Bizi Takip Edin

SEKS & İLİŞKİLER

MH KADINI: HANDE SUBAŞI

-

 

Hande Subaşı ile kadınların uzun soluklu ilişkilerde erkeklerden neler beklediği üzerine konuştuk…


Uzun bir ilişkinin sırları

2005 yılında Türkiye’nin en güzel kızı seçilen Hande Subaşı ile ilk karşılaştığımda jürinin kesinlikle çok doğru bir karar vermiş olduğunu düşündüm. Röportajı, güneşli olmasını beklediğimiz, ancak on dakikadan fazla montlarımız olmadan durunca, parmak uçlarınızı hissizleştiren bir ortamda gerçekleştirdik. Kısacası İstanbul’un değişken hava durumundan ekip olarak biz de nasibimizi aldık. Bu yüzden de Hande Şubaşı ile çekimi gerçekleştireceğimiz Akatlar Spor Tesisleri’ne varır varmaz, öncelikle sıcak birer çay içtik ve hemen ardından içimizi çaydan daha fazla ısıtan, klişe tabirle “sıcak bir sohbete” başladık.

Magazin basınında gözükmemesi, televizyon kanalları arasında geçerken isminin bir şekilde kulağıma çalınmaması ve ona dair fotoğrafların gazetelerin en arka sayfasını boy boy süslememesinden ötürü farklı olduğunu düşündüğüm bu genç kadına,  “Seçici bir tavrınız var, kabul ettiğiniz kadar da hayır dediğiniz projeler olsa gerek. Peki, hiç pişmanlık duymadınız mı? ‘Keşke’leriniz yok mu?” diye soruyorum. “Keşke dediğimi hatırlamıyorum. Ben her şeyin bir nedeni olduğuna inananlardanım. Yani o an için verdiğim karar kesin doğrudur, verdiğim her karar bana bir şeyler katar. Üzülebilirim, hatta ağlayabilirim bile; ama bu çabuk geçer ve ben de bu durumdan kesinlikle bir şeyler öğrenmiş olurum,” diyor genç yıldız.

Ona çok imrendiğimi gizleme isteği duymadan, hep böyle cesur ve korkusuz bir tavrı taşıyıp taşımadığını soruyorum. O da pat diye, “Hayır, esasında tam tersi. Çesur değilim çok duygusal, kırılgan ve yeniliklere kapalı bir yapım vardır. İki ucu içimde barındırıyorum. Kırılganım, ama kırılmaktan korkmuyorum diyebilirim,” şeklinde şık bir cevapla yanıtlıyor beni.

Bu kadar kararlı bir açıklamanın ardından Hande Subaşı’nın özel hayatındaki tavrını merak ediyorum. “Ben aşkı seviyorum, âşık olmayı ve bunun tadını çıkartmayı seviyorum,” diyor genç yıldız ve devam ediyor, “Aşkın getirdiği acıları bile seviyorum denilebilir. Gerçek sevgi ve ilişkinin emek istediğini düşünenlerdenim ve yapı itibariyle de bunu çok kolay yakalayan biri değilim. Kısacası özel hayatımda da hiçbir şeye öyle “kolay” gözüyle bakmak bana göre değil.” İnce bilekli ve uzun parmaklı eli ile teybi kavramış sanki şarkı söylemeye hazırmış gibi heyecanla içinden gelenleri birer birer anlatıyor ve ben bu kadar kırılgan gözüküp de bu kadar kendinden ve hayattan emin konuşabilen birine daha önce rastlamadığım için şaşırıyorum.

Hande Subaşı yaklaşık 4 yıldır düzgün bir ilişki yaşıyor ve evlilik yolunda ilk adımı atmış, yani nişanlanmış bile. İçinde bulunduğu çevrede böyle çiftlere çok rastlanmadığı için, işin sırrını merak ediyorum ve o da bana, bu işin bir sırrı olmadığını, her şeyin insanın yapısıyla ve yetiştirilme tarzıyla alakası olduğunu söylüyor. Ona göre ailenizden ne görürseniz eninde sonunda onu uygularsınız. Böyle zor yakalanan bir şeyi korumak da bir o kadar zor olsa gerek. “İşinizin ilişkinizi etkilemesini nasıl engelliyorsunuz?” diyorum. Bana gülümseyerek her şeyin güven ve saygı ile ilgili olduğunu söylüyor ve ekliyor, “Ben kariyerim ile ilgili kararlarda nişanlımın fikirlerine aileminki kadar önem veririm. Bu nedenle işim yüzünden aramızın bozulması imkânsız”.

