Bizi Takip Edin

SEKS & İLİŞKİLER

DOĞAL İLACINIZ SEKS

-

 

Yatak odasının mucizelerle dolu olduğu bilinen bir gerçek. Hele ki söz konusu olan sağlığınızsa…

İnanması zor ama seksin işe yaradığı tek şey size inanılmaz zevkli saatler yaşatması değil. Zira seks tam anlamıyla bir multivitamin, antioksidan ve antibiyotik deposu gibi çalışıyor. Hatta öyle ki sadece seks yaparak grip ve soğuk algınlığından kanser gibi amansız hastalıklara yaşlanmadan uyku problemlerine kadar pek çok derdinize deva bulabiliyorsunuz.

Kısacası sağlıklı bir erkek olmak yolunda atacağınız adımlar pek de sıkıntı verici görünmüyor. Yeter ki yatak odasında asla boş durmayın ve her daim en iyi performansı yakalamaya çalışın (bu sayede her daim yüzü gülen bir sevgiliniz olacağı için sorunsuz bir ilişkiniz olacağı da kesin). İşte size sağlığınızın altı düşmanıyla başa çıkmanızı sağlayacak zevk dolu ve seksi ipuçları…

Yaşlanmanın önüne geçin

Yaşlanmak kader değil. Tabii yeteri kadar seviştiğiniz sürece! Royal Edinburgh Hastanesi’nin araştırmasına göre, haftada en az dört kere seks yapan çiftler, ortalama bir yetişkinden 10 yaş daha genç görünüyor. Kanıtlarsa gayet sağlam: “Seks verdiği zevk sayesinde vücudunuzun bol miktarda adrenalin, dopamin ve noradrenalin hormonu salgılamasını sağlayarak gençliğinizi koruma altına alıyor” diyor nöropsikolog Dr. David Weeks. Dahası seks, çevre kirliliğinden kaynaklanan serbest radikallerle savaşan büyüme hormonunun salgılanmasını da tetikliyor. Bu sayede cildinizdeki hücre duvarları korunduğu ve kaslarınız rahatladığı için kırışıklıkların oluşmasını da önlemiş oluyorsunuz.

Daha da iyisini yapın:  Kara kaplı defterinizdeki yatak arkadaşlarının üstüne bir çizik atın. Yapmanız gereken ciddi bir ilişki kurmak. Zira size asıl fayda sağlayacak olan her gece başka biriyle gönül eğlendirmek değil, düzenli ve sevgi dolu bir ilişki kurmak. Sanılanın aksine tek gecelik ilişkiler gençleştirmek yerine güvensizlik ve kaygı gibi faktörlerden dolayı daha yıkıcı sonuçlara yol açabiliyor. Üstelik unutmayın ki uzun süreli ilişkilerin en büyük getirisi, ön sevişmeye daha uzun vakit ayırabilmek ve seks sonrasında sarılabilmek. Tüm bunlar vücudunuzun kimyasal tepkiler vermesi için daha fazla vakit kazanmanızı sağlar.

Soğuk algınlığına dur deyin

Griple savaşmak için sadece mandalina ya da portakal tüketmeniz gerekmiyor. Wilkes Üniversitesi’nden yapılan bir araştırmanın sonucuna göre, haftada en az iki kere seks yapmak vücudunuzdaki immünoglobulin A değerlerini yüzde 20 oranında artırıyor. Bu antikorsa bizi soğuk algınlığına ve diğer pek çok virütik enfeksiyona karşı koruyor.

Daha da iyisini yapın:  Araştırmalara göre işin sırrı en ateşli seksi yaşamakta. Zira bu doğal antikoru ateşlemenin kilit noktası yoğun ve eğlenceli seks. O yüzden rahat olun ve aklınıza gelen tüm pozisyonları deneyin. İşte size bir örnek: ‘Seks makası’. Onu yatağa yatırın. Sol bacağını sol omzunuza, sağ bacağını sağ omzunuza alın ve birleşme sırasında ayak bileklerinden tutup bacaklarını iyice açın. Bu sayede partneriniz sadece vajinal değil, aynı zamanda klitoral bir uyarılma da yaşayacağı için çok daha kolay orgazm olacaktır. İtiraz edecek olursa mazeretiniz hazır: “Aşkım, doktorun tavsiyesi…”

Kanseri yenin

Libidonuzu şimdiden yüksek tutarsanız gelecekte de meyvelerini toplayabilirsiniz. 20’li yaşlarında haftada en az yedi kere boşalan erkeklerin ileriki yaşlarda prostat kanserine yakalanma riskleri, sadece üç kere boşalanlara göre neredeyse üçte bir daha az. Avustralyalı uzmanlar, sık sık boşalmanın prostat kanalında biriken kanserojen maddeleri dışarı atarak hücrelere zarar vermelerine engel olduğunu düşünüyor.

