Bizi Takip Edin

SAĞLIK

KELLİK KADER DEĞİL

-

 

Yazı: Ahmet Meriç Şenyüz

Saç dökülmesi hakkında bilmek istediğiniz her şey bu yazıda.

Erkeklerin en büyük dertlerinden birisi de saç dökülmesi…
Her ne kadar “zeki kadınlar kel erkekleri çekici buluyor” ya da “maden olan yerde ot bitmez” gibi züğürt tesellileri üretilse de, saçı dökülen erkeklerin pek çoğunun özgüvenlerini kaybettiği tartışmasız bir gerçek.  Neyse ki her zaman olduğu gibi bu kez de Men’s Health yanınızda… Saç dökülmesiyle ilgili bilmeniz gereken her şeyi konunun Türkiye’deki en iyi uzmanlarından biri olan Prof. Dr. Meral Şaşoğlu’na danıştık. Otuz yılı aşan hekimlik ve akademisyenlik tecrübesi bulunan ve alanında beş uluslarası ödüle sahip Şaşoğlu, saç dökülmesi ve çareleri hakkındaki bilimsel gerçekleri anlattı.

Saç dökülmesi sorunundan muzdaripseniz, her şeyden önce bu dökülmenin nedenini öğrenmeniz gerekir. Saç dökülmeleri genel olarak ikiye ayrılıyor; erkek tipi saç dökülmesi ve genel saç dökülmesi. Şaşoğlu, “Bütün saç dökülmelerinin %95’i erkek tipi saç dökülmesidir” diyor.

Genel saç dökülmesinde başın her tarafındaki saçlar neredeyse eşit biçimde homojen olarak dökülürken, erkek tipi dökülme ise tepe ve şakaklardaki açılmalarla başlıyor ve alın ön çizgisinin geriye doğru çekilmesiyle ayırt ediliyor.  Şaşoğlu, saç dökülmesinin tipini tam olarak anlamak için ‘çekme testi’ (pull test) adlı yöntemi öneriyor: “Saçlar eğer köklerden ayrılmışsa, o zaman çektiğimizde elimize kolayca gelir. Bu testi yapmak için saçı tutamlar halinde 10 kez çekeriz. 10 kez çektiğimizde 2-3 defasında saç geliyorsa, o zaman her şey yolunda ve endişeye gerek yok demektir. Bu 10 seferden 6-7 defasında saçlar kolayca ve acı hissettirmeksizin koparsa, bunun hastalık belirtisi olduğunu söyleyebiliriz. Saçlar yanlardan ve arkadan çektiğimizde gelmiyor ama tepeden çektiğimizde geliyorsa, bunun erkek tipi saç dökülmesi olduğundan emin olabiliriz.” Eğer dökülmeniz erkek tipi saç dökülmesi değilse, aslında daha şanslı olduğunuzu söyleyebiliriz. Bu dökülme, çevresel faktörlerden kaynaklandığı için saç dökülmesine neden olan faktörün ortadan kaldırılması ve ardından uygulanacak uygun tedaviyle saçlarınıza kolayca yeniden kavuşabilirsiniz.

Tamamen genetik
Erkek tipi saç dökülmesinde ise çevresel faktörlerin etkisi neredeyse sıfır. Latince ismiyle Androgenetik Alopecia denen bu saç dökülmesinin iki nedeni var, birincisi erkeklik hormonun varlığı, ikincisi de genetik yatkınlık. Bütün erkeklerde testosteron hormonu bulunduğuna göre erkek tipi saç dökülmesinin tamamen genetik olduğunu söyleyebiliriz. Prof. Şaşoğlu, erkek tipi saç dökülmesinin işleyişini şöyle anlatıyor; “Burada en olumsuz etken testosteron hormonunun DHT diye kısaltılan DiHidroTestosteron’a (DHT) dönüşmesidir. Oluşan DHT, saç kökü hücrelerindeki Androjen reseptörlerine bağlanarak saç gelişimini baskılıyor. Bir süre sonra saç kökünü besleyen kılcal damarlar küçülerek geri çekiliyor. Saç folikülünün damarla bağlantısı koptuğu için de saç üretimi yavaşlıyor veya tamamen duruyor. Zamanla saçlar dökülüyor, yerlerine ince telli, açık renkli, solgun ve cansız saçlar çıkmaya başlıyor. İlerleyen zamanda bu saçlar da dökülerek kellik meydana geliyor. Ensede ve yanlardaki saç köklerinde ise testosteronu DHT’ye dönüştüren enzimler bulunmadığı ve saç köklerindeki reseptörlerin duyarlılığı daha az olduğu için buralardaki saçlar dökülmüyor.”

