Bizi Takip Edin

ERKEK AKLI

GÜÇLÜ BİR KARAKTER OLMALI!

Umut Doğan Yıldız

-

 

Kalk Gidelim dizisindeki oyunculuğuyla adından söz ettiren İlayda Aydın, hem kariyeri hakkında konuştu hem de kadınlarla ilgili altın değerinde tüyolar paylaştı.

Oyunculuk kariyerine yeni başladın. Hedeflerin neler?

Her zaman kariyerimle ilgili hedefler koyan biri oldum. Dans hayatımda da böyle oldu. Bale geçmişim var ve uzun sure bale öğretmenliği de yaptım. Oyunculuk için de hep daha ilerisini düşünüyorum. Mesleki hayatımda başarılı bir şekilde yol almak istiyorum. Bu yüzden de doğru projeler seçerek, oyunculuğumdan dolayı parmakla gösterilmek öncelikli hedefim.

 

Kendine örnek aldığın bir sanatçı var mı?

Demet Akbağ’ı çok beğeniyorum ve onun gibi iyi bir oyuncu olmak elbette ki tecrübe istiyor. Yeni dönem oyunculardan Serenay Sarıkaya’yı çok başarılı buluyorum. Bence izleyicinin algısı da gittikçe gelişiyor. Bu yüzden oyuncuların zaten kendini devamlı geliştirmesi gerekiyor. Aynı zamanda Natalie Portman hayranıyım.

 

Bir oyuncu olarak kendini eksik gördüğün yönlerin var mı?

Elbette, daha yolun çok başındayım. Öğrenmem gereken ve daha tecrübe edeceğim çok şey var. İlk başladığımda sudan çıkmış balık gibiydim ama şu anda kendime daha çok güveniyorum. Kendimi izleyerek, hatalarımı yakalamaya ve tekrarlamamaya çalışıyorum.

Oyunculuğu, dansı ve fotoğrafçılığı birbirinden ayrı tutuyor musun?

Aslında hepsi birbiriyle farklı dallar ama birbirlerinden çok da uzak değiller. Bir bütün oluşturduklarında insanın çok işine yarıyor. Dans oyunculukta ciddi bir avantaj. Çünkü vücudu iyi tanımanı sağlıyor. Fotoğrafçılıktan dolayı objektif biliyor olmak da, bakmak ve görmek arasındaki engeli kaldırıyor bence.

 

Bir erkeğin hiç aklından çıkarmaması gereken bir kural var mı sence?

Bir erkeğin güçlü bir karakteri olmalı diye düşünüyorum. Erkekteki manevi gücün kadınlar üzerinde etkisi çok büyük. İyisiyle kötüsüyle, kendine güven duyan ve çevresine güven veren bir erkek en önemlisi. 

 

Erkeklerin partnerlerini desteklemelerinin en iyi yolu nedir?

Saygı duymak ve engeller koymamak. Yaptığınız işten tutun da aile yaşantınıza ya da eğitim hayatınıza kadar. İnsan en çok yakınından destek bekliyor. Zaten arada saygı varsa, güven de sevgi de yerini alıyor. 

Bir erkeğin fit olması kadınlar için ne kadar önemli?

Erkekler için bir kadının fit olması ne kadar önemliyse o kadar önemli diyelim. Fit olmak tabii ki önemli, ama sağlıklı gözükmek benim için daha önemli. 

 

Bir kadında her zaman işe yarayan en romantik jest hangisidir?

Bu, erkeğin karşısındaki kadının nelerden hoşlandığıyla ilgili olarak değişkenlik gösteren bir durum. Mesela benim gittiğim yolda, kararlarıma saygı duyan ve gündelik hayatımda varlığıyla beni mutlu eden bir erkeğin ekstra bir şey yapmasına gerek kalmaz. Bir jest yapılacaksa, benden habersiz organize edilen küçük bir seyahat planı bana çok romantik gelebilir. Seyahat etmeyi çok seviyorum.

Nasıl davranışlar seni bir erkekten soğutur?

Güven ortamında büyüdüğüm, içinde yalan dolan olmayan bir aile hayatım oldu. Birbirimizle her zaman, her şeyi paylaştık. Hayatıma da biri girdiğinde öncelikle dürüstlük bekliyorum. Çünkü sonsuz güvenle başlıyorum. Bu olmazsa çabuk uzaklaşır, kendimi korumaya alırım.

 

Erkeklerin hangi yönü seni en çok etkiler?

Eğlenceli insanlar enerjimi hep yükseltmiştir. Zekasına hayran olacağım, eğlenceli biri beni etkiler. Ayrıca bakış açılarımız farklı bile olsa, onunla her şeyi konuşabilmeliyim.