Karşımda gözleri parlayan ve ilişkisinden kendisi kadar emin bir kadın görünce, o klasik soruyu sormadan olmaz diyorum ve konuyu evliliğe getiriveriyorum. Bana evliliğin şu an gündemde olmadığını, ama ileride kesinlikle anne olmak istediğini söylüyor. “Ben evliliğin kariyerimi etkileyeceğini düşünenlerden değilim, sonuçta bir aile sahibi olmak benim için her şeyin önünde. İşimi evliyken de sürdürebileceğimi bildiğimden, bu konu beni hiç endişelendirmiyor,” diyor Şubaşı.

“Peki ya monotonluk,” diyorum, “Hani aşk ile başlayan yolculukların uğradıkları o sıkıcı durak, o ne olacak?”. Bu noktada Hande Subaşı bana, aşka dair kulaktan dolma bilgileri hiçe sayarak kendi yaşadıklarından çıkardığı çözümleri bir bir anlatmaya başlıyor. “Aşk, merak etmek demek,” diyor güzel yıldız ve devam ediyor, “Bence aşk, yeni başlayan bir ilişkide karşınızdaki insan hakkında her şeyi merak ettiğiniz ve heyecanlandığınız, o tatlı dönem. Kısacası aşk geçicidir. Önemli olan ise aşkın zamanla neye dönüştüğü. Bu dönüşüm sırasında ilişkinin monotonlaşması çok normal. Bence çiftler karşılıklı emek harcayarak bu dönemi atlatabilirler. Ne kadar birbirinize alışsanız da karşınızdaki insanı neden seçmiş olduğunuzu aklınızdan çıkartmamanız gerekli. Bence karşınızdaki insana saygı duymayı bırakmadığınız sürece, bu dönemi atlamak zor değil.”. “O zaman buradaki püf nokta saygı,” diyorum, Amerika’yı yeniden keşfedercesine… “Evet,” diyor gayet olgun, “Hayatınızdaki insanların kendilerine ait birer yaşamları olduğunu aklınızdan çıkarmadığınız zaman ve onlara buna dikkat ederek yaklaştığınızda sağlıklı sürdüremeyeceğiniz ilişki olmadığını düşünüyorum,” diyerek onaylıyor beni.

Cevaplarken keskin, kararlı ve yine cesur… Zaten ilişkilerin “monotonlaşma” süresine bile geçici bir dönem olarak bakıp, gülümseyerek meydan okuyan biri cesur değil de nedir ki? Günün sonunda Hande Subaşı’nın röportajın başında söylediği gibi iki ucu içinde barındığını ve bunlar arasında gidip geldiğini anlıyorum. Hem duygusal ve temkinli; hem de kararlı, cesur ve inandığı şey uğruna neredeyse acımasız…

Monotonlaşmamak için…
“Ben yapı itibariyle her şeyi çok hızlı tüketen biriyim. Mesela birini seviyorum, o zaman aşkımı yavaş yavaş değil de hemen açıklamayı ve onunla hemen o güne kadarki dünyamı paylaşmak isterim. Belki de bu o kadar doğru bir tavır değildir. Yavaş yavaş birbirine açılmak ve paylaşımı da yavaş yavaş artırmak o monotonluk sürecinin gelişini uzatabilir. Gerçi kendi yaşadığım ilişkiye bakınca bu söylediklerimin de doğru olamayacağını düşünüyorum. Karar veremedim. Ben kendimi saklamadan pat diye ortaya atan biriyim ve mutlu bir ilişkim var sonuçta.”

Hande’nin nefret ettikleri…
Bence ne bir kadın, ne de bir erkek karşısındaki insanın onun benliğini ezdiğini, onu sömürdüğünü yani onun kişiliğine zarar verdiğini hissettiği halde o ilişkiye devam etmemeli. Ağlayarak ve şikâyet ederek o ilişkiye devam etmek bence büyük aptallık. Bir de kişilerin ilişki içinde oldukları insanı kullanmaya çalışmalarından nefret ediyorum ben. Hani bir şekilde statüsü, parası ya da hayata dair sahip olduğu şeyleri kullanmak için biri ile beraber olma fikri bence iğrenç. Bu eskiden sadece kadınlara mâl edilen bir şey iken, artık erkeklerin de buna benzer ilişkiler kurduğunu görüyoruz. Bence bu durum gerçekten mide bulandırıcı…

 

SEKS & İLİŞKİLER

Aşkın külleri nasıl alevlenir

Umut Doğan Yıldız

-

Büyük bir aşkla başlayan ilişkinizin önce alevleri sönmüş sonra da yaşanan heyecan yok olmuşsa paniğe kapılmayın.