Her yaşta dökülebilir
Bazı erkekler belli bir yaşa kadar erkek tipi saç dökülmesiyle karşılaşmadıklarında bu tip saç dökülmesinden muaf olduklarını zanneder,  ne yazık ki bilim öyle söylemiyor. Prof. Şaşoğlu, “Genetik yatkınlık varsa, ergenlik çağından sonraki herhangi bir yaşta da saç dökülmesi başlayabilir ve artarak devam eder” diyor.

Yine de kellik genleriyle doğduysanız, sizin için her şey bitmiş demek değil. Kelliği önlemek ya da saç dökülmesi başladıysa, kaybettiğiniz saçları yeniden kazanmanız mümkün. Prof. Şaşoğlu, özellikle nanoteknoloji kullanarak üretilen yeni bazı topikal (başa sürülerek uygulanan) ürünlerin çok olumlu sonuçlar verdiğini vurguluyor.

Bu tür ürünlerin iki özelliğe sahip olması gerekiyor, öncelikle testosteron hormonunun DHT’ye dönüşmesine yol açan enzimleri baskılamaları gerekli, ikincisi ise bu ürünlerin saç köklerindeki androjen reseptörlerini bloke etmesi gerekiyor. Böylelikle saç dökülmesi önlenebiliyor.

Dökülme önleyici ürünler etkili mi?
Prof. Şaşoğlu “Eğer bu ürünler aynı zamanda damarsal yapıları da geliştirme özelliğine sahipse, dökülmeyi önlemenin yanı sıra saç kökünü besleyen kılcal damarların yeniden gelişerek saçı beslemeye başlamasını sağlar. Alttan beslenen saçlar dinlenme fazından aktif faza geçerek yeniden uzamaya başlar” diyor.

Şaşoğlu, ayrıca klasik topikal ürünlerin emilebilme kapasitesi düşük olduğu için nanoteknolojik ürünlerin kullanılmasını öneriyor: “Nanoteknolojik ürünlerde etken maddeler, nanozom adı verilen ve bir milimetrenin milyonda biri boyutundaki küreciklere yerleştiriliyor. Bu büyüklükteki bir küreciğe konulmuş etken madde saç kökü hücrelerine çok daha çabuk ulaşabiliyor. Saç kökü hücreleri fosfolipid denilen bir maddeyle kaplıdır. Bu nanozom kürecikleri de aynı maddeyle kaplı olduğu için saç kökü hücreleri, kürecikleri kendilerine ait bir şey olarak kabul edip içine alıyor. Bu kandırmaca sayesinde nanoteknolojik ürünlerde etken maddelerin emilimi %100’e ulaşabiliyor.”

Bu ürünlerden ne beklemeliyiz?
Kelliğe karşı ürünlerden mucize beklemek doğru değil. Şaşoğlu, özellikle sadece şampuan kullanarak kelliğe çözüm beklemenin çok yanlış olduğunu vurguluyor. “Şampuan saçta sadece birkaç dakika kalır. Şampuanda, losyonlarda bulunan aynı etkenler maddeler olsa da bunların miktarı oldukça azdır. Şampuan yalnızca yardımcı bir üründür. Saçta uzun süre kalacak losyon türü ürünlerin yanında kullanılmalıdır.”

