Bizi Takip Edin

SAĞLIK

KONTROL ZAMANI

-

 

Eğer 20’li yaşlarınız artık iyice belirsizleşmiş anılarınızdan oluşuyorsa, tüm o gizemli ağrı ve acılarınızı teşhis etme zamanı gelmiş demektir.


İşte size yaptırmanız gereken tüm testler için eksiksiz bir rehber.

30’lu yaşlar
Diyabet
Hangi sıklıkta? Her yıl

Türkiye Diyabet Epidemiyolojisi Çalışması (TÜRDEP) sonucuna göre; diyabet hastalarının %32,3’üne hâlâ tanı konulmuş durumda değil. ‘New England Journal of Medicine’ dergisine göre ise; meyve, sebze ve lif açısından zengin bir beslenme düzeni ile günde 30 dakika egzersizle diyabet riskinizi %58 oranında azaltabilir.

HIV
Hangi sıklıkta? Her 5 yılda 1 kere
İngiltere’de yaşayan insanların 3’te 1’i AIDS olduklarını bilmiyor. Sağlık Bakanlığı verilerine göre; Türkiye’de kayıtlı HVI taşıyıcı sayısı 2.412 olsa da, sayı aslında daha yüksek. Bu yüzden sürekli kontrol altında olmakta fayda var. En güvenilir test ise HIV/ELISA testi. Sonucun pozitif çıkması halinde ise ikinci bir test olan ‘Western Blot’ ile doğrulanması gerekiyor. Çünkü deri veremi, lyme hastalığı ve frengi ELISA’da yanlış bir pozitif sonuç çıkmasına sebep olabiliyor.

Testis kanseri
Hangi sıklıkta? Her ay

İngiltere’de yapılan bir kanser araştırmasına göre; 20 ilâ 39 yaş erkekler arasında en sık rastlanan hastalık türü testis kanseri. Ağrı gibi belirtiler rastlantısal olduğu için düzenli olarak kendi kendinizi muayene etmeniz gerekiyor. Baş ve işaret parmaklarınızı kullanarak testislerinizde herhangi bir şişlik olup olmadığını kontrol edin. Bu muayene için en uygun vakit, skrotum torbasının en rahatlamış olduğu sıcak bir banyo sonrasıdır.

1. Kalp krizi
Hangi sıklıkta? Her 5 yılda 1 kere

Kalp krizlerinin %50’si normal seviyede LDL (kötü) kolesterole sahip kişilerde yaşanıyor. Bu yüzden geçmişinizde kalp rahatsızlığı ya da yüksek tansiyon varsa şu iki testi yaptırmalısınız:Kalp krizini öngörebilecek proteinleri kontrol eden hs-CRP testi ile atardamarlarınızdaki kalsiyum ve kolesterolü kontrol eden homosistein testi. Her iki test de göğüste tehdit yaratabilecek herhangi bir durumun sinyallerini arar.

Vücut kitle indeksi
Hangi sıklıkta? Her 3 yılda 1 kere ya da kilo aldığınızda

20’li yaşlara ait sigara ya da kötü beslenme düzeninin göbeğinizde bir tepeye neden olması pek şaşırtıcı değil. Bir kanser araştırmasına göre yetişkin erkeklerin %65’i aşırı kilolu ya da obez. Kilo almak yüksek tansiyon, diyabet, kalp rahatsızlığı ve kanser gibi pek çok hastalığa ev sahipliği yapıyor. Tehlikeli bölgede olup olmadığınızı anlamak için boy ve kilonuza dayanarak vücut yağınızı hesaplayan bir vücut kitle indeksi testi yapın. 18,5 ilâ 24,9 puan arası normal kabul edilir.

