Bizi Takip Edin

ERKEK AKLI

SİYAH İNCİ: PAUL POGBA

-

 

Avrupa Şampiyonası’nda Fransa ile kupaya uzanamayan Pogba, bu yıl Premier Lig’de neden dünyanın en pahalı oyuncusu olduğunu göstermek isteyecek. Burcu Kapu’nun yazısı:
pogba-paul

“Ona reddedemeyeceği bir teklif sunacağım.” The Godfather (Baba) filminin belki de en unutulmaz repliklerinden biri. 1972 yapımı film dev oyuncu kadrosuna rağmen 6,5 milyon dolarlık mütevazı bir bütçe ile çekilmişti. Hollywood hep yüksek rakamlı bütçelerin konuşulduğu bir yer olmuştur. Oyuncuların aldığı ücretler, prodüksiyon maliyetleri, kontratlar, televizyon gelirleri, sıradan bir insanın pek de hayal edemeyeceği paralardır. Derken 80’ler ile beraber bu dev endüstri ile rekabet edebilecek başka bir alan doğdu: futbol endüstrisi. 1982 yılında Maradona diye bir adam Barselona kulübüne 5 milyon avro karşılığında transfer olup, bir anda bütün rakamları alt üst etti. Günümüze dek futbol dünyasındaki transfer rakamları artarak devam etti. 2013 yılında Gareth Bale, İngiltere’den İspanya Real Madrid’e 100 milyon avro gibi bir rakama gidip, dünyanın en pahalı transferi oldu. Bu arada sinema endüstrisi de boş durmadı. X-Men, Avatar, Harry Potter gibi dev bütçeli filmleri vizyona soktu. Hollywood’da rekor şu an 300 milyon dolarla Karayip Korsanları’nda. Futbolda ise yeni bir rekor Temmuz ayında kırıldı. Paul Pogba 105 milyon avro (116 milyon dolar) ile belki bir Karayip korsanı değil ama siyah inci şimdilik dünyanın en pahalı transferi.

Manchester United İngiltere’nin en büyük kulüplerinden biri. Tarihi boyunca birçok kupa ve yıldız futbolcuya alışık olan bu kulübün, ne yazık ki son birkaç yıldır yüzü gülmüyordu. Sir Alex Ferguson’un vedasından sonra ne koltuğunu doldurabilen bir teknik adam oldu, ne de tatmin edici bir başarı geldi. Bu sezon kötü gidişe bir dur demek isteyen kırmızı şeytanlar, değişimin ilk sinyalini Mourinho’yu takımın başına getirerek verdi. Mourinho işe PSG sözleşmesi biten Zlatan Ibrahimovic ile başladı; Eric Bailly, Henrikh Mkhitaryan derken Pogba ile altın vuruşu yaptı. Jose Mourinho hiçbir zaman para harcamaktan korkan bir teknik adam olmadı. Diego Costa, Luka Modric, Fabregas, Shevchenko gibi yıldız isimleri dönemin yüksek ücretlerinde transfer eden Mourinho, 11 yıl önce Chelsea’ye ilk geldiği günden bugüne çalıştırdığı takımlar için toplam 995 milyon avroluk transfer gerçekleştirmiş. Tabii bugün itibariyle bu rakamda büyük pay sahibi olan isim Paul Pogba. Pek çok insan bu transferi Gareth Bale ya da Cristiano Ronaldo ile karşılaştırdı ya da mevzunun şu ana kadar okuduğunuz rakam tarafına takıldı. Ancak tüm bunları burada bırakıp şunu kabul etmek lazım ki, United planlarını bundan çok daha fazlası üzerine kurdu. 23 yaşında, potansiyeli ve yeteneği üst düzey ve maçın kahramanı olabilecek bir adam transfer etti. Hiç şüphesiz Mourinho’nun kariyerinin en önemli taşlarından biri, dünyanın en pahalı transferini nasıl oynatacağı olacaktır. Pogba’yı saha içinde tanımlamak zor. Sezon başına 15 gollük ortalaması ile bir Frank Lampard değil belki ama oyunu değiştirecek bir oyuncu olduğu da kesin. Rooney ve Zlatan ile beraber oynayacağını da düşünürsek tablo şaşırtıcı olabilir. Saha içinde
çakılı kalmadan oynayacağı bir sistem kurulması şart. Aksi takdirde Deschamps’ın Avrupa Şampiyonası’nda oynattığı gibi sahaya çıkan bir Pogba, kafese tıkılmış bir aslandan farksız olur. Pogba gelmiş geçmiş en iyi orta saha oyuncusu olup, Manchester United’ı zirveye taşımaya çok yakın. Muhtemelen İngiltere’de Steven Gerrard, Frank Lampard ya da Yaya Toure ile kıyaslanacaktır.

