Bizi Takip Edin

ERKEK AKLI

KARAMEL!

-

 

Carmella Rose genç bir model. Tam 750.00 takipçi ile Instagram‘ın popüler bir ismi. Maxim gibi ünlü dergilere poz veren seksi isim, memleketi olan California’da bikini modeli olarak hayatını sürdürüyor. Maxim ile yaptığı röportajda BDSM gibi cinsel fantezilerden çok uzak olduğunu fakat gene de yatak odasında agresyondan hoşlandığını söylüyor. Her zaman California Laguna Beach’de yaşamak istediğini söyleyen Carmella, arkadaşlarının kendisine ‘Caramel’ (Karamel) olarak seslenmesini sevdiğini belirtiyor. Stilize ve seksi giyinmekten hoşlansa da her zaman içerisinde bir hippie’yi de yaşattığını söyleyen Rose ile tanışma vakti.

1

Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39

ERKEK AKLI

Retro tarz spor ayakkabısı: Timberland Brooklyn

Umut Doğan Yıldız

-

Timberland Brooklyn, retro tarz spor ayakkabı seven şehirli erkekler için tasarlandı

Bağcıklı oxford model, en üst kalite yumuşak süet malzeme ve yırtılmaz kumaştan üretilen Timberland Brooklyn spor ayakkabılar Aerocore teknolojisiyle fark yaratıyor. 90’lar ruhunu sevenler ve retro meraklıları için tasarlanan Brooklyn spor ayakkabılar baharın gelişiyle beraber mağazalarda yerini alıyor.

2019 bahar – yaz sezonunda Timberland, markanın DNA’sını yansıtan retro esintili spor ayakkabı koleksiyonu Brooklyn’i tanıtıyor.

90’lar ruhunu seven, retro hayranları için tasarlanan Brooklyn bağcıklı oxford spor ayakkabılar, en üst kalite yumuşak süet malzeme ve yırtılmaz kumaştan üretildi.

Erkeklere her adımda bir sonraki adım için enerji sağlayan retro tarz: Timberland Brooklyn sneaker

Büyük beğeni toplayan, “hafif taban tasarımına sahip bir enerji sistemi” olarak adlandırılan AeroCore teknolojisi, Timberland Brooklyn ayakkabıları vazgeçilmez rahatlıkla tamamlıyor ve hareketli şehirli erkekler için mükemmel bir seçenek haline geliyor.

Brooklyn modeli, Timberland’ın spor ayakkabı koleksiyonunu hem tasarım hem de konforlu şıklık anlamında bir adım ileri taşıyor.

Sportif aerodinamik tasarımlı Brooklyn koleksiyonunda 3 renk öne çıkıyor. Kampanya modeli olan lacivert ve bej süet deri 849TL, ve gri – siyah kamuflaj desenli 749TL olarak Mart ayından itibaren mağazalarda ve anlaşmalı e-ticaret sitelerinde yerini aldı.

Devamı

ERKEK AKLI

Mutlu insanların en bilinen alışkanlıkları

Umut Doğan Yıldız

-

Mutlu insanların bir formülü var mı? Var ise bu formüller ya da önerilen reçeteler ne kadar doğru? 

Herkesin hayattaki en öncelikli arzusu mutlu olmak. Hatta hayatın anlamını bulma ve zengin olmanın yanında mutlu olmak açık ara önde dersek yanlış olmaz. Yapılan araştırmalara göre mutlu insanların en bilinen alışkanlıkları yedi madde olarak listelendi. Peki, mutlu insanların sırları neler?

