Bizi Takip Edin

SAĞLIK

D VİTAMİNİNE İHTİYACINIZ VAR

-

 

D vitamini eksikliği sonucu gelişen kalp hastalıkları, kolon ve prostat kanseri, yüzyılın salgını haline gelmek üzere…

Hayır, kesinlikle 37 yaşımda ölmek istemiyorum!” Bunlar, üç yıl önce bir yaz mevsiminde yanağımdaki pembe şişliği göstermeye gittiğim dermatolog, bana cilt kanseri olduğumu söylediğinde ağzımdan çıkan ilk sözlerdi. Ben cenaze törenimi hayal etmeye başlamışken o büyük bir soğukkanlılıkla beni sakinleştirmeye çalışıyordu: “Tek seçeneğin ölmek değil.” Neyse ki henüz hastalığın başlangıç aşamasındaydım. Dahası yanağımdaki kitleden kurtulmak için ‘kes ve dik’ kadar basit bir operasyon yeterliydi. Hatta emin olun iki ay önce yaptırdığım kanal tedavisi bile benim için daha acılı bir süreçti.
Neyse, dişçi maceramı bir başka yazıya bırakarak asıl konuya gelelim. Dermatolog randevum sonrası güneşten korunma konusunda kesinlikle daha bilinçli olmaya başlamıştım. Güneşe çıktığım her an hemen kızaran, yoğurt beyazı kıvamındaki tenime yüksek koruma faktörlü güneş kremi sürüyordum. Halı saha maçı yaparken bile. Ne de olsa 37 yaşında Azrail’i yendikten sonra 47’imde kazanmasına izin veremezdim.

Ancak büyük bir sorunum vardı: Cildimi korumak adına aldığım bu önlemler hayatıma mal olabilirdi. En azından bazı bilim insanlarının, benim gibi güneşe karşı fobik davranışlar gösterenlere yaptığı uyarı buydu. Onlara göre güneşe karşı fazla tedbirli olan bizim gibi insanlar ultraviyole ışınlardan gelen D vitaminini alamıyorlardı.

2002 yılında yapılan bir araştırmaya göre, ABD’nin kuzey kentlerinden biri olan Boston’da 18 ila 29 yaşındaki sağlıklı kişilerde kış mevsimi sonunda belirgin bir D vitamini eksikliğine rastlanıyordu. Nutrition Reviews dergisinde yer alan ve beş ayrı çalışmanın sonuçlarını birleştiren makaleye göre, Kuzey Amerika’daki D vitamini eksikliği, zannedilenden daha yaygın.

Biliyorum, “Daha fazla miktarda D vitaminine ihtiyacınız var” lafı size “Oğlum üstünü sıkı giyin dışarısı soğuk” diyen annenizi hatırlatıyor. Ne var ki bu uyarıya gerçekten kulak vermeniz gerekiyor. Zira uzmanlara göre D vitamini eksikliğinin (vücudumuzun kalsiyumu kullanmak için ihtiyaç duyduğu ve sağlam kemikler için gereken hayati madde oluyor kendisi) kalp krizi, kolon kanseri ve prostat kanseri gibi pek çok hastalığın nedeni olma ihtimali yüksek! Öyle ki Cancer dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre D vitamini eksikliği, her yıl 23.000 yeni kanser vakasına yol açabilecek potansiyele sahip ciddi bir sorun. D vitamini üzerine yaptığı çalışmalarla ün salan ve Boston Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde çalışan Dr. Michael Holick’e göre kimse bu salgının farkında değil. Holick “Herkesi etkiliyor; çocukları, tüm yetişkinleri, tüm cinsiyet ve ırkları” diyerek tehlikeye işaret ediyor.

Neyse ki yeteri kadar D vitamini almak çocuk oyuncağı… Çünkü bu, nefes almak gibi bilinçsizce yaptığımız bir şey. Gündüz dışarıdayken güneşten yayılan UVB ışınları cildinizdeki bir enzimi harekete geçiriyor. Böylece hızlı bir şekilde D vitamini üretilerek vücudunuza gönderiliyor.

Ne yazık ki pratikte bazı şeyler bu sürece engel oluyor. Bunlardan ilki bulunduğunuz coğrafya… Ekvator çizgisinden ne kadar uzaktaysanız, güneş ışınları o kadar yatay bir açıyla gelir ve UV ışınları da o kadar zayıf olur (coğrafya derslerinden tanıdık geldi değil mi?). Örneğin 42˚ Kuzey paralelini düşünelim: Bu bölgede yaşayan kişilerin kışın yeteri kadar D vitamini üretmeleri zor (neyse ki 36-42 kuzey paralelleri arasındaki Türkiye, bu tehlike sınırını ucu ucuna geçiyor). İkinci olarak, koyu renk tenli kişiler diğer bir dezavantajlı grup, zira deri pigmentleri UV ışınlarının emilimini ve D vitamini sentezini sınırlıyor.

