Bizi Takip Edin

ERKEK AKLI

Dedikodu ve sosyal kabul görme

Umut Doğan Yıldız

-

 

Kime sorsanız, “dedikodu yapmak kötüdür” der ama bir grubu farkına bile varmasa da, herkes illa ki dedikodu yapar.

Psikoloji bilimi ise son araştırmalar sayesinde artık konuya farklı bir açıdan bakıyor.

Sıradan bir sabah… Komşunuz sıcak ekmek almak için koşa koşa fırına gidiyor. Öğleden sonra mahalleden arkadaşlarınızla çay için toplanıyorsunuz ve aralarından biri sabahki sıradan olayı şöyle anlatıyor: “Şekerim o ne pasaklılıktır, anlamak mümkün değil. Sokağa çıkıyorsun ayol. İnsan üzerine şöyle düzgün bir şeyler giymez mi hiç. Altında çiçekli pijama, üstünde ekose yelek. Alttakinin rengi pembeli üstteki kahverengili. Saçını bari tarar insan. Yataktan kalktığı gibi kapıdan çıkmış. Ay baktım baktım, üzüldüm haline ne yalan söyleyeyim…”

Oysa yaşanan olay gerçekte neydi? Komşunuzun kahvaltı sofrasını bir an önce kurma telaşıyla alelacele fırına gitmesi… Komşunuzun kıyafeti, saçı, üstündekilerin rengi sizin dikkatinizi çekmiş miydi? Hayır! Peki, bütün bunları “sorun”, ya da en basitinden “anlatılması, paylaşılması gereken bir konu” haline getiren kim? Arkadaşlarınızdan biri. O zaman tanıştıralım: O arkadaşınız, bir dedikoducu! Üstelik anlattıklarının hiç birinin abarttığı gibi olmadığını da biliyorsunuz. Peki, bu dedikoduyu dinlerken bir şey dikkatinizi çekti mi? Farkındaysanız, çay partinizin dedikoducusu hem eleştirdi hem de neyin nasıl olması gerektiğine dair ders verdi. Aynı anda görgü kuralları eğitmeni, modacı, saç stilisti, renk uzmanıydı üstelik. Ama vurucu cümleyi en sonda kullandı: “Üzüldüm haline!”

Dedikodu aslında kime yarar?

Psikologlara göre dedikodu, bireylerin başkalarını aşağılarken, eleştirirken, yargılarken kendilerini yüceltmek için kullandıkları bir strateji. Böyle yaparak toplumdaki yerlerini yukarılara çıkarmayı ve kendilerini bilirkişi olarak kabul ettirmeyi amaçlıyorlar. Yani dedikoducu asıl olarak bencil amaçları uğruna başkalarını kullanıyor. Belki yukarıdaki basit hatta istenmeyen türde bir dedikodu ama şunu da kendimize sormamız lâzım: Müthiş gizli bir haberi tesadüfen öğrenen ve bu haberin çok kişiyi etkileyeceğini bilen biri bunu kendine saklayabilir mi? Zor olsa gerek, öyle değil mi? Haber herkesten şu ya da bu sebeple saklanıyor ama siz dâhil herkesi etkileyeceği de gün gibi ortada. Örneğin bir bankada çalışıyorsunuz ve bankanın, altı ay sonra başka bir bankayla birleşeceğini tesadüfen öğrendiniz. Bu kesinlikle başkalarının sırrı hatta iş sırrı ama sizin de içinde bulunduğunuz kalabalık bir kitleyi de etkileyecek. Ne yaparsınız? Kuşkusuz hemen hepimizin benzer sırlar öğrendiği ve önce bunları saklayıp saklamamakla, sonra da kime açılacağına karar verememekle ilgili sıkıntıları olmuştur. Dedikodunun aşağılayan bir yanı olduğu gibi toplumsal iletişimde etkili bir mekanizma olduğu da reddedilemez. İşte dedikodu, tam da bu noktada bir kişilik zaafı değil iletişim şeklidir.

