Bizi Takip Edin
Men's Health Türkiye

Men's Health Türkiye

“TÜRKİYE PAZARI HENÜZ KEŞFEDİLMEDİ”

ERKEK AKLI

“TÜRKİYE PAZARI HENÜZ KEŞFEDİLMEDİ”

-

 

Futbol sadece bir spor dalı değil, aynı zamanda büyük bir endüstri. Kulüp satın alan yatırımcılar, dev sponsorlar, astronomik transfer ücretleri, akıllı statlar… Sıcak para dediğimiz şey artık futbolun göbeğine oturmuş durumda. Hal böyle olunca, biz de spor yönetimi alanında yetkili bir isim olan Esteve Calzada ile konuştuk ve sorduk: Ne olacak bu futbolun hali?” Burcu Kapu’nun yazısı.

1

Sahibi olduğunuz Prime Time Sport nedir? Ne tür hizmetler veriyorsunuz?

Spor pazarlaması alanında hizmet veren bir butik olarak düşünebilirsiniz. Çoğunlukla futbol alanında verdiğimiz hizmetlerin içinde oyuncuların tanıtımı, menajerliği, imaj hakları, kulüplerin ve federasyonların stratejik danışmanlığı, pazarlama ve yönetimleri ile ilgili projeler üretip uygulanması, son günlerde çok popüler olan Youtuber’ların tanıtımı ve yönlendirilmesi gibi pek çok şeyi sayabiliriz. Yani futbol endüstrisinde çalışan her birime hizmet edecek projelerde yer alan bir kurumuz.

Spordan para kazanmanın temel ilkelerini anlatan, Türkçeye Paradan Haber Ver ismiyle çevrilmiş bir kitabınız var. Futbol pazarlamasında para kazanmak için izlenmesi gereken üç adım nedir?

Elbette üçten fazla madde saymak gerekir ama senin için ilk üçü özet olarak sıralayacak olursam: 1. Hakların kontrolü. Yani statlardaki reklam alanlarının pazarlanması, sponsorluklar, futbolcuların ve kulüplerin reklam gelirleri, yayın hakları vs. 2. İşbirliği yapılacak hedef markaları belirlemek için pazar-marka analizi yapılması. 3. Agresif bir satış yaklaşımı.

Futbol endüstrisinde pazarlama ya da satış alanında çalışmak isteyen gençler ne yapmalı?

Diğer meslek dalları gibi burada net bir çizgi maalesef yok. Ama benim tavsiyem, sayısı az olmakla beraber bazı üniversitelerde yer alan futbol yönetimi bölümlerini tercih etmeleri. Yüksek lisansta ise daha fazla üniversitede bu imkânı bulabilirler. Özellikle ekonomi, gazetecilik ve reklam bölümü öğrencilerinin futbol yönetimi alanında yüksek lisansı tercih ettiğini söyleyebiliriz. Bu arada kulüp, federasyon, spor alanında sponsorluk yapan firmalar ya da spor pazarlama ajanslarında staj yapmaları da çok önemli.

Önce Rus oligarklar, sonra Arap şeyhleri kulüp satın alarak futbol endüstrisine girdiler. Sizce sırada kimler var?

Kesinlikle Çin. Kış transfer döneminde Çin Süper Lig’inde toplam 331 milyon avroluk transfer yapıldı. Ancak Çin’i sadece son dönemlerde astronomik rakamlara yaptıkları futbolcu transferleriyle
değerlendirmeyin. Çinli iş adamlarının Avrupa’da çok yaygın bir şekilde kulüp satın almaya başladıklarını da görüyoruz. İtalya’da Inter Milan, İspanya’da Espanyol ve Granada, İngiltere’de Aston Villa bazı örnekler. Wanda ve China Media Capital, sırasıyla Atletico Madrid’in yüzde 20’sini ve Manchester City’nin yüzde 13’ünü satın aldılar. Yani futbol pazarının son büyük oyuncusu Çin diyebiliriz.

Futbolun içinden gelmeyen ama sermayeyi yöneten ve söz sahibi olan bu tip yatırımcıların endüstriye etkileri neler?

