Bizi Takip Edin

SAĞLIK

Yaşlanma sorunu

Umut Doğan Yıldız

-

 

Unutmayın, Öleceksiniz! Ve yaşlanmaya dair daha iyi hissettirecek diğer yollar…

DERLEYEN: SAİDE TOKUÇ

Geçen gün eşim, yakın zamanda küçük oğlumuzu yüzme havuzunda tutarken çektiği fotoğrafımı göstermek için gururlu bir şekilde telefonu bana doğru tuttu. Hemen telefonu kaptım ve parmaklarımla boyutundan ve genel sarkıklığından son zamanlarda sesli ve tekrar eden bir şekilde sızlandığım göbeğime yakınlaştırdım. “Bunu yapacağını biliyordum,” diye yakındı eşim. Göbeğim konusunda gülünç davrandığımı düşünüyor ve haklı yanı var. Nasıl ölçerseniz ölçün, zayıf sayılırım. Makul derecede dikkatli besleniyorum ve haftada en az altı gün antrenman yapıyorum. Ancak 30’lu yaşlarımda sahip olduğum görünür karın kaslarını kaybettim. Aslında bundan çok daha fazlasını da kaybettim. Şimdi, 40’larımın ortalarında (bir saniye, 47 yaş 40’ların sonları mı oluyor?) yaşlı ve bakımsız göründüğüm için kendimi artan bir şekilde daha çok eleştirdiğimi fark ettim. Peki, narsisizm ve beden algı bozukluğunun getirdiği bu tehlikeli, ufak endişeyi düşündüğümüzde, neden yıllara meydan okumakla ilgili beni dinleyesiniz ki? Çünkü her ne kadar bu konuyu sürdürsem de endişe miktarım ve bunun davranışlarımı etkilemesi dramatik ölçüde değişti. İşte bir karşılaştırma:

Yaklaşık 10 yıl önce bir kelleşme krizinin sancılarını çekiyordum ve bu, hayatımın her alanına sızan tüm yönlü bir çıldırmaydı. Brezilya Amazonlarındaki izole bir yerli kabileye dair raporumu ulaştırmak üzere inanılmaz bir seyahatten uçakla eve geri dönüyordum. Deneyimin tadını çıkarmak yerine kendimi tuvalete kilitleyip on dakikayı saç çizgimi dikkatle incelemek ve Budistlerin prapañca veya “zihinsel yayılma” dediği çetin bir mücadele vermekle harcadım. Zihnimdeki film şuna benzer bir şekilde ilerledi: Kellik — > İşsizlik — > Duluth’ta düşkünler evi. Bu prapañca beni asabi ve acınası biri yaptı. Bu süreç içerisinde beni banyo aynasına dik dik bakarken çok kez yakalayan eşim Bianca’ya sormanız yeterli.

Bugünlerde, göbeğime dair paniğim bir yana, aniden beliren ben merkezli anksiyetemi görmekte ve ardından bundan kurtulmakta çok daha iyiyim. Bu satırları yazarken, Bianca’ya göbek/yaşlanma endişelerimi kellik krizinden daha başarılı bir şekilde idare edip etmediğimi sordum. Kıkırdadı ve “Kıyaslanamaz bile,” dedi.

Durumu daha iyi hale getiren neydi? Bir kısmı, evlilik, olgunlaşma ve (günlük bir uygulama ve aktif bir yan telaş olan) meditasyonun birleşen etkisi. Ancak başka bir önemli sakinleşme malzemesi ise size son derece mantıksız gelebilecek bir şey: Ölümü düşünmek.

Her nasılsa, ölüm topluluğumuzda bir tabu haline geldi. Meditasyon eğitmeni Greg Scharf’ın da gözlemlendiği gibi, gençliğe takıntılı bir kültürde ölmek “çok kötü tecrübe” skalasında en üstte duruyor. Ancak bu kaçınılmaz, sizin için dahi. (Hatta milyarlar harcayarak ölümü “çözmeye” çalıştıkları bildirilen Silikon Vadisi’ndeki teknoloji devleri için de. Onlara iyi şanslar.) Büyük Hint destanı Mahabharata’dan duruma uyan bir satır var: “Bu dünyadaki en harika şey nedir?” Cevap: “Dört bir yanımızda insanlar ölüyor olabilir ve bunun kendi başımıza gelebileceğini fark etmeyiz.”