D vitamini üretimindeki son engelse çevre. Bunu anlamak için biraz modern Avrupa tarihini bilmemiz gerekiyor. 1900’lü yılların hemen başına gidin ve endüstri devriminin ilk günlerini hayal edin. Endüstri devrimiyle birlikte nüfusun büyük bir kısmı kitleler halinde şehirlere göç etti ve karanlık, izbe apartmanlarda yaşamaya başladı. Üstüne  fabrikaların bacalarından çıkan dumanlar gökyüzünü kapladı. Sonuçta UV ışınları insanların cildine daha az ulaşmaya başladı ve D vitamini eksikliği ortaya çıktı. Öyle ki Dr. Holick’e göre geçtiğimiz yüzyılın sonunda Boston’da doğan çocukların yüzde 80’inde raşitizm vardı.

Bazı ülkelerde D vitaminiyle güçlendirilmiş sütler raşitizm problemini çözebilse de araştırmalara göre sırtımızı dayadığımız süt o kadar da güvenilir değil. New England Journal of Medicine dergisinde yayınlanan ve 42 değişik marka süt üzerinde yapılan araştırma da bu sütlerin 26’sının etikette yazan 400 IU D vitaminine sahip olmadığını gösterdi.

Aslında sütler vaat ettikleri miktarda D vitamini içerseler bile vücudumuzun asıl ihtiyaçlarını karşılamaktan uzaklar. Yetişkinler için önerilen günlük D vitamini miktarı 200 IU olsa da kan seviyemizi olması gereken yerde tutmak için beş kat daha fazlasına ihtiyacımız olduğuna (1.000 IU) dair bir fikir birliğine doğru gidiliyor. Ancak bunu sadece beslenme yoluyla almanız da neredeyse imkansız. Zira doğal olarak yüksek D vitamini seviyesine sahip tek besin kaynağı soğuk su balıkları. “Günlük D vitamini ihtiyacınızı temin etmeye başlamak için bile multivitamin almak, iki bardak süt içmek ve her gün somon balığı yemek zorundasınız” diyor sürekli acı haberler veren Dr. Holick.

Dr. Holick, 30 yıldır D vitamini üzerine çalışıyor. Bu konuda yazdıklarıyla da çok sayıda dermatoloğun oklarını üstüne çekmiş.

Bir bakıma, dermatologları bu katı tutumları için suçlamak da zor. Zira kanser vakaları arasında en çok görülen üçüncü tür olan cilt kanserinin kurbanları her yıl gitgide artıyor. Aslına bakarsanız Dr. Holick de cilt kanserinin önemli bir problem olduğunu inkar etmiyor ve güneş altında birkaç dakika geçirdikten sonra güneş kremi kullanmayı öneriyor.

Zaten bazı dermatologların iki büyük nüfus grubu üzerine yaptıkları çalışmalar da bu kaygıları doğruluyor. NASA doktorlarından William Grant birkaç yıl önce yaptığı araştırmada, ABD’nin kuzeyinde yaşayanların, güneyinde yaşayanlardan bir buçuk kat daha fazla kolon, prostat ya da göğüs kanserine yakalandıklarını ortaya koydu. Bunun üzerine de tüm ABD eyaletlerinin UV seviyeleri ve kanser vakaları arasındaki bağı bulmak üzere araştırmalara başladı. “Düşük UV seviyesi ve 12 farklı kanser türü arasında bir ilişki buldum” diyor Grant.

Buna benzer bir coğrafi ilişki de güneşe çıkma ve doku sertleşmesi (skleroz) arasında da bulundu: Örneğin ABD’de MS-Multipl Skleroz (merkezi sinir sistemini etkileyen ciddi bir hastalık) vakaları kuzeye doğru gittikçe artıyor. Grant’e göre bu ilişki oldukça önemli: “Tahmin ediyorum ki ABD’deki MS hastalarının yarısı eğer güney eyaletlerindeki kadar UVB ışını alabilselerdi MS’e yakalanmazlardı.”

Kısacası D vitamini bir dava konusu olsaydı, Grant’in bulguları ikinci derecede kanıt sayılabilirdi. Yani etkili ama çok da ikna edici değil… Daha güçlü bir kanıtsa D vitaminiyle sağlam ve güçlü kemikler arasında kurulabilir. Yapılan araştırmalara göre düşük seviyedeki D vitamini sadece kemik erimesi riskini yüzde 300 artırmakla kalmıyor, aynı zamanda açıklanamayan kemik ağrılarına da neden oluyor. Araştırmalara göre, sırt ağrısı çekenlerin yüzde 80’inde D vitamini eksikliği gözlemleniyor.