Ölesiye âşık oldunuz, aşkınıza karşılık da buldunuz. Başlangıçta birbirinizi tanımak için biraz gezip tozdunuz belki, belki size karşı çıktılar, direndiniz. Hani Türk toplumunda yaygındır ya, belki “olmaz” dedi aileler, siz sevdiğinize kaçtınız ya da onu kaçırdınız! Sonra… Yıllar içinde bir şeyler olmaya başladı ve âşık olduğunuz o insan sanki değişmeye başladı. Baş başa kaldığınızda yine o aşkı derinden hissediyordunuz ama o kadar. Ne olmuştu da aşkınızın dünyayı yakıp kavuracak o alevi sönmeye yüz tutmuştu acaba? Başlangıçta kendinizi suçladınız. Sonra sizi böyle parçalanıp dağılma aşamasına getiren sebeplere takıldı aklınız, onları suçladınız. Sonra da âşık olduğunuz o insanı suçlamaya başladınız.

Peki, ortada bir suçlu olmadığını, bunun aslında yaşadığınız sürecin bir parçası olduğunu hiç düşündünüz mü? İnsanlar âşık olduğunda, yaşadıkları o yoğun heyecanın, mutluluğun, hatta delilik diye nitelenen bütün o boş vermişliğin sonsuza dek süreceğini zanneder, daha doğrusu buna inanır. Oysa bilmediğimiz şey, birlikte yaşanan mutluğun bir anlamda evrim geçireceği, sevginin, güvenin ve sadakatin ise kalıcı olacağıdır. Bu da tek bir şeyi gösterir aslında: Aşk adına yaşadığımız her ne ise ortadan kalkmaz. Aşk bir ateşse, sadece ilk günlerdeki gibi alev alev yanmıyordur artık; belki kor haline gelmiştir ve aslına bakarsanız bu kor ateş, yanan ateşten çok daha sıra dışıdır. Çünkü işin içinde iki kişi vardır artık: Siz ve sevdiğiniz. Ve kabul edin, iki kişinin sonsuza dek alev alev yanması, aşkı tüketmekten başka bir işe yaramaz ve daha da önemlisi aşkla yola çıkıp aynı yola baş koşmuş iki kişi aradan yıllar geçtiği halde hâlâ aynı yolda ve hâlâ birlikte yürüyorsa, çok ama çok zor bir şeyi başarmış demektir.

Birbirinizi keşfedin

Yine de arada bir o kor ateşe körükle yaklaşmakta fayda olabilir. Belki iş yoğunluğu birbirinize sevginizi eskisi kadar sık ifade etmenizi engelliyordur, belki geçim derdi, belki çocuklar, belki de akla hayale gelmedik sebepler… Peki, nasıl yapacaksınız? Aslına bakarsanız, önce buna cesaret edeceksiniz. Mesela karşılıklı oturup “seninle karşılaşmamış olsaydım…” diye başlayan cümleler kurmayı deneyebilirsiniz. Başlangıçta karşılıklı espriler yapmayı unutmayın: “Kaynana nedir, hiç öğrenemeyecektim” gibi veya “beni isteyen o doktorlardan, fabrikatörlerden birine varacaktım” gibi… Sonra ona, yıllardır sormadığınız bazı soruları sorum: “Beni seviyor musun?” da olsun soruların içinde, “İlk buluşmamızı hatırlıyor musun?” da olsun. Sonra adım adım sohbeti derinleştirin ve yepyeni bir keşif turuna çıkın karşılıklı. Her sabah ona sahanda yumurta mı hazırlıyorsunuz kahvaltıda? Seviyor mu acaba sahanda yumurtayı yoksa siz öyle pişirdiğiniz için mi yiyor? Her yaz eve siz karpuz alıyorsunuz serin serin yemek için, ya kavun seviyorsa, hiç düşündünüz mü bunu? Siz her senelik izinde deniz-kum-güneş üçlüsünün bulunduğu bir yere gitmek istiyorsunuz ya hani; ya dağ eteklerini ve serin yaylaları seviyorsa?.. Hafta sonlarında pop müzik çalıyor sürekli ama ya eşiniz Türk Sanat Müziği dinlemekten hoşlanıyorsa? Aşkınız alev alev yanarken bunlar önemli değildi belki ama ya önem vermenin zamanı gelmişse?..

Neden âşık oldunuz, hatırlayın!