Eğer uzun soluklu başarı arıyorsanız, artık bu futbolun içinden gelmeli klişesini bir kenara bırakmalısınız. Futbol ve sermaye birlikte, yan yana yürümeli. İstediğin kadar çok yatırım yap, kulüp finansal olarak iyi bir tablo çizsin; eğer takım sahada başarı kazanmıyorsa, kulübün kasasındaki o paranın hiçbir kıymeti yok. Ya da tam tersini düşün, sezon sonu şampiyon olmuşsun, Avrupa kupalarına gidiyorsun ama kasan bomboş, bir de üzerine borçlusun. Artık finansal fair play kuralları da çok katı. Böyle bir tabloda Avrupa’ya gitme konusunda bile men yiyorsun. Sağlıklı bir yapı
için hem iyi futbol oynayacaksın ki başarı gelsin, hem de bu başarı sayesinde kapını çalan yatırımcı ve sponsorlarla iyi bir finansal bağ kuracaksın ki, kasan dolsun.

Son dönemde bilet fiyatları önlenemez şekilde yükseliyor. Bu aynı zamanda stadyumlara gelen taraftar profilinin sosyo-ekonomik olarak daha üst sınıflara dönüşmesine sebep oluyor. Bunun futbola etkisi nasıl olur?

Buna çok katılmıyorum. Premier Lig ve Bundesliga gibi Avrupa’daki önemli birçok ligde makul fiyatlara bilet satıldığını düşünüyorum.

1984 yılında Diego A. Maradona 7,3 milyon avroya Napoli’ye transfer olduğunda, bu o günler için dudak uçuklatan bir rakamdı. Artık transfer piyasasında 100 milyon avrolardan bahsediyoruz. Sizce transfer ücretleri bu şekilde artmaya daha ne kadar devam edecek?

Kulüplerin gelirleri arttığı sürece transfer ücretleri de artmaya devam eder. Örneğin Premier Lig’de yeni yayın ihalesi yapıldı. Buna göre kulüplerin kasasına gelecek üç yılda 8,1 milyar İngiliz sterlini girecek. Bu rakam bir önceki ihalenin yüzde 70 üzerinde. Premier Lig’de bu paydan en az geliri alacak takım bile, La Liga’da Real Madrid ve Barselona’nın yayından kazandığı kadar parayı kasasına koyacak. Bu ne demek oluyor? 100 milyon avroya Gareth Bale’e imza attıran Real Madrid’in ödediği rakamın çok daha üzerinde rakamları, yeni transfer sezonunda İngiliz takımlarının harcamasını bekleyebiliriz.

Teknoloji futbolun ne kadar içinde ve futbolda teknolojinin sınırları nerede ayrılmalı?

Ben futbolun içinde olması gerektiğine inanan taraftayım. Özellikle de oyunun sonucuna etki edebilecek bazı hakem hatalarını ortadan kaldırmak konusunda. Gol çizgisi teknolojisi ile başladı. Şimdi de penaltı ve ofsayt kararları verilirken hakeme yol göstermesi açısından mutlaka kullanılmalı.

Sayfalar: 1 2

Continue Reading
Advertisement

ERKEK AKLI

Spor salonunda görülen en komik 9 kişi

-

Spor la ilgili şimdiye kadar hep bilgilendirici içerikler hazırladık. Şimdi biraz da gülelim. İşte spor salonundan komik fotoğraflar.

Spor salonlarında görme ihtimali pek olmasa da sizin için komik fotoğraflar derlemesi yaptık.

1- Evden çalışmak bağımlılık yapar

2- Güvenlik her şeyden önemlidir

3- Müziksiz asla

4- Aranılan motivasyon


5- Sonsuza kadar spora elveda diyebilecek biri daha


6- Hepinizden nefret ediyorum

7- Topuklu ayakkabısız asla

8- Son teknoloji

9- Pilates topunun rahatlığı


Devamı

ERKEK AKLI

Meditasyon yapmanın etkileri

-

Meditasyon yapmanın sağlığımıza ve ruhumuza etkileri nelerdir?

DERLEYEN: ZEYNEP İLAYDA ZAFER

Birçoğumuz daha çok burpee yapmak, kombucha’mızı evde hazırlamak ya da kolayca ketozise girebilmek gibi hedefler koyup, yolun daha yarısına gelmeden bunlardan vazgeçiyoruz.

Bunların yerine, size fazlasıyla gerçekleştirilebilir bir çözüm önermeme izin verin: Bir ay boyunca, haftada birkaç gün, sadece bir dakikalığına meditasyon yapmayı deneyin.

