Bizi Takip Edin

ERKEK AKLI

HAYALLERİNİN PEŞİNDE: ATINÇ NUKAN RÖPORTAJI

-

 

Konfüçyüs der ki, “Olgun insan güzel söz söyleyen değil, söylediğini yapan ve yapabileceğini söyleyen insandır.” Atınç da kısa sürede söylediği pek çok hedefini gerçekleştirdi, bakın şimdi sırada neler var. Burcu Kapu’nun röportajı.

1Futbolcu olmaya nasıl karar verdin?

Aslında öyle bir karar vermedim. Annem anlatıyor, ben tam hatırlayamıyorum. Sabah uyanır uyanmaz topu elime alıp, her yere götürüyor, hep yanımda taşıyormuşum. Yaşım biraz daha büyüdüğünde akşama kadar sokakta top oynuyordum. Futbola âşıktım anlayacağın, o yüzden böyle karar vererek olmadı. Ama bir kulüpte lisanslı oynamaya başladığım zaman 8 yaşındaydım. Babam beni Küçükçekmecespor’a götürmüştü.

Ailede başka sporcu var mı?

13 yaşında bir kardeşim var. O da benim gibi uzun boylu, okulda basketbol oynuyor. Babam da eski futbolcu, 2. liglerde
profesyonel oynamış.

Kimse sana “Oğlum boyun uzun, sen basketçi ol” demedi mi?

Demedi çünkü Allah vergisi derler ya hani, işte öyle bir eğilimim vardı futbola. O yüzden herkes benim futbolcu olacağımı tahmin ediyormuş.

Beşiktaş’la A takıma Mustafa Denizli döneminde çıktın. O zamana kadarki en büyük hayalin bu muydu?

Tabii, hatta ondan birkaç ay önce biz, Mecidiyeköy’den Fulya’ya antrenmanlara gitmek için yürüyorduk. Giderken o yokuşta hep düşünüyordum, “Acaba ben de bir gün Beşiktaş’ta oynayacak
mıyım?” diye. Çünkü bir sene öncesine kadar top toplayan çocuklar arasında yer alıyordum. Ardından Fenerbahçe ile oynadığımız bir A2 maçı sonrasında, Mustafa Hoca beni yanına çağırdı. Profesyonel bir sözleşme imzaladık, hemen peşinden de kadroya alındım. O yüzden benim futbol kariyerimde Mustafa Hoca’nın yeri çok önemlidir.

Mustafa Hoca seni şimdi arasa ve “Atınç sana ihtiyacım var, Galatasaray’a gel” dese…

Bilmiyorum, tam olarak bir şey söylemem ama hedeflerimin arasında, yakın zamanda Türkiye’ye dönmek yok.

Beşiktaş’ta çıktığın ilk maçtan önce, Mustafa Hoca sana gelip özel bir şey söyledi mi?

“A2’de nasıl oynuyorsan burada da öyle oyna, kimse sana karışmayacak. Çık istediğin futbolu oyna, ben sana güveniyorum” dedi. O maçtan önce de, A takımla antrenmanlara çıkmaya başladığımda, beni odasına çağırıp özel bir görüşme yaptı. Benden neler beklediğini anlattı. Bir gün büyük bir futbolcu olsam da her zaman alçakgönüllü olmayı, büyüdükçe küçülmenin önemini anlattı. Bu da bence Türk futbolunda önemli bir problem. Çünkü genç yaşta parlayan futbolcular, gerek çevrenin gerek medyanın etkisiyle, bir anda göklere çıkarılıp bir anda yerlere vurulabiliyor. O yaşta bir gencin, bunu içinde iyi idare edip dengeleyebilmesi çok önemli.

Sana bu anlamda düzenli destek olan profesyonel birileri oldu mu?

Hayır, sadece ailem. Beni bu konuda çok iyi eğittiler. Geçen sene oynamaya başladığım dönemlerde, Biliç bana “Röportaj vermeni istemiyorum” demişti. Türk medyasını tanımıştı ve bir anda havaya kapılmamı istemedi.

İnönü’ye ilk çıktığın maçta, o tünelden sahaya yürürken neler hissettin?