Keşke aşk tanrısı dedikleri o tombul Eros’un oklarıyla olup bitseydi her şey. O zaman “Ben seni seçmedim, Eros öyle uygun gördü” der kurtulurduk ama artık biliyoruz ki en ağır ağır gelişeninden en yıldırımla çarpılmış gibi etkileyenine kadar her aşkın bir mantığı ve elle tutulur bir gerekçesi var! Biz “aşkımız ölüyor galiba” diye paniklerken, genelde unuttuğumuz şey de bu oluyor: Neden o kişiye âşık olduğumuzu unutuyoruz!
Oysa ilişkiler bir kez kurulduktan sonra hiç değişikliğe uğramadan devam etmez. Her ilişki zaman zaman canlanır, sakinleşir, sarsılır hatta temelinden sarsılır… Bazen uykuya yatar bazen bahar aylarındaki çiçekler gibi tomurcuklanır. Çiftler bir arada kaldıkça bütün bunlar da normaldir çünkü o iki kişiyi, o kadınla o erkeği birbirine bağlayan sebep her ne ise o çok güçlüdür ve ilişki de kolay kolay sona ermez.
O zaman, aşkınızın neden küllendiğini düşünmeden önce hangi gerekçeyle ona bağlandığınızı düşünün. Ve aynı şeyi onun da yapmasını isteyin. Çünkü üzerinden zaman geçti ve artık “oturmuş” bir ilişkiniz var. İlk âşık olduğunuzda “sana sarılmaya bayılıyorum” diyorsanız bunu artık “göğsüne başımı yaslayınca huzur buluyorum” diye dillendirecek olgunluğa eriştiniz. Bakın bakalım, geçen onca zamanda unuttuğunuz ya da size / sevdiğinize artık önemsizmiş gibi gelen ne var? Çünkü birbirinize âşık olma sebebiniz her ne ise artık onu somut olarak görebilir ve ifade edebilirsiniz. Bunun adı güvendir, huzurdur, dürüstlüktür, içtenliktir veya bunlar gibi bir anda ortaya çıkıp sonra yine bir anda kaybolmayacak duygulardır. Daha da önemlisi, adına aşk dediğiniz duygu zamana yenilmez, eriyip ortadan kaybolmaz; sadece şekil değiştirir… İşte siz de, karşılıklı olarak şekil değiştirmiş o yeni halini keşfedin.

Sevdiğiniz hangi dili konuşuyor?

Uzmanlara göre sevgiyi ifade etmek için kullandığımız beş dil var: Şefkatli sözler, hediyeler, sevgi dolu davranışlar, birlikte geçirilen kaliteli zaman ve içten gelerek yapılan, karşılık beklenmeyen iyilikler… Hiç düşündünüz mü, sizin sevgiyi ifade diliniz hangisi acaba? Ya da sevdiğinizin?.. Siz belki “kış geldi, üşümesin” diye ona kalın kazaklar alıyor hatta kaşkol ve bere örüyorsunuz ama o her seferinde elinde kurabiyeler, pastalarla geliyor. İkiniz de “seni seviyorum” diyorsunuz gerçekte ama birbirinizin dilini anlamıyorsunuz, bunu hiç düşünmüş müydünüz? Siz ördüğünüz o kaşkol-bere takımıyla “Üşütüp hastalanmanı istemiyorum. Çünkü seni seviyorum” derken o da getirdiği kurabiye ve pastalarla “Yanına bir çay demler, karşılıklı içeriz. Seninle baş başa zaman geçirmeyi seviyorum. Çünkü seni seviyorum” diyor belki… Oysa daha dün tartışırken “Bana bir hırka bile almadın, bir hırka bile!” diye söylenmiştiniz, değil mi? İşte sevdiğiniz de tam da o sırada, “Benimle karşılıklı sohbet edip çay bile içmiyorsun sen, ne hırkasından bahsediyorsun?” diyordu içinden… Dolayısıyla sizin sevginizi ifade etme dilinizle sevdiğinizin kullandığı dil birbirinden farklı diye kızıp üzülmek, hatta kin besleyip içinize kapanmak doğru değil. Bunun yerine birbirinizin hangi dili kullandığını anlamaya çalışmak en iyisi.

