Bizi Takip Edin

SAĞLIK

DERSİMİZ: DOĞUM KONTROL HAPI

-

 

Hayat (ve doğacak çocuklar) müşterek olduğuna göre, gözünüz kapalı kadınlara devrettiğiniz bu korunma yöntemini yakından tanımak sizin de göreviniz.

1Bugüne kadar küçük bir klan sahibi olmadıysanız, muhtemelen bunu doğum kontrol haplarına borçlusunuz. Adını sürekli duyuyor, çekmecede görüyorsunuz ama aslında ne olduğunu ve nasıl çalıştığını (hatta ne zaman çalışmadığını) bilmiyorsunuz. Partnerinizin plansız bir gebeliği önlemek için doğum kontrol hapı kullandığını bilmek, çoğu zaman yüreğinize su serpmeye yetiyor. Peki ya arada içmeyi unutuyorsa? Veya sevgilinizin düşük libidosunun suçlusu bu haplar olabilir mi? Kanser riskine girmiyoruz bile. Korunma sorumluluğunu tek başına kadınlara yükleseniz bile, sizi de yakından ilgilendirdiği için bu konuda bilgi sahibi olmanız şart. Doğru bildiğiniz yanlışları ve bu minik haplar hakkında bilmeniz gereken her şeyi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Fatih Durmuşoğlu’na sorduk. Yarın ona hapını kendi ellerinizle vereceksiniz.

DOĞUM KONTROLÜNÜN İLGİNÇ TARİHİ

En basit şekliyle, gebe kalmayı önlemek (kontrasepsiyon) amacıyla kadınlar tarafından ağızdan alınarak kullanılan ve kadınlık hormonu içeren ilaçlara doğum kontrol hapı deniyor. Modern tıbbın mucizevi başarılarının bir örneği ama yine de şunu akılda tutmakta fayda var: Buralara kolay gelmedik, o yüzden değerini bilin. Şaka yapmıyoruz. Doğum kontrolü modern çağın vazgeçilmezi gibi görünse de Prof. Dr. Fatih Durmuşoğlu’na göre, insanlığın istenmeyen gebelikle mücadelesi M.Ö. 3000’li yıllara kadar uzanıyor. Durmuşoğlu, Antik Mısır’da doğum kontrol yöntemi olarak en primitif haliyle kondomun; timsah dışkısı, bal ve sodyum karbonatla üretilen vajina tıkaçlarının, 1730’larda ise kuzu bağırsağından üretilen kondomların kullanıldığını belirtiyor. Mideniz mi bulandı? Daha hijyenik gerçeklere gidelim.

Doğum kontrol hapları, geniş kitleler tarafından tercih edilen, güvenilir ve başarı yüzdesi en yüksek yöntem olarak karşımıza çıkıyor. Kişilere ve kurumlara sağlık danışmanlığı yapan Healtwise’ın güncel bir araştırmasına göre, doğum kontrol hapını düzenli olarak kullanan bir kadının gebe kalma ihtimali yüzde 1’den daha az. Bu hapların rağbet görmesinin nedenlerinden biri de geri dönüşü mümkün kılması; bırakıldığı gibi gebe kalınabiliyor.

Doğum kontrol haplarına dair çalışmalar 1950’lerde ABD’de başladı. Laboratuvar çalışmaları sonunda ilk doğum kontrol hapı örneği 1961 yılında sunuldu. Yüksek dozda hormon içeren (östrojen dozu 50 mikrogram) hap, zamanla geliştirilerek 35 ile 20 mikrogram gibi güvenilir oranlara kadar düşürüldü. Prof. Dr. Durmuşoğlu, Türkiye’de şu anda farklı dozlarda östrojen içeren doğum kontrol hapları bulunduğunu söylüyor.

Nasıl çalıştığına gelince; doğum kontrol hapları kadınlık hormonları olan östrojen ve progesteron içeriyor. Vücuttaki doğal hormonların yapısına çok yakın olan bu hormonlar, vücudun hormon kontrolünü ele geçirerek yumurtalıklarda yumurtlama olmasını engelliyor. Oral Kontrasepsiyon Kılavuzu’nu hazırlayan Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği Başkanı Prof. Dr. Cansun Demir, “Etkili ve güvenilir kabul edilen doğum kontrol haplarının gelişmiş ülkelerde kulanım oranı yüzde 30 iken; Türkiye’de bu oran yüzde 9 civarında” diyor. Bu haplar konusundaki yaygın görüşlerin pek çoğunun yanlış bilgilerden kaynaklandığını söylemek de yanlış olmaz. Muhtemelen birkaç tanesinin sizin de kulağınıza çalındığı efsaneleri ve doğrularını gözden geçirelim.

EFSANE: “Partnerim doğum kontrol hapı kullanıyorsa, kondoma lüzum yok.”

GERÇEK:
Bazı operasyonlarda kurşun geçirmez yeleğinizi giymeniz şart; tek gecelik ilişkiler de bunlardan biri. Prof. Dr. Durmuşoğlu, “Doğum kontrol hapı kullanımı gebeliğe karşı yüzde 100’e yakın koruma sağlamakla birlikte, cinsel ilişkiyle bulaşan hastalıklara karşı riskleri ortadan kaldırmaz” diyor. Düzenli ve tek eşli bir ilişkide istenmeyen gebelik riskini ortadan kaldırmak için doğum kontrol hapının düzenli kullanımı yeterli görülüyor. Ancak birden çok partneriniz varsa veya partnerinizde cinsel yolla bulaşabilen bir hastalık bulunuyorsa, korunmak için ayrıca önlem almanız şart. Durmuşoğlu, bu noktada doğum kontrol hapının yanı sıra prezervatif kullanmanız gerektiğinin altını çiziyor.

EFSANE: “Zamansız baba olmamakla, partnerimin ileride gebe kalma şansını elinden almak arasında bir seçim yapmam gerekiyor.”

GERÇEK: Bunu da nereden çıkardınız? Uzmanlar doğum kontrol haplarının kısırlığa yol açmasının söz konusu dahi olmadığını savunuyor. Prof. Dr. Durmuşoğlu, “Kısırlığa neden olmuyor ve kullanım bırakıldıktan hemen sonra hamile kalınabiliyor” diyor. Bunun nedeni, doğum kontrol haplarının sadece düzenli kullanım durumunda gebeliği önlemesi ve kalıcı bir etki yaratmaması. Durmuşoğlu’nun belirttiğine göre, doğum kontrol hapı kullanımı bırakıldıktan sonraki gebelik oranları 6 ay içinde yüzde 83, bir yıl içinde yüzde 94. Bu oranlar, bariyer metodu olarak bilinen prezervatif veya diyafram yöntemleri ile yakın oranlar.

EFSANE: “Partnerim dünkü hapını yutmamış. O halde hapı biz yuttuk.”

GERÇEK: Aslına bakarsanız, doğum kontrol haplarının ilk ve tek kuralı unutkanlığın yasak olması. Sadece bir gün unutmanın sizi baba yapıp yapmayacağı sorusunun cevabı belirsiz. Ancak hapların düzensiz kullanımı rutin hâline geldiğinde tehlike çanları çalıyor, hapların koruyucu etkisi azalıyor ve kaza kurşununa davetiye çıkıyor. Eğer partneriniz gerçekten unutkan biriyse, belki de kontrolü siz ele almalısınız. Her gün ona hapını almasını hatırlatmalı veya telefonuna ilaç alarmı kurmasını istemelisiniz. Bu yüzden şu birkaç kuralı aklınızın bir köşesine yazın: İlaçların her gün aynı zaman diliminde alınması gerekiyor. Eğer o günün hapını unuttuysa hatırladığı an yutmalı ve diğer hapları normal saatinde almaya devam etmeli. Unutkanlık durumunda gebelik riskinden kaçmak için size de iş düşüyor. Prof. Dr. Durmuşoğlu’nun önerisi ek doğum kontrol yöntemlerini tercih etmek. En önemlisi, bu hapların başından sonuna doktor gözetiminde alınması gerekiyor.

EFSANE: “Doğum kontrol hapıyla partnerimin göğüsleri hayallerimi süsleyecek kıvama geldi.”