Tansiyon
Hangi sıklıkta? Her yıl

Evde bile tansiyonunuzu takip etmeniz kolay. 90/60 mmHg (milimetre cıva) altı düşük tansiyon olarak kabul edilirken, 140/90 üstü alarm durumu demek oluyor. Sağlıklı bölge ise 90/60 ve 120/80 arası bir nokta. Ancak aradaki orta bölge (120/80 ilâ 139/89) prehipertansiyonu işaret ediyor. Yani yüksek tansiyona dönüşmesi olası. Tuzu kesmek gibi çok basit önlemlerle sorunla başa çıkabilirsiniz. Ancak eğer gerçek bir problem varsa da bilmeniz gerek.

40’lı yaşlar
Felç
Hangi sıklıkta? 40 yaşında 1 kere, daha sonra sonuçlara göre gerektiği zaman

10 dakikalık bir test risk altında olup olmadığınızı ortaya çıkarabilir. Test, boynuzundaki atardamarların iki tip görüntüsüyle arter plak hasarı olasılığı ve eğer varsa beyninize kan akışını nasıl etkilediğini gösterir. Felç vakalarının %80’i plaklar yüzünden kanın pıhtılaşması sonucu gerçekleştiğini belirtelim.

Prostat kanseri
Hangi sıklıkta? Her yıl

Bunu yaşlı insanların hastalığı diye mi düşünüyorsunuz? Öyle bile olsa, o yaşlılık günlerini yaşama ihtimaliniz ancak erken yaşta kontrol ettirirseniz artıyor. Prostat kanseri vakalarının 3’te 2’si 65 yaş ve üstü erkeklerde görülüyor. 40 yaş testlere başlamak için uygun. Araştırmacılara göre; PSA okumasını ne kadar erken yaparsanız, (PSA’nın kandaki toplam düzeyini ölçen kan testi) doktorunuz olası bir riski daha erken kontrol edebilir.

Cilt kanseri
Hangi sıklıkta? Yıllık kendi kendini muayene ve her 5 yılda 1 kere profesyonel muayene

Doğum lekesi ve benlerinizdeki değişimleri takip ederek cildinizi kontrol altında tutun. Asimetri, biçimsiz kenarlar, renk değişimi ve 6 milimetreden geniş çap. 5 yıl boyunca hiç önemsemediyseniz, doktorunuza hemen gösterin.

2. Kalp krizi
Hangi sıklıkta? 40 yaşında 1 kere, daha sonra gerekli olduğunda her 5 yılda 1 kere

‘64-slice CT’ yani bilgisayarlı tomografi testi adı kadar karışık değil; oldukça kolay bir yöntem. Sistem ile koroner anjiyografi, hiçbir ön laboratuar hazırlığını gerektirmeden, katetersiz ve yalnızca 10 saniye içinde yapılabiliyor. Üstelik, kalbinizin sağlığını diğer tüm görüntüleme türlerine göre daha açık bir resim halinde görebiliyorsunuz. Bu yöntem, damarlardaki plakları ortaya çıkarıyor ve gelecekteki kalp krizi riskinizi belirlemek için bir kalsiyum ölçümü veriyor.

Glokom
Hangi sıklıkta? 2 yılda 1 kere

‘Journal of Epidemiology and Community Health’ dergisinin araştırmasına göre; sanılanın aksine çıplak gözle güneşe bakmanın dışında, geri dönüşü olmayan körlüğün en yaygın sebebi glokom hastalığı. Artan göz basıncı ya da genel görme bozukluğu gibi basit semptomlar için kullanılan basit bir göz muayenesi, hastalığın erken fark edilmesini sağlıyor.

50’li yaşlar
Kolon (kalın bağırsak) kanseri
Hangi sıklıkta? 5-10 yılda 1 kere ya da gerektiği zaman

Araştırmalar 50 yaş üzeri İngiliz erkeklerinin %50’sinin kolon kanseri için kontrol yaptırmadığını gösteriyor. Oysaki o yaşlardaki en ölümcül üçüncü hastalık bu kanser türüdür. Kanser kalın bağırsak duvarlarına yayılmadan önce teşhis edilirse, yaşama ihtimali de %93’ü buluyor. En iyi çözüm ise kolonoskopi.