Cinselliği unutmak olmaz

Cinsellik, ilişkilerde ne yazık ki sevginin göstergesi ya da uygulamaya konmuş hali gibi muamele görüyor. Hatta çiftler, ilişkilerinin ilk yıllarında yaşadıkları yoğun cinselliği zaman içinde yaşayamaz hale gelince sebepsiz yere kendilerini suçlamaya başlıyorlar. “Saçlarım döküldüğü için artık beni beğenmiyor”, “göğüslerim sarktı tabii ondan istemiyor” gibi kuruntuları şüpheler takip etmeye başlıyor ve akılda ister istemez şu soru beliriyor: “Acaba hayatında başka biri mi var?” Bu ölümcül ve insanı yiyip bitiren noktaya sürüklenmeden önce birlikte yaşadığınız cinselliği objektif olarak değerlendirmeye çalışın. Belki eskisi kadar sık sevişemiyorsunuz, orası tamam, peki nasıl sevişiyorsunuz? İki arada bir derede mi, yasak savar gibi mi, her an biri odanın kapısını açacak gerginliği içinde mi? Ya eşiniz hayatındaki yoğunluk yüzünden cinselliği umursamaz hale geldiyse, örneğin ev işleri, çocukların bakımı vs. derken kendini tükenmiş hissediyorsa? Ya da eve daha fazla para getirebilmek uğruna gününü gecesine katarken cinselliği düşünemeyecek hale gelmişse? Bunları kendisiyle hiç konuşuyor musunuz? İncitmeden, yaşadığı isteksizliğin nedenlerini karşılıklı konuşarak bir çözüm arıyor musunuz? Şurası kesin: İlişkilerde, ilerleyen yıllarla birlikte yaşanan cinsellikte nicelik bakımından bir gerileme gözlemlenir. Öte yandan niteliği değer kazanmaya başlar. Çünkü çiftler birbirlerini artık yatakta da çok iyi tanımaya başlar. Ancak ne zaman ki bu “tanıma” yasak savar gibi birlikte olmaya dönüşüyorsa, orada bir sorun var demektir. Çünkü cinsellik herkesle yaşanabilen bir eylem değildir ve o özel insanı sizin gözünüzde daha da özel hale getirir. O zaman cinselliği bağladığınız bir rutin varsa, işe onu yıkmakla başlayın. Bu her şey olabilir: Yatak odanızı yeniden dekore etmek, farklı şekilde ışıklandırmak da olabilir, eşinizi alıp, evden uzakta hafta sonu kaçamakları yapmak da… Aklınızda cinsellikle ilgili duvarlar, yasaklar, tabular varsa önce onları yıkın. Unutmayın ki siz ve sevdiğiniz, birbirinize şu dünyadaki herkesten çok daha yakınsınız!

Devamı

SEKS & İLİŞKİLER

Yetersiz testosteron belirtileri

Umut Doğan Yıldız

-

Testosteron hormonunun az ya da çok salgılanması, hem kadınların hem de erkeklerin hayatını, cinsel yaşamını ve sosyal statüsünü etkiliyor. 

Testosteron, memelilerde bulunan; androjen grubundan bir steroid hormon… Öncelikle erkeklerde testislerde, dişilerde ise yumurtalıklarda vücut tarafından üretiliyor. Az miktarda böbreküstü bezlerinden de salgılanıyor. Erkek cinsiyet hormonu olarak bilinen testosteron, yetişkin bir erkeğin kanında, kadınınkinden 40-60 kat daha fazla bulunuyor. Testosteron, erkek sağlığı söz konusu olduğunda enerji, libido, bağışıklık sistemi ve kemik sağlığı ile de yakından ilgili bir hormon. Her ne kadar “erkeklere özel” bir hormon olsa da, bu sürekli ve eksiksiz salgılandığı; yani her erkeğin testosteron salgısı bakımından kusursuz olduğu söylenemez. Tam tersine, kimi erkekte az, kimi erkekte ise fazla salgılanması söz konusu ve bu da erkeklerin farklı sorunlarla karşılaşmalarına yol açıyor. Salgılandığında neredeyse tamamı taşıyıcı proteinlere bağlanan testosteron, kanda üç farklı şekilde bulunuyor:

*Serbest, yani bağlı olmayan,
*Albümin veya kortizol bağlayıcı globüline zayıf şekilde bağlı olanlar,
*Cinsellik hormonu bağlayıcı globüline sıkıca bağlı olanlar…

Erkeklerde testosteron seviyesinin düşük ya da yüksek olması, bazı sorunları da beraberinde getiriyor. Testosteron seviyesi yüksek olan erkeklerin fethetmek, sahiplenmek, hükmetmek, yönetmek gibi genellikle erkeklere mal edilen özellikleri var. Bu tür erkekler değişimden yana, hareketli, toplumla iç içe olmaktan hoşlanan ancak uzlaşmacı olmayan kişilik sergiliyorlar. Neşeli, hayatlarını kendi başlarına planlayan, kendi hayatlarının dümenini ellerinde tutmaktan hoşlanan, inatçı, kararlı ve pes etmeyen erkekler bunlar…
Düşük testosteron seviyesine sahip erkeklerde durum farklı… Onların cinsel isteği de cinsel gücü de az; sabırsız, alıngan, duygusal, gergin ve karamsar yapıya sahipler. Hayata pozitif yaklaşmadıkları için depresyona da meyilliler. Daha umutsuz olmalarına karşılık daha uyumlu oldukları ve sosyal uyarılmaya açık oldukları da biliniyor.