GERÇEK: Maalesef bu büyüme iki küçük balondan ibaret. Prof. Dr. Durmuşoğlu, “Doğum kontrol hapı kullanımı göğüsleri geçici olarak bir miktar büyütebilir. Bu büyüme kalıcı olmadığı gibi, doğum kontrol hapı kullanımı kesildiğinde göğüslerin boyu eski haline döner” diyor. Ayrıca doğum kontrol hapı kullanan ve kullanmayan kadınların göğüs boyları arasında bir fark olmadığını belirtiyor. Sevgiliniz regl olduğunda göğüsleri neden büyüyorsa, doğum kontrol hapı kullandığında da o nedenle büyüyor: Hormonlara bağlı olarak su tutuluyor, şişkinlik ve geçici bir büyüme görülebiliyor. Kısacası, tatlı bir rüyadasınız.

EFSANE: “Güvenli seksin bedelini partnerimin düşen libidosu ile ödeyeceksem, yarım düzine çocuğa razıyım.”

GERÇEK: Kendinizi felaket senaryolarına hazırlamadan önce bilimsel araştırmalara kulak verin. Prof. Dr. Durmuşoğlu, doğum kontrol haplarının cinsel isteği azalttığına dair iddiaların bilimsel dayanağı olmadığını söylüyor. Aksine, doğum kontrol hapı kullanırken geri çekilme gibi riskli yöntemlere gerek kalmayacağından ve cinsel yaşam daha endişesiz hâle geleceğinden, çiftler ilişkiden daha fazla zevk alıyor. Bize göre, bunun tek sonucu libido artışı olur. Eğer son dönemde partnerinizin cinsel isteğinde belirgin bir düşüş görüyorsanız, biyolojik, psikolojik ve sosyal faktörlerden de etkilenebileceğini unutmayın. Belki de kontrol etmeniz gereken şey, o minik ilaçlar yerine ilişkinizdir. Durmuşoğlu’nun önerisi, cinsel istek azalması ile karşılaştığınızda bu durumun doğum kontrol hapı nedeniyle olduğunu düşünmek yerine, yol açabilecek tüm faktörleri değerlendirmeye almanız.

EFSANE: “Partnerim doğum kontrol hapının yanında fazladan birkaç kilo da alıyor.”

GERÇEK: Sevgilinizin jinekologtan değil, bir diyetisyenden randevu alması gerekiyor. Çünkü aldığı kiloların doğum kontrol hapı ile ilgisi yok. Prof. Dr. Durmuşoğlu’una göre kilo artışı iki nedenle oluşabiliyor: İştah artışı ve vücutta su tutulması. Doğum kontrol haplarının iştah artışına neden olmadığı kanıtlanmış. Ancak yıllar içinde alınan kiloların yanlış şekilde doğum kontrol hapı ile ilişkilendirilmesi, bir efsaneye daha imza atmış görünüyor. İkinci kilo artışı nedeni ise hormon etkilerine bağlı olarak vücutta su tutulması. Durmuşoğlu, “Bu durum geçici ve hormon etkisi ortadan kalktığında su tutulması da sona erer” diyor. Yeni nesil doğum kontrol hapları iştahı artırmadığı gibi, vücutta su ve tuz tutulmasını da engelliyor.

EFSANE: “Partnerim rahim kanseri risk grubunda ve doğum kontrol hapı onun için bir intihar olabilir.”

GERÇEK: Bir aylık ilacı bir gecede yutmadığı sürece sorun yok. Prof. Dr. Durmuşoğlu’na göre, 1960’lardan bu yana kullanımda olan doğum kontrol haplarının yan etkileri çok iyi çalışılmış ve olumlu etkileri çok iyi incelenmiş durumda. Ayrıca bu hapların kullanımı ile kanser gelişimi arasında tam olarak kanıtlanmış bir ilişkiye de rastlanmıyor. Aksine, yumurtlamayı engelleyerek yumurtalık kanseri, rahim duvarını incelterek de rahim kanseri riskini azaltabiliyor. Ayrıca yumurtalık kisti oluşumuna karşı da koruma sağlıyor. Düzenli kullanıldığında yüzde 50 ila 60’lara varan ciddi bir oranda yumurtalık ve rahim kanserini önleyici etki oluşuyor. 10 yıl ve daha uzun süre kullanımda bu etki daha da artıyor. Kısa süre önce Oxford Üniversitesi tarafından yürütülen ve The Lancet Oncology tarafından yayımlanan bir araştırma, doğum kontrol haplarının 200 bin rahim kanseri vakasını engellediğini gösterdi.