Modern futbolda orta saha oyuncusunun tanımını yeniden yapan bu futbolcular, aynı zamanda uzun aradan sonra takımlarını zafere taşıyan futbolcular da oldular. İşte United’ın bu transferdeki asıl amacı da kendi kahramanını bulmaktı. Pogba üzerinde astronomik rakam baskısını hissedecek tipte bir oyuncu da değil. Juventus ile oynadığı Şampiyonlar Ligi finali ve bu sene Avrupa Şampiyonası finali döneminde verdiği tüm röportajlarda sergilediği soğukkanlı tutum gösteriyor ki, baskıyı absorbe edip yönetebilen bir futbolcu. Dört kez Serie A şampiyonluğu tadan Pogba, İngiliz futboluna adapte olmakta sorun yaşamayacak kadar atletik, güçlü ve hızlı dribbling yapabilen bir oyuncu.
Ferguson’un Gölgesinden Çıkıp, Ahtapot Paul Oldu Her hikâyenin bir başlangıcı vardır. İşte bu da Manchester United orta sahası, Fransa Milli Takım oyuncusu ve dünyanın en pahalı
oyuncusu Paul Pogba’nın hikâyesi. “Çocukken her şeyi merak eder ve öğrenmek isterdi. Onu ilk kez futbol oynarken gördüğümde yeteneği olduğunu fark etmiştim. Dört yaşındaydı ve kendinden büyük çocuklarla oynuyordu” diyor bir dönem amatör futbol oynamış babası. Çoğu yıldız futbolcunun çocukluğuna bakınca, şehrin uzak semtlerinde büyüdüklerini ve futbolu sokakta öğrendiklerini görüyoruz. Fransa’nın banliyösü Roissy en Brie’de de bir çocuğun futbol oynayabileceği tek bir kulüp vardı, o da hayallerine uzanmak için tek yol olan US Roissy. Pogba da futbola 6 yaşındayken burada başladı. U17 takımının antrenörü Nicolas Moressee, sürekli Manchester United tişörtü giyen bir adamdı ve bugün hâlâ odasında Pogba’nın ilk formasını saklıyor. Onun yanında ise Pogba’nın şöyle imzaladığı bir Juventus forması var: “Hayallerimdeki ilk kulüp Roissy en Brie” Pogba, Manchester United için sağlık kontrolünden geçmeden bir gün önce yine eski kulübünü ziyarete gitmiş ve kulüpteki çocuklar ile idman yapmış. Bu, işin manevi bağlılık kısmı. Ama aslına bakarsanız Pogba ilk kulübüne bundan daha fazlasını yaptı. Fransa Futbol Federasyonu’nun uygulamasına göre, 12 yaşına kadar bir futbolcuyu yetiştirmiş olan her kulüp transfer bedelinin yüzde 0,25’ini almaya hak kazanıyor. Bu kurala göre Pogba 13 yaşına kadar formasını giydiği ilk kulübüne bugün 400 bin sterlin kazandırmış oluyor. Böylesine küçük bir kulüp için bunun ne demek olduğunu bir düşünün. Okul servisi, yeni formalar, daha neler neler. Kulübün geleceği bir nevi garanti altına alındı. Takımın defans oyuncusu ve aynı zamanda genç takımın antrenörü Nabil, hâlâ Pogba ile beraber tatil yapan en yakın arkadaşı. “Hiç değişmedi, hâlâ aynı. Herkes onun o parayı hak edip etmediğini soruyor. Halbuki Juventus ve Fransa Milli Takımı ile yaptıkları aslında hak ettiğinin ispatı” diyor. Profesyonel futbola geçişi ise Ligue 2’de Le Havre takımı ile oldu. Altyapı, genç milli takım derken Avrupa için oldukça dikkat çekici bir oyuncu haline geldi. 2009 yılında Manchester United’ın altyapısına transfer oldu. 2011 yılında ise İngiltere Lig Kupası’nda Leeds United’a karşı A takımla ilk kez sahaya çıktı. Alex Ferguson’un çocuk yaşta keşfettiği futbolcular meşhurdur. Roy Keane, Ryan Giggs, David Beckham, Paul Scholes, Cristiano Ronaldo, Wayne Rooney… Tıpkı abileri gibi Pogba da genç yaşında Ferguson’un dikkatini çekmişti. Ancak nedendir bilinmez, Ferguson bu genç yeteneğe pek fazla forma şansı tanımadı ve yedek kulübesinde oturttu. Belki bir çeşit Ferguson eğitim taktiğiydi, belki yıldızlarla dolu Manchester United kadrosunda sıra gelmedi, sorunun cevabını tek bilen Ferguson. Ancak şu bir gerçek, sonrasında pişmanlığı yaşayan da yine Ferguson oldu. Premier Lig meraklıları hatırlayacaktır; 2011-12 sezonu yılbaşı haftasında Manchester United Blackburn Rovers ile oynadı ve 3-2 kaybetti. Ferguson o maçta kanat oyuncusu Park Ji-Sung ve sağ bek Rafael da Silva’yı orta sahada oynattı. Zaten Wayne Rooney, Jonny Evans ve Darron Gibson sakattı. 90 dakika boyunca oyuna girmeyi bekleyen Pogba, ikinci yarıda Anderson oyuna alınınca gemileri yaktı. Zaten sezon sonunda sözleşmesinin bitmesini fırsat bilerek Juventus’a imzayı attı. Takımdan ayrıldıktan sonra Ferguson için şöyle diyecekti: “Açıkçası onun bize gereken saygıyı gösterdiğini düşünmüyorum. Dürüst olmak gerekirse, bu sürecin sonunda gayet mutluyum.” Juventus’ta her maç ilk 11’e giren ve harikalar yaratan oyuncu artık tam anlamıyla yeşil sahalardaydı. İlk sezon sadece beş gol attı ama yeteneği ve maç boyunca gösterdiği yaratıcılıkla İtalyanları kendine hayran bıraktı. Oynadığı her maçtan sonra gazeteleri “Sir Alex’in Paul’u elinden kaçırması tarihindeki en büyük yanlış olabilir” yorumları süsledi. İtalyanlar sevdikleri futbolculara lakap takmaya bayılırlar. Ona leylek bacakları, her yere uzanan dribblingleri ve uzun şutları yüzünden “Ahtapot Paul” dediler.