Kadroya ilk girdiğim maç Sivasspor maçıydı. Maç başladı, ben daha yedek kulübesinde otururken ayaklarım titriyordu. Bunu mecazi anlamda söylemiyorum, gerçekten titriyordu. O maçta
oynamadım. Bir sonraki Manisaspor maçında, Rıdvan Şimşek’in maalesef ayağı kırıldı. Bu üzücü olay, benim oyuna girmeme vesile oldu. 42’nci dakikada oyuna girdim ve devre bitene kadar içimden dua okudum. 16 yaşındaydım. Devre arasında hem hoca hem de abilerim beni çok rahatlattılar, maçı da kazanmıştık. Hayatımın en mutlu anıdır benim için.

Beşiktaş taraftarı desem sana…

Onların yeri bende çok ayrı. İnanılmazlar. Beşiktaş altyapısında oynamaya ilk başladığımda, bizi İnönü’ye maç izlemeye götürmüşlerdi. Sanırım 10 yaşındaydım ve İnönü’ye ilk gidişimdi. Hayran kalmıştım. Hâlâ Almanya’da bizim maçlara Beşiktaş formalı taraftarlar geliyor, beni destekliyor. Anlatılamaz bir duygu.

Beşiktaş taraftarının maç sırasında ciddi bir baskısı oluyor mu?

Bütün taraftarların var. Beşiktaş taraftarı biraz daha coşkulu. Ben hiçbir zaman olumsuz anlamda bir baskı hissetmedim ve bana hep destek oldular. Atmosfer, futbolun en önemli etmeni.
Dolu tribünlere oynanan maç, futbolun kalitesini artırıyor ve futbolcuyu ekstra motive ediyor. Ben rakip sahada da tribünlerin dolu olmasını ve bizim üzerimizde kurmak istedikleri negatif baskıyı
da seviyorum. O da futbolun bir parçası ve sizi daha zinde tutuyor.

Sen takım çalışmaları dışında, izin veya tatil günlerinde de çalışan, bireysel antrenman yapan bir futbolcusun. Bunun ne tür faydalarını görüyorsun?

Özellikle kadro dışı kaldığımda, maç eksiğimi kapatmak için ekstra çalışmak zorundaydım. Bir futbolcu için düzenli maç oynamak çok önemli. Ama bunu sadece kadro dışı diye de sınırlandırmamak lazım. Bireysel çalışma bir futbolcu için olmazsa olmaz. Sadece yeteneğinize güvenip başarılı olamazsınız. Bugün dünyanın en iyi futbolcusu olarak görülen Cristiano Ronaldo, devamlı olarak ekstra antrenmanlar yapıyor. Çünkü takım antrenmanıyla günü geçirirsin ama ekstra yaptığın her idman, seni daha ileriye taşır. Biri benden daha çok tesiste kaldığında ben kendimi iyi hissetmiyorum, daha çok çalışmam lazım diye düşünüyorum.

Beşiktaş’ta Mustafa Denizli döneminden sonra forma şansı pek bulamadın. Neler oldu o dönemde?

Mustafa Hoca’dan sonra Bernd Schuster, ardından da Tayfur Hoca geldi. İkisiyle de iyi bir ilişkimiz vardı. Sonra Samet Aybaba geldi. Onunla uyuşamadık. Bugün hâlâ bilmediğim bir nedenden
ötürü kadro dışı bıraktı. 17-18 yaşında, Beşiktaş’ın altyapısından gelmiş bir gencin, hiçbir saygısızlık yapmamış olmasına rağmen kadro dışı bırakılması çok üzücü. Hak etmediğim davranışlara
maruz kaldım. Tesislere alınmadım. O dönemde benimle birlikte birkaç futbolcu daha kadro dışı bırakılmıştı. Bize ayrı bir antrenman programı verdiler ama o antrenmanı tesislerde, ayrı bir
sahada dahi yapmamıza müsaade etmediler. Bir süre sonra bu kararı bozup geri aldılar. Benim için oldukça zor bir dönemdi. Ama çalışmaya hep devam ettim ve sadece bir kişinin futbol hayatımı bitirmesine izin vermedim. İyi ki böyle yapmışım.

