Bizi Takip Edin

SAĞLIK

FİLTRELERİ TEMİZLEYİN

-

 

Farkında olmayabilirsiniz. Ancak organlarınız, vücudunuza sızmaya çalışan yabancı maddelerle her gün amansız bir mücadele veriyor.

O çok sevgili otomobilinizi, yılda birkaç kez servise götürüyorsunuz değil mi? Tamirciniz de hava filtresini gösterdikten sonra yine aynı diyalog vuku buluyor: “Bak gördün mü yine ne hale gelmiş. Artık bunun yenisini takalım.” Peki, ciğerlerinizin de motorunuzla aynı havayı teneffüs ettiğini ya da karaciğer ve böbreklerinizin de tıpkı bir yağ filtresi gibi bozulabildiğini hiç düşündünüz mü? Oysa bu organlar sindirim ve lenf sisteminizle birlikte kanınızı temizliyor ve atıkları ayıklıyor. Onları ihmal etmek ise hipertansiyondan astıma kadar pek çok ciddi hastalığa davetiye çıkarmanız anlamına geliyor.  Lenf sisteminiz için yapılacak bir şey zaten yok (zira o kendi kendini temizliyor) ama diğerlerini temiz tutmanız mümkün.

FİLTRE 1: KARACİĞER
Çok fonksiyonlu mucizeniz
Karaciğerinizin ‘happy hour’larda kötüye kullanılmak için mi orada durduğunu sanıyorsunuz? Belki de, ancak bu durum içkiyi abartmanızı gerektirmiyor; zira bu 1,5 kilogramlık organın (vücudunuzdaki en büyük organ) alkolü işlemek dışında en az 250 fonksiyonu daha var. İlk olarak kanınızdaki bakteri ve kirletici maddeleri temizler. Ayrıca sindirilme ve emilme işlemlerinde yağı parçalayan ve yapışkan bir madde olan ödü de üretir. Ancak ne yazık ki, fazla alkol ya da kötü bir beslenme düzeni tüm bu fonksiyonlara zarar verir.

Temiz tutun Spor salonunda günde 10 dakika vakit geçirmek karaciğerinizin tüm görevlerini layıkıyla yerine getirmesini sağlıyor. Hepatology dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre ‘alkolden kaynaklanmayan yağlı karaciğer hastalığı’ olan kişilerin 3 ay boyunca egzersiz sürelerini haftada 60 dakikaya çıkardıklarında karaciğer problemlerine neden olan enzim seviyelerinde düşüş kaydedildiği görüldü.

Ancak tüm bu kazançlar çok fazla alkol tükettiğinizde tarih oluyor. Arada sırada bira içmek sorun yaratmasa da, tek bir seferde 5 ve üstü sayıda kadeh yuvarlamaktan kesinlikle kaçının. Aslında en önemlisi neyi ‘içki’ olarak kabul ettiğinizi bir daha gözden geçirmek… Standart bir içki 17 gram alkol içerir. Ancak Alcohol Research Group of the Public Health Institute’un 2008 yılında yaptığı bir araştırmaya göre, barlardaki ortalama bir şarap kadehinde %43 daha fazla alkol bulunuyor. Bu oran ortalama bir birada %22, kokteyllerde ise %32 daha fazla. Kısacası siz havada uçuşan kadehleri sınırladığınızı düşünseniz bile fark etmeden zannettiğinizden daha fazlasını vücudunuza alıyor olabilirsiniz.

FİLTRE 2: BÖBREKLER
Kan dengeleyiciler
Böbrekleriniz yorulmak nedir bilmez. Her gün hiç ses çıkarmadan vücudunuzdan 1,8 litre atık gönderir ve su filtreler. Bu işlem sayesinde kanınızdaki maddeleri dışarı atarak kan basıncınızı düzenler. Böylece kan hacminiz düşer ve kalbiniz üzerindeki stres kontrol altına alınır. Böbrekler aynı zamanda vücudunuzdaki elektrolitleri de dengeler. Aksi halde, yüksek sodyum hipertansiyona, yüksek potasyum ise anormal kalp ritmine neden olabilir. Böbreklerinizin tam kapasite çalışamadığının göstergesi pembemsi idrar, el ve ayakta şişlikler ve alt sırt bölgesinde sürekli devam eden ağrılardır.