Psikologlar, dedikodu yapamayan kişilerin, dedikoduculardaki toplumsal iletişim becerisinden yoksun olduğunu belirtiyor ve (tartışmaya açık olsa da) şu tespitte bulunuyor: Dedikodu yapamayanlar, genellikle başkalarıyla kolay iletişim kuramazlar, topluluklara kolay kolay dâhil olamazlar. Bir süre sonra da kendilerini, o topluluklara dışarıdan bakarken bulurlar…

Mağara kardeşliğinden günümüze

Hoşumuza gitse de gitmese de bizler ilk çağlardan beri başkalarının işine burnunu sokan varlıklarız. Evrim psikologlarına göre prehistorik çağdaki beyin yapımızın bir mirası olarak başkalarının aklından geçenlerle fazlasıyla alakalıyız. Bilim insanları da gerçekte bu iddiayı doğruluyor. Tarih öncesi dönemlerde küçük gruplar halinde yaşadığımız için, bu gruplardaki tüm bireylerin birbirinin aklından ne geçtiğini içgüdüsel olarak bildiğini öne sürüyorlar. Buna gerekçe olarak da düşmanlardan korunmak için ya da zorlu doğa koşullarında hayatta kalabilmek için grup olarak ortak hareket etmeye mecbur olmamızı gösteriyorlar. Bir konuya daha açıklık getiriyorlar: Sınırlı yiyecek içecek, kürk, barınma gibi zorluklar karşısında “mağara kardeşliği”nde herkes aynı zamanda birbirinin rakibiydi ve herkesin, aynı grup içinden, arkasını kollayacak birilerine ihtiyacı vardı! İşte bu noktada atalarımızın çözmesi gereken ve en az dışarıdaki vahşi hayat kadar zorlu olan bir sorun vardı: Kim dürüsttü? Kim yalancıydı? Kim ikiyüzlüydü? Kim sırttan bıçaklardı? Dostluk, arkadaşlık, iş birliği, güç birliği ve aile kurmak için kime, mağaradakilerden hangisine güveneceklerdi?

Uzmanlara göre dedikodu hayatımıza tam da bu noktada girdi. İnsanların içinde bulundukları toplulukla / toplumla ilgili bilgi sahibi olmaya ihtiyaçları sürdüğü için de ardı arkası kesilmedi. Ancak evrim geçirdi! Ya da fonksiyonu değişti demek daha doğru… Artık elde ettikleri bilgiyi kendi lehine kullanan, kendini öne çıkaracak şekilde yayan hatta söz konusu bilgiyi “ilişkilerim sağlam”, “ben önceden öğrenebilirim”, hepinizden bir adım öndeyim” havası yaratanlar var ve içinde bulundukları topluluğu asıl etkileyenler de bunlar.

Dedikodudan kaçmak mümkün mü?

Siz dedikodu yapmıyor olabilirsiniz ama ya size anlatılanlar?.. Yani bir başkasının yaptığı dedikoduya da kulak misafiri oluyorsunuz ister istemez. Ancak şurası kesin ki dedikodu yapmayıp dedikodu dinlememek diye bir şey yok. Herkes illa ki bu dedikodu işine kıyısından köşesinden bulaşıyor. Çünkü aksi halde toplumsal bir soyutlanma gündeme geliyor. Yalnız bu dedikodunun da sınıfları var. Meselâ aldığınız bir haberi tek bir kişiyle paylaşmanız, arada derin bir güven ilişkisi olduğunu gösteriyor. Geniş bir insan iletişimi ağına sahip olmanız ise aynı oranda geniş bir istihbarat ağını yönetiyorsunuz, dolayısıyla grupta ne olup bittiğini anında öğrenebiliyorsunuz anlamına geliyor. Şimdi bu iletişim ağı içinde yer almayan, ne dedikodu yapan ne de kendisine dedikodu anlatılan birini düşünün… Bu kişi ya grupta yenidir, ya dışlanmıştır ya da güvenilmez ilan edilmiştir… En çok da işyerlerinde karşılaşılan bu tür dedikodu grupları gerçekte zararsızdır. Bu gruplarda yapılan meslektaşlar arası küçük dedikodular çalışanlar arası bağı sıkılaştırır ve moralleri yükseltir. Özellikle işe yeni başlayanlar, bu tür dedikodu gruplarına dahil olduklarında, içinde bulundukları gruptakilerin başkaları hakkında bulundukları yargıları dinleyerek ne yapmaları gerektiğine dair fikir sahibi olur. Gruptakiler de anlattıklarıyla, yeni gelene onayladıkları ve onaylamadıkları davranışlar, tutumlar hakkında alttan alta resmi olmayan bir brifing vermiş olur.
Bu gibi küçük gruplardaki dedikoduların bir işlevi daha vardır: Nasıl ki içinde bulunduğumuz grup başkaları ile ilgili dedikodu yapıyorsa, başkalarının da bizimle; ait olduğumuz grupla ve kendimizle ilgili dedikodu yaptığını biliriz. Bu da bizi “aidiyet” konusunda hizaya sokar. Örneğin ABD’deki büyükbaş yetiştiricileri, karides avcıları ve üniversitelerin kürek takımları gibi birbiriyle alakasız üç grup üzerinde yapılan dedikodu merkezli araştırmanın sonuçları hayli ilginç olmuş. Bu grupların her üçünde de bireyler, aldıkları bilgiyi paylaşmaya zorlanmışlar. Aksi takdirde dedikoduların hedefi haline gelerek dışlanacakları kendilerine hatırlatılmış. Sonuç olarak tehdit gören her birey, grup içinde daha iyi eleman olabilmek için çaba göstermeye başlamış. Örneğin karides avcıları, grubun oturmuş kurallarını hiçe sayan ve nasıl hızlı karides avlanacağına dair grup eğilimlerini önemsemeyen üyeleri dışlayıp onlarla birlikte ava çıkmayı reddetmiş.