İdeal testosteron ortalaması

Dolayısıyla en ideal olan, orta seviyede testosteron salgısına sahip olmak… Bu hormon, dünyadaki erkeklerin çoğunda da orta düzeyde salgılanıyor. Yalnız şu da var: Yüksek testosteron seviyesini düşürmek tıbben pek mümkün değilken, düşük testosteron seviyesini yükseltmek mümkün. Asıl yapılması gereken şey ise var olan belirtileri iyi gözlemleyip testosteron seviyesinin düşük olup olmadığını anlamak ve sonrasında da bir üroloğa başvurmak…

Peki düşük testosteron seviyesinin belirtileri neler?.. Öncelikle cinsellik dürtünüz eskisi kadar güçlü değilse, yaptığınız işe odaklanamıyorsanız ve kendinizi sürekli yorgun hissediyorsanız, testosteron seviyenizde bir düşme olduğundan şüphelenebilirsiniz. Bunu hemen büyük bir sorun haline getirmeyin zira 45 yaş üstü her 10 erkekten 4’ünde testosteron seviyesi azalması görülüyor. Bu durumdaki erkeklerin aklına ilk gelen cinsel yaşamları olsa da Cell Metabolism dergisine göre yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, obezite ve tip 2 diyabet riskinde yükselme gibi pek çok hastalığa davetiye çıkaran gelişmenin kapılarını her an çalacağı biliniyor.
Siz de testosteron seviyenizde azalma olduğundan şüpheleniyorsanız, kendinizi gözlem altına alın ve aşağıdaki belirtilere rastlar rastlamaz, derhal üroloğunuzdan bir randevu alın.

· Düşük libido: Erkekler, yaşları ilerledikçe cinsel açıdan daha isteksiz hale geldiklerini gözlemler. Bu da normal bir gelişmedir. Ancak libidoda hızlı ve ani bir düşüş, testosteron seviyesiyle doğrudan alakalıdır.

· Kilo alımı: Yavaş yavaş kilo alıyor ve bu kiloları veremediğinizi mi gözlemliyorsunuz? Dikkatli olun zira testosteron seviyenizde düşme başlamış olabilir. Çünkü yağ hücreleri testosteronu estrojene çevirir. Bu durumda giderek daha az testosteron dolaşım sisteminde yer almaya başlar. Gerçi kilolu ya da obez erkeklerin testosteron seviyesinin düşük olduğu bilinmektedir ama kilo aldıkları için mi bu seviyenin düşük olduğu yoksa zaten testosteron seviyeleri düşük olduğu için mi kilo aldıkları tam olarak bilinmemektedir. Sebebi hangisi olursa olsun sağlıklı beslenmek, egzersiz yapmak ve kilo vermek testosteron seviyesini ortalama düzeye getirir ve erkeğin de kendisini daha iyi hissetmesini sağlar.

· Sertleşme sorunu: Günümüzde milyonlarca erkek sertleşme sorunu yaşıyor ve bunun en önemli nedenlerinden biri de düşük testosteron seviyesi… Sertleşmek ve bu durumu korumak için öncelikle kan dolaşımının düzgün olması gerekir. Kan basıncının normal olması, damarlarda herhangi bir tıkanıklık olmaması, kalp kapaklarının sağlıklı çalışması, başta dokunma olmak üzere duyuların sağlam olması ve cinsel dürtünün yeterliliği kadar testosteron seviyesi de sertleşme sorunuyla doğrudan alakalı bir durumdur.

· Yorgunluk: Günün öğle saatlerinde kendinizi tükenmiş hissediyorsanız, işten eve döndüğünüzde kanepeye yığılıp kalıyorsanız, hafta sonunda bile bir şeyler yapmak üzere parmağınızı kıpırdatamıyorsanız, enerjinizi emen şey düşük testosteron seviyeniz olabilir.

· Uyku sorunları: Düşük testosteron seviyesine sahip olan erkekler genellikle uykusuzluk çeker. Ancak uykusuzluğun genellikle daha önemli bir nedeni vardır: Uyku apnesi!.. Türkiye’deki iki milyonu aşkın uyku apnesi hastasının önemli bir kısmı da erkek. Bu hastalar genellikle yüksek tansiyondan, kalp hastalıklarından, değişken ruh halinden ve hafıza sorunlarından da mustarip oluyorlar. Uyku apnesi ile düşük testosteron seviyesinin alakasına gelince: Düşük testosteron uyku apnesine yol açmaz ancak uyku apnesi olan erkeklerin çoğu fazla kilolu ve o fazla kiloya da düşük testosteron sebep olabiliyor. Sözün özü, uyku apneniz varsa ve kiloluysanız, altında yatan sebep düşük testosteron seviyesi olabilir.

