Bizi Takip Edin

SAĞLIK

Reflü nasıl geçer? 7öneri

Umut Doğan Yıldız

-

 

Reflü şikayeti olanlar, reflü nasıl geçer, şikayetler nasıl azalır konusunu merak ediyorlar. Reflü ile ilgili bilmeniz gerekenler!

Reflü, toplumda en sık görülen mide sorunları arasında yer alıyor. Hastalık tüm nüfusun yüzde 30-40’ını etkilerken, en sık 30-40 yaşları arasında görülüyor. Şişmanlık, karın içi basıncın artması, hamilelik, genetik yatkınlık risk faktörleri, reflü oluşumunda önemli rol oynuyor. Mide ve bağırsak sistemini etkileyen stresin yanı sıra beslenme alışkanlıkları da reflü ataklarını tetikleyebiliyor. Memorial Antalya Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Tülay Kadıoğlu, reflü şikayetlerini azaltan ve reflü hastalarının yaşam kalitesini artıran önerilerde bulundu.

REFLÜ İLACI NASIL KULLANILIR?

Reflü stres ve beslenme ile bağlantılı

Reflü, mide içeriğinin, yukarıya doğru yemek borusuna geri kaçmasıdır. Bunun sonucunda da midedeki asit ve pepsin yani midede proteinlerin sindirimine yardım eden madde, yemek borusunun alt ucunu tahriş etmekte ve yemek borusu kendini mide asidinden koruyamaz hale gelmektedir. Stresli iş ve yaşam koşullarının yanı sıra modern şehir hayatıyla birlikte geleneksel yemek tarzı da şekil değiştirmiştir. Ev yemeklerinin giderek daha az tüketilmesi, saati değişen öğünler, hazır gıdalar ve fast food tarzı yiyecekler, kahve, çay, gazlı içecekler ve sigara tüketiminin artması, reflü oluşumunda önemli etkenlerdir.

Önemli sağlık sorunlarına yol açabilir

Reflü hastalarında ağıza acı su gelmesi, göğüs ağrısı, midede ekşime, yutma güçlüğü, öksürük ve ses kısıklığı gibi yaşam kalitesini düşüren sorunlar görülmektedir. Hastalığın tedavi edilmediği ve şikayetlerin kontrol altına alınmadığı durumlarda gece mide içeriğinin solunum yollarına kaçması ile ani uyanmalar, akciğer iltihabı gibi önemli sorunlar da ortaya çıkabilir. Ayrıca mide içeriğinin yemek borusunu tahriş etmesine bağlı olarak reflü sorunu olanlarda özofagus kanseri riski de bulunmaktadır.

REFLÜ HAKKINDA HER ŞEY

Doğru beslenme şikayetleri azaltır

Reflü sorunu olan kişilerin beslenme düzenleri, şikayetlerin kontrol altına alınması sağlar ve hastalığın, vücutta farklı organlara zarar vermesini önemli oranda engeller.

Reflüde tüketilmemesi gereken yiyecek ve içecekler:

-Kahve

-Çikolata

-Baharatlar

-Gazlı içecekler

-Sigara ve alkol

-Soğan ve sarımsak

-Yağda kızartılmış yiyecekler

-Salça

-Domates

-Ekşili yiyecekler

Reflü şikayetlerini azaltan yiyecek ve içecekler:

-Liften zengin gıdalar

-Elma

-Muz

-Brokoli

-Havuç

-Fasulye

-Kantaron yağı

-Papatya çayı

-Peynir

Reflü şikayetlerini azaltan 7 öneri

1. Tabağınızdaki porsiyonları küçültün: Reflü şikayetlerini azaltan yiyecekler tercih edilmeli ve midenin gereğinden fazla doldurulmamalıdır. Bu durum, yiyeceklerin kolayca geriye kaçmasına sebep olmaktadır.

2. Yemek yedikten sonra uyumayın: Yemek yedikten sonra en az iki saat kadar yatar pozisyonda olmamaya özen gösterilmelidir. Çünkü bu şekilde mide ile yemek borusu arasında olan açı kaybolmaktadır.