Ben seni tanıdıkça şunu fark ediyorum,  mental olarak da oldukça güçlüsün. Nedir bunun sırrı?

Benim en büyük destekçim ailem ve onlardan aldığım eğitimdir. Kendime olan güvenim de yüksek. İstediğin kadar kuvvetli ol, mental olarak kuvvetli olmazsan başarılı olamıyorsun. Ben de
bunun farkındayım. Bunda biraz karakterimin de etkisi var. Genellikle soğukkanlıyımdır. Üzerimdeki baskıyı bir şekilde kaldırabiliyorum, panik yapmıyorum. Eğer bunları yapamıyor olsaydım,
kesinlikle profesyonel anlamda bir destek alırdım, çünkü bir sporcu için bunun çok önemli olduğunu biliyorum.

Sporting Lizbon’a neden hayır dedin?

Kadro dışı kaldığım o dönemde Beşiktaş’ta kendimi ispatlayamamıştım. Çok az sayıda maça çıkmıştım. 11 yaşında geldiğim kulüpten oynamadan ayrılmak istemedim. Beşiktaş’ta oynayıp kendimi kabul ettirdikten sonra yurt dışına gitmeyi tercih ettim. Sonrasında da RB Leipzig’den bir teklif geldi. Hem kulübün menfaatleri için hem de benim için oldukça iyi bir teklifti, kabul ettim.

Carvalhal senin için “Çok büyük bir oyuncu olacak” demişti. Onunla aranız nasıldı?

Onunla da çok güzel bir ilişkimiz vardı. O dönemde şanssızlığım, kadronun çok kalabalık olmasıydı. Ama her antrenmandan sonra onunla ikimiz özel bir çalışma yapardık. Hava toplarına çalışırdık, taktik olarak çok eğitmiştir beni.

Biliç ile çalıştın, o da senin gibi defans oyuncusuydu. Bu anlamda sana söylediği özel şeyler oldu mu?

Biliç bana çok şey katmıştır, benimle çok özel ilgilenirdi. Bana daima “Başkana nasıl davranıyorsan, malzemeciye de öyle davran” derdi. Her zaman mütevazı olmamız gerektiğini söyleyen bir
hocaydı. Benim için çok özel biridir.

Sence eksik yanların ne?

Taktik olarak kendimi daha çok geliştirmeliyim. Bir defans oyuncusu için en önemli şey, duracağı yeri bilmek. Bunun için de özel çalışmalar yapıyorum.

En kuvvetli bulduğun yanın ne?

Hava toplarım ve bu fiziğime rağmen topu oyuna sokabilmem.

Boyunun dezavantajını yaşıyor musun?

Şu ana kadar yaşamadım. Ama eğer çalışmazsan fizik dezavantaja dönüşebilir. Ben sürekli çabukluk çalışıyorum. İp atlıyorum ya da ekstra sprint antrenmanları yapıyorum.

Sayfalar: 1 2 3

ERKEK AKLI

90’ların efsane ayakkabısı geri döndü

Umut Doğan Yıldız

-

90’lı yılların efsane koşu ayakkabısı Aztrek, tam 25 yıl sonra kendini özgün bir stille ifade etmek isteyenler için yepyeni bir sneaker olarak pazara çıkıyor. 

Zamanının ilerisinde, benzersiz tasarımıyla Aztrek ’93 capcanlı renklerle 90’ları yeniden yaşatmaya geliyor.

Reebok Classic ailesinin en özel üyelerinden biri olan Aztrek ’93, çağın canlı ve genç enerjisinden ilham alırken 90’lı yılları yeniden yaşatmak üzere benzersiz bir sneaker olarak geri döndü.

Piyasaya çıktığı andan itibaren öncü kabul edilen Aztrek, benzersiz tasarımıyla tam 25 yıl sonra kendini özgün bir stille ifade etmek isteyenler için yeniden tasarlandı. Cesur renk tonları ve kendine has çizgileriyle göz alan Aztrek ’93, zamanının ilerisinde, yenilikçi bir sneaker olarak piyasaya çıktı.