Tüm büyük ruhani gelenekler, dolu dolu yaşamak için en iyi uygulamanın ölümü düşünmek olduğunu söyler. Bunu nasıl yaparız? Buda, çürüyen bedenlere bakarken meditasyon yapmayı tavsiye etmiş. Bu teklifin son derece elverişsiz olması nedeniyle eşim ve ben daha makul bir alternatif seçtik: Birkaç yıl önce, tedavisi olanaksız hastalar hastanesinde gönüllü olmak için kaydolduk.

Manhattan’ın Doğu Üst Yakası’ndaki bu tarz hastanelerden küçük, sekiz yataklı birine atanmıştım. İlk gerginliğimi atlattığımda, ilham verici olanlardan son derece rahatlatıcı olanlara kadar birçok ders aldım. Örneğin, sona yakın birçok insanda korkunun azaldığını gördüm. Eski bir üniversite profesörüyle sohbetimi hatırlıyorum, ölüm yaklaştıkça ayrı bir ego gibi değil de daha büyük, gözler önüne serilen bir sistemin bir parçası gibi hissetmeye başladığını söylemişti. Evet, diye düşündüm, ölümle ilgili yanlış veya doğal olmayan bir şey yok. Doğa sürekli bir akış içinde ve biz doğayız.

Ayrıca tedavisi olanaksız hastalıklar hastanesinde zaman geçirmek alelade problemlerime karşı büyük bir bakış açısı kazandırdı. Bunu en dokunaklı biçimde Ronnie adında, Harlem’den eski bir inşaat işçisi olup kronik akciğer ve kalp problemlerine sahip hastamla olan ilişkimde deneyimledim. Dört yıl önce, hastaneye ilk gönderildiğinde kendisine yaşamak için üç gün tanınmıştı. Bunun yerine, zorlukları alt edip başardı. Her hafta, Ronnie ve ben atıştırmalıklar yer, şakalar yapar ve oyunlar oynardık. (Ronnie bu tarz bir hastanede otururken zombi öldürmek için saatler harcamasında bir ironi görmüyordu.) Bir keresinde, hayatımdaki bazı sorunlar hakkında nasıl endişelendiğime dair bir hikâye anlatıyordum ve o anda Ronnie’yi hatırlayıp kendimi durdurdum. Oyunu bölmeden bana döndü ve tam bir kayıtsızlıkla “Evet, kesinlikle hiçbir problemin yok,” dedi.

Ancak tedavisi olanaksız hastalıklar hastanesinde çalışmak her derde deva değil. Oradaki saatlerim sonrasında sıklıkla kendimi taksiye binip e-postalarımı kontrol ederken ve kendi saçmalığıma tamamen kapılmış halde buluyorum. Ve aslında hala egoistçe kendimi cezalandırmamın olumlu bir yanı olduğunu düşünüyorum: Karın bölgemle ilgili belirli bir miktar farkındalık spor salonuna gitmek konusunda bana sağlıklı bir motivasyon sağlayabilir.

Kendimi 85’inci kez saç çizgim veya bel ölçümle ilgili kara kara düşünürken bulduğumda, artık kendime şunu sormak için gerekli olana sahibim: Dünyadaki sınırlı sürem göz önüne alındığında, zamanımı böyle mi harcamak istiyorum? Evet, çok çalışmak ve çabalamak mantıklı olabilir ancak yolculuğun tadını çıkarmıyorsanız bunun ne anlamı var ki?

İncelikli bir şekilde yaşlanmanın Yoda tarzında bir ağırbaşlılık gerektirdiği anlamını çıkaramayız. Kendinize olan güvensizliğiniz ve kusurlarınız kalabilir, sadece bunları nasıl daha becerikli bir şekilde idare edeceğinizi öğreniyorsunuz.

Genellikle bu satırları nükteli bir iki cümleyle sonlandırırım ancak bu konunun ağırlığı nedeniyle tatlı ve komik sözleri kenara bırakıp size açık açık söyleyeceğim: Sonlu olmanızın inkâr edilemez gerçekliği göz önüne alındığında, hayatınızı nasıl yaşamak istiyorsunuz?

Şüphe duyarsanız, ölüme sormanız yeter.

Continue Reading
Advertisement

SAĞLIK

Beyin kanseri olma riski nedir?

Umut Doğan Yıldız

-

Beyin Kanseri Beyinde oluşan tümörleri herkes bilir. Peki ya size denk gelme olasılığı nedir? Kontrollü olmakta daima fayda var.