3. Hızlı yemek yemeyin: Her lokmayı uzun uzun çiğnemek reflü hastaları için önemlidir. Ayrıca ayaküstü değil, oturarak yemek de etkili bir korunma sağlar.

4. Yastık yüksekliğiniz 30 cm olsun: Gece boyu mide sıvısının geriye kaçışını engellemek için başın mide seviyesinden yüksekte tutulması gerekir.

5. Kilo verin: Fazla kilo sorunu olan reflü hastalarının şikayetleri hem daha sık hem de daha şiddetli olmaktadır. Bu nedenle mutlaka ideal kiloda olmaya özen gösterilmelidir.

6. Bol ve sık su için: Suyu gün boyu sık aralıklarla yudumlayarak tüketmek, şikayetleri azaltıcı bir etkiye sahiptir.

7. Hareket edin: Akşam yemeği sonrası 15-20 dakikalık kısa yürüyüşler, rahatlatıcı özelliktedir ve hastalar için son derece faydalıdır.

Continue Reading
Advertisement

SAĞLIK

Karın kasları için soslayın

Umut Doğan Yıldız

-

Sert karın kasları tatsız gıdalarla kazanılmaz. Yemeğinizi biraz süslemeye başlamanızı öneririz.

ESKİ KURAL
Hiç de ilham vermeyen bir akşam yemeği, daha yağsız bir fizik için insanların yapması gereken bir fedakârlık. Sonuçta çeşni kullanmak, basitçe fazladan kalori demek. Benden sonra tekrarlayın: Gıdalar yakıttır, gıdalar yakıttır…

YENİ KURAL
Sosların tamamen şeker dolu olduğunu söylediklerini muhtemelen duymuşsunuzdur. Hatta büyük olasılıkla bunu bizden duydunuz. Ancak ıspanak yapraklarını mayoneze batırmayı hâlâ tavsiye etmiyor olsak da yediklerinizden sıkılıp kendinizi yerel fast-food zincirinin kollarına bırakmanızı da önermiyoruz. “Zihinsel olarak en güçlü olanlar dahi sade gıdalarla zorluk yaşayabilir,” diyor

Zolkiewicz. “İyi besin değerleri var olan hayat tarzınıza uymalı, tam tersi olmamalı.” Yeni fit yemek restoranlarının ve sporcu yemeği paket servislerinin profesyonel atletler tarafından çok sevilmesinin bir nedeni var: Protein kaynağınıza cömertçe eklenen acı sos türevleri yalnızca 80 kalori artırır ve 1,2 gram karbonhidrat ekler, bu da bolca aroma için makrolarınızda göz ardı edilebilecek bir etki bırakır. 3 gramlık tuza gelirsek, sizin için yararlı bile olabilir. Rusya uzay programıyla ilişkili araştırmalarda, sodyumun vücutta yağın parçalanmasıyla ilişkilendirilen glukokortikoidin salınımını artırdığı görüldü. Bunu takip eden bir Vanderbilt Üniversitesi çalışmasında, daha tuzlu bir diyet yaptırılan farelerin kilolarını korumak için yüzde 25 daha fazla yemesi gerekti.

Yüksek kan basıncına sahip kişilere (en iyisi kontrol ettirmeniz) yine de ölçülü olmaları önerilse de tuz sağlıklı erkeklerde olumsuz etkiler göstermedi. McMaster Üniversitesi’nden bir çalışmada da tuzun kalbinizi güçlendirebileceği ve sinir sinyallerinizi düzenleyerek kaslarınızın daha fazla glukoz ve aminoasit emilimi yapmasına yardımcı olabileceği dahi ileri sürüldü. Siz acı yerine daha çok limon ve baharat tercih ediyorsanız da sizi yargılamıyoruz.

Devamı

SAĞLIK

Alzheimer 25 yıl önce geliyor

Umut Doğan Yıldız

-

Alzheimer hastalığı’nın insan beynine 25 yıl öncesinde yerleştiğini belirten Nöroloji Uzmanı Dr. Selen Gür Özmen, konuyla ilgili bilgi verdi.