Ünlü model Gigi Hagid, rap kraliçesi Cardi B’nin yanı sıra Future ve ikinci kişiliği Hndrxx ile iş birliğinde lanse edilen Aztrek ’93, 90’lar ruhuyla geçmişten esintiler taşırken yenilenmiş tasarımıyla günümüz sneaker modasına öncülük etmeye geliyor.

Petra Roasting pop-up mağazaya dönüştü

90’lı yılların tavrını otantik performansla harmanlayan Aztrek ’93, birbirinden renkli modelleriyle Mart ayı boyunca Gayrettepe Petra Roasting’deki Reebok Pop-Up Mağaza’da 559 TL fiyatla satışta olacak.

90’ların havasını solumak isteyenler için yeniden tasarlanan Reebok Pop-Up Mağaza, 7 Mart’tan başlayarak tam bir ay boyunca ziyaretçilerini karşılayacak. Türkiye’de bir ilk niteliğinde olan pop-up mağazada bir ay boyunca eşsiz tasarımıyla göz dolduran Aztrek ’93 modelleri sergilenirken, en sevilen Reebok Classic ürünleri de satışta olacak. 90’lar temalı dekorasyonu ile ziyaretçilerini bekleyen Petra Roasting’de 90’ları yeniden anmak üzere çeşitli atölyeler, Duygu Özaslan, Ekin Beril, Deniz Marşan ve Selen Akyüz gibi isimlerle birbirinden eğlenceli hafta sonu sohbetleri ve pazar günleri ise 90’ların efsane oyunlarını içeren heyecanlı oyun turnuvaları gerçekleşecek.

Reebok Petra Roasting Etkinlik Takvimi:

9 Mart – Duygu Özaslan ile “90’lardan Günümüze Değişen Medya”
13 Mart- Serigrafi baskı yöntemiyle Reebok Classic çanta tasarımı
16 Mart – Ekin Beril ile “90’larda Müzik”
20 Mart – D-I-Y Sticker tasarlama
23 Mart – Deniz Marşan ile “90’lar Modası”
27 Mart – Geçici Dövme atölyesi
30 Mart – Selen Akyüz ile “Sneaker nasıl evrim geçirdi?”
3 Nisan- Kişiye Özel Reeboklar..

Devamı

ERKEK AKLI

İyimser olmak ömrü uzatıyor

Umut Doğan Yıldız

-

Geleceğe yönelik olumsuz bakış, kişinin hem fiziksel hastalıklara hem de zihinsel rahatsızlıklara yakalanma sebebi

İyimser olmanın faydaları

İyimserlik ise fiziksel sağlık ve ruh sağlığı ile yakından ilişkili… Bilim adamlarının araştırmalarına göre iyimserler uzun yaşarken, kötümserler konforsuz bir hayat sürüyor hatta erken ölüyor! Kötümserlik ve fiziksel sağlık şikâyetler de birbiriyle alakalı. Buna göre 65-85 yaş aralığındaki kadın ve erkekler, iyimser bir bakış açısına sahipse kalp-damar hastalıklarına bağlı ölüm riskini daha az taşıyor; ancak aynı şaş grubundakiler kötümser ise kalp-damar hastalıklarına bağlı ölüm riskleri yükseliyor. Öte yandan genç olmasına rağmen kötümser mizaca sahip göğüs kanseri hastalarında da erken ölüm gözlemleniyor. İyimser mizaçlılar, stresli durumlarla baş etmede daha rahat bir tutum sergiledikleri için depresyonu da daha düşük seviyede yaşıyor. Dahası, iyimser olanlar; kendilerinden daha az iyimser ve kötümser kişilere göre daha yüksek bir yaşam kalitesine sahip oluyor.

Bu durum, ağır hastalıklarda ve operasyonlarda da geçerli… Örneğin, by-pass ameliyatı geçirmiş bir grup hasta üzerinde yapılan bir araştırmaya göre, ameliyatı takip eden 6 ay içinde, iyimser hastalarda yaşam kalitesi önemli ölçüde artış göstermiş ve hastanede kaldıkları sürede daha hızlı iyileşip taburcu olduktan sonra da günlük yaşamlarına daha çabuk dönebilmiş.