İç seslerini dinlerler

Etrafı mutlu insanlarla dolu insanların mutlu olma şansı her zaman daha fazla çünkü neşe bulaşıcıdır. Güzel bir yaz gününde yanımızda sevdiğimiz arkadaşımızla vakit geçirirken kendimizi iyi hissetmemiz çok doğal. Peki, mutlu olmak için bu güzel duygu yeterli mi? Kendimizi daha iyi veya daha mutlu hissetmemiz az mutlu insanlarla da mümkün. İlişkilerin mutluluğu; iniş çıkışların, tartışmaların veya anlaşmazlıkların yokluğundan ileri gelmiyor. Bu nedenle kurduğumuz ilişkilerde hissettiğimiz anlık veya yoğun duyguları anlamalı, iç sesimizi dinlemeli ve kendimize zaman tanımalıyız. Hayatı hiçbir zaman yolunda gitmeyen insanların arkadaşlığından da edinebileceğimiz faydaları azımsamamalıyız.

Esnek olurlar

Mutlu insanlar kötü durumlardan sonra ayağa kalkmayı başarabiliyor ve kendilerini depresyon dünyasına kapatmıyorlar. Değişime kolayca ayak uydurma yani esneklik, düştükten sonra yerinden kalkmak aslında çocukluktan kalma bilinçdışı bir yetenek. Haliyle bu yeteneğin geliştirilebilir olması pek anlamlı değil. Çünkü bir şeyi geliştirmek için içinde ne olduğunu ve ne yaptığınızı tam olarak bilmeniz gerekir. Yapmamız gereken öncelikle içimizde bizi aşağı çeken veya yukarı, aydınlığa doğru iten güçlerin ne olduklarını fark etmek. Bizi yukarı iten güçleri iyi tanırsak, her tür durumdan sakince çıkabilmemiz mümkün.

Eyleme geçerler

Mutlu insanlar mutluluğun ayaklarına gelmesini beklemezler. Bu arayışta aktiflerdir ve iyi hissetmelerini sağlayacak deneyimlerin peşinden koşarlar. Mutlu kişi kendini daha çok sorgulayarak, iyi hissetme duygusunu nasıl büyüteceğine dünyasında yer açar. Yani daha mutlu hissedebilmek için, mutlu olmaya engel olarak hissettiğimiz içsel veya dışsal nedenleri bulup bunun için arzularımızı ne şekilde ifade etmeyi seçtiğimizi keşfetmeliyiz. Mutlu olmaya çalışmak, hep kendimize karşı şefkat ve dikkatle gelir, sonra etrafımıza yayılır.

Çevrelerine yardım ederler

Mutlu insanlar, vakitlerinin bir bölümünü hayır işlerine, etraflarındaki insanları dinlemeye, yardıma ihtiyacı olanlara yardım etmeye ayırıyor. Yardım etmek, kendi başına bir zevktir. Bu durum insanın özgüvenini güçlendirirken, aynı zamanda ideal arzularımızı da besliyor. Önce kendine bakmak, kendi ihtiyaçlarını gidermek, kendi özlemlerini ve beklentilerini tatmin etmek, daha sonra başka birilerine yardım etmek gerekiyor. Bu, karşıdakine saygılı bir yardımseverlik ve kendimiz için de faydalı bir süreç olması için şart.

Her şeyde iyi bir yan bulurlar

Mutluluğun olmazsa olmaz şartlarından birisi de iyimserlik. Mutlu kişiler, karamsarların aksine yağmurdan sonra havanın iyi olacağını düşünürler ve her şeyi kendi lehlerine çevirebileceklerine inanırlar. İçsel bakışını değiştirmek, inançlarına dönüp bakmak, negatif bir bakış açısının esiri olmamak için kendine bakabilmek çok önemli. Bu nedenle kişinin çocukluğundaki olayları, imajları inceleyerek karamsar bakış açısına neden olan endişeleri gidermesi de mümkün. Başa çıkılan kötü olayları hatırlamak, bu olaydan edindiğimiz kazanımları ve başarılarımızı unutmamak da iyimser bir bakış açısına katkıda bulunur.

Kendilerine zaman ayırırlar

Mutlu insanlar, stresten ve kendilerini boğan insanlardan uzaklaşmayı biliyorlar. İnsanın kendine dönmesi farklı şekillerde olabilir; meditasyon yaparak, hayal kurarak, kendi bedenini dinleyerek, duygularını ve düşüncelerini yeniden ele alarak. İyi hissetme duygusunu besleyen şeylerden biri de kendine zaman ayırmaktır.