AMERİKALI SENATÖR John McCain’in glioblastoma sebebiyle geçtiğimiz ağustos ayında hayatını kaybetmesi, en sık görülen kanser türü olmamasına karşın hala anlaşılamayan ve en karmaşık organlarda meydana gelmesi nedeniyle beyin tümörlerinin korkutuculuğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Bilim insanları her geçen gün beyin ve sinir sistemiyle ilgili yeni bulgular elde etse de, bu arsız hücrelerin niçin harekete geçtiği ve her 143 erkekten birinin niçin kanserli olduğu hakkında hala nokta atışı yapamıyorlar. Ancak tedavi yöntemleri gelişmekte ve teşhis ne kadar erken konulursa tedavi o kadar başarılı oluyor. Beyin kanserinin semptomlarını öğrenerek kafanızı rahatlatabileceğiniz gibi, olası bir rahatsızlık durumunda teşhisin erkenden konmasını sağlayabilirsiniz.

İŞARETLERİ TAKİP ET

Beyin tümörünün 100’den fazla çeşidi olsa da, bazılarına diğerlerinden çok daha sık rastlanır. Semptomlar her zaman belirgin olmayabilir. Tümörün yeri ve yaptığı baskıyla alakalı olarak belirtiler farklı şiddetlerde ve konumlarda baş gösterebilir. Belirtilerin sinsice ve hızlıca ilerleyebileceğini ifade eden Teksas Üniversitesi nöroonkoloji bölümü öğretim üyesi Barbara O’Brien, hastalığın zaman geçtikçe ilerleyeceğini söylüyor. Kanserin ilerlemesi felç gibi ani belirtilerle değil, sessiz ve derinden gerçekleşir. O’Brien, “Bir kez baş ağrısı çektiyseniz ya da konuşmakta zorlandığınız bir an olduysa beyninizde muhtemelen tümör yoktur,” diyor. Ancak birazdan okuyacağınız dört semptomdan herhangi birini gözlemlediyseniz ve bu durum bir iki aydır devam ediyorsa, mutlaka doktorunuzla görüşün.

En sık görülen iki farklı tümörün, iki farklı hikâyesi var. Menenjiyom (üstte) çok fazla kanserojen değilken, glioblastoma (sağda) en tehlikeli olan türdür.

Baş Ağrısı

Beyin tümörü olan birçok kişi, kan damarları ve sinirler üzerinde oluşan baskılar nedeniyle baş ağrısı çeker. Dünyada beyin tümörleriyle savaşta en çok tercih edilen hastanenin bulunduğu Kaliforniya Üniversitesi’nin radyoloğu Soonmee Cha, “Şu anda baş ağrısı çeken 1000 kişiyi bir araya getirseniz bile bu kişiler arasında beyin tümörüne sahip olan birini bulma olasılığınız oldukça düşüktür,” diyor. Korkutucu olanları sıradan olanlardan ayıran şeyse tekrar eden baş ağrısının giderek daha kötü bir hal alması ve özgün bir yapı izleyerek reçetesiz ağrı kesicilerle asla yatışmamasıdır. 2017 yılının ağustos ayında kendisine glioma teşhisi konulan ve ameliyatla tedavi olan 41 yaşındaki Amy Voros, “Öksürdüğümde ya da büyük tuvaletimi yaptığımda birkaç saniye kadar süren zonklamalı baş ağrıları çekiyordum,” diyor. Tümöre bağlı baş ağrıları farklı şekillerde gerçekleşebilir fakat genellikle güç kullanma ve öne doğru eğilme durumlarında meydana gelir. Zira her iki eylem de beyindeki basıncı artırır. Öte yandan bu ağrılar sizi uykunuzdan uyandırabilir ve Dr. O’Brien’e göre daha kötüsü, sabah uyandığınızda uzanır vaziyette olduğunuz için bu ağrı daha da artar.