Daha az somut ama çok daha tehlikeli görünen başka bir durumsa D vitamini eksikliği ve kanser ilişkisi. Laboratuvar çalışmalarına göre normal D vitamini seviyelerine sahipseniz, kanser hücreleri gelişmekte zorlanıyor. Journal of the American Medical Association dergisinde yayınlanan bir araştırmada, D vitamini açısından güçlü bir beslenme düzenine sahip kişilerde, kanserli kolon dokularının gelişme riskinin yüzde 40 azaldığı ortaya çıktı.

Araştırmacılar aynı şekilde D vitamini ve kalp sağlığı arasında da bir ilişkiye rastladılar. Şöyle ki ekvatordan ne kadar uzakta yaşıyorsanız, kan basıncınız da o kadar yüksek oluyor.  Bu durumda da UV ışınlarının kuvvetli olduğu yaz mevsimlerinde kan basıncınız düşüyor. Yani anlayabileceğiniz üzere kan basıncını düzenleyen bizzat D vitamini. Benzer bir şekilde American College of Cardiology dergisinde yayınlanan bir araştırma sonucuna göre düşük D vitamini seviyesi kalp yetmezliğinde de rol oynuyor.

Sonuç olarak tüm araştırma sonuçlarının sizi dehşete düşürdüğüne eminiz. Ancak bazı bilim insanları hala şüpheci. Özellikle de dermatologlar. Mount Sinai Tıp Merkezi’nden dermatolog Dr. James Spencer, “Dr. Holick ve meslektaşları, C vitaminin her türlü hastalıkla savaşabileceğine takmış Nobel ödüllü bilim insanı Dr. Linus Pauling’i hatırlatıyor” diyor. “Dr. Pauling için C vitamini neyse Dr. Holick için de D vitamini o. Bu elbette ki oldukça cezbedici bir fikir: İlaçlarını al ya da biraz güneşte dur! Her şey harika olacak. Hayat bu kadar basit olabilir mi?”

Tüm bunlara bakarak siz ne diyorsunuz? D vitamini gerçekten sağlıklı bir hayatın temelini oluşturan mucizevî bir iksir mi yoksa D vitamini alma uğruna karşısına çıktığımız güneş, hayatımıza kasteden bir düşman mı?

 

SAĞLIK

5 erkekten 1’i kısır

Umut Doğan Yıldız

-

Erkek kısırlığı, toplumda her 5 kişiden 1’inde görülüyor. Erkeklerdeki kısırlığın nedenleri.

 Nedenleri arasında, beyinden salınan hormonlarda yaşanan sıkıntılar, testislerde üretim bozuklukları, üretilen spermlerin dışarı atılma aşamasında kanallar ile ilgili yaşanan problemler ve genetik sorunlar olabiliyor. İnsanlar tarafından çok bilinmiyor ancak toplumun %1’inde azoospermi ile karşılaşılıyor.

Azoospermi, menide hiç canlı sperm hücresi olmaması durumu. Bu durumun nedenindeki %40 oran kanal tıkanıklıklarının olması. Ayrıca kanalların doğuştan olmaması veya enfeksiyonlara bağlı olarak tıkanması gibi sorunlarla da karşılaşılabiliyor. Ancak yine de olgun sperm hücresi elde edilebiliyor ve özellikle tıkalı damarlardan girilerek sperm alınması veya kanal yok ise de testis dokusundan sperm alınması ile mikroenjeksiyon yapılarak çocuk sahibi olmak mümkün. Azoospermi durumlarının %60 kadarında ise testislerde üretim sorunu bulunuyor. Bu gibi durumlarda olgun sperm elde etmek ve çocuk sahibi olmak biraz daha zor olabiliyor.

Devamı

SAĞLIK

Acı oje tırnak yemeyi bıraktırır mı?

Umut Doğan Yıldız

-

Kaygı düzeyi yüksek çocuklar, stresli ve baş edemeyecekleri bir durumla karşılaştıklarında, rahatlama amacıyla bazı davranışlar sergileyebilirler. 

Sürekli eleştiren, beklenti düzeyi yüksek bir ebeveyn karşısında, tırnak yeme davranışının gerginliğin habercisi olarak görülebileceğini vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Figen Karaceylan Çakmakçı, “Çocuğun tırnak yeme davranışını sürekli uyararak, bağırarak, acı oje sürerek, ödül veya ceza vererek çözemezsiniz” açıklamasında bulundu.

