ve artan nemle birlikte vücutta dengesizlik, halsizlik, depresyon vb. belirtileri bahar yorgunluğu diye tanımlıyoruz. Bahar yorgunluğundan kurtulmak için, beslenme şeklimizde birkaç değişikliğe gidebiliriz. Örneğin öğün sayısını artırıp az ve sık yemek, sindirim sistemini rahatlatıp bizi mide ve sindirim sıkıntılarından koruyacaktır. Ağır karbonhidratlı ve yağlı yiyeceklerin tüketimi ise hem yorgunluk hem uyku getirir. Uyku düzenimizi de korumamız gerekli. Geç yatmak ve öğlen uyanarak günü uzattığınızı zannederken, ertesi günü kaçırmanıza ve bu durum öğün atlamaktan gereksiz abur cubur tüketmeye kadar pek çok beslenme hatasına sebep olur.

Hangi ayda hangi balık ve sebze yenir?

Mart ayında balık olarak; levrek, kalkan, kefal, tekir ve midye, sebzelerden; ıspanak, havuç, pırasa, kırmızı turp ve brokoli, meyvelerden; elma ve muzu, Nisan ayında balık olarak; kalkan, kılıç, kırlangıç, tekir, barbunya, mercan, kayabalığı ve midye, sebzelerden; taze soğan, taze sarımsak, kuşkonmaz, taze kekik, bakla ve marul, meyvelerden can eriği, Mayıs ayında balıklardan; barbunya, ıstakoz, levrek, tekir, kılıç, kırlangıç, dilbalığı, iskorpit, pavurya ve karides, sebzelerden enginar, bakla, semizotu, papatya, ebegümeci, domates ve salatalık, meyvelerden ise çilek, yeşil erik, malta eriği ve dutu bahar aylarının taze ürünleri olarak tüketebilirsiniz.

Devamı

SAĞLIK

Diyetle eklem tedavisi mümkün

Umut Doğan Yıldız

-

Kronik eklem rahatsızlıkları genellikle yaş ilerledikçe ortaya çıkıyor. Özellikle eklem iltihabı (romatoid artrit) bunlardan biri. 

Romatoid artrit; eklemlerde ağrı, şişme, sertlik ve işlev kaybına sebep olan otoimmün ve kronik bir hastalık ve her kronik hastalıkta olduğu gibi tedavisinde alternatif yollar da deneniyor. Ancak tedavi yolunu seçerken romatoid artrit ile osteoartriti birbirinden ayırt etmek gerekiyor. İlkinde, vücudun bağışıklık sistemi kendi dokularına saldırıyor. Osteoartrit ise insanlarda yaşlandıkça ortaya çıkıyor ve anti inflamatuar diyet uygulamayı gerektiriyor. Bu diyetler, vücuttaki iltihaplarla savaşmaya yardımcı oluyor. Bol sebze, meyve, kepekli tahıllar, omega-3 yağları ve antioksidanlar bakımından güçlü bir diyet, enflamasyona karşı başarıyla koruyor. Yeşil yapraklı sebzeler, tatlı patates, çilek, kiraz, domates de iltihap önleyici besinler arasında sayılıyor. Bazı sebze ve meyve kuruları da var ki artık onlara mucize besin gözüyle bakılıyor. Örneğin kuru erik, yaban mersini, taze ve tanelenmiş nar, tam tahıllar, zencefil ve zerdeçal gibi baharatlar; baklagiller, süt, yumurta, fındık vb. hep bu gruba giren gıdalar.

Unutmayın, antienflamatuar diyet, eklemleri iltihap kapladıktan sonra işe yaramıyor. Ortada hiçbir sebep yokken bunları yiyip için ki, vücudunuz farkına bile varmadan güçlenip direnmeye başlasın!

Devamı

Popüler

 

www.pilioo.com