Sağlıklı alışkanlıklar edinmek zordur ve hedeflerimizi gerçekleştirme isteğinin azalarak bitmesinin bir nedeni var. Başarısızlığa programlanmış olabiliriz. Evrim bize hayatta kalmaya odaklanmış bir beyin miras bıraktı, uzun vadeli sağlık planlamasına yatkın olan bir beyin değil. Doğal seçilim bizi tehditleri algılamak, yiyecek ve eş bulmak için hazırladı, düzenli diş ipi kullanmak için değil. Size bu mütevazı ve bir ay sürecek olan teklifi yapmamın sebebi ise evrimin bu yönüne meydan okuduğumuz gerçeği. Bu konuda iki şey işinizi oldukça kolaylaştıracak:

İlk olarak, her gün meditasyon yapmaktansa haftada birkaç gün yapmak iyi bir hedef. Tutarlılık meyvesini verecektir: Ne kadar sık meditasyon yaparsanız işiniz o kadar kolaylaşır ve faydaları daha derin ve kalıcı olur. Fakat bir günü atlarsanız, içinizdeki eleştirmen başarısız olduğunuz konusunda canınızı sıkmaya fırsat bulamayacaktır. O yüzden bu yaklaşıma “neredeyse her gün” diyorum. Bu yaklaşımın özelliklerinden biri olan ve davranış değişikliği araştırmalarında ana noktalardan biri olan “psikolojik esneklik”; meditasyon pratiği, yeni bir spor salonu rutini ya da Esperanto öğrenmek gibi kalıcı bir alışkanlık edinmenize yardımcı olabilir.

İkincisi, bir dakika gerçekten çok ama çok kısa bir zaman dilimi. Bir dakikalık bir teklif rahatsız edici bir taahhüt gerektirmiyor. Dahası, rahatça ölçülebilir bir aralık. Bir dakikalık bir meditasyondan sonra, insanlar genellikle kendi kendilerine, “Zaten bir dakikaya ulaştım, biraz daha devam edebilirim,” diyor. Meditasyon hocası Cory Muscara’nın da açıkladığı üzere, bu çok önemli bir nokta çünkü “dışsal” bir motivasyondan (yapmak zorundaymışsınız gibi hissettiğiniz için meditasyon yapmak gibi), daha güçlü olan “içsel” motivasyona doğru (istediğiniz için meditasyon yapmak) geçiş yapıyorsunuz. Daha çok meditasyon yapmaya niyetlendiğiniz anda da gerçekten bununla ilgilendiğiniz için yapıyorsunuz ve bu da etkilerinin daha uzun sürmesini sağlıyor.

Şirketim 10% Happier, trilyon dolarlık şirket Apple’ın çalışanlarıyla her yıl bir ay boyunca yapılan “Mindful Minute” testini gerçekleştiriyor. Amaç, katılımcıların 30 gün içinde 25 gün, en az bir dakika boyunca düşünceleriyle bilinçli zaman geçirmesi. Bu yöntem, farkındalığın hayatlarına nasıl katkıda bulunduğunu anlamalarını sağlıyor ve kendilerini başarısız hissetmeden haftada bir günü kaçırma özgürlüğünü tattırıyor. (Katılmak için Apple çalışanı olmanıza gerek yok.)

Bu düşük çıtayla bile, yeni meditasyon alışkanlığını kalıcı hâle getirebilmenin daha stratejik yolları var:

PROGRAMINIZ HAKKINDA STRATEJİK DÜŞÜNÜN

Bazı insanlar belirli saatlere uymanın – yatmadan hemen önce, sabah ilk iş, egzersizden hemen sonra gibi  alışkanlık edinmeyi kolaylaştırdığını düşünür. Alışkanlık oluşumu üzerine çalışan bilim insanları ise “sıralama, rutin ve ödül”den bahsediyor. Siz de sıralama, rutin ve ödül döngüsünü izleyerek kendinize bir meditasyon şeması oluşturabilirsiniz. Örneğin, “Arabamı park ettikten sonra [sıralama] beş dakika meditasyon yapacağım [rutin] ve biraz sakinleşecek, farkındalığımın arttığını hissedeceğim [ödül].” Alışkanlığın yer edinmesi için bu döngüyü tekrar edin. Hatta günlük meditasyon seansınızı takviminize kaydetmek işe yarayabilir. Bununla beraber, eğer benim gibi öngörülemez bir programınız varsa, stratejik düşünmek meditasyonunuzu bulabildiğiniz zamana ve yere sıkıştırmak anlamına gelebilir.