“Alzheimer hastasının son 25 senesinde beynindeki patolojiler, yavaş yavaş oluşmuştur ve süreç sonuna ulaştıktan, tüm patolojiler beyne oturduktan sonra, unutkanlıklar başlamıştır” dedi.

Dünya genelinde her 10 kişiden 1’i Alzheimer hastası. Unutkanlıkla kendini gösteren, yer-yön kabiliyetinin kaybedilmesi gibi beynin bazı fonksiyonlarını yerine getirememesiyle devam eden süreç, hem hasta hem de çevresindeki bireyler için yıpratıcı olmakta. Beyni koruyan her şeyin aslında kalbi de koruduğunu ve Alzheimer’ın insan beynine 25 yıl öncesinde yerleştiğini açıklayan Bahçeşehir Üniversitesi (BAU) Sağlık Bilimleri Enstitüsü Sinirbilim Anabilimdalı’nda Öğr. Görevlisi Uzm. Dr. Selen Gür Özmen, Alzheimer hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.

Alzheimer beyinde 25 yıl öncesinde başlıyor

Alzheimer’ın unutkanlıkla fark edilmeye başladığını belirten BAU Sinirbilim Anabilimdalı’nda görevli Uzm. Dr. Selen Gür Özmen, hastalığın genetik faktörlerden oluşmasının yüzde 2 oranında olduğunu söyledi. Her an herkeste olabilecek bir hastalık olduğunu vurgulayan Özmen şunları söyledi; “Alzheimer hastası unutkanlıkla hekimin karşısına ilk geldiği zaman moral bozucu olan kısım şu; Hastalığa dair her şey olmuştur ve bitmiştir. Aslında Alzheimer hastasının, son 25 senesinde beynindeki patolojiler, yavaş yavaş oluşmuştur ve son haline ulaşmaya yakın hastada gözle görülür değişiklikler yaratmaya ancak başlamıştır. Yani o dakikadan sonra aslında yapacak çok fazla bir şey yoktur. Örneğin; 70 yaşında bir hasta, hastaneye geldiğinde unutkanlığı başlamış oluyor. Biz hastaya 70 yaşında Alzheimer teşhisi koyarsak, aslında bu demektir ki hastalığı, 40-45 yaşında başlamıştır. Yani beyinde oluşan problem aslında 20-25 yıl önce başlamıştır. Sonunda her şey bittiği zaman unutkanlık başlıyor. O yüzden tedavi olarak o aşamada yapılacak tek şey hastayı biraz rahatlatmak, elimizdeki ilaçlarla hastalığı çok az da olsa yavaşlatabilmek.”

Emeklilik beyni olumsuz etkiliyor

Uzm.Dr. Selen Gür Özmen, “Emekliliğin de beyni çok olumsuz etkilediğini söylemek lazım. Japon kültüründe örneğin emeklilik yoktur. Bir iş biter, başka bir iş başlar. Bu meşguliyet de Uzak Doğu’nun bu çalışkan kültüründen etkilenmiş bölgelerinde yaşlanan bireylerin çok sağlıklı bir biçimde yaş aldığı ve Alzheimer gibi nörodejenerasyona neden olan hastalıklara yakalanmadan uzun bir ömre sahip olduklarını göstermiştir. Ayrıca yüksek entellektüel düzeye sahip olan insanlardaki kayıp, çok çabuk belli olmuyor. İki insan düşünün. Birinin eğitim yılı daha düşük, daha içine kapanık, erken yaşta emekli olmuş, bir de üstüne herhangi bir nedenle tetiklenmiş bir depresyon yaşadığını varsayalım. Diğeri üniversite mezunu, çalışmayı bırakmamış, daha sosyal, daha huzurlu bir hayatı olan biri. Bu noktada ikisinin de beyinlerinde Alzheimer hastalığının alt yapısını oluşturan beta amiloid ve nörofibriler yumak dediğimiz iki tane istenmeyen protein birikiminin başladığını düşünelim. Eğitim düzeyi daha düşük olan, daha az insanla iletişim halinde olan, daha depresif olan kişinin beynindeki o protein yapılanması hemen unutkanlığa sebep olurken, eğitim seviyesi yüksek daha sosyal, daha neşeli, beynine sürekli yeni girdiler olan kişinin unutkanlığının başlaması, diğerine göre daha çok sonra oluyor. Birinin 65 yaşında başlarken, diğerinin 80 yaşında başlayabiliyor” diye konuştu.