Temiz tutun Su tüketimi konusunda beklentileri karşılayamadığınız takdirde, böbrekleriniz vücudunuzdaki sıvıları dengeleme konusunda mücadele ederken hücre hasarları yaşanabilir. Her gün en az 2,5 litre su için. Üstelik her gün yeterli miktarda su içerek böbreklerinizde taş oluşmasını da engellersiniz. Aslında bu sert kütleler oksalat, fosfat ya da diğer kimyasalların kalsiyumla birleşmesi sonucunda oluşan küçük kristallerdir. Asıl bu kristaller birbirine bağlandığında, işte o acı verici durum ortaya çıkar. Zira böbreklerinizdeki sıvı akışı engellendiği için ciddi bir acıya (işkenceden farksız olduğunu söyleyenlerin sayısı küçümsenebilecek gibi değil) neden olabiliyor. Çözüm ise basit. Günlük likit alımınıza 2,5 litrelik suyun yanı sıra 1 bardak da portakal suyu ekleyin. Portakal suyu idrarınızda sitrat seviyesini artırarak kristalizasyonu ve birleşmelerde çimento görevi gören kalsiyumu azaltıyor.

FİLTRE 3: AKCİĞERLER
Kötü hava savaşçıları
İşte size korkunç bir gerçek: Akciğerleriniz dış çevrenin şartlarına sürekli olarak maruz kalan tek iç organınızdır. Havada yüzen maddelerle mücadele etmek durumunda olan ciğerleriniz ise içeri giren kimyasal maddeler, bakteriler ve virüsleri bir nevi süpüren ince tüylerle kaplıdır. Ciğerleriniz aynı zamanda hayatınızı sürdürmenizi sağlayan havadan oksijeni alıp yerine karbondioksit verme görevini de gerçekleştirir. Ancak hava yoluyla gelen yapışkan maddelere düzenli olarak maruz kalmak bu süreci bozarak bronşit ve astım gibi hastalıklara neden olabilir.

Temiz tutun National Institute of Health’in araştırmasında daha çok elma yiyenlerin, daha az yiyenlerden %33 daha az oranda kronik balgamlı öksürük sorunu yaşadıkları görüldü. Elmanın kabuğundaki pektin ve antioksidanlar ciğerlerinizdeki enflamasyonu azaltabiliyor. Dahası solunum sisteminin düşmanı olan ozon kirliliğinin yüksek olduğu günlerde de içeride kalmaya özen gösterin. Zira bu kirletici madde solunum yollarınızı daraltan enflamasyonlara neden olur. Eğer açıkhavada yaptığınız koşu sonrası alışık olmadığınız kadar soluk soluğa kalıyorsanız, ozona karşı hassas olmanız mümkün. Günlük ozon seviyelerini Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü’nün sitesi olan ‘www.dmi.gov.tr’den takip edebilirsiniz.

FİLTRE 4: SİNDİRİM SİSTEMİ
Besin işleyici
Akşam yemeği diye midenize gönderdiğiniz pizzanın neler yaşayacağını bilmiyor olabilirsiniz ama vücudunuz biliyor. Yemek borunuz boyunca ilerleyen pizza, mide, ince ve kalın bağırsağınıza ulaşır. Sindirim siteminiz, bu yol boyunca ihtiyacınız olanları (protein, karbonhidrat, yağ, vitamin ve mineraller) olmayanlardan ayırır. Emilimdeki herhangi bir problem ve tıkanıklık vücudunuzun besinleri almasına engel olur. Bu problem herkesin sık sık şikâyet ettiği mide yanmasının sebebidir.