Çocukla kurulacak doğru iletişimin tırnak yeme alışkanlığı çözümü için atılması gereken ilk adım olduğunu söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Figen Karaceylan Çakmakçı, “Yuva veya kreşe başlama, çocuğun oyun parkında baş edemeyeceği bir durumla karşılaşması sonucunda da benzer bir davranış görülebilir. Ayrıca ‘taklit ve modelleme ile öğrenmenin’ belirgin olduğu okul öncesi dönemde ise tırnak yeme basit bir taklit etme davranışı biçiminde de gelişmiş olabilir” dedi.

Tırnak yeme alışkanlığı ruhsal bozukluğun habercisi olabilir

Tırnak yeme sorununun nedenlerinin çok basit olabileceği gibi bu davranışın ciddi ruhsal bozuklukların da habercisi olabileceğine değinen Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Figen Karaceylan Çakmakçı, “Tırnak yeme davranışı sırasında, öncesinde ve sonrasında, çocukta kendi saçını çekme ya da yolma, parmak emme veya diş gıcırdatma gibi davranışlar da görülebilir” şeklinde konuştu.

Çocuklarla karşılıklı konuşularak tırnak yeme sebebi anlaşılmaya çalışılmalı
Tırnak yeme davranışının altında yatan sıkıntı veya gerginlik yaratan bir durumun olup olmadığının araştırılması gerektiğini belirten Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Figen Karaceylan Çakmakçı, “Tırnak yiyen çocuğa ‘Beni üzüyorsun, lütfen bunu yapma’ ya da ‘Bebek gibi davranıyorsun’ ‘Neden tırnaklarını yiyorsun?’ gibi ifadeler kullanılarak çocuk üzerinde ek bir stres faktörü oluşturulmamalı. Aksine çocukla karşılıklı konuşarak, stres yaratan durum anlaşılmaya çalışılmalı” açıklamasında bulundu.

‘Elini ağzından çek demek’ daha çok dikkat çekici olabilir

Küçük yaştaki çocuklar için, eline bir nesne vermek, ilgisini başka bir yöne kaydırmanın uygun olabileceğini söyleyen Figen Karaceylan Çakmakçı, “Elini ağzından çek yönergesi daha çok dikkat çekici olacağından davranışın devam etmesine neden olabilir. Tırnak yeme davranışı sergileyen çocuğun yaşı büyükse, çocukla iş birliği yapıp, davranışın ne zaman ve nerede olduğunu tespit etmeye yönelik bir çizelge yapılabilir. Davranışın belirginleştiği ortam ve durum tespit edildikten sonra önleyici yöntemler ve çözümler çocukla birlikte oluşturulabilir” dedi. Çakmakçı, sadece acı oje sürmenin tırnak yeme davranışını engellemediğini belirterek, davranışın nedenlerinin tam olarak anlaşılmadan ezbere bir çözüm üretmenin yanlış olduğunu vurguladı.

Devamı

SAĞLIK

Ofiste uyumayı önleyen besinler

Umut Doğan Yıldız

-

Yorgun uyanmak, işe başlayacak enerjiyi bulamamak, öğleden sonra çöken uyku hali gibi sorunlar, çalışanların sıklıkla tekrarladığı şikâyetlerin başında geliyor.

Bu sorunlarla başa çıkmak, zinde bir gün geçirmek, aktif ve üretken olmak sağlıklı yaşam alışkanlıkları ve beslenme düzeni ile mümkün. Çalışanların en büyük sorunu, işe yetişme telaşı yüzünden kahvaltıyı atlamaları, çok geç yapmaları ya da sağlıksız seçimlerle geçiştirmeleri oluyor. Kahvaltı yapacak zaman bulamamaktan muzdaripseniz bir bardak süt içmek, peynirli bir sandviç ya da tost yemek hem vakit kazandırıyor hem de güne sağlıklı başlamanızı sağlıyor. Kahvaltı, sadece karbonhidrat ve yağ içeren besinler yerine protein, lif, vitamin ve mineral kaynağı besinlerin de olduğu dengeli bir öğün içeriğine sahip olmalı. Poğaça, simit ve çay yerine peynir, yumurta, sebze içeren tam tahıl ekmekli sandviçler, süt, meyve gibi tamamlayıcılardan oluşan dengeli bir kahvaltı gününüzü daha iyi kontrol etmenize yardımcı oluyor. Ara öğünler ise sağlıksız atıştırmalıklar ile yapıldığında büyük kaloriler içeriyor. Atıştırma ihtiyacınız varsa yanınızda bulunduracağınız taze ve kuru meyveler, ceviz, kavrulmamış tuzsuz badem, fındık gibi kuruyemişler sağlıklı, besleyici ve beslenme kalitesini iyileştiren seçenekler arasında bulunuyor. Masanızda sürekli su bulundurmanız ve çay-kahve gibi içecekler dışında 6-8 bardak su tüketmeniz de sağlıklı beslenme açısından yararlı oluyor.

Devamı

Popüler

 

www.pilioo.com