Bizi Takip Edin

FITNESS

Crossfıt’in yaratıcısı!

Umut Doğan Yıldız

-

 

Greg Glassman Crossfıt’in dâhi yaratıcısı, fıtness endüstrisinde yaptığı devrimin yanında sağlık sektöründe de taşları yerinden oynattı.

Babasının Hughes Aircraft şirketinde görev yapan bir roket bilimcisi olmasından olacak ki, Greg Glassman her zaman rakamların adamıydı. 62 yaşındaki Glassman, “Babam daima bilimden ve verilerden bahseder, neyin bilim olup neyin olmadığına dair konuşurdu,” diyor. Fitness, şişmanlık, sahtekârlık ve kötüye giden Amerikan sağlık sistemi gibi konuları anlaşılması kolay rakamsal verilere dayandırarak, denklemlerin biraz ter atarak çözülebileceğini savunan Glassman, yaptığı ağız dalaşları ve kargaşaya yol açan fikirleriyle de biliniyor.

20.000
CrossFit Box’larında yapabileceğiniz en az 20 bin antrenman olduğunu belirten Glassman, Kaliforniya’da konuşlanan 750 metrekarelik bir ahırın içindeki 40 doktoru işaret ediyor. Doktor grubunun içerisinde, Bostonlu bir nörologdan San Franciscolu bir travma cerrahına ve Mississipili ortopedi cerrahına kadar uzanan bir çeşitlilik göze çarpıyor.

Glassman’ın 2001’de temellerini attığı CrossFit, veba gibi yayıldı. Günümüzde Wendy’s ve Taco Bell restoranlarının toplamından daha fazla “box” var.

Kot pantolonu, tişörtü ve ters taktığı kamuflaj şapkası, ister Harvard’da ders anlatmaya çalışsın, ister 60 Dakika adlı televizyon programına katılsın, isterse de politikacılarla görüşmeye katılsın, sırıtmayacak şekilde duruyor.

“Sağlık sisteminde bazı sorunlar olduğuna dair hemfikir miyiz?” sorusunu yönelten Glassman, tüm doktorları girdabının içine alıyor. Glassman kendisine katılanların el kaldırmasını istedikten sonra bütün doktorlar kollarını havaya kaldırıyor. Jimnastikçi olduğu okul yıllarında yaşadığı çocuk felci ve kemik kırılmalarının tecrübesiyle Glassman, rahat bir konuşmayla “Sağlıkla ilgili temel ve doğru bildikleriniz, tıp eğitiminizde gördüklerinizle çeliştiği zaman, eğitiminiz hakkında yeniden düşünmeniz gerekir,” diyor ve ekliyor: “İşte bu yüzden buradayım.”

Glassman’ın “Buradayım” dediği yer CrossFit Holy Land, yani Aromas’ta yer alan, 2007 yılındaki ilk CrossFit Games’in düzenlendiği ve o tarihte 400 sporcunun gezegenin en fit insanı olmak için mücadele ettiği The Ranch. Glassman’ın doktorları buraya çağırma sebebi, yalnızca tıp doktorlarının katılabildiği CrossFit MDL1 kursuyla onların beyinlerine girebilmek. Kurs için 400 doktorun daha sırada beklediğini de belirtmek isteriz.

Doktorlar 20 bin saatlik tıp eğitiminin yanı sıra, 25 saatlik bir de beslenme eğitimine tabi tutuluyor. Egzersizler ise işin diğer bir boyutu. Doktorlar ilaç bilimi üzerine çok fazla zaman harcadığı için onları tiye alan Glassman, “CDC (Hastalık Kontrol ve Koruma Merkezleri) verileri bize sağlık harcamalarının yüzde 86’sını ve ölümlerin yüzde 70’ini kronik hastalıkların (ve zihinsel sağlık koşullarının) oluşturduğunu söylüyor. İnsanlar kanepeden kalkıp işlenmiş karbonhidratları tüketmeyi bırakırsa bu ölümlerin yüzde 40’ı gerçekleşmez,” diyor.