Temiz tutun Arada sırada olan yanmalar zararsız olsa da, bu nöbetlerin sıklaşması (haftada ikiden fazla) halinde yemek borunuzda yaralar açılır, bu da besinlerin yol üzerinde yapışmalarına neden olur. Asit gidericiler kullanmak acıyı hafifletse de, bu atakları engelleyemez. Eğer mide yanması sizin için kronik bir sorunsa, beslenme düzenizi gözden geçirin. Tetikleyici besinleri acilen kesin veya bir hafta sonra tekrar düzeninize ekleyin ya da çok küçük parçalar halinde tüketin. En sık rastlanan tetikleyiciler ise kafein, soğan, çikolata, asitli meyveler, sarımsak ve domatestir.  Sindirim yolunuzun önündeki mayınlardan bir diğeri ise fıtık… Hani şu kaynınızda da olan hastalık!  Fıtık, iç organlarınızın bir parçası (sıklıkla da bağırsaklar) dışarı fırladığında ve karın kaslarınızı engellediğinde ortaya çıkar. Bu durum ağırlık antrenmanı yaparken aşırı çalışmanın sonucunda da oluşabileceği için şu tüyomuzu uygulayın. Ağırlık kaldırmadan önce midenizi sanki birazdan bir yumruk yiyecekmiş gibi ancak bir yandan da nefes alabilecek şekilde sıkıştırın. Bu hareket karın duvarınızı çevreleyen kasları destekler ve çalıştırır. Plank egzersizleri de karın kaslarınızı güçlendirmek ve fıtık ihtimalini düşürmek için bire birdir.

 

Continue Reading
Advertisement

SAĞLIK

Karın kasları için soslayın

Umut Doğan Yıldız

-

Sert karın kasları tatsız gıdalarla kazanılmaz. Yemeğinizi biraz süslemeye başlamanızı öneririz.

ESKİ KURAL
Hiç de ilham vermeyen bir akşam yemeği, daha yağsız bir fizik için insanların yapması gereken bir fedakârlık. Sonuçta çeşni kullanmak, basitçe fazladan kalori demek. Benden sonra tekrarlayın: Gıdalar yakıttır, gıdalar yakıttır…

YENİ KURAL
Sosların tamamen şeker dolu olduğunu söylediklerini muhtemelen duymuşsunuzdur. Hatta büyük olasılıkla bunu bizden duydunuz. Ancak ıspanak yapraklarını mayoneze batırmayı hâlâ tavsiye etmiyor olsak da yediklerinizden sıkılıp kendinizi yerel fast-food zincirinin kollarına bırakmanızı da önermiyoruz. “Zihinsel olarak en güçlü olanlar dahi sade gıdalarla zorluk yaşayabilir,” diyor

Zolkiewicz. “İyi besin değerleri var olan hayat tarzınıza uymalı, tam tersi olmamalı.” Yeni fit yemek restoranlarının ve sporcu yemeği paket servislerinin profesyonel atletler tarafından çok sevilmesinin bir nedeni var: Protein kaynağınıza cömertçe eklenen acı sos türevleri yalnızca 80 kalori artırır ve 1,2 gram karbonhidrat ekler, bu da bolca aroma için makrolarınızda göz ardı edilebilecek bir etki bırakır. 3 gramlık tuza gelirsek, sizin için yararlı bile olabilir. Rusya uzay programıyla ilişkili araştırmalarda, sodyumun vücutta yağın parçalanmasıyla ilişkilendirilen glukokortikoidin salınımını artırdığı görüldü. Bunu takip eden bir Vanderbilt Üniversitesi çalışmasında, daha tuzlu bir diyet yaptırılan farelerin kilolarını korumak için yüzde 25 daha fazla yemesi gerekti.

Yüksek kan basıncına sahip kişilere (en iyisi kontrol ettirmeniz) yine de ölçülü olmaları önerilse de tuz sağlıklı erkeklerde olumsuz etkiler göstermedi. McMaster Üniversitesi’nden bir çalışmada da tuzun kalbinizi güçlendirebileceği ve sinir sinyallerinizi düzenleyerek kaslarınızın daha fazla glukoz ve aminoasit emilimi yapmasına yardımcı olabileceği dahi ileri sürüldü. Siz acı yerine daha çok limon ve baharat tercih ediyorsanız da sizi yargılamıyoruz.

Devamı

SAĞLIK

Alzheimer 25 yıl önce geliyor

Umut Doğan Yıldız

-

Alzheimer hastalığı’nın insan beynine 25 yıl öncesinde yerleştiğini belirten Nöroloji Uzmanı Dr. Selen Gür Özmen, konuyla ilgili bilgi verdi.

