Bizi Takip Edin

SAĞLIK

OMUZ SAKATLIKLARI DURUMUNDA!

Umut Doğan Yıldız

-

 

Omuz çıkığı nedir, omuz çıkması ve sakatlıklarında neler yapmak gerekir? Omuz eklemlerinin yapısı nasıldır? Merak edenler için işte cevabı:

Saat sabahın 6’sı ve hızla ineceğiniz dik bir tek yönlü parkurun başındasınız. Gidonu yönlendiriyor, topuklarınızı indirip inişe geçiyorsunuz. Hızla kayıp giden adrenalin dolu saniyelerden sonra sert bir sağ dönüşe geliyorsunuz. Sıkıca tutunup köşeye doğru eğilerek dönüyor ve bir profesyonel kabiliyetiyle dönüşü tamamlıyorsunuz. Başarınızla öyle mutlusunuz ki çamurdan başını çıkaran eğri büğrü ağaç kökünü fark etmiyorsunuz. Ön tekerleğiniz çamura batıyor ve gidonun üzerinden kayıyorsunuz, düşüşü engellemek için kollarınızla kendinizi tutmaya çalışıyorsunuz. Kemiklerinizi kütürdeten bir çarpma ve kir içindeki bir kayış, sizi çürük içinde, şaşkın ve çökmüş bir halde bırakıyor. Çıkan omzunuzla, yeniden bisikletinize dönebilecek noktaya gelene kadar haftalar boyunca parkurlardan uzak kalacaksınız.  

Omuz eklemleri, oldukça karmaşık olan top ve soketten oluştuğundan ve en geniş hareket açıklığına sahip olan eklem olduğundan, akut omuz yaralanmaları çok yaygındır. Dr. Scott Walsh’a göre, omuz çıkıkları tüm çıkık yaralanmalarının yarısından fazlasını oluşturur ve neredeyse tüm durumlarda anterior çıkık (üst kolun vücudunuzun ön kısmına doğru çıkması) görülür. Omuz çıkığı sakatlanmalarında, glenohumeral eklemde humerus kemiği (üst kol) skapuladan (kürek kemiği) ayrılır. Kısmi çıkıklar subluksasyon olarak adlandırılmaktadır. Omzun ayrılması ise tamamen farklı bir durum; bu sakatlıkta köprücük kemiği ile kürek kemiğini birbirine bağlayan bağ doku yırtılır.

NE YAPMALI: Kötü haberimiz var. Canınız yanacak, hem de çok fazla. Kolunuzun uyuştuğunu da hissedebilirsiniz ve geçici bir askıyla kolu aynı konumda tutmak zorunda kalacaksınız. Kolunuz ne kadar az hareket ederse o kadar iyi. Omzunuzu kendi kendinize veya bir arkadaşınızın yardımıyla yerine oturtmaya çalışmayın. Damarlarınızı sıkıştırabilir veya daha büyük bir hasara yol açabilirsiniz. Bu işi profesyonellere bırakın. Düzgün bir ağrı kesiciyle bu süreç daha kolay olacaktır ancak ne kadar uzun süre bu şekilde bırakırsanız, sizin için o kadar zor olur.

Omzunuzu asıl yerine döndürme işlemine redüksiyon denir ve büyük olasılıkla herhangi bir komplikasyon olmadığından emin olmak adına işlemden hem önce hem de sonra röntgeniniz çekilecektir. Kolunuz, en azından ağrı azalana ve hareket açıklığınızın çoğunu geri kazanana dek birkaç gün boyunca askıda kalır. İyileşme sürecinin hızlandırılmasında antienflamatuarların yardımı dokunabilir.

NASIL ÖNLENİR: Maalesef bir daha bisikletten (veya yüz üstü) düşmeyeceğinizin hiçbir garantisi yok. Ancak omuzlarınızı daha stabil bir hale getirmeye çalışabilirsiniz, özellikle de gevşek omuz eklemlerine sahipseniz. Humerus
kemiğinizi kürek kemiklerinize bağlı tutan tek şey kaslarınız ve bağ dokulardır. British Journal of Sports Medicine’in raporuna göre, birçok erkeğin yaptığı en tipik hata, vücutlarının ön kısmında yer alan kaslara (göğüs ve ön omuz
kasları, hani şu aynada güzel görünenler) odaklanırken romboidler, arka omuz, infraspinatus ve trapez kasları gibi sırtlarında yer alan kasları ihmal etmeleridir.

Evde yapabileceğiniz (direnç bandıyla) veya mevcut antrenmanınıza ekleyebileceğiniz, rotator (döndürücü) manşetlerinizi çalıştıran egzersizler için kişisel antrenörünüze veya fizik tedavi uzmanınıza danışın. Bu egzersizlerin ekstra bir faydası da genel gücünüzü artırmak olacaktır.

SAĞLIK

Alzheimer 25 yıl önce geliyor

Umut Doğan Yıldız

-

Alzheimer hastalığı’nın insan beynine 25 yıl öncesinde yerleştiğini belirten Nöroloji Uzmanı Dr. Selen Gür Özmen, konuyla ilgili bilgi verdi.