Continue Reading
Advertisement

SAĞLIK

Güneş lekeleri nasıl geçer

Umut Doğan Yıldız

-

Güneş yaşam kaynağı hatta D vitamin sentezi için çok önemli bir unsur. Ama güneş ışınlarının bize verdiği zarar ortada. Güneş lekeleri nasıl geçer? İşte öneriler.

Güneş ışınlarına uzun süre ve yüksek dozda maruz kaldığımızda cildimizde beliren lekeler keyfimizi kaçırabiliyor.

Yazın güneşin UVA ve UVB ışınlarının dünyaya daha dik ve etkili gelmesinden dolayı güneşin cilt üzerindeki zararı artar. Yoğun güneşin etkisiyle nemi azalmış derimiz sonbaharla beraber matlaşmaya ve sağlıksız görünmeye başlar. Yenilenmeye çalışan derinin ölü hücreleri atılırken düzensiz pigmente olmuş alanlar, cilt üzerinde kendini leke olarak göstermeye başlar. Bu lekeler ten rengi koyu olanlarda daha çok görülür.
Güneş lekelerini artıran faktörlerden biri de tedavi amacıyla kullandığımız ilaçlar. Örneğin, doğum kontrol hapları, tetrasiklin grubu antibiyotikler, isotretionin içeren akne ilaçları vb. Bunların dışında gebelik dönemi, emzirme dönemi, solaryum, bazı hormonal hastalıklar ve genetik faktörler de güneş lekelerinin etkilerini artırmada etkilidir.

Güneş lekeleri görüntü olarak rahatsız ettiği gibi bazen de deri kanseri habercisi olabildiği için önemlidir.

Sonbaharın gelmesiyle güneşin etkileri azalır ve biz ortaya çıkan lekelerle mücadele etmeye başlarız. Leke tedavisi zaman ve sabır isteyen bir süreç ancak tedavi edilmedikçe renk daha da koyulaşır renk koyulaştıkça da tedavi süresi uzar. Bu da kişinin görünümüne bağlı olarak ruh sağlığını, ilişkilerini ve özgüvenini önemli ölçüde etkiler.

GÜNEŞ LEKELERİ NASIL TEDAVİ EDİLİR

Güneş lekelerinin tedavisinde ilk adım güneş lekelerinin artmasını engellemek… Bunun için de mevsim ne olursa olsun güneşe çıkmadan önce mutlaka ellerimiz ve vücudumuz için SPF’si en az 15 faktör, yüzümüz için SPF’si en az 30 faktör güneş koruyucu bir ürün kullanmamız ve bunu belli aralıklarla tekrar etmemiz gerekir. Güneş kremi denince akla genelde yaz ve tatil gelse de güneş kremi kullanımını günlük yaşantımızda rutin hale getirmemiz gerekir. “Yaz geçti artık bir şey olmaz” demeden dört mevsim güneşten korunmaya devam…

Leke tedavisinde leke giderici ve renk açıcı ilaç, kozmetik ve dermokozmetik ürünler tek başına ya da fizyolojik metotlarla beraber kullanılır. Retinol içeren kremler deriyi pul pul dökerek güneş lekelerini hafifletmeye yardımcı olur. Hidrokinon, kojik asit, C vitamini, arbutin, glikolik asit vb. içeren ürünler de kullanılmaktadır ancak bu kremlerin bazıları güneşe duyarlılığı artırdığından gece sürülüp sabah iyice temizlenip üzerine güneş koruyucu kullanmak gerekir. Gerçi son yıllarda yazın da rahatlıkla kullanabileceğimiz dermokozmetik ürünler piyasada yer almaya başladı. Bunların yanında güneşin UV ışınlarının zararlı etkilerine karşı koruyucu olarak antioksidanlar kullanabiliriz. Vitamin C, koenzim Q10, resveretrol içeren üzüm çekirdeği ekstresi bunlardan bazılarıdır.

Tedavi aşamasında leke kremleri dışında fizyolojik metotlarda uygulanabilir demiştik. Deriyi soyma yöntemlerinden biri olan kimyasal ve enzimatik peeling, leke giderici ilaçlardan oluşan karışımların cilt altına enjekte edilmesiyle yapılan mezoterapi, cildin en üst tabakasını soyan fraksiyonel lazer, özel bir cihaz sayesinde buz kristallerinin cilt altındaki kolejenleri aktive ederek yapılan dondurma ve buz terapisi, trombosit yönünden zenginleştirilmiş plazma uygulaması PRP bunlardan bazılarıdır.
Tedavindeki başarının devamı için doğru yöntemlerle güneşten korunmak bunun için de güneş koruyucu ürünleri yaz kış kullanmak gerektiği unutulmamalı. Lekesiz ve düzgün bir cilt için buna değer!