Şaşoğlu, ayrıca bu tür ürünlerin etkisini hissetmek için belli bir süre tedaviye devam etmek gerektiğini vurguluyor: “Saç dökülmesinin tamamen durması için 3 ay, yeni saç gelişimini gözlemek için de 4 ila 6 ay beklemek gerekir. Yakın zamanda dökülen saçlar daha önce çıkar. Saçlar istenen düzeye gelene kadar sürekli kullanıma devam edilmeli. Saçlar istenen düzeye gelince de, haftada bir-iki defa kullanarak saçların korunması sağlanmalıdır. Tedavi tamamen kesilirse, saç dökülmesine neden olan alttaki süreç devam edeceği için bir süre sonra yeniden saç dökülmesi oluşabilecektir.”

Erkek tipi saç dökülmesine karşı üretilen ürünleri kullanarak saçlarına kavuşan çok sayıda erkek var. Belki siz de bu ürünlerden biri sayesinde yeniden sağlıklı saçlara kavuşabilirsiniz. En azından denemeye değmez mi, ne dersiniz?

 

SAĞLIK

Karın kasları için soslayın

Umut Doğan Yıldız

-

Sert karın kasları tatsız gıdalarla kazanılmaz. Yemeğinizi biraz süslemeye başlamanızı öneririz.

ESKİ KURAL
Hiç de ilham vermeyen bir akşam yemeği, daha yağsız bir fizik için insanların yapması gereken bir fedakârlık. Sonuçta çeşni kullanmak, basitçe fazladan kalori demek. Benden sonra tekrarlayın: Gıdalar yakıttır, gıdalar yakıttır…

YENİ KURAL
Sosların tamamen şeker dolu olduğunu söylediklerini muhtemelen duymuşsunuzdur. Hatta büyük olasılıkla bunu bizden duydunuz. Ancak ıspanak yapraklarını mayoneze batırmayı hâlâ tavsiye etmiyor olsak da yediklerinizden sıkılıp kendinizi yerel fast-food zincirinin kollarına bırakmanızı da önermiyoruz. “Zihinsel olarak en güçlü olanlar dahi sade gıdalarla zorluk yaşayabilir,” diyor

Zolkiewicz. “İyi besin değerleri var olan hayat tarzınıza uymalı, tam tersi olmamalı.” Yeni fit yemek restoranlarının ve sporcu yemeği paket servislerinin profesyonel atletler tarafından çok sevilmesinin bir nedeni var: Protein kaynağınıza cömertçe eklenen acı sos türevleri yalnızca 80 kalori artırır ve 1,2 gram karbonhidrat ekler, bu da bolca aroma için makrolarınızda göz ardı edilebilecek bir etki bırakır. 3 gramlık tuza gelirsek, sizin için yararlı bile olabilir. Rusya uzay programıyla ilişkili araştırmalarda, sodyumun vücutta yağın parçalanmasıyla ilişkilendirilen glukokortikoidin salınımını artırdığı görüldü. Bunu takip eden bir Vanderbilt Üniversitesi çalışmasında, daha tuzlu bir diyet yaptırılan farelerin kilolarını korumak için yüzde 25 daha fazla yemesi gerekti.

Yüksek kan basıncına sahip kişilere (en iyisi kontrol ettirmeniz) yine de ölçülü olmaları önerilse de tuz sağlıklı erkeklerde olumsuz etkiler göstermedi. McMaster Üniversitesi’nden bir çalışmada da tuzun kalbinizi güçlendirebileceği ve sinir sinyallerinizi düzenleyerek kaslarınızın daha fazla glukoz ve aminoasit emilimi yapmasına yardımcı olabileceği dahi ileri sürüldü. Siz acı yerine daha çok limon ve baharat tercih ediyorsanız da sizi yargılamıyoruz.

Devamı

SAĞLIK

Alzheimer 25 yıl önce geliyor

Umut Doğan Yıldız

-

Alzheimer hastalığı’nın insan beynine 25 yıl öncesinde yerleştiğini belirten Nöroloji Uzmanı Dr. Selen Gür Özmen, konuyla ilgili bilgi verdi.

“Alzheimer hastasının son 25 senesinde beynindeki patolojiler, yavaş yavaş oluşmuştur ve süreç sonuna ulaştıktan, tüm patolojiler beyne oturduktan sonra, unutkanlıklar başlamıştır” dedi.