“Alzheimer hastasının son 25 senesinde beynindeki patolojiler, yavaş yavaş oluşmuştur ve süreç sonuna ulaştıktan, tüm patolojiler beyne oturduktan sonra, unutkanlıklar başlamıştır” dedi.

Dünya genelinde her 10 kişiden 1’i Alzheimer hastası. Unutkanlıkla kendini gösteren, yer-yön kabiliyetinin kaybedilmesi gibi beynin bazı fonksiyonlarını yerine getirememesiyle devam eden süreç, hem hasta hem de çevresindeki bireyler için yıpratıcı olmakta. Beyni koruyan her şeyin aslında kalbi de koruduğunu ve Alzheimer’ın insan beynine 25 yıl öncesinde yerleştiğini açıklayan Bahçeşehir Üniversitesi (BAU) Sağlık Bilimleri Enstitüsü Sinirbilim Anabilimdalı’nda Öğr. Görevlisi Uzm. Dr. Selen Gür Özmen, Alzheimer hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.

Alzheimer beyinde 25 yıl öncesinde başlıyor

Alzheimer’ın unutkanlıkla fark edilmeye başladığını belirten BAU Sinirbilim Anabilimdalı’nda görevli Uzm. Dr. Selen Gür Özmen, hastalığın genetik faktörlerden oluşmasının yüzde 2 oranında olduğunu söyledi. Her an herkeste olabilecek bir hastalık olduğunu vurgulayan Özmen şunları söyledi; “Alzheimer hastası unutkanlıkla hekimin karşısına ilk geldiği zaman moral bozucu olan kısım şu; Hastalığa dair her şey olmuştur ve bitmiştir. Aslında Alzheimer hastasının, son 25 senesinde beynindeki patolojiler, yavaş yavaş oluşmuştur ve son haline ulaşmaya yakın hastada gözle görülür değişiklikler yaratmaya ancak başlamıştır. Yani o dakikadan sonra aslında yapacak çok fazla bir şey yoktur. Örneğin; 70 yaşında bir hasta, hastaneye geldiğinde unutkanlığı başlamış oluyor. Biz hastaya 70 yaşında Alzheimer teşhisi koyarsak, aslında bu demektir ki hastalığı, 40-45 yaşında başlamıştır. Yani beyinde oluşan problem aslında 20-25 yıl önce başlamıştır. Sonunda her şey bittiği zaman unutkanlık başlıyor. O yüzden tedavi olarak o aşamada yapılacak tek şey hastayı biraz rahatlatmak, elimizdeki ilaçlarla hastalığı çok az da olsa yavaşlatabilmek.”

Emeklilik beyni olumsuz etkiliyor

Uzm.Dr. Selen Gür Özmen, “Emekliliğin de beyni çok olumsuz etkilediğini söylemek lazım. Japon kültüründe örneğin emeklilik yoktur. Bir iş biter, başka bir iş başlar. Bu meşguliyet de Uzak Doğu’nun bu çalışkan kültüründen etkilenmiş bölgelerinde yaşlanan bireylerin çok sağlıklı bir biçimde yaş aldığı ve Alzheimer gibi nörodejenerasyona neden olan hastalıklara yakalanmadan uzun bir ömre sahip olduklarını göstermiştir. Ayrıca yüksek entellektüel düzeye sahip olan insanlardaki kayıp, çok çabuk belli olmuyor. İki insan düşünün. Birinin eğitim yılı daha düşük, daha içine kapanık, erken yaşta emekli olmuş, bir de üstüne herhangi bir nedenle tetiklenmiş bir depresyon yaşadığını varsayalım. Diğeri üniversite mezunu, çalışmayı bırakmamış, daha sosyal, daha huzurlu bir hayatı olan biri. Bu noktada ikisinin de beyinlerinde Alzheimer hastalığının alt yapısını oluşturan beta amiloid ve nörofibriler yumak dediğimiz iki tane istenmeyen protein birikiminin başladığını düşünelim. Eğitim düzeyi daha düşük olan, daha az insanla iletişim halinde olan, daha depresif olan kişinin beynindeki o protein yapılanması hemen unutkanlığa sebep olurken, eğitim seviyesi yüksek daha sosyal, daha neşeli, beynine sürekli yeni girdiler olan kişinin unutkanlığının başlaması, diğerine göre daha çok sonra oluyor. Birinin 65 yaşında başlarken, diğerinin 80 yaşında başlayabiliyor” diye konuştu.