Daha da iyisini yapın:  İşe yarayacağını düşünerek bir gün boyunca sürekli mastürbasyon yapmanız faydasız. Zira asıl faydayı elde etmek için bir gün içinde pek çok kez boşalmak yerine her gün bir kere boşalmalısınız. Üstelik tek başınıza takılarak da aynı sonucu elde etmeniz mümkün (kısacası sürekli birilerini tavlamak zorunda değilsiniz).

Ağrılara son verin

Bulltein of Experimental Biology and Medicine dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre, orgazm olmak ağrıya karşı hassasiyetinizi de azaltıyor. Araştırmanın sahibi Paisley Üniversitesi’nden Prof. Dr. Stuart Brody, “Seks vücudun doğal ağrı kesicisi olan endorfin hormonunun birkaç dakika içinde üç katına çıkmasını sağlar,” diyor ve ekliyor: “Özellikle de migren ve sırt ağrısına karşı yardımcı olduğuna dair kesin kanıtlarımız var.”

Daha da iyisini yapın:  Eğer müzmin bir ağrınız varsa sert seksten uzak durun. Onun yerine uzun süreli ve sakin bir birleşme yaşayın. İşte en işe yarar pozisyon: Denizyıldızı. O üstünüzdeyken ikinizin de başı zıt taraflara bakacak şekilde yatın. Bacaklarını makas gibi açmasını sağlayarak iyice içine girin. Kaldıraç gücü sağlamak için birbirinizin ellerini sıkıca tutun. Seks sonrasında endorfin salınımını daha da artırmak için kendinize, C ve B vitamini deposu siyah üzüm ve portakaldan oluşan bir meyve salatası hazırlayabilirsiniz.

Bebekler gibi uyuyun

Cinsel birleşme tıpkı bir ninni gibidir. Zira orgazm sırasında salgılanan oksitosin hormonu (artık bu hormonun adını ezbere bildiğinizden eminiz) rahatça uykuya dalmanıza yardımcı oluyor. Kısacası iyi bir seksin uykusuzlukla savaşta en önemli silah olduğu kesin.

Daha da iyisini yapın:  Uykunuzu serotonin hormonunu ateşleyecek gıdalarla da güçlendirebilirsiniz. Örneğin yatmadan en az yarım saat önce tam tahıllı ekmek ve hindi eti yiyebilirsiniz. Zira serotonin hormonu, oksitosinin sinir sisteminde emilmesine yardımcı oluyor.

Eceli savuşturun

Kapınıza astığınız ‘Rahatsız Etmeyin’ ibaresi aynı zamanda Azrail’i de uzaklaştırıyor. Bristol Üniversitesi’nin 10 yıl boyunca süren araştırmasının sonuçlarına göre, haftada iki ya da daha fazla orgazm yaşayan erkelerde ölüm oranları yüzde 50 daha düşük oluyor. Prof. Dr. George Davey Smith’e göre düzenli bir şekilde orgazm olmak, kanser ve kalp krizine neden olan serbest radikallerle savaşan DHEA (aynı zamanda stres başta olmak üzere pek çok hastalığa karşı koruyan ve gençlik hormonu diye de bilenen hormon) ve testosteron hormonlarının seviyesini artırıyor.

Daha da iyisini yapın:  Ne kadar uzun sürerse o kadar iyi. Bu yüzden de orgazmın yoğunluğunu artırmak için sürekli en uç noktaya varıp geri dönmelisiniz. Kısacası dayanabildiğiniz kadar dayanın. En kolay tüyomuz ise vajinanın içine girebildiğiniz kadar girip bastırmak. Zira bu şekilde penis vajinanın en geniş tarafında olacağı için siz daha az uyarılırken o, baskı sayesinde zevk alacaktır. 30 saniye böyle kaldıktan sonra çıkın ve ardından tekrar aynı şekilde girin.

SEKS & İLİŞKİLER

İlk kadın mı erkek mi orgazm olmalı?