Maneviyata önem verirler

Dua etmek, meditasyon yapmak ve spiritüel rutinler, ruh sağlığı üzerinde olumlu etkileri olduğu biliniyor. İnsanın kendi içinden gelen arzu, ideal, yalnızlık ve rahatsız edici her şeyi gülümseyerek dinlemek, bir manzarayı izlerken, bir tabloya bakarken veya iyi bir şey okurken kendimizi dinlemek bizi rahatlatan ve daha yüksek bir aklın içinde var olmaya izin veren durumlardır.

Devamı

ERKEK AKLI

Sosyal medya bağımlılığı

Umut Doğan Yıldız

-

Bakmak, bakılmak, takip etmek, takip edilmek… Görsel tüketim hayatlarımızı işgal etti. İşte sosyal medya bağımlılığı.

 Birçok kişinin Facebook, Twitter, Instagram, Pinterest gibi sosyal medya uygulamalarına bağımlı hâle gelmesinin nedeni, tanınma ve sevilme ihtiyacı. Diğer taraftan, içinde yaşadığımız dünya her şeyi tüm şeffaflığıyla görme isteğini yüceltiyor ancak özel hayatımızı korumak giderek zorlaşıyor.

DERLEYEN: PINAR FOURREAU

33 yaşındaki Begüm’ün hazırlayıp teslim etmesi gereken raporun üstünden sekiz gün geçmişti. Buna rağmen sabah ofise gittiğinde, patronunun yargılayıcı bakışlarını görmezden gelerek masasına oturduğu gibi Facebook hesabını açtı. Besin takviyesi pazarındaki fiyat dalgalanmaları konusunda hazırlayacağı rapor biraz daha bekleyebilirdi. “Biliyorum, yapmamam gerekir ama artık ritüel haline geldi. Sabah işe geldiğimde ilk iş, bilgisayarımı açıyor ve sosyal medyada olmadığım birkaç saat içinde neler olmuş bakıyorum. Çevremi ve iş arkadaşlarımı unutuyorum. Bunun ‘gerçek’ hayat olmadığını, gerçek arkadaşların yerini hiçbir şeyin tutmadığını biliyorum ama umurumda değil. Bu tür söylemlerden de bıktım. Canımın istediğini yapıyorum,” diye açıklıyor durumunu. Herkes sosyal medyada ama bazıları diğerlerinden çok daha fazla vakit geçiriyor. Neden bütün zamanımızı sosyal medyada geçiriyoruz? Nasıl bu bağımlılıktan kurtulabiliriz?

Sadece ergenler değil, birçok kişi gün içerisinde fotoğraflarını Instagram’da yayınlayıp takipçilerinden aldıkları “like”ları sayıyor; bazı kişilerse Twitter’da kendi görüşlerini ve özel yaşamlarını 280 karakterle anlatmaya çalışıp takipçi sayılarını artırmak için ellerinden geleni yapıyor. Pinterest aboneleri ise ilgi alanları ve yaptıkları faaliyetleri sanal panolarında paylaşıyorlar. Her geçen gün daha çok kişi birbirine bakmak, kendini teşhir etmek ve başkaları tarafından görülüp görülmediğini kontrol etmek için daha çok zaman harcıyor.

Kendimizi beğenmek için kendimizi gösteriyoruz

Bakma ve görme meselesinin özüne indiğimizde sosyal medya çılgınlığını ve ona neden tutkuyla bağlanıldığını anlayabiliyoruz. Çünkü Freud’un “skopik dürtü” kavramıyla tanımladığı gibi, gözlerimizi kullanmak bize heyecan ve keyif veriyor. Freud ilk defa 1905 yılında Cinsellik Üzerine kitabında bu dürtünün çekim gücünü anlatıyor; görmek bebeğin dünyayı keşfetmesini sağlar, aynı zamanda da ilgisini çeken bir nesneye bakmak, “gözleriyle nesneye dokunmak” zevk verir.