 

 

ERKEK AKLI

Borderline kişilik bozukluğu nedir

Umut Doğan Yıldız

-

Resmi olarak 1980 yılında tanısı konan borderline (sınırda) kişilik bozukluğu, yaklaşık 40 yıldır araştırılıyor ve kesin tedavisi henüz bulunmuş değil.

Küçücük bir sorun insanın iç dünyasında büyür, büyür ve devleşir, içinden çıkılamaz, altından kalkılamaz hale gelir. Sıkışır, kaybolursunuz adeta. Etraf ne gecedir ne gündüz; vakit hep alacakaranlıktır ama sabahın değil akşamın alacakaranlığını yaşarsınız. O ortamdan kurtulmak için bir şeyler ararsınız ama ne aradığınızı dahi bilmezsiniz! Uçlarda salınır durursunuz. Borderline Kişilik Bozukluğu’nun (BKB) atmosferi tam da budur işte…
Ancak tıbbi açıdan yaklaşacak olursak, genel tanımı insanın duygularını ve duygu durumunu etkin biçimde yönetmesini imkânsız hale getiren ciddi bir psikolojik rahatsızlıktır. Genellikle ilişkiler çerçevesinde kendini belli eder ve bazen her türlü ilişkiyi etkiler, bazen de tek bir ilişki üzerinde etkili olur. BKB, genellikle ergenlikte ve yetişkinliğin erken evrelerinde ortaya çıkar.

Kaos içinde yaşamak…

Borderline Kişilik Bozukluğu’nun temel özelliği, kişiler arası ilişkilerde ve kişinin kendisine dair duygu ve düşüncelerinde tutarsızlık ve istikrarsızlık sergilemesi… Bu psikolojik rahatsızlığa sahip kişiler ilişkilerinde, duygularında, düşüncelerinde, davranışlarında ve kimlik algısında kararsız kalmalarıyla da tanınıyor. İç dünyalarına hemen her zaman bir karmaşanın hakim olduğu BKB hastaları, duygularını kontrol etmekte de zorlanıyorlar ve adeta bir kaos içinde yaşamaya mahkûm oluyorlar. En ufak sorunlar bile onlar için ciddi problemler haline gelebiliyor, Türkçe’deki o çok güzel ifadeyle pire için yorgan yakabiliyorlar! Hemen her konuya karşı aşırı duyarlı oluyorlar. Sıradan, basit bir olay bile onlar için aşırı tepki verilmesi gereken krizlere dönüşebiliyor; reaksiyonları bir anda tetiklenebiliyor. Sonrasında da güçlükle sakinleşebiliyorlar hatta sakinleşemiyorlar. Sizi dinliyorlar, gösterdikleri tepkinin aşırılığına dair sözlerinize hak da veriyorlar ama birkaç dakika içinde sizi de suçlamaya başlayabiliyorlar. Gelgitli ruh halleri sağlıklı düşünmelerini önlediği gibi sağlıklı davranmalarını sağlıklı kararlar almalarını da engelliyor. Bu tür davranışları sürekli sergiledikleri için bir süre sonra kendilerini “kimsenin anlamadığı, kimsenin sevmediği, kimsenin arkadaş olmak dahi istemediği” biri olarak görmeye başlıyorlar ve o noktadan sonra, tüm sosyal ilişkileri de bu iç çalkantıdan payını alıyor.

Teşhis en erken 19 yaşında

Borderline Kişilik Bozukluğu olan insanlar istikrarsız ilişkilere, tepkisel ruh haline ve dürtüsel davranışlara sahip oldukları için kurdukları ilişkilerde başarılı olamıyorlar ve mevcut ilişkilerinin de bozulmasına sebep oluyorlar. Terk edildiklerine, reddedildiklerine o kadar kolay inanıyorlar ki kendilerine dair duygu ve düşünceleri de derin yara alıyor. Aslında yaşanmamış o “reddedilme” halini hazmedemiyorlar. Hatta terkedilmemek için delice çabalıyorlar. Nüfusun %2-3’ünü etkileyen ve genelde ergenlik döneminde veya yetişkinlik döneminin başlarında ortaya çıkan BKB’nin teşhisi en çok da 19 ila 34 yaşları arasında teşhis edilebiliyor. BKB, bir süre sonra düşünme, algılama, ilişki ve iletişim kurma biçimini de etkilemeye başlıyor. Ne ilişkilerinde ne de kendilerine dair düşüncelerinde bir türlü istikrarlı davranamıyorlar.