paul-pogba-zlatan-ibrahimovic

Fransızların Yeni (ve Daha Yetenekli) Vieira’sı

Bu arada Fransa Genç Milli Takımı’nda oynayan Pogba, Türkiye’de düzenlenen U20 Dünya Kupası’nda hem kupayı kazanıyor hem de altın top ödülünü alıyordu. Final maçını statta izleyenlerden biri olarak, o gün “Bu çocuk bir efsane yahu” diyenlerden biri olduğum için şanslı hissediyorum. Fransa’nın zaten favori gösterildiği turnuvada, penaltılara kalan finalde hepimiz dünyanın en iyi orta saha üçlüsü olabilecek gençleri alkışlıyorduk: Veretout, Kondogbia ve Pogba. Ofansif yönü defansif yönüne ağır basan, her topa ayağını uzatan, yaratıcı oyun zekasının Pirlo’nunki kadar olduğunu söyleyebileceğimiz Pogba, dünyanın belki de en büyük kulüplerinden biri sayılabilecek Manchester United’dan ayrılma özgüvenini gösterdikten sonra, asıl olgunlaşma sürecine Juventus’ta girdi. Pogba bugün İtalya’ya veda etti ama yine kulübüne kazandırarak. Pogba ve Coman’ı bonservissiz transfer eden Juventus iki futbolcudan 130 milyon avro kazandı. Hayal etmeniz için söylüyorum; Juventus yeni stadını 120 milyon avroya yapmıştı. Hani İsviçreli bilim insanları bir araya gelse, “Vieira tipi bir orta saha olsa ama yetenek de biraz daha fazla olsa” düşüncesiyle bir futbolcu tasarlasalar, ortaya Pogba çıkardı. Fransızların yeni Vieira’sı Pogba hakkında söylenecek fazla söz yok. Güçlü, dirençli, uzaktan şutlarda her iki ayağını da kullanan, Juventus’ta 27 lig ve 8 Şampiyonlar Ligi karşılaşmasına çıkan oyuncu, menajerine göre Ballon d’Or kazanabilecek yetenekte bir isim: “Eğer Ronaldo ya da Messi’yi alamıyorsanız Pogba’yı alırsınız. O seviyedeki tek oyuncu Pogba.” 2014 yılında Fransa A Milli Takımı ile dünya kupası için Brezilya’ya giden Pogba, o turnuvada kariyerinin önemli adımlarından birini attı. Grup maçlarında Nijerya’ya karşı attığı harika gol ve turnuva performansı ile FIFA Dünya Kupası en iyi genç oyuncu ödülünü aldı. Fransa Milli Takımı için oynarken, erkek kardeşleri Gine Milli Takımı’nı tercih etti. Aile Fransa’ya Gine’den göç etmişti. Erkek kardeşi Florentin şöyle diyor: “Kazanmak için gerekli tüm arzu bizde var. Bir yerlere ulaşmak istiyorsak bunu yapabilmek için tek şansımızın bu spor olduğunu hepimiz biliyorduk. Bu yüzden mental, fiziksel ve teknik olarak tüm yeteneğimizi ortaya koyduk.” Pogba kardeşler daha küçük yaşta dine bağlılığı ve aile sevgisini her şeyin üzerinde tutmayı öğretilerek büyüdüler. Müslüman bir aile oldukları için anneleri Yeo çoğu zaman çocukları yakındaki camiye götürüp dua ediyordu. Pogba hâlâ Ramazan gibi kutsal aylarda sosyal medya hesaplarından dini içeriği ve temennisi olan mesajlar paylaşmaya devam ediyor. Yeo, babalarından boşanmış ve çocukları tek başına büyütmüştü. Onları üzecek her şeyin karşısında durmaya çalıştı. Hatta bu kişi Alex Ferguson olsa bile. İlk Manchester döneminde Ferguson birkaç kez Pogba’yı cezalandırmıştı. Odasında çoğu zaman çok sert sözler söylediği küçük Pogba her seferinde ağlayarak eve dönüyordu. Sonunda direksiyona geçen Yeo oldu ve oğlunun Manchester United ile imza atmasına müsaade etmedi. Bu yüzden İtalya serüvenini asıl başlatanın Yeo olduğu söyleniyor.
Annesi Manchester United ile dünyanın en pahalı imzasını attığı gün de dört torba dolusu forma ile görüntülendi. Demek ki eş dost akrabaya, “Bakın oğlumun forması” diye hediye dağıtmak sadece bize özgü bir adet değil. Anneleri Yeo’nun tüm çocukları üzerinde etkisinin çok büyük olduğu ama Pogba’nın hepsinden özel olduğu aşikâr. Ballon d’Or ödül törenine annesiyle katılıp, ona ne kadar minnet duyduğunu her fırsatta söyleyen Pogba, kazandığı ilk parayla annesine bir daire satın almıştı. Bir yanda anne Yeo, diğer yanda teknik direktör Mourinho ile Pogba bu sezon hepimizi çok heyecanlandıracak. Yeni takımıyla çıktığı ilk idmanda sanki o paralara imza atan bir yıldız değil de, eski mahallesine geri dönen bir çocuk gibiydi. Eskiden tanıdığı çalışanlarla şakalaşması, sıcak hareketleri, diğer yandan Ibrahimovic’e attığı hayranlık dolu bakışlarıyla, aslında bir yanı hâlâ çocuk. Enteresan saç stilleri, renkli gol sevinçleri ve enfes futbolu ile sadece Manchester United değil, Premier Lig bir yıldız kazandı. Evine hoş geldin Ahtapot Paul!

ERKEK AKLI

Game of Thrones’un Sansa’sı: Dizi boyunca saçlarımı yıkamadım

Umut Doğan Yıldız

-

Game of Thrones’un Sansa’sı Sophie Turner, dizi boyunca saçlarımı yıkamadığını itiraf etti.

Game of Thrones dizisinde Sansa Stark karakterine hayat veren Sophie Turner, dizi çekimleri boyunca hiç saçlarını yıkamadığını söyledi.

InStyle dergisine konuşan 22 yaşındaki İngiliz oyuncu, “Beşinci sezon boyunca benden saçlarımı yıkamamamı söylediler. Bu gerçekten iğrenç bir şeydi” açıklamasında bulundu.

İlk sezonlarda saçlarını yıkamasına izin verildiğini çünkü o sezonlarda bakımlı olması gerektiğini söyleyen Turner, saçını yıkamadığı sezonun gerçekten bir felaket olduğunu söyledi.

Game of Thrones’ta yapay kar yağdırılan sahnelerde, kar makinasından çıkar yapay karların saçlarına yapıştığını da ekleyen ünlü oyuncu, bu durumdan hiç hoşlanmadını da ekledi.