Bu görme dürtüsü diğer cinsel dürtülerle eşit ağırlıktayken giderek diğer zevk alma dürtülerinin önüne geçiyor ve hepimizi sosyal medyada röntgenci ve teşhirciye dönüştürüyor.

“Görse imgelerin önemli bir yer kapladığı bir toplumda yaşıyoruz,” diyor Psikiyatr ve Psikanalist Alain Vanier. Görsel imgeler her yerde; güvenlik için bedenlerimizin güvenlik cihazlarında tarandığı havalimanlarında, röntgenle anatomimizin incelendiği tıp alanında, bilgisayar ekranlarında, sürekli bağlı olduğumuz akıllı telefonlarımızda. İmajlar dünyayı anlamamıza yarayan diğer yollara göre çok daha güçlü. Görme sayesinde kendi varlığımızın bilincine varıyoruz. Altıncı aya doğru bebek, anne-babası aynanın karşısında “Bu sensin” dediğinde, kendi görüntüsünü tanır. Çocuk aynaya yansıyan bu görüntü ve ebeynin onu seven bakışları sayesinde kimliğini oluşturur, kabul eder ve annesi ya da babası onu sevdiği için kendini sevilebilir bir kişi olarak görür.

“İlk başlarda Twitter’da yazmak yetiyordu, sonra Instagram’ı yükledim. O günden beri sürekli telefonumla çektiğim fotoğrafları paylaşıyorum,” diyor 1.300 kadar takipçisi olan 25 yaşındaki Mert. “Fotoğrafların filtreleri ve açılarıyla oynuyorum. İlgi çekici resimler paylaşmaya çalışıyorum ve sabırsızlıkla takipçilerimden gelecek ‘kalpleri’ bekliyorum. Ne kadar çok kalp alırsam, o kadar mutlu oluyorum. Yaptığım şeyin özel olduğunu ve başkaları tarafından takdir edildiği duygusunu yaşıyorum.”

Teknoloji bağımlısı mısınız?

Alain Vanier’ye göre “like” almak, sevilme ihtiyacımızın göstergesi. Aldığımız beğeniler, bize bakıldığının ve beğenildiğimizin bir kanıtı. “Eğer mutfağımda tek başına bir bardak bir şey içtiğim sırada, birinin beni izlediğini ve izleyenin izlemekten keyif aldığını bilirsem, günlük sıradan bir faaliyet benim için çok daha ilgi çekici hâle gelir. Benim yaptığım bir hareket diğerinin ilgisini çekiyorsa, o zaman bana değer veriyor duygusu oluşur. Tıpkı çocukken, ‘Baba bak!’, ‘Anne bak!’ dememiz gibi, onların beğenisi olmadan kaydıraktan kaymak kesinlikle daha az eğlenceliydi.”

“Facebook, Twitter, Instagram, Pinterest hepsinde aynı ilke işliyor,” diyor Psikanalist Catherine Mathelin-Vanier. “Yayınladığımız görseller aracılığıyla kendimizi gösterebilir, diğerleri için bir zevk nesnesi üretebiliriz.” Jacques Lacan, “Zevk alma, başkasının sahip olduğu bir nesneden biz de yararlanıyormuşuz hissinden doğar,” der. Sosyal medya bize bu olanağı sağlar; bize ait olan görsellere sahip olmanın keyfi ve onlara bakana da sahip olmaya çalışma. Neyi göstereceğimizi seçiyor, kontrol etmeye çalışıyoruz.