Borderline Kişilik Bozukluğu’nda ilişki adına yaşanan her ne varsa hem yoğun hem de istikrarsız olarak gelişiyor. Çoğu ilk buluşmada âşık olduğunu söyleyen BKB’liler, kısa bir süre sonra “âşık oldukları kişiye” adeta tapmaya başlayıp putlaştırabiliyorlar. İlişkinin henüz başlangıcında olsalar bile sevdikleri bir an bile yanlarından ayrılmasın, tüm gününü kendisiyle geçirsin, ilişki bir an evvel cinsellik düzeyine taşınsın hatta hemen evlensinler gibi beklentiler içine giriyorlar. Bu beklentiler karşılanmazsa bir anda âşık oldukları o kişiyi kendi içlerinde değersizleştirip, bu paralelde davranmaya başlıyorlar. Özetle başkalarıyla ilgili duygu ve düşünceleri ani ve büyük değişimler gösterebiliyor ve bunu inanarak yaşıyorlar!

BKB bozukluğu yaşayan insanların zorlandığı bir diğer alan da kariyer… Çünkü tıpkı özel ilişkilerinde olduğu gibi, kariyer hedeflerinde ve o hedefe ulaşmalarını sağlayacak çalışmalarında da ani ve kökten değişimler gösteriyorlar. Mesleki yaşamlarındaki en küçük bir başarısızlık bile benliklerini sorgulamalarına sebep olabiliyor. Hatta çok kısa aralıklarla kendilerini yetenekleri ve sahip oldukları değer anlaşılmamış zavallı ve ezilen eleman olarak hissedip, buna inanıp; hemen arkasından intikam hırsıyla bilendikçe bilenen kindar bir eleman rolünde bulabiliyorlar. Bu konuda daha pek çok örnek verilebilir. Örneğin düzenlenen toplantıya yöneticilerden biri geç kaldığında, gereksiz yere öfkeye kapılabiliyorlar. Daha da kötüsü, söz konusu gecikmeyi direkt kendileriyle ilişkilendiriyorlar.

BKB’lileri bekleyen tehlikeler

Borderline Kişilik Bozukluğu’na sahip kişiler depresyona meyillidir. Çünkü hem tüm duygularını uçlarda yaşarlar hem de hangi duyguyu ne zaman yaşayacaklarını bilemezler. Bu duygusal iniş çıkışlar da sürekli hata yapmalarına sebep olur. Hatalarını düzeltmeye kalktıklarında işleri daha da sarpa sardırabilirler. Bu da ellerini attıkları her işi yüzlerine gözlerine bulaştırdıklarına inanma sebepleri olur. Kaçınılmaz olarak depresyona sürüklenirler. Depresyon ise duydukları öfkeyi kendilerine yöneltir. Ve iplerin koptuğu nokta da genellikle budur. Çünkü BKB’liler sürekli tekrarlayan intihar tehditleri ya da kendine zarar verme eğilimlerini açığa çıkaran davranışlar sergiler. Kimi sorumsuzca para harcarken kimi durmaksızın yemek yer. Kimi uyuşturucu kullanmaya başlar ve ciddi bir bölümü de kaza riskini umursamadan araç kullanarak, kendine kesikler atarak, yakarak vb. intihar eğilimlerini ortaya koyar. Öte yandan, intihara teşebbüs eden BKB’lilerin başarı(!) oranı ortalama %10’dur!

Kim bu BKB’liler? Tedavi edilebilirler mi?

Tıpkı diğer bozukluklarda olduğu gibi BKB için de kesin bir neden bulunabilmiş değil. Bilinen tek şey, kişiyi bu bozukluğa yatkın hale getirebilecek, birbirinden farklı biyolojik, psikososyal ve genetik risk faktörleri bulunduğu. Örneğin yapılan araştırmalara göre Borderline Kişilik Bozukluğu, birinci dereceden biyolojik akrabalar arasında beş kat daha fazla görülüyor! Aynı şekilde madde bağımlılığı, antisosyal kişilik bozukluğu, bipolar bozukluk ve depresif bozukluklar da ailelerde görüldüğü taktirde daha büyük riskler olarak ele anılıyor.
BKB’nin tedavisinde son yıllarda bireysel ya da grup bazlı psikoterapi yöntemi uygulanıyor. Oturumlar birkaç ay veya birkaç yıl sürebiliyor. Tedaviyle ilgili en önemli risk ise hastanın tedaviyi veya terapisti reddetme riski… Reddetme söz konusu olduğunda ise süreç zorlu ve sabır gerektirir hale dönüşebiliyor. BKB’lilerin istikrarsızlığı bazen de tedaviyi yarıda bırakmalarına veya tamamen bırakmalarına sebep olabiliyor. Tedavinin hedefleri ise:

*Uyum sağlama becerilerinin ve işlevsel becerilerin seviyesini artırmak, (kişisel bakım, işte istikrar, sağlıklı sosyal ve özel ilişkiler)
*Fevri yaklaşımları ve davranışları azaltmak,
*Yaşadığı ana dair farkındalığı artırmak,
*Fiziksel sağlığı artırmak olarak özetleniyor.