Dünya genelinde her 10 kişiden 1’i Alzheimer hastası. Unutkanlıkla kendini gösteren, yer-yön kabiliyetinin kaybedilmesi gibi beynin bazı fonksiyonlarını yerine getirememesiyle devam eden süreç, hem hasta hem de çevresindeki bireyler için yıpratıcı olmakta. Beyni koruyan her şeyin aslında kalbi de koruduğunu ve Alzheimer’ın insan beynine 25 yıl öncesinde yerleştiğini açıklayan Bahçeşehir Üniversitesi (BAU) Sağlık Bilimleri Enstitüsü Sinirbilim Anabilimdalı’nda Öğr. Görevlisi Uzm. Dr. Selen Gür Özmen, Alzheimer hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.

Alzheimer beyinde 25 yıl öncesinde başlıyor

Alzheimer’ın unutkanlıkla fark edilmeye başladığını belirten BAU Sinirbilim Anabilimdalı’nda görevli Uzm. Dr. Selen Gür Özmen, hastalığın genetik faktörlerden oluşmasının yüzde 2 oranında olduğunu söyledi. Her an herkeste olabilecek bir hastalık olduğunu vurgulayan Özmen şunları söyledi; “Alzheimer hastası unutkanlıkla hekimin karşısına ilk geldiği zaman moral bozucu olan kısım şu; Hastalığa dair her şey olmuştur ve bitmiştir. Aslında Alzheimer hastasının, son 25 senesinde beynindeki patolojiler, yavaş yavaş oluşmuştur ve son haline ulaşmaya yakın hastada gözle görülür değişiklikler yaratmaya ancak başlamıştır. Yani o dakikadan sonra aslında yapacak çok fazla bir şey yoktur. Örneğin; 70 yaşında bir hasta, hastaneye geldiğinde unutkanlığı başlamış oluyor. Biz hastaya 70 yaşında Alzheimer teşhisi koyarsak, aslında bu demektir ki hastalığı, 40-45 yaşında başlamıştır. Yani beyinde oluşan problem aslında 20-25 yıl önce başlamıştır. Sonunda her şey bittiği zaman unutkanlık başlıyor. O yüzden tedavi olarak o aşamada yapılacak tek şey hastayı biraz rahatlatmak, elimizdeki ilaçlarla hastalığı çok az da olsa yavaşlatabilmek.”

Emeklilik beyni olumsuz etkiliyor

Uzm.Dr. Selen Gür Özmen, “Emekliliğin de beyni çok olumsuz etkilediğini söylemek lazım. Japon kültüründe örneğin emeklilik yoktur. Bir iş biter, başka bir iş başlar. Bu meşguliyet de Uzak Doğu’nun bu çalışkan kültüründen etkilenmiş bölgelerinde yaşlanan bireylerin çok sağlıklı bir biçimde yaş aldığı ve Alzheimer gibi nörodejenerasyona neden olan hastalıklara yakalanmadan uzun bir ömre sahip olduklarını göstermiştir. Ayrıca yüksek entellektüel düzeye sahip olan insanlardaki kayıp, çok çabuk belli olmuyor. İki insan düşünün. Birinin eğitim yılı daha düşük, daha içine kapanık, erken yaşta emekli olmuş, bir de üstüne herhangi bir nedenle tetiklenmiş bir depresyon yaşadığını varsayalım. Diğeri üniversite mezunu, çalışmayı bırakmamış, daha sosyal, daha huzurlu bir hayatı olan biri. Bu noktada ikisinin de beyinlerinde Alzheimer hastalığının alt yapısını oluşturan beta amiloid ve nörofibriler yumak dediğimiz iki tane istenmeyen protein birikiminin başladığını düşünelim. Eğitim düzeyi daha düşük olan, daha az insanla iletişim halinde olan, daha depresif olan kişinin beynindeki o protein yapılanması hemen unutkanlığa sebep olurken, eğitim seviyesi yüksek daha sosyal, daha neşeli, beynine sürekli yeni girdiler olan kişinin unutkanlığının başlaması, diğerine göre daha çok sonra oluyor. Birinin 65 yaşında başlarken, diğerinin 80 yaşında başlayabiliyor” diye konuştu.