Denge ve Kas Problemleri

Beyinciğinizde tümör olması denge ve koordinasyon problemlerini de beraberinde getirebilir. Bu nedenle belirli aralıklarla adımlama hatası yapıyorsanız, bir şeyleri düşürüyor ya da bir şeylere çarpıyorsanız, doktorunuza görünmeniz iyi bir hareket olacaktır. Beyinciğinizdeki ya da beyin sapınızdaki hassas dokulara baskı uygulayan veya hareket ettiren bir tümör aynı zamanda kuvvet kaybına ve hatta felce neden olabilir. Dr. O’Brien bunun genellikle tek taraflı olduğunu söylüyor. Yani tuşlara her iki elinizle birden değil, tek bir elinizle basamıyor olmalısınız. Kollarınızdaki, bacaklarınızdaki ve yüzünüzdeki kötü uyku ya da oturma pozisyonuyla ilişkilendirilemeyen ve birkaç dakika içinde geçmeyen güçsüzlükler ve uyuşukluklar, daha fazla vakit kaybetmeden doktora görünmeniz gerektiğinin habercisidir.

Bilişsel Değişiklikler

Tümörler bilhassa kısa süreli hafıza kaybına neden olabilir. Herkes anahtarları nereye koyduğunu ya da oturma odasına ne yapmak için girdiğini unutabilir. Asıl sıkıntılı durum aynı soruları ilk kez soruyormuşsunuz gibi defalarca tekrarlamak ya da kelimeleri değiştirerek sormaktır (önce eşarp, sonra fular demek gibi). Ayrıca cevabı bildiğiniz halde hangi şehirde olduğunuza dair basit soruları cevaplamakta da zorluk çekebilirsiniz. Dr. O’Brien, “Bu durum tam olarak ne söyleyeceğimi biliyorum ama dile getiremiyorum durumudur,” şeklinde konuşuyor. Ofisin en tertipli adamıyken darmadağınık bir masada çalışmaya başlamak gibi davranış değişiklikleri de tümör habercisi olabilir. Etrafınızdaki insanlar bu değişikliği sizden daha önce fark edeceklerdir.

Geçmeyen Nöbetler

Beyin tümörüne sahip insanların yüzde 40’ından fazlası beyindeki olağan elektrik aktivitelerin kesintiye uğraması nedeniyle en az bir kere nöbet geçiriyor. Buna kısmi nöbetlerin de dâhil olduğunu söyleyen Dr. O’Brien, kelimeleri söylemekte zorluk çekmenin, tek bir kolun kontrol edilemeyecek şekilde titremesinin ve fırındaki ekmek kokusu gibi kimsenin duymadığı kokular duymanın da örnekler arasında olduğunu söylüyor.

Devamı

SAĞLIK

Yağ yakıcılar kilo verdirir mi?

Umut Doğan Yıldız

-

Yağ yakıcı ilaçlar, yağ yakıcı supplementler kilo verdirir mi? Bu ürünlerin işe yarayıp yaramadığını inceledik.

Kafein

Yağ yakıcı takviye gıdalarda yaygın olmasının nedeni, size bir şeyler olduğu hissi vermesidir, diyor sertifikalı aile tıbbı ve obezite doktoru Spencer Nadolsky. Aspirin, kafein ve uyarıcı efedrinden (efedranın bir bileşeni) oluşan birleşimin iştahı azaltıp yağ yaktığının görüldüğünü belirtirken, FDA’nın kalp şikâyetleri nedeniyle 2004 yılında efedra içeren ürünlerin satışını yasakladığını da ekliyor. Kafeinin kilo kaybı üzerindeki etkilerinin bilimsel dayanağı pek güçlü değil.

Yeşil Çay Özütü

Bu ürün, epigallokateşin-3-gallat (hastalıklarla savaşan bir antioksidan olduğunu bilmeniz yeterli) ve kafein içerir. The Journal of Nutritional Biochemistry’de 2017 yılında yayımlanan meta analizde, yeşil çay özünün yaktığınız kalori miktarını gerçekten de artırdığı, ancak bu miktarın günde sadece 38 kaloriyle sınırlı kaldığı görüldü.

Goraka Özütü

Raporlar, Güneydoğu Asya meyvesinden çıkarılan bir malzeme olan goraka özütünü karaciğer hasarıyla ilişkilendirdi. Aktif bileşen HCA’nın fare çalışmalarında yağ oluşumuna katkıda bulunan bir enzimi engellediği görülse de, bu gerçek dünyadaki sonuçlara karşılık gelmiyor, diyor New York’ta bulunan beslenme danışmanı ve diyetisyen Valerie Goldstein. “Çalışmalar, ortalama kilo kaybı için yalnızca yarım ila bir kilogram fark yaratabileceğini söylüyor,” diyor. Risk almaya değmez.