İşitme kaybı
Hangi sıklıkta? 3 yılda 1 kere

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne göre; her 10 kişiden 1’inde işitme kaybı yaşanıyor. Bu, genelde 60 yaş sonrası bir sorun olsa da, aşırı sese maruz kalmak gibi tedbirsiz bazı hareketler yüzünden, daha erken yaşta da işitme kaybı yaşanabiliyor. Kulağınızda çınlama ya da başka sesler duyuyorsanız ya da çevrenizdekilerin söylediklerini anlamakta güçlük çekiyorsanız hemen bir K.B.B. doktorunun kapısını çalıp işitme testi yaptırmalısınız.

 

SAĞLIK

Karın kasları için soslayın

Umut Doğan Yıldız

-

Sert karın kasları tatsız gıdalarla kazanılmaz. Yemeğinizi biraz süslemeye başlamanızı öneririz.

ESKİ KURAL
Hiç de ilham vermeyen bir akşam yemeği, daha yağsız bir fizik için insanların yapması gereken bir fedakârlık. Sonuçta çeşni kullanmak, basitçe fazladan kalori demek. Benden sonra tekrarlayın: Gıdalar yakıttır, gıdalar yakıttır…

YENİ KURAL
Sosların tamamen şeker dolu olduğunu söylediklerini muhtemelen duymuşsunuzdur. Hatta büyük olasılıkla bunu bizden duydunuz. Ancak ıspanak yapraklarını mayoneze batırmayı hâlâ tavsiye etmiyor olsak da yediklerinizden sıkılıp kendinizi yerel fast-food zincirinin kollarına bırakmanızı da önermiyoruz. “Zihinsel olarak en güçlü olanlar dahi sade gıdalarla zorluk yaşayabilir,” diyor

Zolkiewicz. “İyi besin değerleri var olan hayat tarzınıza uymalı, tam tersi olmamalı.” Yeni fit yemek restoranlarının ve sporcu yemeği paket servislerinin profesyonel atletler tarafından çok sevilmesinin bir nedeni var: Protein kaynağınıza cömertçe eklenen acı sos türevleri yalnızca 80 kalori artırır ve 1,2 gram karbonhidrat ekler, bu da bolca aroma için makrolarınızda göz ardı edilebilecek bir etki bırakır. 3 gramlık tuza gelirsek, sizin için yararlı bile olabilir. Rusya uzay programıyla ilişkili araştırmalarda, sodyumun vücutta yağın parçalanmasıyla ilişkilendirilen glukokortikoidin salınımını artırdığı görüldü. Bunu takip eden bir Vanderbilt Üniversitesi çalışmasında, daha tuzlu bir diyet yaptırılan farelerin kilolarını korumak için yüzde 25 daha fazla yemesi gerekti.

Yüksek kan basıncına sahip kişilere (en iyisi kontrol ettirmeniz) yine de ölçülü olmaları önerilse de tuz sağlıklı erkeklerde olumsuz etkiler göstermedi. McMaster Üniversitesi’nden bir çalışmada da tuzun kalbinizi güçlendirebileceği ve sinir sinyallerinizi düzenleyerek kaslarınızın daha fazla glukoz ve aminoasit emilimi yapmasına yardımcı olabileceği dahi ileri sürüldü. Siz acı yerine daha çok limon ve baharat tercih ediyorsanız da sizi yargılamıyoruz.

Devamı

SAĞLIK

Alzheimer 25 yıl önce geliyor

Umut Doğan Yıldız

-

Alzheimer hastalığı’nın insan beynine 25 yıl öncesinde yerleştiğini belirten Nöroloji Uzmanı Dr. Selen Gür Özmen, konuyla ilgili bilgi verdi.

“Alzheimer hastasının son 25 senesinde beynindeki patolojiler, yavaş yavaş oluşmuştur ve süreç sonuna ulaştıktan, tüm patolojiler beyne oturduktan sonra, unutkanlıklar başlamıştır” dedi.