CrossFit Health’e baktığınızda, Glassman’ın en büyük darbesi Amerika’nın obezite krizine iniyor. MDL1 kursları bünyesinde kanepeye bağlı yaşam ve karbonhidrat tüketimi nedenli sağlık sorunlarını engellemek adına sizi ilaçlara yönlendirmek ya da ameliyat etmek yerine bir box’a kaydolmanızı söyleyen CrossFit dostu doktorlarla tanışıp bağlantı kurabiliyorsunuz. Markanın hedefi, fazla kilolu ve diyabet sorunu yaşayan kimseleri bir araya getirmek. Instagram’da, CrossFit hesabına baktığınız zaman hırslı bir biçimde yapılan 20 tekrarlık hareketlerden ziyade, Walmart’ta ilk box jump’ını yapan diyabetli bir kadını, 80 yaşındaki birinin yerden dambılı kaldırışını ve insanların günlük kilo verme akışını görüyorsunuz.

CrossFit Health’in amaçlarından biri de CrossFit Box’larının sayısını artırarak bu insanların bu box’lara erişimini kolaylaştırmak. Bunun yanında kurumlarla da savaşan bir yapısı var: Fitness organizasyonlarına karşı açılan davalar, tıpkı beslenme biliminin abur cubur üreten firmalar tarafından finanse edilmesi gibi, şirketleri düşürmeye çalışıyor. Belki de günün birinde 4 milyon CrossFitçi birleşerek kendi birliğini ve sağlık sigortasını yaratabilir. Görünüşe göre birçok şey tam da Glassman’ın istediği gibi organik bir şekilde evrim geçirirken, Glassman, “Olaylar tepeden inme olarak gerçekleşseydi bu büyük bir hata olurdu,” diyor.

Konuşmaya katılan bir doktor, “Peki ya CrossFit Games’i görüp bu sporun kendisi için uygun olmadığını düşünen hastalarımıza ne diyeceğiz?” diyor.

Bu kişileri salona davet etmek gerektiğini öne süren Glassman,“CrossFit Games’e katılan her bir kişi için CrossFit yoluyla 45 kilo veren ya da diyabet sorununu düzelten 15 kişi düşüyor,” diyor.

Bu sırada bir ortopedist başka bir soru yöneltiyor: “Peki kişilerin sakatlanacağına dair kaygıları?”

Çileden çıkan Glassman, “Siz ortopedistlerin futbol ve koşu varken uçsuz bucaksız disipliniyle CrossFit’i öcü gibi göstermesini anlamıyorum,” diyor ve ekliyor: “Sakatlığın canı cehenneme. 15 bin box’ı insanları sakatlayarak açmış olamayız.”

Bu sırada tekrar söz alan ortopedist, “Bunu kendim için değil, diğer doktorlar için sordum,” dese de, Glassman, “Evet, anlıyorum. Ancak ilk başta doktorların sorunlarını çözmeliyiz,” diyor. Fitness dünyasının en çıkıntı adamı bir kez daha kurumlara karşı kılıç çekiyor.

21-15-9
Doktorlar Glassman’ın konuşmasından bir saat önce, 20 medicine ball clean ve situp’tan oluşan 8 dakikalık bir AMRAP (mümkün olduğunca fazla tur) antrenmanı yaptı. Çalışmanın sonunda tüm doktorlar nefes nefeseydi. Zaten her şey bu hızlı, çetin ve kısa çalışmalarla başlamıştı.

70’li yıllarda jimnastikle uğraşan ve geçirdiği felce rağmen hevesli bir bisikletçi olan Glassman, ebeveyn- lerinin San Fernando Valley’deki garajında radikal bir fiziksel antrenman yöntemi geliştirmeye başladı. Sears’tan aldığı ağırlık seti ve kapıya sabitlenen pull-up barıyla işe koyulan Glassman, “21 front squat to overhead press yaptıktan sonra 21 barfiks çektim. Ardından bu hareketleri 15 ve 9’ar tekrarlardan iki kez daha yaptım. Sadece üç dakika sonra zorlu bir jimnastik rutininin ardından olduğu gibi nefes nefese kaldım. Bunu vücut geliştirme sporuyla yapmak mümkün değil. Yaptığım çalışmayı unutamıyorum,” diye anlatıyor. Temel insan hareketlerini yüksek yoğunlukta yaptığınız zaman ciddi oranda fitleşirsiniz. Glassman’ın tekrar şemasının azalarak gitmesi de yüksek yoğunluğu çalışma boyunca sürdürebilmesi içindi.