Devamı

SAĞLIK

Sakal yapısına göre tıraş

Umut Doğan Yıldız

-

Kimi erkekler tıraş makinesinden vazgeçmez. Kimi de ısrarla jilet kullanmaya meyillidir.

Oysa doğru tıraş diye bir kavram var ve bunun sırrı da erkeklerin sakal yapısında gizli.

Doğru ürün tercihinin ise bazı avantajları var. Bu seçim sizleri kıl dönmeleri, kesikler, jilet yanmaları ve enfeksiyonlardan koruyabiliyor! İşte doğru seçim yapmanıza yarayacak bazı ipuçları:

*Kuru, yağlı ve hassas ciltlerin her birinin ihtiyacı farklı olduğu için ürün seçimi de farklılık göstermek zorunda.

*Sakal tıraşında önemli olan zaman ve para! Her gün sıfır tıraş olmak isteyenler tıraş bıçağını, hızlı ve pratik tıraş isteyenler tıraş makinesini tercih etmeli.

*Tıraş makineleri sakalları daha hızlı tıraş ediyor. İnce, kalın, kıvırcık, düz demeden her türlü sakala uygulanabiliyor. Cilt üzerinden kaydırarak kullanıldıkları için aynı nokta üzerinden bir kez geçmek yeterli oluyor. Daha ağır olsalar bile elektrik olan her yerde köpük, jel, sabun ve su olmadan da kullanılabiliyorlar. Kıl çekilmeleri, dönmeleri veya kesiklere karşı da güvenliler.

*Jiletler ise tıraş makinelerine göre fazla zaman alıyor ve daha fazla uğraş gerektiriyor. Başlıkları ucuz ama uzun vadede tıraş makineleri daha kârlı. Kuru tıraş imkânı tanımadıkları için banyo dışında kullanılmıyorlar. Kesikler, kıl dönmeleri ve jilet yanmalarına sebep oluyorlar.

Devamı

SAĞLIK

Akıllı ilaç kullanımı

Umut Doğan Yıldız

-

Dünya Sağlık Örgütü raporlarına göre ilaçların %50’si yanlış reçetelenip temin ediliyor ve satılıyor. Hastaların ise yarısı ilaçlarını yanlış kullanıyor!

İlaçlar, hastalıklardan korunma, teşhis ve tedavi için kullanılan kimyasal, bitkisel ve biyolojik ürünlerdir. Belirli dozlarda ve kontrollü bir şekilde kullanınca istediğimiz etkiyi sağlarlar. Fakat vücuda alınan bu ilaçların tamamen zararsız olduğunu söylemek mümkün değildir. Beklenen etkilerin yanında olası yan etkilerin görülmesi mümkündür. Doğru kullanıldığında kontrol altına alınabilen bu olası yan etkiler, kullanım sırasında yapılan bazı ihmaller ve hatalardan dolayı daha çok hissedilebilir. Örneğin ilaçlarla alınmaması gereken bir besinin vücuda alınması ile ilacın etkisizleşmesi mümkündür. 

Hastaların rahatsızlığına ve bireysel özelliklerine göre uygun olan ilaca, uygun süre ve dozda, en düşük maliyetle ve kolayca ulaşabilmesi “Akılcı İlaç Kullanımı” olarak tanımlanır. 

Neden Akılcı İlaç Kullanımı

Dünya Sağlık Örgütü raporlarına göre ilaçların %50’si yanlış reçetelenip temin edilmekte ve satılmaktadır. Hastaların ise yarısı ilaçlarını yanlış kullanmaktadır. Yanlış, gereksiz ve etkisiz ilaç kullanımı tüm dünyada görülen bir problemdir. Bu durum, yan etki riskinin artmasından hastalık ve ölüm oranlarının yükselmesine kadar birçok soruna neden olmaktadır. 
 