Dünya genelinde her 10 kişiden 1’i Alzheimer hastası. Unutkanlıkla kendini gösteren, yer-yön kabiliyetinin kaybedilmesi gibi beynin bazı fonksiyonlarını yerine getirememesiyle devam eden süreç, hem hasta hem de çevresindeki bireyler için yıpratıcı olmakta. Beyni koruyan her şeyin aslında kalbi de koruduğunu ve Alzheimer’ın insan beynine 25 yıl öncesinde yerleştiğini açıklayan Bahçeşehir Üniversitesi (BAU) Sağlık Bilimleri Enstitüsü Sinirbilim Anabilimdalı’nda Öğr. Görevlisi Uzm. Dr. Selen Gür Özmen, Alzheimer hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.

Alzheimer beyinde 25 yıl öncesinde başlıyor

Alzheimer’ın unutkanlıkla fark edilmeye başladığını belirten BAU Sinirbilim Anabilimdalı’nda görevli Uzm. Dr. Selen Gür Özmen, hastalığın genetik faktörlerden oluşmasının yüzde 2 oranında olduğunu söyledi. Her an herkeste olabilecek bir hastalık olduğunu vurgulayan Özmen şunları söyledi; “Alzheimer hastası unutkanlıkla hekimin karşısına ilk geldiği zaman moral bozucu olan kısım şu; Hastalığa dair her şey olmuştur ve bitmiştir. Aslında Alzheimer hastasının, son 25 senesinde beynindeki patolojiler, yavaş yavaş oluşmuştur ve son haline ulaşmaya yakın hastada gözle görülür değişiklikler yaratmaya ancak başlamıştır. Yani o dakikadan sonra aslında yapacak çok fazla bir şey yoktur. Örneğin; 70 yaşında bir hasta, hastaneye geldiğinde unutkanlığı başlamış oluyor. Biz hastaya 70 yaşında Alzheimer teşhisi koyarsak, aslında bu demektir ki hastalığı, 40-45 yaşında başlamıştır. Yani beyinde oluşan problem aslında 20-25 yıl önce başlamıştır. Sonunda her şey bittiği zaman unutkanlık başlıyor. O yüzden tedavi olarak o aşamada yapılacak tek şey hastayı biraz rahatlatmak, elimizdeki ilaçlarla hastalığı çok az da olsa yavaşlatabilmek.”

Emeklilik beyni olumsuz etkiliyor

Uzm.Dr. Selen Gür Özmen, “Emekliliğin de beyni çok olumsuz etkilediğini söylemek lazım. Japon kültüründe örneğin emeklilik yoktur. Bir iş biter, başka bir iş başlar. Bu meşguliyet de Uzak Doğu’nun bu çalışkan kültüründen etkilenmiş bölgelerinde yaşlanan bireylerin çok sağlıklı bir biçimde yaş aldığı ve Alzheimer gibi nörodejenerasyona neden olan hastalıklara yakalanmadan uzun bir ömre sahip olduklarını göstermiştir. Ayrıca yüksek entellektüel düzeye sahip olan insanlardaki kayıp, çok çabuk belli olmuyor. İki insan düşünün. Birinin eğitim yılı daha düşük, daha içine kapanık, erken yaşta emekli olmuş, bir de üstüne herhangi bir nedenle tetiklenmiş bir depresyon yaşadığını varsayalım. Diğeri üniversite mezunu, çalışmayı bırakmamış, daha sosyal, daha huzurlu bir hayatı olan biri. Bu noktada ikisinin de beyinlerinde Alzheimer hastalığının alt yapısını oluşturan beta amiloid ve nörofibriler yumak dediğimiz iki tane istenmeyen protein birikiminin başladığını düşünelim. Eğitim düzeyi daha düşük olan, daha az insanla iletişim halinde olan, daha depresif olan kişinin beynindeki o protein yapılanması hemen unutkanlığa sebep olurken, eğitim seviyesi yüksek daha sosyal, daha neşeli, beynine sürekli yeni girdiler olan kişinin unutkanlığının başlaması, diğerine göre daha çok sonra oluyor. Birinin 65 yaşında başlarken, diğerinin 80 yaşında başlayabiliyor” diye konuştu.