Turunç

FDA efedra ürünlerinin satışını yasakladığında, takviye gıda üreticileri benzer bir malzemeye başvurdu. Aktif bileşeni sinefrin metabolik hızınızı artırabilir ancak bu çok büyük bir artış olmaz, diyor Dr. Nadolsky. Bazı araştırmalar güvenli olduğunu gösteriyor ancak yine de önceden mevcut olan kalp sorunlarınız varsa uzak durmalısınız, diye ekliyor.

L-Karnitin

“Yağ asitlerini, yakıt olarak kullanıldıkları hücrelerin güç merkezi olan mitokondriye aktarır,” diyor Goldstein. “Enerji olarak kullanmak üzere yağ yakar.” Obesity Reviews’dan 2016 tarihli bir meta analiz, L-karnitin takviye gıdalarının yaklaşık 1,5 kilograma kadar kilo kaybı sağladığını gösterdi. Ancak diğer takviye gıdalarda da olduğu gibi, ek araştırmaların sonucu karışık, diyor Goldstein. Yine de, L-karnitinin kullanımının güvenli olma ihtimali yüksek ve antioksidan olarak çalıştığından kalbiniz için de iyi olabilir, diye ekliyor. Sadece kullanmaya başlamadan doktorunuzla görüşmeyi unutmayın.

Sonuç “Genel olarak baktığımızda, yağ yakıcı takviye gıdalara para harcamaya değmez,” diyor Dr. Nadolsky. “Bu haplardan birine güvenmek yerine paranızı antrenöre veya sağlıklı gıdalara harcamanız daha iyidir. Etkisi oldukça küçük olacaktır ve işin içinde olası güvenlik sorunları da var.” Sağlık Bakanlığı’nın takviye gıdaları ilaçlarda olduğu kadar sıkı denetlemediğini unutmayın.

TAKVİYE GIDALARIN TEHLİKELERİ

Reçeteli ilaçların aksine, takviye gıdalarda bir doz olarak neyin sayıldığına dair bir standart yok, diyor Colombia Üniversitesi Irving Medical Center’dan Sharon Akabas. Dahası, Einstein Medical Center’daki araştırmacılar tarafından, kilo kaybı için satılan takviye gıdaların yüzde 72’sinin etiketlerinin içindekileri yansıtmadığı görüldü. Uyarıcı içeren takviye gıdalardan çok fazla kullanmak, nabızda veya kan basıncında artışa yol açabilir ve bu da kardiyak sorunlarınız varsa zararlı olabilir. “Çoğu kişi, güvenli ve etkili olmasa satılmayacaklarını düşünüyor ancak bunların hiçbiri doğru değil,” diyor Akabas.

Devamı

SAĞLIK

Teknolojiyle araya mesafe koymak

Umut Doğan Yıldız

-

İyi kullanıldığında etkili bir silah olan teknoloji, hayatın gerçek tadını almanızı engelleyebilir. Tamamen bırakamasanız da kısıtlamanız işinize yarayacak.

İnsanların çoğu geceleri dokuz saat uyumaz ama her gün en az bu süreyle ekrana bakar. Bununla birlikte, yüzde 46’mız henüz yataktan bile çıkmadan elektronik cihazlarla ilgilenmeye başlıyor. Sonuç olarak boyun, göz ve genel sağlığımızla ilgili problemler yaşıyoruz. Öncelikle, akıllı telefonlar stresle baş etme konusunda bize yardımcı olmuyor ve lise öğrencileri üzerinde yapılan araştırmalara göre, sosyal medya kullanımı yalnızlık duygusunu körüklüyor.

Hayatı ekrandan takip etmeye ara verme zamanınızın gelmiş olabileceğini düşündünüz mü? Elbette ki anksiyeteye sebep olabilecek şiddetli bir dijital detoks yapmanızı tavsiye etmeyeceğiz. Fakat ekrana bakma sürenizi birkaç günlüğüne azaltmanız, hayata dair başka gerçekleri görmenizi sağlayabilir. Örneğin huzur veren sabah dinginliğinin tadını çıkarabilir ya da arkadaşlarınızın konuştuğu şeyleri duyabilirsiniz. The Power of Off kitabının yazarı Nancy Colier, “Yalnızca kendimizi eğlendirmeye çalıştığımız ve dikkatimizi toplamadığımız için dinlemeyi bilmeyen bir kültüre sahip olmaya başladık,” diyor. Ekranınızı size acı vermeyecek şekilde kapatıp hayatın akışına kapılmak istiyorsanız, okumaya devam edin.