Ülkemiz de yanlış ilaç kullanımı sıralamasında dünyada üst sıralarda yer almakta olup bireylerin kronikleşmiş rahatsızlıklarında tek başına tedaviye karar vermesi (sürekli baş ağrısında içilen ağrı kesiciler), saklama koşuluna uygun saklanmayan ilaçların bozulması (örneğin oda sıcaklığında saklanması gereken bir şurubun buzdolabında saklanınca şekerlenerek bozulup etkisizleşmesi), eczane dışından alınan gıda takviyeleri, vitaminler, bitkisel takviyeler, gereksiz ve bilinçsiz antibiyotik kullanımı toplumumuzda en sık görülen akılcı olmayan ilaç kullanımı örnekleridir. 

Tüm bu yanlışlar toplum sağlığını tehdit etmekle birlikte mali açıdan da kayıplara neden olmaktadır. Bu problemlerin üstesinden gelebilmek için çeşitli çözüm yolları üretilip geliştirilmiştir. Akılcı ilaç kullanım çalışmaları toplum sağlığına önemli katkılar sağlayarak tüm sağlık politikalarının ayrılmaz bir parçası olmuştur. Kullanılan ilacın hasta birey için etkili, güvenli, uygun ve düşük maliyetli olması akılcı ilaç kullanımının önemli kriterleridir. 

Hekim, eczacı ve hastanın rolü 

Hastalık belirtilerini hissetmemizle beraber ilaç kullanımına giden yolculuğumuz başlar. Rahatsızlık hissettiğimizde hekime muayene olmamızla beraber hekimimiz problemimizi tanımlar, ilaçlı ya da ilaçsız tedaviye karar verir. Eğer ilaçlı tedaviye karar verilmişse uygun ilaç seçimi, dozu ve kullanım süresi belirlenerek reçetemiz hekimimiz tarafından yazılır.  

Hekim muayenesi sırasında hastaya düşen sorumluluk, şikâyetlerine ek olarak kullanmakta olduğu veya  en son kullandığı ilacı ve varsa alerjik durumunu mutlaka hekimine bildirmelidir. Çünkü hekim tüm bu bilgiler ışığında en uygun reçeteyi yazabilecektir. 

Reçeteyi edindikten sonra ilaçların hangi dozda, hangi sıklıkla kullanılacağı ve hangi koşullarda saklanacağı, ilacın olası yan etkileri ve etkileşimleri hekim ve eczacı tarafından hastaya ya da hasta yakınına tam olarak anlatılmalı ve devamında hasta tarafından doğru şekilde uygulanmalıdır.  

Hastalar hekim tarafından önerilen dozu, önerilen miktarda ve sürede, doz atlamadan kullanmalıdır. İlaçları kullanırken doz zamanlamasında sabah, öğle ya da akşam gibi gün dönümleri yerine saat aralıkları kullanılmalıdır. Örneğin “Günde 3 defa” şeklinde reçetelenmiş bir ilaç, sabah-öğle-akşam şeklinde değil 8 saatte 1 şeklinde kullanılmalıdır. İlacınızı aç karnına almak yemekten 30 dakika öncesine, bazı ilaçlarda 1 veya 2 saat öncesine denk gelmektedir. Yemekten hemen önce alınması gerekiyorsa eczacınız tarafından belirtilmektedir.
 
Hastalar eczanelerden reçeteleri ile aldıkları ilaçların kullanımını hekim ve eczacıdan öğrendikten sonra ilaçları mutlaka kullanma talimatına göre saklamalıdır. Uygun şekilde saklanmayan ilaçlar bozulabilir, etkisizleşebilir. 

Hastalar, hekim ve eczacı önermedikçe ilacı bölerek, çiğneyerek ya da suda çözerek kullanmamalıdır. Çünkü her ilaç bu şekilde kullanıma uygun üretilmemiştir. 

İlaç ve ilaç dışı bitkisel takviyeler, vitaminler ve dermokozmetik ürünler mutlaka eczaneden alınmalıdır. Eczane dışından alınan bu ürünlerin satın alınana dek geçen sürede ne şekilde saklandığından, orijinal ürün olup olmadığından ve son kullanma tarihinin değiştirilip değiştirilmediğinden emin olmak mümkün değildir. Tedavi iddia eden gıda takviyelerinden kaçınmak ve eczacınıza danışmadan kesinlikle kullanmamak gereklidir. Özellikle kilo verdirme iddiasıyla internette satılan ürünlerden uzak durmak gerekir.

Devamı

Popüler

 

www.pilioo.com