Devamı

ERKEK AKLI

Kendinize güvenmenin yolları var!

Umut Doğan Yıldız

-

Kendimize güvenmiyorsak bu güveni nasıl inşa edeceğiz? Bunun da yolları var elbette. Uzmanların tavsiyelerini sıralamak gerekirse.

*Yaşadığınız ve özgüveninizi sarsan bütün deneyimlerinizi unutun. Bu deneyimler aklınızda kalıcı bir yer edindiği için önünüzü kesip sizi engelliyor olabilir. İkinci adım olarak da istediğiniz şey her ne ise ona odaklanın. Yarım bırakmayın, başarısızlık düşüncesine prim vermeyin ve yapın! Yine başarısız mı oldunuz? Önemli değil. Eksiklerinizi belirlemek ve tamamlamak için zaman kazandınız sadece.

*Arkadaşlarınızla, dostlarınızla sık sık bir araya gelmeye çalışın ve onların başarı ve başarısızlık hikâyelerini dinleyin. Bu, hem kendinizi başkalarıyla kıyaslama fırsatı verecektir hem de karşınızdakilerin anlattıkları, gözünüzde büyüttüğünüz başarısızlıkların o kadar da “felaket” şeyler olmadığını anlamanıza yardım edecektir.

*Dert yanmayı, dünyanız yıkılmış gibi, bitmiş tükenmişsiniz, siz bir sıfırmışsınız gibi davranmayı bırakın! Fırsat buldukça başarılı insanların hayat hikâyelerini okuyun. Hepsinin birkaç ortak noktası olduğunu fark edeceksiniz: Hepsinin istediği şeye odaklanan, sorunları gözlerinde büyütmeyen ve (en önemlisi) çözüm odaklı düşünüp davranan insanlar olduğunu göreceksiniz.

*Başkalarının düşüncelerini umursamayın! Herkes istediğini düşünsün, siz ne düşünüp ne hissediyorsunuz, önemli olan bu.

*Enerjinizi doğru yere harcayın. Spor yapın, yürüyüşe çıkın; onlar da bir yana sizi mutlu eden şeylere yönelin. Depresif, her şeye olumsuz yaklaşan, sürekli eleştiren insanları etrafınızdan uzak tutun.

*Renkler daima hayatınızın içinde olsun. İşyerinizin kuralları gereği lacivert, siyah, gri gibi renkler kullanmaya mecbursanız renkli bir aksesuarla dış görünümünüzü canlandırın. Masanızda kullandığınız malzemeleri en göz alıcı renklerden seçin. Evinizi, hatta evinizin odalarını farklı renklere boyatın. Bütün bu “renkli” yaklaşımlar, hayata daha olumlu yaklaşmanızı sağlayacaktır.

*”Evet” ve “Hayır” iki basit kelime gibi görünebilir ama çoğumuz, kendimize güvenmediğimiz için, hiç istemediğimiz anlarda bile “hayır” diyecekken “evet, “evet” diyecekken “hayır” diyoruz. Size bir soru, bir öneri geldiğinde; siz, içinizdeki asıl kişi ne istiyor, hangi seçim onu mutlu eder, önce ona karar verin. Kimsenin hatırı için de seçiminizi değiştirmeyin.

*Kendinize, özgüven ile ilgili bir program da yapabilirsiniz. Başlangıç için gerçekte istediğiniz ama kendinize bahaneler üretip yapmadığınız bir isteğinizi hedefe koyun. Bir el sanatları kursuna gitmek, saçınızı kestirmek, öğle yemeğine arkadaşlarınız olmadan çıkmak ya da çocuklarınızla sinemaya gitmek gibi bir istekle işe başlayın. Bunu başardıktan sonra sizin için biraz daha önemli olanı, sonra daha da önemli olanı listeye alın. Bir süre sonra geldiğiniz noktaya kendiniz bile inanamayacaksınız! Hayatın ve kendinize güvenmenin tadını çıkarın!

Devamı

Popüler

 

www.pilioo.com