Umut Doğan Yıldız

-

İlk orgazm olması gereken kişi kadın mı olmalı yoksa erkek mi?

Erkek ve kadınlarda cinsel istek

Cinsel istek erkek ve kadınlarda farklıdır. Erkek bir anda cinsel istek duyabilir ve çabuk sönebilir bu istek. Kadın ise yavaş yavaş cinsel istek duymaya başlar ve bu istek geç söner.

Erkeklerde cinsel istek bir anda artar ve uygun ortam ve partner varsa  penis-vajen ilişkisi meydana gelir. Ardından bir haz ve orgazm oluşur ve sonrasında ani bir düşüş olur.

Kadınlar art arda orgazm olabilir

Kadınların cinsel isteğinin erkeklerdeki gibi bir anda değil yavaş yavaş arttığı bir gerçek. Seks esnasında yaşanılan orgazm sonrasında bile, erkeklerdeki gibi bir anda sönüş olmaz, kadınlar uygun bir uyaranla tekrar orgazm olabilirler.

Erkeklerin haz alma süresi kadınlara bağlı

Erkeklerin haz süresi kadınlara bağlıdır diye düşünebiliriz. Bu nedenle, kadın mı erken orgazm olmalı yoksa erkek mi sorusunun cevabı: ilk olarak kadının orgazm olmasıdır.İlk orgazm olan kadın olursa eğer, devam eden cinsel ilişkiden kadın haz almaya devam eder ve erkek de hala haz alır. Bu da cinsel ilişkinin süresinin uzamasına neden olur.

Devamı

SEKS & İLİŞKİLER

Cinsel işlev bozukluğu

Umut Doğan Yıldız

-

Yapılan araştırmalar her 3 kişiden 1’inin cinsel işlev bozukluğu yaşadığını ortaya koyuyor. Cinsel işlev bozukluğunun başlıca sebebi ise depresyon.

Depresyon, cinsel işlev bozukluğuna neden oluyor

Cinsel yaşam, bireyin ruhunu ve bedenini tanıması ile başlıyor. Bedensel ve ruhsal bazı hastalıklar ise cinsel yaşam sorununa yol açıyor. Depresyon başta olmak üzere, birçok psikiyatrik hastalığın cinsel yaşamı etkilediğini belirten uzmanlar, her 3 kişiden birinin yaşamının bir döneminde en az 1 kez cinsel işlev bozukluğu yaşadığına dikkat çekti.

Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Dilek Meltem Taşdemir Erinç, cinsel işlev bozukluğu hakkında önemli değerlendirmelerde bulundu.

Cinsel yaşam bireyin kendi ruhsallığını ve kendi bedenini tanıması ile başlar. Bedensel ve ruhsal bazı hastalıklar cinsel yaşam sorunu olarak çiftleri etkileyebilir” diyen Erinç, “Sağlıklı beden ve sağlıklı bir ruhsal yapının yanında birbirini seven, karşılıklı güvenle örülü ilişkilerde doyumlu bir cinsel yaşam mümkündür” dedi.

Hastalıklar, cinsel yaşamı olumsuz etkiliyor

Yrd. Doç. Dr. Dilek Meltem Taşdemir Erinç, cinsel yaşamı olumsuz etkileyen hastalıklar hakkında şu bilgileri verdi:

Hipertansiyon, kolesterol yüksekliği, kalp yetmezliği gibi kalp-damar sistemi hastalıkları, kronik böbrek yetmezliği, karaciğer hastalıkları, solunum yetmezlikleri, bazı genetik hastalıklar (penisin yapısal ve doğumsal hastalıkları, kadın genital organı hastalıkları), diyabet, tiroid hastalıkları, Parkinson hastalığı, epilepsi, omurilik yaralanmaları, tümörler, bazı ilaçlar, geçirilmiş ameliyatlar (prostat ve karın içi ameliyatları) ve büyük damar ameliyatları gibi çok geniş bedensel hastalık grubu cinsel işlev bozukluğu sebebi olabilir.

Psikiyatrik hastalıklar, cinsel işlev bozukluğuna yol açıyor

Depresyon başta olmak üzere birçok psikiyatrik hastalık; kaygı bozukluğu, performans kaygısı, obsesif-kompulsif bozukluk, travma sonrası stres bozukluğu, panik bozukluk, şizofreni gibi psikotik bozukluklar, kişilik özellikleri, beden algı bozuklukları, fobiler veya kaçınmalar, cinsel sapkınlıklar, evlilik sorunları, gebelik korkusu, yas ve stres unsuru olabilecek yaşam olayları, toplumsal cinsiyet rollerine atfedilen her unsur cinsel işlev bozukluğu sebebi olabilir.”