Bu konuyla ilgili ünlü oyuncu rahatsızlığını dile getirmiş ve saçlarının bir süre yıkanmasına izin verilmiş ve peruk takması kararlaştırılmış.

Game of Thrones dizisi ne zaman başlayacak?

Sekizinci ve final sezonu dört gözle beklenen  Game of Thrones dizisinin 14 Nisan’da başlayacağı açıklandı.

Devamı

ERKEK AKLI

Dede Korkut Chronicles çok yakında Google Play Store’da

Umut Doğan Yıldız

-

Türkiye’nin ilk VR aksiyon macera oyunu,  Dede Korkut Chronicles çok yakında Google Play Store’da yerini alacak.

2017 yılının Kasım ayında Türkiye’nin ilk VR oyunu olma özelliğini taşıyan Kayıp Efsaneler’i yayınlayarak ilklere imza atan Bond Game Studio ekibi, kısa süre önce Oculus Store’da yerini alan yeni VR oyunları Dede Korkut Chronicles ile bir ilke daha imza attı. Samsung Gear VR kullanıcıları için yayınlanan ve Türkiye’nin ilk kapsamlı VR aksiyon macera oyunu olan Dede Korkut Chronicles, Samsung’un da desteğiyle oyunseverlere hikaye tabanlı eşsiz bir deneyim sunuyor.

Orta Asya’nın Masalsı Coğrafyasından Sanal Gerçeklik Dünyasına

2018 yılının son günlerinde UNESCO Dünya Somut Olmayan Kültür Mirası Temsili Listesi’ne alınan Dede Korkut Destanı, dünya çapında adından bahsettirir hale gelmişken, Bond Game Studio Ekibi yayınlandıkları VR oyunla bu mutluluğu ikiye katlıyor.

Oğuz Türklerinin bilinen en eski epik destanı Dede Korkut Hikayeleri’nden ilham alarak, 8 farklı dilde hazırlanan Dede Korkut Chronicles, toplam 12 hikaye arasından Oğuz halkına musallat olan Tepegöz ile kahramanımız Basat’ın destansı mücadelesini konu edinerek tüm dünyadaki oyunseverlerle buluşturuyor.

Daha önce de kültürel öğelerin yer aldığı karakter ve temaları global oyun dünyasına başarılı bir şekilde taşıyan Bond Game Studio ekibi, “Kayıp Efsaneler” puzzle oyununda Hacivat ile Karagöz gibi iki ikonik karakteri ele alarak oyunseverlerin gönlünde taht kurmayı başarmıştı.

Gerçekçi Oyun Dinamikleri ile Sınırları Zorlayan VR Deneyimi

VR teknolojisinin kullanıcılar ve geliştiriciler için sağladığı özgürlük alanın sınırlarını zorlamaktan çekinmeyen Dede Korkut Chronicles, kullanıcılara sanal gerçeklik bağlamında eşsiz bir deneyim vadediyor. Tek bir anlatıcıyla değil, oyundaki tüm karakterlerle diyalog halinde olarak bir masalı yaşayacağınız oyunda, Gear VR kumandasıyla el becerilerinizi de en üst seviyede test etme şansı yakalayacaksınız.

Orta Asya’nın büyülü coğrafyasında Basat karakterine bürünerek Oğuz halkını Tepegöz’ün lanetinden kurtarmaya çalışırken size eşlik edecek olan peri kızıyla birlikte kılıç, kalkan ve arbalet kullanma deneyimi yaşarken bir yandan zorlu bölüm sonu canavarlarıyla mücadele edeceksiniz.

Global normları göz önünde bulundurarak grafik kalitesinden de ödün vermeyen Dede Korkut Chronicles, mobil cihazların işletim sistemlerinin sınırlarını adeta sonuna kadar zorlamaya geliyor diyebiliriz.

Samsung Desteği ile Geliştirilen İlk Türk VR Aksiyon Macera Oyunu

Bond Dijital ajansının bünyesinde kurulan Bond Game Studio, tamamen türk yazılımcı ve tasarımcılardan oluşan bir oyun yapım stüdyosu. Yenilikçi ve dinamik yapısıyla yeni nesil oyun platformlarında yer alacak oyunlar geliştirmek için bir araya gelen ekip, yeni trendlerin peşinden gitmek ve henüz yapılmamış işler ortaya çıkarmak için tüm yeteneklerini ortaya koyuyor.