Negatif insanlar beyin düşmanı

Dünyada ve ülkemizde Alzheimer oranlarında azalma olmadığını ifade eden Uzm. Dr. Selen Gür Özmen, her 10 kişiden 1’inin Alzheimer hastalığına yakalandığını ve toplumda görülme sıklığının artmasının ise yaşam süresinin uzamış olmasıyla ilişkili olduğunu söyledi. Bunun yanı sıra insan beyninin sosyalleşmek üzerine kurulmuş bir yapı olduğunu belirten Özmen, etrafımızdaki insanların da beynimizin sağlığını etkilediğini vurguladı. Özmen, “İnsan beyni sosyal iletişime muhtaç. Konuşmak, anlatmak, paylaşmak, dinlemek, deneyimlerden bilgi aktarımı. İnsanlar bu tarz iletişimleri sayesinde yeni şeyler öğrenirler, hayatlarında değişiklik yapmaya karar verebilir, yeni planlara başlarlar. Bütün bunlar beynin gelişimi ve aktif kalmasını sağlayan özellikler. Güzel dostlukların beyne tek başına kitap okumaktan bile çok daha fazla katkı sağlayabileceğini unutmamalıyız. Bütün bunlar beyni çok aktif tuttuğu için Alzheimer gibi, beyni sosyal iletişime kapalı hale getiren hastalıklardan da korunmak açısından çok önemli şeyler. Kasvetli ve etrafımızda bize negatif enerji veren insanların çok olduğu ortamlardan sakınmalıyız zira bu istenmeyen sosyal ortamlar beyin hastalıklarını da tetikleyen faktörler.”

Alzheimera karşı bitter çikolata

Kalbimizi koruyan her şeyin beynimizi de koruduğuna dikkat çeken BAU Öğr. Görevlisi Uzm.Dr. Selen Gür Özmen, “Hastalık başladıktan sonra şu anda elimizde bir tedavi yöntemi olmadığına göre Alzheimer’a yakalanmamak için bilinen tüm önlemleri almamız gerekiyor. Akdeniz tipi beslenmenin koruyucu olduğunu söyleyebiliriz. Haftada en az bir kere omega-3’den zengin yağlı balık, her gün bol yeşil yapraklı sebze, zeytinyağı ile yapılan yemeklerin tüketilmesi ve kahvenin günde bir bardak ile sınırlandırmanın koruyucu önlemler olduğunu söyleyebiliriz. Antioksidan içeriği olan kakaonun da koruyucu olduğu düşünülüyor. Burada yüksek kakao içeren yiyeceklerden bahsediyoruz. Artık bitter çikolataların üzerlerinde yazıyor. Kakao oranı ne kadar yüksekse beyne yardımı o kadar çok oluyor. Nöron yapısında antioksidan bir etkisi var kakaonun. Beyin hastalıklarından koruyucu bir etkisi de olduğu düşünüyor” dedi.

Devamı

SAĞLIK

Mandalina çayı tarifi!

Umut Doğan Yıldız

-

Mandalina kabuğundan detoks çayı tarifimiz hazır. Bu yılbaşı çayını çok seveceksiniz.


Mandalinanın kabuğundan yapılan detoks çayları hem sindirim problemlerine iyi geliyor ve bağışıklığınızı destekliyor, hem de vücuttan toksin atılmasını sağlıyor. Bu çayların aynı zamanda yorgunluk ve uykusuzluk problemlerini azaltıcı etkileri de mevcut.

Hazırlanışı: 1 litre kaynayan suya, 2 küçük mandalinanın kabuklarını doğrayarak atın. Ardından ½ limon suyu, 1 çubuk tarçın, 5-6 adet karanfil 2 çorba kaşığı elma sirkesini ekledikten sonra 5 dakika daha kaynatmaya devam edin ve ocağın altını kapatın.

Devamı

Popüler