Cinsel işlev bozuklukları nelerdir?

Yrd. Doç. Dr. Dilek Meltem Taşdemir Erinç, cinsel işlev bozukluklarını şöyle sıraladı:

1.“İstek bozuklukları: Cinsel istekte azalma bozukluğu, cinsellikten tiksinme bozukluğu,

2.Cinsel uyarılma bozuklukları: Kadında cinsel uyarılma bozukluğu, erkekte sertleşme bozukluğu,

3.Orgazm ile ilgili sorunlar: Kadında ve erkekte orgazm bozukluğu, erken boşalma cinsel ilişkide ağrı duyma veya vajinismus cinsel işlev bozuklukları olarak sıralanabilir.”

Her 3 kişiden 1’i cinsel işlev bozukluğu yaşıyor

“Kültürler arası yapılan araştırmalarda farklı kültür ve ülkelerde farklı oranlarda cinsel sorunların yaşandığı; ancak ortak olarak ‘sık rastlandığı’ söylenebilir” diyen Erinç, çok sayıda çalışmanın değerlendirilmesinde her 3 kişiden 1’inin cinsel yaşamının herhangi bir döneminde en az bir kez cinsel işlev bozukluğu yaşadığının saptandığını belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:

“Dolayısıyla riskli popülasyon ‘genç erişkinlik dönemi’dir denilebilir. Ergenlik dönemi, gebelik,loğusalık, menopoz gibi yaşamın fizyolojik-bedensel değişimlerinin olduğu özellikli dönemler cinsel işlevler ve cinsel eğitim açısından özel ilgiyi hak eder.

Türkiye’de cinsel sorunların en önemli kaynağı: Eğitimsizlik

Ülkemizde yapılan bir çalışmada cinsel sorunlarının en önemli kaynağının %62 ile eğitimsizlik ve bilgisizlik olduğu belirlenmiştir. Dolayısıyla cinsel eğitimden yoksun her yaş ve cinsiyetten birey risk altındadır diyebiliriz. Örneğin; plansız gebelikler, cinsel yolla bulaşan hastalık korkusu gibi eğitimle giderilebilecek konular, önlemlerin önceden alınmış olması ve önlemlere dair bilgi sahibi olmak, olası cinsel işlev bozukluğunu engeller. Cinselliğe ilişkin mitleri yani yanlış inançları, yanlış bilgi ve koşullanmaları düzelterek cinsel yaşam sorunlarının çözümüne yardım edilebilir.”

Devamı

SEKS & İLİŞKİLER

Sevgiliyken ayrı yaşamayı seçmek

Umut Doğan Yıldız

-

Sevgiliyken ayrı yaşamayı seçen insanların hayatlarına bir göz atın.

Derleyen: Zeynep İlayda Zafer

Bu bir ayrılık konuşması gibiydi. Yaklaşık bir yıldır beraberlerken, bir gün Laurel yatakta Joey’e dönüp, “Bunun genelde insanların birlikte yaşamayı konuştukları aşama olduğunu biliyorum ama ben bunu yapmak istemiyorum,” dedi.

45 yaşındaki Joey içinde bir rahatlama hissetti. 35 yaşındaki Laurel ise Joey rahatladığı için rahatlamış hissetti.

Austin’li çift şimdi sekiz yıldır beraber ve bu süre boyunca hep ayrı yaşadılar. Aynı sitede farklı bloklarda yaşamalarından bahsetmiyoruz. Farklı posta kodları olan mesafelerden bahsediyoruz. Birinin evinden diğerine giderken 45 dakikalık bir dizi bile izleyebilirsiniz. İkisi de birbirlerine oldukça bağlı olduklarını söylüyor. Sadece beraber yaşamak istemiyorlar. Asla.

Bu, evliliğin söz konusu olmadığı anlamına gelmiyor. Fakat evlenseler bile birlikte yaşamayacaklar. Yaşamak zorunda kalsalardı, ikisi de ayrı yatak ve çalışma odalarına ihtiyaç duyardı.

Laurel, “Aslında birbirine bitişik müstakil evlerde yaşasak çok güzel olurdu,” diyor.