Devamı

ERKEK AKLI

20 Mart Uluslararası Mutluluk Günü

Umut Doğan Yıldız

-

Birleşmiş Milletler tarafından 2013 yılında ilan edilen Uluslararası Mutluluk Günü, her yıl 20 Mart’ta kutlanıyor.

 Amaç, dünya genelinde mutluluğun önemine dikkat çekmek ve bunu sürekli olarak hatırlatmak. “Hepimiz mutluluk istiyoruz fakat ne yazık ki günümüz dünyasında stres, depresyon ve mutsuzluk yükselişte gibi duruyor. Örneğin; Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre dünyada 300 milyondan fazla insan depresyonda. Üstelik depresyon, endişe bozukluğu gibi ruh sağlığını ilgilendiren konuların, dünya ekonomisine de bir maliyeti var. Bu maliyetin, 1 trilyon USD seviyesinde olduğu tahmin ediliyor” diyen kahkaha yogası eğitmeni Selda Susal Saatçi, insanların, yaşam sevinçlerini yeniden canlandırmaya ihtiyacı olduğunu söylüyor.

“Mutluluğu koşula bağlıyoruz”

İnsanların çoğu için mutluluk, bir koşula bağlı. Terfi etmek, daha fazla para kazanmak, hayalindeki o arabaya/eve sahip olmak bu koşullardan sadece birkaçı. Oysa barınma, beslenme gibi temel ihtiyaçlar karşılandıktan sonra bu dışsal amaçların, toplam mutluluğumuzun sadece yüzde 10’unu oluşturduğu biliniyor. Kahkaha Yogası eğitmeni Selda Susal Saatçi “Mutluluğun bir de koşula bağlı olmayan ve insanın içinden dışa doğru çıkan bir hali var. Bunu yaşam sevinci ya da neşe olarak da tanımlayabiliriz” diyor. Susal Saatçi, yeni şeyler öğrenmek, etrafımızdakilerle iyi ilişkiler geliştirmek ve kendimizden daha büyük bir amaç için çalışmanın, başka bir deyişle iyilik yapmanın içimizdeki yaşam sevincini beslediğini, bunu yaparken bedenimizin kimyasını değiştiren kahkahanın gücünden de faydalanmamız gerektiğini vurguluyor.

“Kahkaha Yogası’nın mucidi Dr. Madan Kataria’nın dediği gibi; hayatı yeterince ciddiye aldık, artık kahkahayı ciddiye alma vakti geldi”
Kahkahanın bedensel ve ruhsal faydaları, bilimsel olarak kanıtlanmış durumda. Günde 10-15 dakika arasında derin kahkaha atmak, beynin daha fazla mutluluk hormonu salgılamasını sağlarken, stres hormonlarının da seviyesini düşürüyor. Beyin gerçek kahkaha ile sahte kahkahayı birbirinden ayırt edemiyor. Dolayısıyla her gün 10-15 dakika sahte kahkahalar bile atılsa aynı ruhsal ve bedensel faydalar görülebiliyor.

Dünya da ülkemiz de zor zamanlardan geçiyor. “20 Mart Uluslararası Mutluluk Günü” mutluluğu hatırlamak için güzel bir vesile değil mi?

Kahkaha Yogası Nedir?

Kahkaha Yogası, bir Tıp Doktoru olan Dr. Madan Kataria tarafından 1995 yılında geliştirildi. Yoga nefes tekniğini kullanan ve eşsiz bir egzersizler bütünü olan Kahkaha Yogası’nın temeli nedensiz (şaka, espri, komedi olmaksızın) gülmeye dayanıyor.

Kahkaha Yogası, grup içerisinde göz kontağı kurarak ve günlük hayatımızda karşılaştığımız olayların canlandırmasından oluşan çocuksu oyunlar aracılığı yapılıyor. Fiziksel bir egzersiz, yani sahte kahkaha olarak başlatılan gülme, genellikle 45-60 saniye içerisinde gerçek kahkahaya dönüşüyor.