Negatif insanlar beyin düşmanı

Dünyada ve ülkemizde Alzheimer oranlarında azalma olmadığını ifade eden Uzm. Dr. Selen Gür Özmen, her 10 kişiden 1’inin Alzheimer hastalığına yakalandığını ve toplumda görülme sıklığının artmasının ise yaşam süresinin uzamış olmasıyla ilişkili olduğunu söyledi. Bunun yanı sıra insan beyninin sosyalleşmek üzerine kurulmuş bir yapı olduğunu belirten Özmen, etrafımızdaki insanların da beynimizin sağlığını etkilediğini vurguladı. Özmen, “İnsan beyni sosyal iletişime muhtaç. Konuşmak, anlatmak, paylaşmak, dinlemek, deneyimlerden bilgi aktarımı. İnsanlar bu tarz iletişimleri sayesinde yeni şeyler öğrenirler, hayatlarında değişiklik yapmaya karar verebilir, yeni planlara başlarlar. Bütün bunlar beynin gelişimi ve aktif kalmasını sağlayan özellikler. Güzel dostlukların beyne tek başına kitap okumaktan bile çok daha fazla katkı sağlayabileceğini unutmamalıyız. Bütün bunlar beyni çok aktif tuttuğu için Alzheimer gibi, beyni sosyal iletişime kapalı hale getiren hastalıklardan da korunmak açısından çok önemli şeyler. Kasvetli ve etrafımızda bize negatif enerji veren insanların çok olduğu ortamlardan sakınmalıyız zira bu istenmeyen sosyal ortamlar beyin hastalıklarını da tetikleyen faktörler.”

Alzheimera karşı bitter çikolata

Kalbimizi koruyan her şeyin beynimizi de koruduğuna dikkat çeken BAU Öğr. Görevlisi Uzm.Dr. Selen Gür Özmen, “Hastalık başladıktan sonra şu anda elimizde bir tedavi yöntemi olmadığına göre Alzheimer’a yakalanmamak için bilinen tüm önlemleri almamız gerekiyor. Akdeniz tipi beslenmenin koruyucu olduğunu söyleyebiliriz. Haftada en az bir kere omega-3’den zengin yağlı balık, her gün bol yeşil yapraklı sebze, zeytinyağı ile yapılan yemeklerin tüketilmesi ve kahvenin günde bir bardak ile sınırlandırmanın koruyucu önlemler olduğunu söyleyebiliriz. Antioksidan içeriği olan kakaonun da koruyucu olduğu düşünülüyor. Burada yüksek kakao içeren yiyeceklerden bahsediyoruz. Artık bitter çikolataların üzerlerinde yazıyor. Kakao oranı ne kadar yüksekse beyne yardımı o kadar çok oluyor. Nöron yapısında antioksidan bir etkisi var kakaonun. Beyin hastalıklarından koruyucu bir etkisi de olduğu düşünüyor” dedi.

Devamı

SAĞLIK

Mandalina çayı tarifi!

Umut Doğan Yıldız

-

Mandalina kabuğundan detoks çayı tarifimiz hazır. Bu yılbaşı çayını çok seveceksiniz.


Mandalinanın kabuğundan yapılan detoks çayları hem sindirim problemlerine iyi geliyor ve bağışıklığınızı destekliyor, hem de vücuttan toksin atılmasını sağlıyor. Bu çayların aynı zamanda yorgunluk ve uykusuzluk problemlerini azaltıcı etkileri de mevcut.

Hazırlanışı: 1 litre kaynayan suya, 2 küçük mandalinanın kabuklarını doğrayarak atın. Ardından ½ limon suyu, 1 çubuk tarçın, 5-6 adet karanfil 2 çorba kaşığı elma sirkesini ekledikten sonra 5 dakika daha kaynatmaya devam edin ve ocağın altını kapatın.

Devamı

Popüler