1- Çağın gerisinde çalış

EKRANINIZI SEKMELERLE bölmek ya da nabız değeri teknolojisinden yararlanmak performansınızın artmasını sağlayabilir. Ancak bu yöntemlerin zihinsel anlamda nasıl hareket ettiğinizi, hangi kaslarınızı kullandığınızı ve doğru formda nasıl hissettiğinizi bilmemenize yol açabileceğini ifade eden George Mason Üniversitesi Kinezyoloji bölümü öğretim üyesi Joel Martin, “Sakatlık riskinden korunamayacağınız gibi kendi vücudunuzu tanıyamamaya başlarsınız,” diyor.

Ne kadar sıkı çalıştığınızı ne kadar konuşabildiğinizi hesaplayarak da ölçebilirsiniz. Düşük tempoda çalışırken cümleleri tamamlayabilmeniz gerekiyor. Orta tempoda ise konuşmak biraz daha zorlaşır. Running Strong’un kurucusu Janet Hamilton, yüksek tempoda ise bir ya da iki kelime söyleyebileceğinizi belirtirken, bu kelimelerin de çoğu zaman inilti olacağını söylüyor.

Odağınızı verilere çevirmediğinizde soğuk sabah havasını nasıl soluduğunuzu anlayabilir veya binalardaki ışık yansımasının yolları nasıl aydınlattığını görebilirsiniz. Bu iki hissiyatın da size hayranlıkla karışık bir mutluluk verebileceğini belirten Kaliforniya Üniversitesi öğretim üyesi Paul Piff, bunun kendinizi tamamen kaptırdığınızda gerçekleşeceğini söylüyor. Ayrıca bu his azalan enflamasyon işaretleriyle ilişkilendiriliyor.

2- İş yerinde işbirliği yapın

İŞ YAPARKEN teknolojiye çok fazla güvenmek üretkenliğinizi engelleyebileceği gibi terfi almanızı sağlayabilecek iş ilişkileri kurmanızın da önüne geçebilir. Birçok insanın yaptığının aksini yaparak beyin fırtınasını Outlook üzerinden yürütmek yerine yüz yüze yapmayı deneyin. Arkadaşlarınızın çalıştığı bölümlere doğru yapacağınız kısa yürüyüşler de egzersiz niteliği taşır ve bu egzersizler beynin kendini yenileme özelliğiyle ilişkili olan nöroplastisite yeteneğini geliştirir. Columbia Üniversitesi öğretim üyesi Jamie Krenn, böylelikle ortaya yeni fikirler koyabileceğinizi belirtiyor. Çalıştığınız ekip bir arada değilse bile en azından telefonla aramalar yapmaya çalışın. Başka bir insanın sesini duymak aranızda duygusal bir bağ yaratarak daha iyi ilişkiler kurmanıza yardımcı olabilir.

3- Yalnız takıl

CIHAZLARINIZDAN ayrılmanın ilk etapta kulağa korkunç gelmesi anlaşılabilir bir şey. Çünkü Colier’a göre, bizi daha çok mutlu edeceğini düşündüğümüz için “like” almaya, “post” göndermeye ve trendlerin nabzını tutmaya koşullanmış durumdayız. Ancak kendi başınıza yapacağınız bir kahve keyfi ya da tempolu yürüyüş, “Şu anda vücudumda ne oluyor?”, “Zihnimin nesi var?”, “Duygusal dünyamda neler dönüyor?” gibi arayışlarınızı sonlandırmanıza yardımcı olabilir. Böylelikle sadece daha oturaklı hissetmekle kalmaz, ilk fırsatta niçin teknolojiye sarıldığınızı anlamanızı da sağlayabilir.

Bu konuda başarılı olduktan sonra ise bir yere oturun ve birkaç dakikalığına dinginliği deneyimleyin. Colier, bu derin sükûnetin insanlara hayatlarındaki sorunları çözmede yardımcı olabileceğini söylüyor. Öte yandan bu durum derin bir boşluk korkusu yaratırsa, neye minnettar olduğunuzu not edin. Örneğin uzun koşularınızda size yoldaşlık eden koşu partnerinizden memnunsanız, bunu bizzat kendisine söyleyin.

Devamı

Popüler

 

www.pilioo.com