Bizi Takip Edin

SAĞLIK

Hangi bitki çayı nasıl tüketilir?

Umut Doğan Yıldız

-

 

Bitki çayları nasıl içilmeli, hangi bitki çayı neye faydalı ve neye zararlı? İşte bitki çayları hakkında bilgiler.

Cilde sürülen bitki yağları, zayıflamak için içilen bitki çayları ve bitkisel ilaçların bilinçsizce kullanımı sağlığımız için risk oluşturuyor. Bilinçsiz tüketilen her şey gibi bitkisel yöntemlerle tedavi de sağlığımızda kalıcı hasarlar bırakabilir. Yanlış ilaç kullanımı nasıl sağlığımız için problemler oluşturuyorsa aynı sorun bitkiler için de söz konusu. Bu nedenle bitkisel maddeleri vücudumuza alırken ne zaman ne kadar ne içtiğimiz önem taşıyor.

Bitki çayının miktarı önemli

Geleneksel tedavi olarak bilinen bitkisel karışımları satın aldığımız kişinin uzman olması gerekiyor. Tedavi ile ilgili herhangi bir bilgisi olmayan aktarlardan, denetimsiz medya kanallarından ve internet ortamından temin edilen ürünler ölümlere dahi sebep olabiliyor. Örneğin; sivilce lekesi ve akne giderici olarak kullanılan Sarı Kantaron’un içindeki etken maddeler güneş ışığına çıkıldığında yüzde yanıklara sebep oluyorken güneşten korunarak kullanıldığında ise cilt yanıkları ve her türlü cilt lekesine çözüm oluyor. Özellikle kabızlık tedavisinde sıklıkla kullanılan sinemaki yaprağı çayı üç haftadan fazla tüketilmesi durumunda bağırsakta kalıcı tembelliğe sebep oluyor ve kronik kabızlığı daha fazla tetikleyebiliyor. Bir başka örnek ise soğuk algınlığı, mide ve bağırsak rahatsızlıkları ile diyabet üzerine olumlu etkileri bilinen zencefil. Ancak bu şifalı bitki, safra salgısını arttırdığı için safra kesesiyle ilgili rahatsızlığı olanların uzman kontrolünde tüketilmeli. Kısaca gereğinden fazla kullanılan maddelerin vücudumuzda kalıcı hasar yapabileceğini bilerek hareket etmek ve bitkiyi analizleri yapılmış güvenilir kaynaklardan ya da uzmana danışarak tüketmek hem zararı yok etmek hem de yararı arttırmak açısından çok önemli.

Bitki çayları nasıl tüketilir?

Kültürümüzde şifalı otların bolca bulunması, çocuktan büyüğe herkesin bitki çayı kullanımının artmasına neden oldu. Her besin gibi bitki çaylarının da vücuda büyük faydaları bulunuyor. Ancak bitkilerin içerdiği bazı maddelerin fazla tüketilmesi de zarara yol açabiliyor. Bu yüzden tüketirken miktar ve demleme sürelerine dikkat etmek gerekli. Çaylar fazla tüketme durumunda toksik etkiye neden olabileceği gibi demleme süresini de ortalama 3-5 dakikada tutmak gerekiyor.

Hangi bitki çayı hangi hastalığa iyi geliyor?

Ihlamur çayı

Soğuk havalarda, ağrı giderici ve iltihap geçirici olmasından dolayı özellikle boğaz enfeksiyonları ile mücadelede yardımcıdır.

Adaçayı

Demleyerek yapacağınız adaçayı, boğaz ağrısı ve yanmasına karşı yararlı etki sağlıyor.

Ekinezya çayı

Ekinezyanın bağışıklık sistemini güçlendirme etkisinden dolayı, solunum yolu enfeksiyonları ile sık karşılaşanların günde iki fincan ekinezya çayı içmesinde fayda var. Ekinezyaya ilave edeceğiniz zencefil ve limon da hem bağışıklığı güçlendirmek hem de metabolizmayı canlı tutmak için özellikle sabah saatlerinde tercih edebileceğiniz çaylar arasında.

Yeşil çay

Metabolizma üzerinde hızlandırıcı etkisi olan yeşil çaydaki C vitamini, grip ve genel soğuk algınlığı tedavisine yardımcı oluyor. Günde içeceğiniz 2-3 fincan yeşil çay ile kışın kilo artışınızı durdurabilir ve metabolizmanızı canlı tutabilirsiniz.

Papatya çayı

Uyku bozuklukları tedavisinde kullanılan papatya çayı kaygıyı azaltır ve genel bir rahatlama sağlar. Adet dönemi kasılmalarını hafifleten ve bağışıklık sistemini güçlendiren bitki,
deri döküntüsüne yol açan cilt hastalıklarının belirtilerini de hafifletir.