Daha cazip görünmek için yalan söyleniyor

33 yaşındaki hemşire Melis de dürtüsel hareket eden bir sosyal medya kullanıcısı ama kendini çekinmeden eleştirebiliyor. “Üyesi olduğum sosyal medya ağlarında kendime ait çok az fotoğraf yayınlıyorum. Daha çok gündemle, gittiğim yerlerle ilgili fotoğraflar paylaşıyorum. Daha spiritüel görünerek ilgi çekmeye çalışıyorum çünkü hep başkalarının beni aptal bulduğunu düşünmüşümdür. Biliyorum çok aciz bir durum,” diyerek itirafta bulunuyor. Bu aslında, yeni tanıştığımız birine gülümseyerek en iyi hâlimizi göstermek istememiz gibi bir durum. Diğerinin bakışıyla ilgili en büyük sorun, başkasının bizim hakkımızda ne düşüneceğini bilemememizdir. Ne kadar kendimizi en iyi halimizle ortaya koysak da diğerinin ne düşüneceğinden emin olamayız. Sosyal medya bizi bu bilinmezlik için çekiyor: “En iyi halimle görünebilecek miyim?”

Alain Vanier, “Hayatta sürekli olarak izleniyoruz. En iyi fotoğraflarımızı paylaşarak başkalarının bakışlarını yönetmeye, yönlendirmeye çalışıyoruz,” diyor. Çünkü diğer türlü herkes bizi yargılayabilir ve zayıflıklarımızı görebilir. Eşini aldatan ve yolunu kaybetmiş bir erkek maskesinin düşmemesi için, ideal aile babası fotoğrafları yayınlayabilir. 17 yaşındaki Instagram kullanıcısı Ömer ise “Paylaştığım fotoğrafı 20 dakika içinde kimse beğenmezse hemen siliyorum yoksa çok utanıyorum,” diyor.

Diğerlerinin bizi nasıl göreceğini düşünmek, kendimizi nasıl daha beğenilebilir biçimde sunacağımızı belirler. Kendimizi kontrollü bir şekilde başkalarına göstermek isteriz. “Paylaştığımız fotoğraflarla diğerlerini yanılttığımız gibi kendimizi de yanıltıyoruz,” diyor Catherine Mathelin-Vanier. “Diğerleri bizi severse, biz de kendimizi sevebiliriz,” diye düşünüyoruz. Paylaştıklarımız beğenilmezse o zaman hatalı olduğumuzu düşünüp kendimizi suçlu hissediyoruz, aynı küçüklüğümüzde yorgun olan anne-babamızın bizi ihmal ettiğinde hissettiğimiz gibi. Nedenlerini sorguluyor ve hatalarımızı bulmaya çalışıyoruz.

Farkında olmadan kendimizi aldatıyoruz

Psikanalist Gerard Wajcman’a göre, sosyal medyada hayal ettiğimiz “ideal ben”i ortaya koymaya çalışıyoruz. Kendimizi olduğumuz gibi değil de, idealleştirerek, diğerinin ilgisini çekecek “en muhteşem hâlimizle” gösteriyoruz. Şeffaflık kartı oynayalım derken aslında kendimizden uzaklaşıyoruz. Diğerlerinin bizde aradığı şeyi düşünüp aslında cevabı olmayan bir sorgulamaya giriyoruz. Bu başarısız olmaya mahkûm bir sorgulama, çünkü çoğu zaman kendi kendimize şeffaf değiliz.

Facebook ya da Twitter’da dikkatsiz bir paylaşım veya yanlış yorumlama sonucu kaç çift kavga etmiştir? Bir şeyi paylaştığımız sırada neyi gösterdiğimizi bilmiyoruz, diye uyarıyor Gerard Wajcman. Diğerleri bizim hesaba katmadığımız bir şeyi görebilirler. Her şeyi kontrol altına aldığımızı düşünsek de çoğunlukla her şey bizim öngördüğümüz gibi gerçekleşmez. Kötüye kullanımlar olabilir. Özgürce paylaşım yaparken aslında kendi kendimize ihanet ederiz, göstermek istemediğimiz bir şeyleri afişe edebiliriz. Özel hayatı koruma tüm bu beklenmedik sonuçları önler, çünkü ancak bu şekilde kendi kendimize bakıp, düşünüp, sorular sorabiliriz.

Devamı

Popüler

 

www.pilioo.com