KENDİNİZİ SORUMLU TUTUN

Bazı insanlar kendi kendilerine sağlıklı bir alışkanlık edinemeyebilirler. Ancak, başkaları onları sorumlu tuttuğu zaman bunu daha kolay yaparlar. Bu tarz bir sorumluluğu topluluk gibi bir şeye katılarak üstlenebilirsiniz. Bu, birkaç arkadaşınızı bir araya getirip işe koyulmak kadar basit de olabilir. Başka bir seçenek ise toplu meditasyon sınıflarına katılmanız olacaktır. Fakat iyice araştırma yapmalı ve bunları gidip kendiniz görmelisiniz.

FAYDALARINA ODAKLANIN

Tıpkı fareler gibi, bizler de bizi iyi hissettirdiği ve bize bir şey verdiği sürece bir eylemi yapmaya devam etmeye eğilimliyiz. Bu durumun da en az iki aşaması var.

İkinci aşama ise hem içsel durumunuz hem de dışarıya yansıttığınız davranışlarınız bakımından hayatınızda beliren faydalarını fark etmek. Ben, meditasyonun beni daha iyi hissettirdiğini ve daha iyi davranmamı sağladığını fark ettim. Meditasyonun en iyi çözüm olduğuna inanıyorum, yani iyi alışkanlıklar konusunda türünün en iyisi, çünkü düzenli bir doz farkındalık, diğer hangi çözümleri kovalamanız gerektiğini ve bunu en iyi şekilde nasıl gerçekleştireceğinizi çözmeniz bakımından ihtiyacınız olan açıklığı ve akıl sağlığını size sağlayabilir.

Bence denemeye değer. Son birkaç yıldır ne zaman meditasyon hakkında bir konuşma yapsam, şu tavsiyeyi veriyorum: Bir ay meditasyon yapmayı deneyin, hiçbir işe yaramadığını düşünüyorsanız Twitter’da beni bulun ve bana bir geri zekâlı olduğumu söyleyin. Bu süreçte birçok kişi bana geri zekâlı dedi, ama bu nedenle değil.

Devamı

ERKEK AKLI

Biriktirme hastalığı nedir?

-

Evinizde ne işe yaradığı / yarayacağı bile belli olmayan şeyleri toplayıp atmaya kıyamıyorsanız dikkat! Belki de hastasınız.

Bugün 60-80 yaş ve üstündekilerin size göre “çöp” olan, kullanılmayan, evde kalabalık eden bir yığın şeyi topladığına, bir yerlere sokuşturduğuna tanık olmuşsunuzdur. Bunlar, savaş görmüş; yokluğu, kıtlığı yaşamış insanlar oldukları için davranışlarının bir açıklaması vardır ve hoş görülebilir. Yaşadıkları o yılları olur da yeniden yaşamak zorunda kalırlarsa diye kendilerince önlem alırlar. Örneğin evlerine doğalgaz bağlanmıştır ama odalardaki sobaları atamazlar. Doğalgaz kesilirse nasıl ısınacaklarını düşündükleri için eski, iç tuğlaları dökülmüş kömür sobalarını, çalışıp çalışmadığını bile bilmedikleri elektrikli ısıtıcıları bir türlü kapının önüne çıkaramazlar. İtiraf etmek gerekirse, Türkiye’de hemen herkesin bu tür davranışlar sergileyen en az bir akrabası, tanıdığı var ve bu tutumları kanıksanmış halde…

Bir de istifçiler var

Tıbbi tanımıyla dispozofobi, ya da kompulsif biriktirme hastalığına sahip olanlar… Bunlar biraz farklı. Bir kere biriktirdikleri hiçbir şeyin belli bir mantığı yok. Örneğin yıllarca dikiş dikmiş yaşlı bir terzinin (artık biraz da o eski ve güzel günleri yeniden yaşar gibi) evini kumaşlarla, renk renk iplik makaralarıyla doldurması gibi değil onlarınki. Veya çocuğunun bebeklik kıyafetlerini, ilk ayakkabısını, ilkokul 1. sınıftaki ilk defterini saklayan anneler gibi değiller. Ya da koleksiyoncular gibi bir veya birden fazla ilgi alanına hitap eden eski ve değerli buldukları eşyaları da toplamıyorlar. İstifçiler, değersiz, sağlıksız, kullanılmayan tüm eşyaları biriktiriyor. Biriktirdiklerinin hiç biri de birbiriyle alakalı değil. Örneğin çekmecelerdeki eprimiş, lastikleri çürümüş eski çoraplar, artık içine girmedikleri 20-30 yıllık giysiler bir yana yedikleri yoğurdun plastik kabı, ödenmiş eski faturalar, okudukları gazeteler, kırık dökük eşyalar, ev araç gereçleri, plastik eşyalar hatta market poşetleri bile biriktirdikleri arasında yer alıyor.