· Konsantrasyon eksikliği: Testosteron, bir şeye odaklanmanızı da sağlar. Eğer odaklanma ile ilgili sorun yaşıyorsanız, testosteron hormonu seviyeniz düşük demektir. Gün içinde bulanık bir akılla dolanıyorsanız ve hafıza ile ilgili sorunlar da yaşıyorsanız, mutlaka bir üroloğa gitmeniz gerekir.

· Depresyon: Journal of Sexual Medicine dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre düşük testosteron seviyesi sınırında yaşayan erkeklerin yüzde 56’sı ya kayda değer depresyon belirtileri gösteriyor ya depresyon teşhisi konmuş ya da hali hazırda anti depresan kullanan erkeklerden oluşuyor. Bu erkeklere testosteron takviyesi uygulandığında ise depresyonlarında gerileme görülüyor. Hatta Los Angeles’taki Erkek Üremesi ve Vazektomi Merkezi doktorlarından ürolog Philip Werthman testosteron takviyesinin anti depresanlardan daha etkili olduğuna dikkat çekiyor.

· Göğüslerde büyüme: Düşük testosteron nedeniyle, vücuttaki estrojen ile testosteronun dengesi bozulduğunda bazı erkeklerin meme bölgesinde büyüme gözlenir. Bu duruma jinekomasti denir. Genellikle herhangi bir sağlık sorununa yol açmaz ancak daha çok toplumsal tepkilere neden olur. Ergenlerdeki jinekomasti geçicidir; erişkin erkeklerin ise yüzde 40’ında jinekomasti değişiklikleri görülebilir.

· Acı ve ağrı: Düşük testosteron seviyesi kas kütlesinin azalmasına sebep olur. Bu durum da bazı erkeklerde güç kaybıyla birlikte eklem ağrılarına, kas ağrılarına yol açar. Bazı erkekler ise yaralanmalara daha açık hale gelir.

· Kemiklerle ilgili sorunlar: Osteoporozun genellikle kadınları etkilediği zannedilir. Ancak testosteron seviyesi düşük olan erkeklerde de osteoporoz sorunları görülür çünkü bu hormonun düşük oranda salgılanması kemik yoğunluğunu da olumsuz etkiler.

Devamı

SEKS & İLİŞKİLER

Ereksiyon bozukluğu hakkında 8 soru

Umut Doğan Yıldız

-

Aşağıda neler olup bittiğini bir ürologdan öğrenin. İşte ereksiyon bozukluğu hakkında 8 soru.

DERLEYEN: ÖZLEM URAL

EVET, GENÇ OLABİLİRSİNİZ AMA hâlâ erektil disfonksiyon (sertleşme) sorununuz olabilir ve bu sorun tahmininizden daha çok erkekte var. Erkeklerin bu durumun benlik saygılarını, seks hayatlarını ya da sağlıklarını zorlamasına izin vermesinin nedenlerinden biri, bunun nasıl önlenebileceği ve çözülebileceği hakkında fazla bir şey bilmemeleridir.

Kaliforniya Üroloji Derneği’nin eski başkanı ve The Penis Book’un yazarı ürolog Aaron Spitz’ten, herhangi bir yaşta görülen ED ile ilgili en önemli soruları yanıtlamasını istedik.

1- Erektil disfonksiyon için ortalama yaş nedir?

Erektil disfonksiyon çoğu insanın düşündüğünden daha yaygındır. Erkeklerin yaklaşık yüzde 40’ı, 40 yaşına kadar bir dereceye kadar sorun yaşayacaktır. Penisin yaşlanması 20’li yaşların sonlarında başlayabilir, ancak tipik olarak 40’lı yaşlardan itibaren fark edilebilecek kadar şiddetli hâle gelir. Erkekler yaşlandıkça erektil disfonksiyon olma olasılıkları her 10 yılda yaklaşık yüzde 10 artar ve bununla beraber problemin şiddeti de artar.

2- Erektil disfonksiyonun başlıca nedenleri nelerdir?

Erektil disfonksiyon tipik olarak penisteki kan damarlarının sertleşmesi ve daralması sonucu oluşan kan akışı probleminden kaynaklanır. Bu durum en yaygın olarak kan damarlarını çevreleyen düz kas hücrelerinin yaşlanmaya bağlı olarak daha sert ve daha az esnek hâle gelmesiyle ortaya çıkar ve penisin ihtiyaç duyduğu kan akışını engeller.

Yüksek tansiyon, diyabet ve kalp hastalığı gibi diğer rahatsızlıklar da bu damarları daha fazla zedelemekte ve erektil disfonksiyonun en yaygın nedenleri arasında yer almaktadır.