Öncelikle, ikisinin de belli bir yaşam tarzı var. Joey’nin evi karanlık ve oturma odasında projeleri üzerinde çalışabilmesi için büyük bir masa var. Laurel’in eviyse aydınlık, ferah bir şekilde dekore edilmiş ve evcil kuşları için bol bol alana sahip. Evet, kuşlarıyla yaşıyor ancak Joey’le yaşamak istemiyor. Joey’nin ise buna bir itirazı yok.

Facebook’un onların ilişki tarzı için özel bir ilişki durumu önerisi yok fakat sosyologlar buna Living Apart Together (Birlikte Ayrı Yaşama) diyor. Bu isim kulağa distopik bir destekli yaşam tesisi gibi gelse de, sayıları giderek artan birçok çiftin anlaşmalı uzak yaşama isteklerini özetliyor.

Montreal’den bir yapımcı olan ve bu trendle ilgili bir belgesel hazırlayan Sharon Hyman, LAT çiftlerini “ayrı çiftler” olarak adlandırıyor. “Bu yaşam tarzını giderek daha fazla çift tercih ediyor,” diyor. Ohio’da bulunan Bowling Green State Üniversitesi’ndeki Center for Family and Demographic Research’te yakın zamanda yapılan araştırmalara göre, bu oran Amerika’da yüzde altı, yedi civarında. Partnerlerin yüzde 67’si de 34 yaşından büyük. “Filmim için röportaj yaptığım insanların çoğu daha önceden evli, birlikte yaşamış, çocukları olan insanlar,” diyor Hyman. “Daha önce bunu denemişler ve tekrar aynı şeyi yapmak istemiyorlar.” Belki de bir şey keşfetmek üzereler. Geri kalanımız gibi, ayrı çiftler de kendi ilişkilerinde alan ve yakınlık, bağımlılık ve bağımsızlık arasındaki dengeyi test ediyor. Sadece onlar bunu biraz daha ileriye götürüyor.

Bu dengeye olan ihtiyacımız son derece biyolojik: Dünyayı keşfetmek ve bir birey olarak gelişebilmek için bağımsızlığa ihtiyaç duyarız. Calabasas, Kaliforniya’dan psiko-biyoloji odaklı bir çift terapisti olan Psikolog Stan Tatkin’e göre, aynı zamanda sağladığı güven hissinden dolayı başka bir insana bağlanmaya da ihtiyacımız vardır. Alan ve yakınlığa gösterdiğimiz bireysel tolerans – ve boğuluyormuş ya da terk edilmiş gibi hissetmeye olan eğilimimiz – çocukken ebeveynlerimize ne kadar yakın olduğumuza ve geçmişte yaşadığımız ilişkilerden nasıl etkilendiğimize kadar gider. “Asıl soru, insanların birbirlerinin toleransına ne kadar toleranslı olduğudur,” diyor Tatkin. Güçlü çiftler daha esnektir, diyor. Partnerlerinin çok yakın ya da çok uzak olması onlar için bir tehdit oluşturmaz.

İlişkilerinde doğru aralığı bulmaya çalışan bizler, çözmek zorunda kalacağımız anlaşmazlıklarla karşı karşıya kalacağız. Tam da bu noktada ayrı çiftler gibi düşünmek yardımcı olabilir. Biriyle minicik, tek odalı bir ev paylaşıyor olsanız bile, bu tavsiyeler aklınızda bulunsun:

KENDİ “BEN” ALANINIZI BELİRLEYİN

This Is 40 filminde Paul Rudd’un canlandırdığı karakterin karısından ve çocuğundan kaçıp kendi kendine biraz zaman geçirmek için tabletiyle tuvalette saklandığı sahneyi hatırlıyor musunuz? Pek de ideal bir an sayılmaz. Ayrı çiftlerin kişisel alana ihtiyaç duyduklarında her zaman gidebilecekleri kendilerine ait evleri vardır. Birlikte yaşayan çiftler de tuvaleti işgal etmeden evin içinde kendi ilgi alanlarıyla baş başa kalabilecek yerler belirleyebilirler. “Müzik odası, dikiş odası, her ne olursa,” diyor Tatkin. “Bununla ilgili uzlaşabildiğiniz ve bunu karşılayabildiğiniz sürece…” How We Live Now’ın yazarı Bella DePaulo, metrekare bakımından sıkıntı yaşıyorsanız, köpeğinizi yürüyüşe çıkarmak gibi kendi kendinize kalabileceğiniz bir ritüel bulmanızı tavsiye ediyor.