Türkiye’de mobil cihaz pazarının lideri Samsung’un desteğiyle geliştirilen VR aksiyon macera oyunu Dede Korkut Chronicles, Oculus Go ve Samsung Gear VR mobil platformlarından kullanıcılara sunulmuş durumda. Oyunun yayınlandığı günden itibaren Oculus Store’da öne çıkanlar arasında yer alması, Bond Game Studio ekibinin ilerleyen zamanlarda daha iyi üretimler yapması için kuvvetli bir motivasyon kaynağı oluşturuyor.

Şirinler’in İkonikleşmiş Sesi Nur Subaşı’nın Seslendirdiği Son Oyun

Sesiyle pek çok esere hayat veren ünlü tiyatro ve seslendirme sanatçısı Nur Subaşı’nı birçoğumuz Şirinler’den hatırlıyoruz. 80’ler kuşağı çocuklarının favori çizgi filmi Şirinler’in jeneriğini seslendiren sanatçı, “İyi bir çocuk olursanız, belki Şirinleri bile görebilirsiniz” sözüyle bir nesilin aklına kazınmıştı.

Dede Korkut karakterinin konsept çalışmaları sırasında seslendirme için ilk isim olarak Nur Subaşı’nı düşünen Bond Game Studio ekibi, keyifli bir çalışma sürecinin ardından büyük bir deneyime ortak olduklarının da altını çiziyor. Ünlü sanatçının oyun henüz yayınlanmadan hayata veda etmesiyle beraber, ekip için önemli bir yere sahip olan Dede Korkut Chronicles kendisine ithaf ediliyor.

Merak Uyandıran Kazak Ezgileri: Kamazhai Türküsü

Dede Korkut Chronicles henüz yayınlanmadan önce tanıtım videosu ile büyük bir yankı uyandırmayı başarmış, bu başarının büyük bir payı da içinde yer alan Kazak türküsünün büyüleyici ezgilerine bağlanmıştı.

Orta Asya bölgesinde geçen oyunda kullanılacak müziklerde, bu bölgeye yönelik ezgiler arasında yapılan ciddi bir araştırma sonucunda Kamazhai türküsüne ulaşılıyor. Dinleyen herkesin tüylerini diken diken eden bu eski Kazak türküsü oyunda kullanılmak üzere yeniden düzenlenerek ses sanatçısı Sinem Güngör vasıtasıyla tekrar seslendirildi. Oyunseverler ve müzikseverler için çok yakın zamanda Youtube kanalında oyun içi sahnelerden oluşan bir klip daha yayınlanacak.

Dede Korkut Chronicles Çok Yakında Mobil Platformda

Yakın zamanda oyunun mobil versiyonunun Google Play Store platformunda yayınlanacağının müjdesini veren Bond Game Studio ekibi, bununla birlikte yeni VR oyunlar üretmeye devam edeceğini de belirtti. Böylelikle Kayıp Efsaneler ile başlayıp Dede Korkut Chronicles ile devam eden bu öncü yaklaşımın, geleceğin oyun oynama alışkanlıklarını tamamen değiştirecek olan VR deneyiminde, başka yerli üreticiler için de örnek olması bekleniyor.

Devamı

ERKEK AKLI

Buzul erime oranı yüzde 280 arttı

Umut Doğan Yıldız

-

Antarktika’daki buzul erime oranı, 2001-2017 arasında yılda ortalama yüzde 280 arttı.

Kaliforniya ve Utrecht üniversiteleri ile ABD Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) Jet İtiş Laboratuvarı’nda gerçekleştirdikleri çalışma neticesinde çarpıcı bir rapor ortaya koydular.

Antartikada buzullar ne oranda eriyor?

Science Daily’de yer alan habere göre, Kalifornia ve Utrecht üniversiteleri ile NASA Jet İtiş Laboratuvarı’nın yürüttüğü çalışmada ortaya koyulan rapor: Antartika’da bulunan buzullardaki erime oranının, 2001-2017 arasında yılda ortalama yüzde 280 artış gösterdiğini yönünde.

Araştırmada ortaya koyulan başka bir bilgi de 1979-2001 arasında yılda ortalama 48 milyar ton buzulun eridiği ve Antarktika’da bu kaybın, 2001-2017 aralığında senede 134 milyar tona çıktığı yönünde.

Buzulların erimesi deniz seviyesini artıracak

Bilim adamları, Antarktika’da buzulların erime seviyesindeki bu ciddi artışın 1979-2017 aralığında küresel deniz suyu seviyelerini yaklaşık bir buçuk santimetre yükselttiğini söylüyor.

Devamı

Popüler

 

www.pilioo.com