“Alzheimer hastasının son 25 senesinde beynindeki patolojiler, yavaş yavaş oluşmuştur ve süreç sonuna ulaştıktan, tüm patolojiler beyne oturduktan sonra, unutkanlıklar başlamıştır” dedi.

Dünya genelinde her 10 kişiden 1’i Alzheimer hastası. Unutkanlıkla kendini gösteren, yer-yön kabiliyetinin kaybedilmesi gibi beynin bazı fonksiyonlarını yerine getirememesiyle devam eden süreç, hem hasta hem de çevresindeki bireyler için yıpratıcı olmakta. Beyni koruyan her şeyin aslında kalbi de koruduğunu ve Alzheimer’ın insan beynine 25 yıl öncesinde yerleştiğini açıklayan Bahçeşehir Üniversitesi (BAU) Sağlık Bilimleri Enstitüsü Sinirbilim Anabilimdalı’nda Öğr. Görevlisi Uzm. Dr. Selen Gür Özmen, Alzheimer hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.

Alzheimer beyinde 25 yıl öncesinde başlıyor

Alzheimer’ın unutkanlıkla fark edilmeye başladığını belirten BAU Sinirbilim Anabilimdalı’nda görevli Uzm. Dr. Selen Gür Özmen, hastalığın genetik faktörlerden oluşmasının yüzde 2 oranında olduğunu söyledi. Her an herkeste olabilecek bir hastalık olduğunu vurgulayan Özmen şunları söyledi; “Alzheimer hastası unutkanlıkla hekimin karşısına ilk geldiği zaman moral bozucu olan kısım şu; Hastalığa dair her şey olmuştur ve bitmiştir. Aslında Alzheimer hastasının, son 25 senesinde beynindeki patolojiler, yavaş yavaş oluşmuştur ve son haline ulaşmaya yakın hastada gözle görülür değişiklikler yaratmaya ancak başlamıştır. Yani o dakikadan sonra aslında yapacak çok fazla bir şey yoktur. Örneğin; 70 yaşında bir hasta, hastaneye geldiğinde unutkanlığı başlamış oluyor. Biz hastaya 70 yaşında Alzheimer teşhisi koyarsak, aslında bu demektir ki hastalığı, 40-45 yaşında başlamıştır. Yani beyinde oluşan problem aslında 20-25 yıl önce başlamıştır. Sonunda her şey bittiği zaman unutkanlık başlıyor. O yüzden tedavi olarak o aşamada yapılacak tek şey hastayı biraz rahatlatmak, elimizdeki ilaçlarla hastalığı çok az da olsa yavaşlatabilmek.”

Emeklilik beyni olumsuz etkiliyor

Uzm.Dr. Selen Gür Özmen, “Emekliliğin de beyni çok olumsuz etkilediğini söylemek lazım. Japon kültüründe örneğin emeklilik yoktur. Bir iş biter, başka bir iş başlar. Bu meşguliyet de Uzak Doğu’nun bu çalışkan kültüründen etkilenmiş bölgelerinde yaşlanan bireylerin çok sağlıklı bir biçimde yaş aldığı ve Alzheimer gibi nörodejenerasyona neden olan hastalıklara yakalanmadan uzun bir ömre sahip olduklarını göstermiştir. Ayrıca yüksek entellektüel düzeye sahip olan insanlardaki kayıp, çok çabuk belli olmuyor. İki insan düşünün. Birinin eğitim yılı daha düşük, daha içine kapanık, erken yaşta emekli olmuş, bir de üstüne herhangi bir nedenle tetiklenmiş bir depresyon yaşadığını varsayalım. Diğeri üniversite mezunu, çalışmayı bırakmamış, daha sosyal, daha huzurlu bir hayatı olan biri. Bu noktada ikisinin de beyinlerinde Alzheimer hastalığının alt yapısını oluşturan beta amiloid ve nörofibriler yumak dediğimiz iki tane istenmeyen protein birikiminin başladığını düşünelim. Eğitim düzeyi daha düşük olan, daha az insanla iletişim halinde olan, daha depresif olan kişinin beynindeki o protein yapılanması hemen unutkanlığa sebep olurken, eğitim seviyesi yüksek daha sosyal, daha neşeli, beynine sürekli yeni girdiler olan kişinin unutkanlığının başlaması, diğerine göre daha çok sonra oluyor. Birinin 65 yaşında başlarken, diğerinin 80 yaşında başlayabiliyor” diye konuştu.