Kahkaha Yogası’nın faydaları

Bundan 24 yıl önce bir parkta birkaç kişi ile başlayan ve bugün 100’ün üzerinde ülkede uygulanan Kahkaha Yogası’nın birçok faydası bulunuyor. Her gün yapılan 10-15 dakikalık Kahkaha Yogası:

· Beynin daha fazla mutluluk hormonu salgılanmasını sağlıyor. Kişinin duygu durumu dakikalar içerisinde yükseliyor. Kişi kendini daha neşeli ve enerjik hissediyor. Bu olumlu ruh hali iş dahil hayatının geneline yayılıyor.
· Beynin salgıladığı stres hormonlarının düşmesini sağlıyor.
· Bağışıklık sistemini güçlendiriyor.
· Ciddi bir egzersiz programıdır. 10 dakikalık bir kahkaha yogası, 30 dakikalık kürek çekmeye eşdeğerdir.
· Kan basıncını düşürüyor, kan dolaşımını artırıyor. İyi bir kalp damar sistem çalışması olarak değerlendiriliyor.
· Yoga nefes bilgisinin bilimsel olgularla birleşmesi sayesinde anksiyeteyi azaltmaya yardımcı oluyor.
· Bedenin ve beynin net oksijen alımını önemli ölçüde artırıyor, odaklanma kapasitesini ve süresini geliştiriyor, kişilerin etkinlik ve iş performanslarında önemli iyileşmeler sağlıyor.
· Kişisel gelişime katkı sağlıyor. Kendine güveni artırıyor, iletişim becerilerini geliştiriyor, çocuksu oyunlar sayesinde sağ beyin tetikleniyor ve yaratıcılık artıyor, duygusal denge sağlanıyor.

Mutluluk için, Sağlık için Kahkaha Atın

Devamı

ERKEK AKLI

Ofiste gülmenin 5 önemli faydası

Umut Doğan Yıldız

-

İşyeri ve çalışmak gülmenize engel değil. Ofiste gülmenin 5 önemli faydasına göz atın.

Amerikan reklamcılık devi ve dünyaca ünlü ajanslar zincirinin sahibi Leo Burnett, “Kimse eğlenmek için işe gitmez ancak bu, iş yerinde eğlence olmayacağı anlamına da gelmez” diyor. Uzmanlar ise ciddiyet ve profesyonelliğin hâkim olduğu iş yerlerinde baskı ve stresi azaltmak için mizahın son derece önemli olduğuna dikkat çekiyor. Bu uzmanlardan biri de Reem Nöropsikiyatri Kliniği’nden Uzman Dr. Mehmet Yavuz… Yavuz’a göre gülümsemek fiziksel ve ruhsal anlamda iyi olmanızı sağlıyor, kan dolaşımını hızlandırıyor, bağışıklık sistemini güçlendiriyor ve gülerken salgılanan endorfin de özellikle ağrılara karşı morfinden çok daha güçlü bir etki yaratıyor. Ofiste gülmenin 5 önemli faydası ise şunlar:

*Yaratıcılığı ve üretkenliği artırır. Ofiste gülenler çok daha iyi işler çıkarır çünkü gülerken beyne giden oksijen artar ve zihni açar.

*Gülmek, insanların birbirini anlamasını kolaylaştırır. Çünkü iletişimde en etkili yöntemlerden biri mizahtır. Beraber gülebilenler kolay kaynaşır, aradaki bariyerler kısa sürede kalkar.

*Gülmek, insanların işini daha çok sahiplenmesini sağlar çünkü bir süre sonra, kendilerine bu ortamı sunan yöneticilere karşı kendilerini daha yakın hissederler. Hem otoritesini koruyan hem de mizah yapmayı başarabilen yöneticilerin ekipleri işlerinde çok daha başarılıdır.

*Mizahın ve gülmenin hâkim olduğu ofislere yeni gelenler de ortama daha hızlı uyum sağlar. Çünkü bu tür ofislerde adaptasyon sorunu yoktur veya en azından daha kolay atlatılır. Birlikte gülebilen ekiplerin pozitif bakışı bir süre sonra da yapılan işe yansır.

*Mizah müşterileri de olumlu yönde etkiler. Birçok uluslararası markanın daha sıcak ve samimi bir dili tercih ettiği yüzyılımızda, ölçülü mizah, giderek büyük markaların global kampanyalarında daha sık yer alıyor. Dolayısıyla kendi arasında gülmeyen bir ekibin, müşterilerden gelecek bu tür istekleri karşılaması da mümkün olmayacaktır.

Devamı

Popüler

 

www.pilioo.com