ERKEK AKLI

Güzellik algısıyla dalga geçen anne

Umut Doğan Yıldız

-

Hana Erskine isimli kadın, doğumdan sonraki olumsuz yorumlara mizahi dille cevap verdi.

Hamile olduğu dönemde aldığı kilolarla birçok kişinin olumsuz yorumlarıyla karşılaşan Hana Erskine, doğumdan sonra bu olumsuz yorumlara cevap verdi.

Yeni doğum yapmış bir annenin ruh halini yansıtan ve güzellik algısıyla dalga geçen yeni anne Hana Erskine, sosyal medyada kısa sürede ünlü oldu.

Doğum sonrasında çok zor zamanlar geçirdiğini ve aldığı kiloları nasıl vereceğini kara kara düşündüğünü söyleyen Erskine, daha sonra bedenini sevdiğini ve nasıl sağlıklı hissediyorsa o şekilde yaşamaya karar verdiğini belirtiyor.

Hana Erskine, kötü yorumlara karşı ünlü mankenlerin pozlarıyla dalga geçerek bir kolaj oluşturdu.

Devamı

ERKEK AKLI

100 metre alana 27 kilo atık bıraktılar

Umut Doğan Yıldız

-

Akdeniz Koruma Derneği, Muğla Gökova Körfezi’ndeki Akçapınar sahilinde 2018 yılında, plastik, tekstil, kâğıt, odun, metal, cam, kauçuk olmak üzere toplam 27 kilo atık bırakıldığını tespit etti.



Muğla’daki Gökova KörfeziMuğla’daki Gökova Körfezi
’nin Akçapınar sahilinde yılın her mevsimi kıyıdan katı atıkları toplayarak belirli kriterlere göre gruplandırıldı. Yıl boyu en fazla toplanan atık türünü 1795 adetle pet şişeler ve poşetler oluştururken en fazla atığın toplandığı mevsimin kış olduğu ortaya çıktı.
Kış aylarında atıkların ağırlığının fazla olmasının farklı nedenleri bulunuyor. Yağışlar ve rüzgâr nedeniyle denizel atıkların ve odun gibi parçaların karaya sürüklenmesi bunlardan biri. Ayrıca yaz ve sonbahar aylarında faaliyet gösterip kıyı temizliği yapan sahildeki turizm işletmelerinin, kış aylarında aktif olmaması da bu durumu etkiliyor. En fazla pet şişenin sonbahar ayında toplanması ise; yaz ve sonbaharın ilk aylarında alanın çok fazla ziyaretçi alması ve kıyı temizlik çalışmalarının yetersiz kalmasından kaynaklanıyor.