Negatif insanlar beyin düşmanı

Dünyada ve ülkemizde Alzheimer oranlarında azalma olmadığını ifade eden Uzm. Dr. Selen Gür Özmen, her 10 kişiden 1’inin Alzheimer hastalığına yakalandığını ve toplumda görülme sıklığının artmasının ise yaşam süresinin uzamış olmasıyla ilişkili olduğunu söyledi. Bunun yanı sıra insan beyninin sosyalleşmek üzerine kurulmuş bir yapı olduğunu belirten Özmen, etrafımızdaki insanların da beynimizin sağlığını etkilediğini vurguladı. Özmen, “İnsan beyni sosyal iletişime muhtaç. Konuşmak, anlatmak, paylaşmak, dinlemek, deneyimlerden bilgi aktarımı. İnsanlar bu tarz iletişimleri sayesinde yeni şeyler öğrenirler, hayatlarında değişiklik yapmaya karar verebilir, yeni planlara başlarlar. Bütün bunlar beynin gelişimi ve aktif kalmasını sağlayan özellikler. Güzel dostlukların beyne tek başına kitap okumaktan bile çok daha fazla katkı sağlayabileceğini unutmamalıyız. Bütün bunlar beyni çok aktif tuttuğu için Alzheimer gibi, beyni sosyal iletişime kapalı hale getiren hastalıklardan da korunmak açısından çok önemli şeyler. Kasvetli ve etrafımızda bize negatif enerji veren insanların çok olduğu ortamlardan sakınmalıyız zira bu istenmeyen sosyal ortamlar beyin hastalıklarını da tetikleyen faktörler.”

Alzheimera karşı bitter çikolata

Kalbimizi koruyan her şeyin beynimizi de koruduğuna dikkat çeken BAU Öğr. Görevlisi Uzm.Dr. Selen Gür Özmen, “Hastalık başladıktan sonra şu anda elimizde bir tedavi yöntemi olmadığına göre Alzheimer’a yakalanmamak için bilinen tüm önlemleri almamız gerekiyor. Akdeniz tipi beslenmenin koruyucu olduğunu söyleyebiliriz. Haftada en az bir kere omega-3’den zengin yağlı balık, her gün bol yeşil yapraklı sebze, zeytinyağı ile yapılan yemeklerin tüketilmesi ve kahvenin günde bir bardak ile sınırlandırmanın koruyucu önlemler olduğunu söyleyebiliriz. Antioksidan içeriği olan kakaonun da koruyucu olduğu düşünülüyor. Burada yüksek kakao içeren yiyeceklerden bahsediyoruz. Artık bitter çikolataların üzerlerinde yazıyor. Kakao oranı ne kadar yüksekse beyne yardımı o kadar çok oluyor. Nöron yapısında antioksidan bir etkisi var kakaonun. Beyin hastalıklarından koruyucu bir etkisi de olduğu düşünüyor” dedi.

Devamı

SAĞLIK

Mandalina çayı tarifi!

Umut Doğan Yıldız

-

Mandalina kabuğundan detoks çayı tarifimiz hazır. Bu yılbaşı çayını çok seveceksiniz.


Mandalinanın kabuğundan yapılan detoks çayları hem sindirim problemlerine iyi geliyor ve bağışıklığınızı destekliyor, hem de vücuttan toksin atılmasını sağlıyor. Bu çayların aynı zamanda yorgunluk ve uykusuzluk problemlerini azaltıcı etkileri de mevcut.

Hazırlanışı: 1 litre kaynayan suya, 2 küçük mandalinanın kabuklarını doğrayarak atın. Ardından ½ limon suyu, 1 çubuk tarçın, 5-6 adet karanfil 2 çorba kaşığı elma sirkesini ekledikten sonra 5 dakika daha kaynatmaya devam edin ve ocağın altını kapatın.

Devamı

Popüler