Rezene çayı

Hazımsızlık, mide ağrısı, gaz ve sindirime bağlı diğer problemler için içilen rezene çayının, diğer bitki çaylarında olduğu gibi, fazla tüketiminin bazı yan etkileri olabileceğini unutmayın.

Isırgan otu çayı

İdrar söktürücü, yüksek miktarda demir içeren ve anemi tedavisinde yardımcı olarak kullanılan çay, sindirim sistemini ve diğer organları temizlerken idrar yolu enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılır.

Biberiye çayının faydaları

En çok hazımsızlık ve kabızlık gibi sindirim sistemi rahatsızlıklarında kullanılan biberiye çayı; hafızayı güçlendirir, konsantrasyonu arttırır ve toksinlerin vücuttan atılmasını hızlandırır.

Hibiskus çayının faydaları

Kafeinsiz olan ve yüksek C vitamini içeren hibiskus bağışıklık sistemini güçlendirir, tansiyonu düşürür ve tip 2 diyabette yüksek kan basıncını düşürmek için kullanılır.

Melisa çayının faydaları

Sinirleri yatıştıran, stresi azaltan bitki, gaz giderir, ateş düşürür, ter atılmasını sağlar.

Kekik çayının faydaları

Öksürüğü alan, hazımsızlığı gideren, ağız içi yaralarına ve dişeti hastalıklarına iyi gelen bitki ayrıca gargara suyu olarak da kullanılıyor.

Kuşburnu çayı ne işe yarar?

Kan basıncını düzenleyen, romatizma ağrılarını hafifleten, kötü kolesterolü düşüren ve şeker hastalığına karşı koruma sağlayan bitki yüksek miktarda C vitamini içerir.

SAĞLIK

Prediyabetten kurtulun

Umut Doğan Yıldız

-

Yetişkinlerin yaklaşık üçte birinde prediyabet, yani diyabet için bir uyarı işareti olan yükselen kan şekeri sorunu vardır.

Problemin geri çekilmesini sağlamanın yolu oldukça tanıdık görünüyor: İyi beslenin, daha çok hareket edin, yeterince uyuyun, stresi azaltın. Ancak bu stratejilerin galibini selamlayın:

Tennessee Üniversitesinin çalışmasına göre, denekler yüzde 40 karbonhidrat, yüzde 30 protein ve yüzde 30 yağ içeren zor olmayan diyetler uyguladığında, her biri altı ay içinde prediyabetten kurtuldu.

National Diabetes Prevention Program’ından akla uygun bir plan, prediyabetin ilerleme şansını yüzde 58 azaltıyor.

PLAN NE: Kilonuzun en az yüzde 5’ini vermek, haftada en az 150 dakika orta seviyeli egzersiz yapmak ve günlük rutininize stres yönetimi ile ilgili ve kan şekeri dostu ince ayarlar eklemek (daha iyi uyumak gibi).

Devamı

SAĞLIK

Yaşlanma sorunu

Umut Doğan Yıldız

-

Unutmayın, Öleceksiniz! Ve yaşlanmaya dair daha iyi hissettirecek diğer yollar…

DERLEYEN: SAİDE TOKUÇ

Geçen gün eşim, yakın zamanda küçük oğlumuzu yüzme havuzunda tutarken çektiği fotoğrafımı göstermek için gururlu bir şekilde telefonu bana doğru tuttu. Hemen telefonu kaptım ve parmaklarımla boyutundan ve genel sarkıklığından son zamanlarda sesli ve tekrar eden bir şekilde sızlandığım göbeğime yakınlaştırdım. “Bunu yapacağını biliyordum,” diye yakındı eşim. Göbeğim konusunda gülünç davrandığımı düşünüyor ve haklı yanı var. Nasıl ölçerseniz ölçün, zayıf sayılırım. Makul derecede dikkatli besleniyorum ve haftada en az altı gün antrenman yapıyorum. Ancak 30’lu yaşlarımda sahip olduğum görünür karın kaslarını kaybettim. Aslında bundan çok daha fazlasını da kaybettim. Şimdi, 40’larımın ortalarında (bir saniye, 47 yaş 40’ların sonları mı oluyor?) yaşlı ve bakımsız göründüğüm için kendimi artan bir şekilde daha çok eleştirdiğimi fark ettim. Peki, narsisizm ve beden algı bozukluğunun getirdiği bu tehlikeli, ufak endişeyi düşündüğümüzde, neden yıllara meydan okumakla ilgili beni dinleyesiniz ki? Çünkü her ne kadar bu konuyu sürdürsem de endişe miktarım ve bunun davranışlarımı etkilemesi dramatik ölçüde değişti. İşte bir karşılaştırma:

Yaklaşık 10 yıl önce bir kelleşme krizinin sancılarını çekiyordum ve bu, hayatımın her alanına sızan tüm yönlü bir çıldırmaydı. Brezilya Amazonlarındaki izole bir yerli kabileye dair raporumu ulaştırmak üzere inanılmaz bir seyahatten uçakla eve geri dönüyordum. Deneyimin tadını çıkarmak yerine kendimi tuvalete kilitleyip on dakikayı saç çizgimi dikkatle incelemek ve Budistlerin prapañca veya “zihinsel yayılma” dediği çetin bir mücadele vermekle harcadım. Zihnimdeki film şuna benzer bir şekilde ilerledi: Kellik — > İşsizlik — > Duluth’ta düşkünler evi. Bu prapañca beni asabi ve acınası biri yaptı. Bu süreç içerisinde beni banyo aynasına dik dik bakarken çok kez yakalayan eşim Bianca’ya sormanız yeterli.

Bugünlerde, göbeğime dair paniğim bir yana, aniden beliren ben merkezli anksiyetemi görmekte ve ardından bundan kurtulmakta çok daha iyiyim. Bu satırları yazarken, Bianca’ya göbek/yaşlanma endişelerimi kellik krizinden daha başarılı bir şekilde idare edip etmediğimi sordum. Kıkırdadı ve “Kıyaslanamaz bile,” dedi.

Durumu daha iyi hale getiren neydi? Bir kısmı, evlilik, olgunlaşma ve (günlük bir uygulama ve aktif bir yan telaş olan) meditasyonun birleşen etkisi. Ancak başka bir önemli sakinleşme malzemesi ise size son derece mantıksız gelebilecek bir şey: Ölümü düşünmek.

Her nasılsa, ölüm topluluğumuzda bir tabu haline geldi. Meditasyon eğitmeni Greg Scharf’ın da gözlemlendiği gibi, gençliğe takıntılı bir kültürde ölmek “çok kötü tecrübe” skalasında en üstte duruyor. Ancak bu kaçınılmaz, sizin için dahi. (Hatta milyarlar harcayarak ölümü “çözmeye” çalıştıkları bildirilen Silikon Vadisi’ndeki teknoloji devleri için de. Onlara iyi şanslar.) Büyük Hint destanı Mahabharata’dan duruma uyan bir satır var: “Bu dünyadaki en harika şey nedir?” Cevap: “Dört bir yanımızda insanlar ölüyor olabilir ve bunun kendi başımıza gelebileceğini fark etmeyiz.”

Tüm büyük ruhani gelenekler, dolu dolu yaşamak için en iyi uygulamanın ölümü düşünmek olduğunu söyler. Bunu nasıl yaparız? Buda, çürüyen bedenlere bakarken meditasyon yapmayı tavsiye etmiş. Bu teklifin son derece elverişsiz olması nedeniyle eşim ve ben daha makul bir alternatif seçtik: Birkaç yıl önce, tedavisi olanaksız hastalar hastanesinde gönüllü olmak için kaydolduk.

Manhattan’ın Doğu Üst Yakası’ndaki bu tarz hastanelerden küçük, sekiz yataklı birine atanmıştım. İlk gerginliğimi atlattığımda, ilham verici olanlardan son derece rahatlatıcı olanlara kadar birçok ders aldım. Örneğin, sona yakın birçok insanda korkunun azaldığını gördüm. Eski bir üniversite profesörüyle sohbetimi hatırlıyorum, ölüm yaklaştıkça ayrı bir ego gibi değil de daha büyük, gözler önüne serilen bir sistemin bir parçası gibi hissetmeye başladığını söylemişti. Evet, diye düşündüm, ölümle ilgili yanlış veya doğal olmayan bir şey yok. Doğa sürekli bir akış içinde ve biz doğayız.