DİJİTAL BİR ÇİZGİ ÇEKİN

Bazen hayatlarımız o kadar iç içe geçmiş bir hâle geliyor ki kendi alanımızın nerede bittiğini ve başkalarınınkinin nerede başladığını kestirmek zor oluyor. Bu, sizin “like”larınızın onun “like”larına dönüşmesi gibi, çevrimiçi alana da yayılabilir. Beraber geçireceğiniz zamanı planlamak için Google takvimi kullanmak ya da çocukların okul veya doktor zamanıyla ilgilenmek için ortak bir e-mail adresi kullanmak iyi bir fikir olabilir. (Tatkin, “Şeffaflık hayatı kolaylaştırır,” diyor. “Bir şeyleri saklamak efor ister.”) Ancak ortak Instagram hesabı sadece ikinizin değil arkadaşlarınızın da başına bela olacaktır. Kendinize ait e-mail, telefon ve bilgisayar şifrelerinizin olması, dijital bağımsızlığınızı sürdürmenize yardımcı olur.

BIRAKIN İLGİ ALANLARINIZ SADECE SİZİN OLSUN

“İkinizin de suçluluk duymadan tek başınıza ya da arkadaşlarınız veya ailenizle yapabileceğiniz belirli şeyler olduğu konusunda anlaşın,” diyor DePaulo. Laurel ise “Ben asla bir Marvel filmine gitmeyeceğim ve Joey de benimle beraber Belle and Sebastian konserine gelmek zorunda değil,” diye belirtiyor. Kendi başınıza bir şeyler yapmak birbirinize olan tutkunuzu canlı tutabilir. The New “I Do” kitabının ortak yazarı Vicki Larson, ünlü psikoterapist Esther Perel’in 7/24 yakın olduğunuzda erotizmin var olamayacağını savunan düşüncesini örnek gösteriyor – özellikle de işin içine eşofmanlar girdiğinde. “Bir kişiyle beraber olma arzunuzun devam edebilmesi için o kişiyi arada sırada özlemeniz gerekiyor,” diyor Larson. Joey ve Laurel bunun doğru olduğunu biliyorlar. Laurel, “Birinin yanında her gün vakit geçirmezseniz bu yapay bir açlık yaratır,” diyor. Cuma günleri Joey’e gidip geceyi onunla birlikte geçirmek için sabırsızlandığını söylüyor.

GERÇEKTEN BERABER OLUN

Ayrı çiftler sürekli birbirlerinin etrafında olmadıklarından, beraber geçirdikleri vakitlerde tamamen birbirlerine odaklanıyorlar. “Ne zaman Laurel’le bir araya gelsek bu bir randevu gibi geçiyor,” diyor Joey. Aynı evde yaşayan çiftler fiziksel olarak beraber olsalar da farklı cihazlara odaklanmış oldukları için aslında iki farklı gezegende yaşıyorlarmış gibi olabilir. Buna “paralel oynama” deniyor ve genellikle gelişme çağındaki çocuklarda gözlemleniyor. Gelişme çağındaki çocuklar da öfkeli olmaya eğilimli olabiliyorlar ve onlarla vakit geçirmek her zaman eğlenceli olmuyor. Fakat ikiniz de yetişkin olduğunuza göre, yan yana değil beraber bir şeyler izleyin. Succession serisine devam edebilen çift ilişkide de devam eder.

Bu süreçte zorluklar da olacaktır. “Çok sık ve sürekli devam eden uzaklık ilişkiyi bitirebilir,” diye uyarıyor Tatkin. Joey de Laurel de bu kadar uzak yaşıyor olmaktan hoşlanmıyorlar. Spontane gelişen seksi bırakın, bir sorun olduğunda birbirlerine ulaşmaları bile uzun sürüyor. (Yakınlığın bu ihtimali artırdığını söylemek mümkün.) “İki tarafın da yalnız ya da ihmal edilmiş hissetmemesi için iletişim çok önemli,” diyor Joey. Eğer iki taraftan birinin birlikte (ya da ayrı) zaman geçirmeye daha çok ihtiyacı oluyorsa, bunu diğerine mutlaka söylüyor. Böylece fiziksel olarak uzak olsalar da duygusal olarak o kadar da uzak olmadıklarından emin oluyorlar.

Devamı

Popüler

 

www.pilioo.com