Negatif insanlar beyin düşmanı

Dünyada ve ülkemizde Alzheimer oranlarında azalma olmadığını ifade eden Uzm. Dr. Selen Gür Özmen, her 10 kişiden 1’inin Alzheimer hastalığına yakalandığını ve toplumda görülme sıklığının artmasının ise yaşam süresinin uzamış olmasıyla ilişkili olduğunu söyledi. Bunun yanı sıra insan beyninin sosyalleşmek üzerine kurulmuş bir yapı olduğunu belirten Özmen, etrafımızdaki insanların da beynimizin sağlığını etkilediğini vurguladı. Özmen, “İnsan beyni sosyal iletişime muhtaç. Konuşmak, anlatmak, paylaşmak, dinlemek, deneyimlerden bilgi aktarımı. İnsanlar bu tarz iletişimleri sayesinde yeni şeyler öğrenirler, hayatlarında değişiklik yapmaya karar verebilir, yeni planlara başlarlar. Bütün bunlar beynin gelişimi ve aktif kalmasını sağlayan özellikler. Güzel dostlukların beyne tek başına kitap okumaktan bile çok daha fazla katkı sağlayabileceğini unutmamalıyız. Bütün bunlar beyni çok aktif tuttuğu için Alzheimer gibi, beyni sosyal iletişime kapalı hale getiren hastalıklardan da korunmak açısından çok önemli şeyler. Kasvetli ve etrafımızda bize negatif enerji veren insanların çok olduğu ortamlardan sakınmalıyız zira bu istenmeyen sosyal ortamlar beyin hastalıklarını da tetikleyen faktörler.”

Alzheimera karşı bitter çikolata

Kalbimizi koruyan her şeyin beynimizi de koruduğuna dikkat çeken BAU Öğr. Görevlisi Uzm.Dr. Selen Gür Özmen, “Hastalık başladıktan sonra şu anda elimizde bir tedavi yöntemi olmadığına göre Alzheimer’a yakalanmamak için bilinen tüm önlemleri almamız gerekiyor. Akdeniz tipi beslenmenin koruyucu olduğunu söyleyebiliriz. Haftada en az bir kere omega-3’den zengin yağlı balık, her gün bol yeşil yapraklı sebze, zeytinyağı ile yapılan yemeklerin tüketilmesi ve kahvenin günde bir bardak ile sınırlandırmanın koruyucu önlemler olduğunu söyleyebiliriz. Antioksidan içeriği olan kakaonun da koruyucu olduğu düşünülüyor. Burada yüksek kakao içeren yiyeceklerden bahsediyoruz. Artık bitter çikolataların üzerlerinde yazıyor. Kakao oranı ne kadar yüksekse beyne yardımı o kadar çok oluyor. Nöron yapısında antioksidan bir etkisi var kakaonun. Beyin hastalıklarından koruyucu bir etkisi de olduğu düşünüyor” dedi.

Devamı

SAĞLIK

Mandalina çayı tarifi!

Umut Doğan Yıldız

-

Mandalina kabuğundan detoks çayı tarifimiz hazır. Bu yılbaşı çayını çok seveceksiniz.


Mandalinanın kabuğundan yapılan detoks çayları hem sindirim problemlerine iyi geliyor ve bağışıklığınızı destekliyor, hem de vücuttan toksin atılmasını sağlıyor. Bu çayların aynı zamanda yorgunluk ve uykusuzluk problemlerini azaltıcı etkileri de mevcut.

Hazırlanışı: 1 litre kaynayan suya, 2 küçük mandalinanın kabuklarını doğrayarak atın. Ardından ½ limon suyu, 1 çubuk tarçın, 5-6 adet karanfil 2 çorba kaşığı elma sirkesini ekledikten sonra 5 dakika daha kaynatmaya devam edin ve ocağın altını kapatın.

Devamı

Popüler