Negatif insanlar beyin düşmanı

Dünyada ve ülkemizde Alzheimer oranlarında azalma olmadığını ifade eden Uzm. Dr. Selen Gür Özmen, her 10 kişiden 1’inin Alzheimer hastalığına yakalandığını ve toplumda görülme sıklığının artmasının ise yaşam süresinin uzamış olmasıyla ilişkili olduğunu söyledi. Bunun yanı sıra insan beyninin sosyalleşmek üzerine kurulmuş bir yapı olduğunu belirten Özmen, etrafımızdaki insanların da beynimizin sağlığını etkilediğini vurguladı. Özmen, “İnsan beyni sosyal iletişime muhtaç. Konuşmak, anlatmak, paylaşmak, dinlemek, deneyimlerden bilgi aktarımı. İnsanlar bu tarz iletişimleri sayesinde yeni şeyler öğrenirler, hayatlarında değişiklik yapmaya karar verebilir, yeni planlara başlarlar. Bütün bunlar beynin gelişimi ve aktif kalmasını sağlayan özellikler. Güzel dostlukların beyne tek başına kitap okumaktan bile çok daha fazla katkı sağlayabileceğini unutmamalıyız. Bütün bunlar beyni çok aktif tuttuğu için Alzheimer gibi, beyni sosyal iletişime kapalı hale getiren hastalıklardan da korunmak açısından çok önemli şeyler. Kasvetli ve etrafımızda bize negatif enerji veren insanların çok olduğu ortamlardan sakınmalıyız zira bu istenmeyen sosyal ortamlar beyin hastalıklarını da tetikleyen faktörler.”

Alzheimera karşı bitter çikolata

Kalbimizi koruyan her şeyin beynimizi de koruduğuna dikkat çeken BAU Öğr. Görevlisi Uzm.Dr. Selen Gür Özmen, “Hastalık başladıktan sonra şu anda elimizde bir tedavi yöntemi olmadığına göre Alzheimer’a yakalanmamak için bilinen tüm önlemleri almamız gerekiyor. Akdeniz tipi beslenmenin koruyucu olduğunu söyleyebiliriz. Haftada en az bir kere omega-3’den zengin yağlı balık, her gün bol yeşil yapraklı sebze, zeytinyağı ile yapılan yemeklerin tüketilmesi ve kahvenin günde bir bardak ile sınırlandırmanın koruyucu önlemler olduğunu söyleyebiliriz. Antioksidan içeriği olan kakaonun da koruyucu olduğu düşünülüyor. Burada yüksek kakao içeren yiyeceklerden bahsediyoruz. Artık bitter çikolataların üzerlerinde yazıyor. Kakao oranı ne kadar yüksekse beyne yardımı o kadar çok oluyor. Nöron yapısında antioksidan bir etkisi var kakaonun. Beyin hastalıklarından koruyucu bir etkisi de olduğu düşünüyor” dedi.

Devamı

SAĞLIK

Mandalina çayı tarifi!

Umut Doğan Yıldız

-

Mandalina kabuğundan detoks çayı tarifimiz hazır. Bu yılbaşı çayını çok seveceksiniz.


Mandalinanın kabuğundan yapılan detoks çayları hem sindirim problemlerine iyi geliyor ve bağışıklığınızı destekliyor, hem de vücuttan toksin atılmasını sağlıyor. Bu çayların aynı zamanda yorgunluk ve uykusuzluk problemlerini azaltıcı etkileri de mevcut.

Hazırlanışı: 1 litre kaynayan suya, 2 küçük mandalinanın kabuklarını doğrayarak atın. Ardından ½ limon suyu, 1 çubuk tarçın, 5-6 adet karanfil 2 çorba kaşığı elma sirkesini ekledikten sonra 5 dakika daha kaynatmaya devam edin ve ocağın altını kapatın.

Devamı

SAĞLIK

Mandalina kabuğunu sakın atmayın

Umut Doğan Yıldız

-

Mandalina tüketmeyi çok seviyorsunuz ancak bu mucizevi meyveyi tam olarak verimli tüketebiliyor musunuz? İşte mandalina hakkında gerçekler!

Mandalinanın kabuğunu atmayın

Mandalina kabuğunun altındaki beyaz lifler selülozik maddeler bakımından zengin oldukları için sindirim siteminin daha aktif çalışmasında etkili oluyorlar. Ayrıca beyaz liflerin içeriğindeki pektin de diyet lifinin bir bileşeni olduğu için kolesterolün düşürülmesine yardımcı oluyor ve kan şekeri dengesi sağlıyor. Bu nedenle mandalinanın beyaz kısımlarını atmayın ve meyveyle birlikte tüketin.

Mandalina ne kadar tüketilmeli?

C vitamini suda eriyen bir vitamin olduğu için fazlası depolanmıyor, atılıyor. Bu nedenle yüksek miktarda tüketilen mandalinanın da 1 porsiyon (2 küçük adet) mandalinanın da vücuda sağlayacağı vitamin aynı. Beslenme ve Diyet Uzmanı Müzeyyen Çelik ayrıca yüksek miktarlarda tüketilmesinin bazı sağlık problemlerine neden olabileceğini belirterek, “Hassas bünyelerde ciltte kızarma ve döküntü gibi alerjik reaksiyonlar oluşabiliyor. Bunun yanı sıra içeriğindeki fruktoz şekeri nedeniyle diyabet hastalarında kan şekerinin yükselmesine sebep olabiliyor. Bu nedenle mandalina tüketirken porsiyon kontrolü çok önemli.” diyor.

Mandalina çekirdeğini çıkarın

Çekirdeksiz türleri de bulunana mandalinayı tüketirken çekirdeklerinin çıkarılması gerekiyor. Çünkü çekirdeği apandisit organının tıkanmasına yol açabiliyor.

Devamı

Popüler