Gerçek sayıları bilinmiyor

İstatistiklere göre Türkiye’de nüfusun %3’ü istifçi! Hastalığın görülme sıklığı da azımsanmayacak kadar fazla. Bu yüzden %3, aslında tahmini bir oran. Arada bir haber bültenlerine “çöp ev” olarak yansıyor ancak gerçekte çok daha fazla sayıda istifçimiz var. Bu kişilerin net olarak tespit edilememe sebebi ise hem kendileri hem yakınları tarafından gizli tutulmaları… Gizli tutulma sebepleri ise hem sorunun farkında olmamaları, hem de sergiledikleri davranışlar. Şöyle ki, istifçiler biriktirdikleri bütün bu gereksiz eşyanın atılması olasılığına karşı sürekli tetikte yaşıyor. Biriktirdikleriyle birlikte psikolojileri de değişiyor ve davranış bozuklukları sergilemeye başlıyorlar. Genel bir kaygı ve gerilimle yaşayıp, kendilerini bir türlü rahat hissedemiyorlar. Biriktirdikleri her ne varsa gerekliymiş gibi davrandıkları ve işe yaramaz eşyalarından bir türlü kopamadıkları için bu kişilere yardım etmek de güçleşiyor. Eşyaların atılmasına engel oluyor ve evlerinin boşaltılmasına, temizlenmesine aşırı tepki gösteriyor, bağırıp kavga çıkarıyor. Sakladıkları bu eşyaların yerini bile unuttukları için aslında hiç işe yaramayan çer çöp arasından herhangi birini bulamadıklarında evlerine girip çıkandan biliyor, onları suçluyorlar. Daha da ilginci, herhangi bir eşyaya sahip olduklarını da unutup, yeniden alıyorlar. Bir süre sonra evlerinde adım atacak yer kalmıyor, ev yaşam alanı olmaktan çıkıyor ve giderek yalnızlaşıyorlar: Ya kimseyi ağırlayamaz hale geliyorlar ya da insanlar yavaş yavaş ziyaretten vazgeçiyor. Bir tür “kaçık” muamelesi görmeye başlıyorlar.

Çocukluktan Başlayabilir

Uzmanlara göre biriktirme hastalığı kendini ilk çocuklukta belli ediyor. Önceleri kalem, silgi vs. gibi eşyalarını biriktiren çocuk, yaş ilerleyip de eskilerine tutkuyla sahip çıkmaya başlıyorsa duruma müdahale edilmesi gerekiyor. Daha çok 50 yaş sonrasında görülmeye başlanan istifçilik, aslında bir tür obsesif kompulsif kişilik bozukluğu (OKKB) durumu… Zaten OKKB’li yani takıntılı hastaların %15’inde istifçilik gözlemleniyor. Bunun temelinde ise dürtü kontrol bozukluğu var. Kişi, takıntılı bir şekilde eline geçen her şeyi evine getirip biriktirmeye çalışıyor ve getirdiği her ne olursa olsun dışarıya atılmasından son derece rahatsız oluyor. Yazının en başında sözünü ettiğimiz yokluk yaşamış ve biriktirme alışkanlığı kanıksanmış insanlar için de böyle bir tehlike var çünkü çocukluk dönemlerinde çeşitli nedenlerden dolayı kıtlıklar ve ciddi ekonomik sorunlar yaşamış olan bu insanlar, ilerleyen yıllarda biriktirme hastalığına yakalanabiliyorlar.

Online istifçiler de var

Öte yandan anne ve babadan, eşten, sevgiliden kalan veya çok sevilen bir arkadaştan hediye gelen bir eşya da ayrılma, koruma ve savunma içgüdüsü ile biriktirilmeye başlanabiliyor. Dolayısıyla duygusal yoksunluklar, reddedilme, aldatılma, sevgi ve şefkat ihtiyacının yeterince karşılanamaması, ilginin eşyalara ya da hayvanlara dönmesine sebep olabiliyor. Sakat, tedavi sürecini tamamlaması için kol kanat gerilenler hariç evinde onlarca havyan besleyen, bunları kimseye veremeyen, gerçekte bakımlarını da yapmadıkları için ciddi sağlık sorunlarına açık hale gelen insanlar da biriktirme alışkanlığına sahip olarak değerlendirilebiliyor.