Katı atıkların denizlerdeki dip ve yüzey akıntılarıyla ülkeler arasında taşınması, atık sorununu ulusal olmaktan çıkarıyor. Bu nedenle “Çöpe Karşı Hareket” sloganıyla Fransa, İtalya, Arnavutluk, Yunanistan’ın da aralarında olduğu on ülke ile birlikte eş zamanlı olarak bu izleme çalışması yürütülüyor. 2022 yılına kadar devam edecek olan çalışma ile Akdeniz Havzasının ortak sorunu olan katı atıkların, deniz ve kıyılardaki olumsuz etkilerinin azaltılması hedefleniyor. Bu nedenle izleme çalışmasının sonuçları ile yerel ve Akdeniz Havzası ölçeğinde eylem planları hazırlanacak.

Toplanan Atıkların Mevsime Göre Dağılımları:

Kış: 20,07 kilogram ağırlığında 404 adet atık (337 plastik/polyester, 7 tekstil,4 kâğıt, 26 odun, 26 metal, 4 cam)
İlkbahar: 4,37 kilogram ağırlığında 571 adet atık (524 plastik/polyester, 1 kauçuk, 14 tekstil, 7 kâğıt, 8 odun, 11 metal, 6 cam)
Yaz: 2,45 kilogram ağırlığında 438 adet atık (424 adet plastik/polyester, 3 kauçuk, 5 tekstil, 1 kâğıt, 1 odun, 3 metal, 1 cam)
Sonbahar: 0,626 kilogram 581 adet atık (510 plastik/polyester, 2 kauçuk, 11 tekstil, 21 kâğıt, 27 odun, 9 metal, 1 cam)

Devamı

ERKEK AKLI

QR Kod nedir, nasıl ortaya çıktı?

Umut Doğan Yıldız

-

Adını İngilizcede “Hızlı Yanıt” anlamına gelen “Quick Response” harflerinden alan QR Kod uygulamaları yaşamımızın pek çok alanında yerini almaya devam ediyor.

Nasıl ortaya çıktı?

QR Kod, Japonya’da faaliyet gösteren ve Toyota’nın bir yan kuruluşu olan Denso Wave firması tarafından, otomobil sektöründe kullanılmak amacıyla geliştirilen 2 boyutlu bir barkod sistemidir. Qr Kod; içeriği bir metin, web sitesi adresi, video link dâhil herhangi bir veriyi, okuyucu bir yazılım ile herhangi bir cep telefonu ile ilgili ürün veya servis sayfasının açılmasını sağlıyor.

QR kodun en temel özelliği bilginin akışını hızlandırmasıdır. Bir gazete ilanında, bir alışveriş merkezinde, bir mağazada ya da yolda yürürken dikkatinizi çeken bir ilan, bilgilendirme yazısı, web sitesi linki veya iletişim bilgisini not etmek veya aklınızda tutmak yerine akıllı telefonunuza yükleyeceğiniz basit bir uygulama ve kamerası sayesinde bu bilgiye hemen ulaşabilir, kayıt altına alabilir ve dilediğiniz zaman kullanabilirsiniz. Bu açıdan bakıldığında QR kod dijital dünyadaki bilgi paylaşımını hızlandırmanın en etkin görsel unsurlarından biri olarak kabul edilebilir.

Kullanım alanları nelerdir?

QR kod ile sınırlı alanlarda sınırsız bilgi, mesaj, video ve her türlü içerik aktarımı sağlanabilir. Ayrıca, akıllı telefonunuz ile dışarıya çıktığınızda cüzdanınız olmadan QR Kod sayesinde tüm ödemelerinizi yapabilirsiniz. Sağlık sektöründe ise ilaç ve hasta takibi amacıyla kullanılmaktadır. Bu uygulama sayesinde tüm ilaç bilgilerine ilaç kutularının üzerindeki QR kod ile ulaşabilmek mümkün olmaktadır. Piyasadan kaldırılan ilaçların, üretimi ya da alımı durdurulan ve piyasadan toplatılan ilaçların, son kullanma tarihi geçmiş olan ilaçların bilgilerine de erişilebiliyor böylece sahte ve kaçak ilaç üreticilerine karşı da önlem alınmış oluyor. Amerikan Kanser Derneği’nin de kullandığı yöntemlerden biri olan QR kod teknolojisi, dış alanlarda verdiği reklamlarda yer alan QR kodlar sayesinde mobil sitesine pek çok kullanıcı sağlıyor. Mobil uygulamayı yükleyen kullanıcılara kontrol günleri ve saatleri düzenli olarak hatırlatılıyor, hatta bu mobil uygulama üzerinden yapacakları sosyal paylaşım ile tüm arkadaşlarından bağış toplamayı bile mümkün kılıyor.