Ayrıca tedavisi olanaksız hastalıklar hastanesinde zaman geçirmek alelade problemlerime karşı büyük bir bakış açısı kazandırdı. Bunu en dokunaklı biçimde Ronnie adında, Harlem’den eski bir inşaat işçisi olup kronik akciğer ve kalp problemlerine sahip hastamla olan ilişkimde deneyimledim. Dört yıl önce, hastaneye ilk gönderildiğinde kendisine yaşamak için üç gün tanınmıştı. Bunun yerine, zorlukları alt edip başardı. Her hafta, Ronnie ve ben atıştırmalıklar yer, şakalar yapar ve oyunlar oynardık. (Ronnie bu tarz bir hastanede otururken zombi öldürmek için saatler harcamasında bir ironi görmüyordu.) Bir keresinde, hayatımdaki bazı sorunlar hakkında nasıl endişelendiğime dair bir hikâye anlatıyordum ve o anda Ronnie’yi hatırlayıp kendimi durdurdum. Oyunu bölmeden bana döndü ve tam bir kayıtsızlıkla “Evet, kesinlikle hiçbir problemin yok,” dedi.

Ancak tedavisi olanaksız hastalıklar hastanesinde çalışmak her derde deva değil. Oradaki saatlerim sonrasında sıklıkla kendimi taksiye binip e-postalarımı kontrol ederken ve kendi saçmalığıma tamamen kapılmış halde buluyorum. Ve aslında hala egoistçe kendimi cezalandırmamın olumlu bir yanı olduğunu düşünüyorum: Karın bölgemle ilgili belirli bir miktar farkındalık spor salonuna gitmek konusunda bana sağlıklı bir motivasyon sağlayabilir.

Kendimi 85’inci kez saç çizgim veya bel ölçümle ilgili kara kara düşünürken bulduğumda, artık kendime şunu sormak için gerekli olana sahibim: Dünyadaki sınırlı sürem göz önüne alındığında, zamanımı böyle mi harcamak istiyorum? Evet, çok çalışmak ve çabalamak mantıklı olabilir ancak yolculuğun tadını çıkarmıyorsanız bunun ne anlamı var ki?

İncelikli bir şekilde yaşlanmanın Yoda tarzında bir ağırbaşlılık gerektirdiği anlamını çıkaramayız. Kendinize olan güvensizliğiniz ve kusurlarınız kalabilir, sadece bunları nasıl daha becerikli bir şekilde idare edeceğinizi öğreniyorsunuz.

Genellikle bu satırları nükteli bir iki cümleyle sonlandırırım ancak bu konunun ağırlığı nedeniyle tatlı ve komik sözleri kenara bırakıp size açık açık söyleyeceğim: Sonlu olmanızın inkâr edilemez gerçekliği göz önüne alındığında, hayatınızı nasıl yaşamak istiyorsunuz?

Şüphe duyarsanız, ölüme sormanız yeter.

Devamı

SAĞLIK

Temizlik yaparken dikkat edilmesi gerekenler

Umut Doğan Yıldız

-

Temizlik yaparken dikkat edilmesi gerekenler nelerdir hiç merak ettiniz mi? İşte detayları veriyoruz.

  • Temizlik yaparken, hava yoluyla yayılan polenleri ve alerji yapan maddeleri evinizden uzaklaştırmak için klima filtrelerini temizleyin, havalandırma kanallarının tozunu dikkatlice alın.
  • Neleri atacağınızı gözden geçirirken ilaç dolabını da ihmal etmeyin. Tarihi geçmiş ve bozulmuş ilaçları derhal atın. Böylece hem yanlış ilaç kullanımına bağlı riskleri bertaraf etmiş olursunuz hem de dolabınızda yer açılır.
  • Bodrumu, ardiyeyi ya da garajını temizlerken artık boya, solvent, tiner, makine yağı gibi zehirli maddeleri taşıyan eski teneke kutuları bir kenara ayırın. Diğer çöplerden ayrı olarak zehirli atık konteynerlerine atın.
  • Aynı şekilde lavabo altlarını, dolapları kontrol edip zehirli olabilecek eski temizlik malzemelerinden kurtulun.
  • Banyo, tuvalet gibi ıslak ve nemli alanlardaki küf ve mantarları zehirli madde içermeyen temizleyicilerle temizleyin. Mantar ve küf hassasiyeti olan kişilerde alerjilere hatta daha ciddi hastalıklara sebep olabilir.
  • Düşmelere ve kazalara engel olmak için halı ve kilimlerinin kaymasını engelleyen tabanlıkların sağlam olduğunu kontrol edin, eskiyenleri değiştirin.
  • Çocuklarının oynadığı alanlarda ya da arka bahçenizde kazalara sebep olabilecek kırık korkuluk, çit, merdiven ve açıkta kalmış inşaat artıklarını ortadan kaldırın.
  • Havyan besliyorsanız hijyen konusunda daha dikkatli olmanız gerekir. Çünkü dışarıdan eve giren bir köpek ya da kedi eve mikrop taşıyabilir, böylece evin hijyeni bozabilir.

Devamı

Popüler

 

www.pilioo.com