Daha da ilgincini söyleyelim: Gelen yüzlerce işe yaramaz, okunmuş mail’i silmeyenler de uzmanlara göre istifçi kategorisine giriyor. Bu arada… İstifçiler interneti de aynı amaç için kullanıyor. Neredeyse tüm vaktini internetteki alışveriş sitelerinde ve indirim ilanlarıyla geçiren bu online istifçiler, gerekli gereksiz, ihtiyacı olsun olmasın, ne olursa sipariş veriyor ve “lazım olur”, “işime yarar” düşüncesiyle gereksiz pek çok eşyayı satın alıyorlar. Aralarında kredi kartlarının limitini aşan çok oluyor ama bunu da önemsemiyorlar. Bazıları da ilginç bir şeyler bulmak, başkası satın almadan sahiplenmek dürtüsüyle eskicileri, bit pazarlarını turluyor.

Hastalık olarak yeni tanımlandı

Biriktirme hastalığının “hastalık” olarak ya da obsesif kompulsif kişilik bozukluğu olarak teşhis edilmesi çok eskilere dayanmıyor. Bunun nedenlerinden biri hastalık belirtilerinin genellikle depresyon, anksiyete, toplumsal anksiyete, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu gibi psikolojik sorunları olan kişilerde gözlemlenmesi ve bu hastalıkların belirtisi gibi ele alınması. Bir diğer nedeni ise genellikle yaşlılarda gözlemlendiği için ya anlayış ve hoşgörüyle karşılanması ya da görmezden gelinmesi…

Hastalığın önce ABD’de tanımlandığını söylemek yanlış olmaz. Bu da iki TV programı sayesinde oldu: “Hoarders” ve “Hoarding: Buried Alive”. Bir anda istifçilerin zannedilenden çok daha fazla olduğu da bu programlar sayesinde anlaşıldı. Günümüzde sadece ABD’de 700 bin ila 1,5 milyon istifçi olduğu tahmin ediliyor. Hatta hastalığın obsesif kompulsif kişilik bozukluğuyla alakalı olduğu, bu hastalığa da 14’üncü kromozomun sebep olduğu bile iddia ediliyor. Genel kanı ise istifçilerin aynı zamanda mükemmeliyetçi olduğu ve bir şeyleri atarak yanlış karar vermiş olmaktansa her şeyi toplayıp sakladığı yönünde.

Peki, tedavisi yok mu? Var ancak onun da bir kriteri var: Genellikle biriktirme hali kişinin kendisi ya da çevresindekilerin hayatı üzerinde engel haline geldiyse duruma müdahale ediliyor. Öyle ki yine ABD’de banyo küvetinde bile bir şeyler biriktirdiği için yıkanmayan, evini karınca, böcek hatta fareler basan, biriktirdikleri onca ıvır zıvırdan kendilerine yer kalmadığı için evinin bahçesinde uyuyan istifçiler var!

Burada kritik nokta şu: İstifçi, hiçbir şekilde tedavi için başvurmuyor çünkü hasta olduğunu fark etmiyor, biri söylese de bunu kabul etmiyor. Durumu her kim fark ettiyse gerekeni yapıp, meseleye el konması için çabalaması şart. Tedavi için de istifçinin davranış terapilerine girmesi, içinde bulunduğu durumu fark etmesi yönünde tedaviler uygulanması gerekiyor.

Bir istifçiyi nasıl tanırsınız?

Tüm hastalıklarda olduğu gibi, biriktirme hastalığının belirtileri var. Şöyle ki;
· Gerekli gereksiz demeden her şeyi biriktiriyorlarsa,
· Topladıklarını hiçbir şekilde atmıyor, biri atmaya kalktığında da öfkelenip kavga çıkarıyor ya da en hafifinden öfkelenip kaygılanıyorlarsa,
· Günlük hayatlarında da farklı derecelerde davranış bozuklukları gösteriyorlarsa,
· Topladıkları eşyaların birbiriyle ortak bir noktası yoksa ve birbiriyle ilgisiz şeylerse,
· Evlerinde hareket alanları kalmadıysa, evin tüm odaları hatta mutfak, tuvalet ve banyo bile eşya ile doluysa bu kişiler için istifçi diyebiliriz.

Devamı

Popüler

 

 

www.pilioo.com