Karekod-Barkod farkı nedir?

İlk barkod için patent, 7 Ekim 1952’de alınmıştı. Ama ilk barkodu tarayabilecek lazer teknolojisi mevcut olmadığı için, günümüzde çok iyi bilinen siyah beyaz çubuklardan ve bir dizi rakamdan oluşan barkodun Amerika’daki mağazalarda görülmeye başlaması 1974 yılını buldu. 1974’de barkodla taranan ilk ürünün Ohio’daki bir süpermarkette satılan bir paket sakız olduğunu belirtelim. Ancak siyah beyaz çubuklar hemen benimsenmemiş, örneğin bazı üreticiler estetik nedenlerle barkodları paketlerin üzerine yapıştırmayı reddetmişti.

Yatay dikdörtgen şeklinde uzun kısa çizgilerden oluşan barkod, sadece sayısal verilerin okunmasına imkân verirken QR Kod, sayısal karakterlerin yanında harf ve simgelerin saklanmasına da imkân sağlıyor. QR Kod, klasik ve tek boyutlu barkodlardan farklı olarak her iki yönde de veri depolayabilen, bu nedenle normal barkodlara göre çok daha fazla veri saklama kapasitesine sahip yeni nesil barkodlardır.

Son yıllarda yaygınlaşan QR kodun geleneksel barkodun önüne geçtiğini söylemek yanlış olur nedeni ise kodların farklı işlevleri olduğu. Barkod kullanımında; paketlenmiş bir ürünün üzerinde bulunan barkod, satış sırasındaki tarayıcıda kullanılıyor ve tüketiciden doğru para alınmasını ve stokların güncellenmesini de sağlıyor. QR kodunun başlıca amacıysa, tarama yapan kişiyi daha geniş bir multimedya ortamına taşıması oluyor. Teknolojik olarak bu iki kodlamayı birleştirmek mümkün, ama henüz buna ihtiyaç duyulmuyor.
KUTU

QR Kod Nasıl Okutulur?

Kameraya sahip akıllı bir cep telefonda barkod okumaya yardımcı bir uygulama ile bütün QR kodları okuyabilirsiniz. Nasıl mı? QR Code Reader, hızlı ve kullanımı basit karekod tarama uygulamasıdır. Android telefon veya tabletinizde ücretsiz olarak kullanabileceğiniz en başarılı karekod uygulaması olan QR Code Reader, okunması zor bulanık kare kodları bile rahatlıkla okuyabilmektedir.

-Telefonunuzdan QR Kod uygulamasını açın.

-Telefon kamerasını QR kodun üzerine getirin. QR kod uygulamanın gösterdiği köşelerin içine geldiği anda kod otomatik olarak okunacak ve sizi ilgili bağlantıya yönlendirecektir.

iPhone’da QR Kod nasıl okutulur?

Kamerayı kullanarak iPhone’daki QR kodunu taramak için önce gizli özelliklerin etkin olduğundan emin olmanız gerekiyor.

-iOS cihazınızda Ayarlar uygulamasını açın, aşağı kaydırın ve Kamera seçeneğine dokunun.

-Açık değilse QR Kod Tarama seçeneğinin yanındaki anahtarı açık konuma getirin.

-Cihazınızda Kamera uygulamasını çalıştırın.

-Şimdi akıllı telefon kameranızı birkaç saniye QR kod üzerinde tutun. Kodun kameranın vizöründe göründüğünden emin olun. Kod tarandıktan sonra, taramanın yapıldığına dair bir bildirim alacaksınız. İşlemi tamamlamak için bildirime dokunmanız yeterlidir.

Android’de QR kod nasıl okutulur?

-QR kodunu -barkodu- okutmak için Android cihazlar için geliştirilen QR kod okuyucu uygulamalarından yararlanabilirsiniz.
-Google Play Store’dan cihazınıza uyumlu ve özellikleri açısından ihtiyaçlarınızı karşılayan QR kod okuyucuyu indirin.
-Android barkod okuyucu uygulamasını çalıştırın.
-Kamera uygulaması devreye girecektir.
-Kamera lensini QR kodunu okuyabilecek şekilde konumlandırın.

Devamı

Popüler

 

www.pilioo.com