Psikolojik nedenler düşündüğümüzden daha az yaygındır ancak daha genç erkeklerde daha sık görülür. Performans kaygısı adrenalinin salınımını tetikler. Adrenalin kanın kalp, akciğer ve beyin gibi hayati organlara yönelmesine ve parmaklar, ayak parmakları ve penis gibi daha az hayati organlardan uzaklaşmasına neden olur. Vücudumuz bunu fiziksel bir saldırının ya da zorlamanın fiziksel stresiyle başa çıkmak için yapar, ancak cinsel kaygı da bu refleksi tetikler.

3- Erektil disfonksiyonu nasıl önleyebilir veya azaltabilirim?

Çoğu erkek için erektil disfonksiyonun iyileştirilmesi, penise kan akışının iyileştirilmesi anlamına gelir. Genellikle en çabuk çözümü, penisin kan damarlarındaki nitrik oksit (NO) oranını artıran ilaçlar sağlar. NO, penisin kan damarlarındaki düz kas hücrelerinin esnemesini sağlayarak kan akışını artırır. NO ayrıca düz kas hücrelerini daha genç tutar ve zamanla kan damarlarının sertleşmesini ve daralmasını önlemeye ve hatta tersine çevirmeye yardımcı olur. Uygun diyet ve düzenli egzersiz gereklidir, çünkü her ikisi de NO’yu destekleyebilir.

Yardımcı olabilecek diğer stratejiler: Kegel egzersizleri penise düzgün bir şekilde kan pompalanmasını sağlar ve uyku, testosteronu artırıp adrenalini düşürür. Son olarak, pornografiden uzak durun. Pornografiye aşırı maruz kalmak arzu, ereksiyon ve boşalmayı tetikleyen kilit beyin merkezlerinin çalışmasını engeller.

4- Erektil disfonksiyon tamamen iyileşebilir mi?

Erkeklerin büyük çoğunluğunda erektil disfonksiyon etkili bir şekilde tedavi edilebilir. Çoğu erkek için sağlıklı seçimler zamanla iyileşme ile sonuçlanabilir, hatta erken uygulanmaya başlanırsa ED’yi önleyebilir. Bununla birlikte, çoğu durumda ilaçlar gereklidir ve bazı erkeklerde ameliyat gerektirebilir.

5- ED ilaçlarının yararları ve riskleri nelerdir? En iyisi olduğunu düşündüğünüz bir ilaç var mı?

Şu anda reçeteyle satılan ilaçların tümü penisteki NO’nun etkilerini artırmak üzere aynı şekilde çalışır. Genellikle hafif yan etkileri vardır. Bazıları daha hızlı çalışır ama diğerleri daha uzun süre etki eder. Bazı ilaçlar bazı erkeklerde daha iyi sonuç verir fakat ereksiyonun sertliğini artırmada eşit derecede etkili oldukları için “en iyi” ilaç yoktur. İlaçlar herkeste işe yaramayabiliyor. Ana risk, onları ölümcül olabilen ve kesinlikle kaçınılması gereken nitrogliserin ile kullanmaktır.

6- Peki, hangi gıdalar erektil disfonksiyona yardımcı olabilir?

Penisiniz için marketteki en iyi bölüm manav bölümüdür. Nitrik oksiti güçlendirmeye yardımcı olan besinler, erektil fonksiyonun artmasına da yardımcı olacaktır ve sebzeler -özellikle yeşil yapraklı olanlar- nitrik oksitin en iyi besin kaynağıdır.

7- Alkol neden erektil disfonksiyona sebep olur?

Fazla alkol çeşitli şekillerde erektil disfonksiyona neden olur. İçkiyi fazla kaçırmanız penisinizdeki NO üretimini, dolayısıyla kan akışını azaltır. Reçeteli ilaçların çalışmasını bile engelleyebilir. Biraz alkol sizi tahrik edebilir ama çoğu, beyninizdeki arzu merkezini köreltir ve boşalmayı zorlaştırabilir. Aşırı alkol, zaman içinde penise giden ve ereksiyonu tetikleyen sinirleri tahrip eder ve sonunda karaciğer hasar görürse testosteron seviyeleri düşer. Eğer içiyorsanız, bunu ölçülü yapın.

8- ED’mi yeni cinsel partnerime nasıl açıklayabilirim?

En iyi politika dürüstlük ve açıklıktır. ED’nin nedenini ve çözümünü anlıyorsanız, partnerinizi aydınlatabilir ve birbirinizden zevk aldığınız diğer tüm konular gibi cinsel yakınlığın da her ikiniz için zevkli olmasını sağlayabilirsiniz. ED gizli bir utanç meselesi olmak zorunda değil çünkü bu tıbbi ve de neyse ki oldukça tedavi edilebilir bir durum.


Devamı

Popüler

 

www.pilioo.com