“Teneffüslerin Albert Einstein’ı” olduğunu ifade eden Glassman, hareketlere olan tutkusu nedeniyle okul kaydını sildirdi. Los Angeles’taki salonlarda öğrencilerini çalıştıran Glassman, genellikle vücudun belirli bir bölümünün kullanıldığı makinelerle kas izolasyonu sağlayan vücut geliştirme egzersizlerini tercih ediyordu. Glassman, “Gold’s Gym’deki öğrencilerime 5 dakikalık turlardan oluşan pullup, back squat, bench press ve bike sprint gibi egzersizler yaptırıyordum,” diyor. Glassman’ın metodu hızlı ve patırtılıydı. Ekipmanları tekelleştiren çalışma soluk kesen ve ter içinde bırakan cinstendi. Fakat işe yarıyor ve insanların kendi antrenörlerini bırakarak Greg’le çalışmasına yol açıyordu. İnsanlarla çok fazla yüzleşmeyen Glassman, “Birçok salondan gönderildiğimi hatırlıyorum,” diyor.

Glassman 2001 yılında çalıştığı son salondan da kovulup Santa Cruz’a taşındıktan sonra, ilerleyen zamanda eşi olacak olan Lauren Jenai ile kendi stüdyosunu açtı. Sonraki günlerde tırmanma ipleri, bisikletler, kürek makineleri ve halterlerle dolacak deposuna havalı bir kelime olan CrossFit ismini vermişti. Glassman daha sonra alışılmamış hareketlerinden oluşan günün antrenmanlarını (WOD) CrossFit.com adlı internet sitesinde paylaşmaya başladı. Adeta dünya dışı canlıları araştıran SETI gibi evrenin dışına pi rakamının sinyalini yolladığını söyleyen Glassman, “Bir geri dönüş almanız sizden başka varlıkların da olduğu anlamına gelir. Ben de sinyalime geri dönüş aldım,” şeklinde konuşuyor. Glassman’a göre, yoğunluk ve aldığınız sonuçlar birbiriyle doğru orantılı. Olayın mazoşizmle ilgisi olmadığını söyleyen Glassman, “Buna fizik deniyor,” diyor. Onun denklemine göre daha hızlı bir biçimde aynı ya da daha fazla miktarda iş yaparsanız, fit bir hâle gelirsiniz.

1000’de 2,1
Bir süre sonra Glassman’ın WOD’larını internetten takip eden Seattlelı iki genç, bir CrossFit şubesi açıp açamayacaklarını sormuş. İlk başta bunu anlamayan Glassman, “Sizin adınızı kullanıp yaptıklarınızı yapabilmek istiyoruz dediler. Ben de onlara 500 dolar ödemelerini fakat daha sonra bundan vazgeçeceğimi söyledim. Burada işler böyle yürüyor,” diyor.

2005 yılına kadar çok fazla adı duyulmayan CrossFit, bu tarihten itibaren artan internet takipçileriyle birlikte salon sayısını 15’ten 50’ye çıkardı. Yöntem özellikle polisler, itfaiyeciler, askerler, MMA dövüşçüleri, profesyonel sporcular üzerinde başarılı oldu.

2009 yılına kadar 500 üyesi olan CrossFit, şimdilerde yoldaşlık ruhuyla zorlu antrenmanlar yapmayı seven ve zamanla sonuç alan insanların buluşma noktası. Her yeni CrossFitçi size antrenmanlarını, beslenme programını ve spor arkadaşlarını anlatıp duran birer reklam panosu gibi.


CrossFit’in yüksek yoğunluğu ve insanların sınırlarını zorlamak istemeleri, sakatlıkla ilgili kaygıları da beraberinde getiriyor. Örgütün tıpkı Gregg Glassman gibi kuralcılıktan ziyade kışkırtıcı olan gayri resmi maskotları Pukie the Clown ve Uncle Rhabdo da bu çılgınlığı besliyor. Bu durum, 2013 yılında Ohio State Üniversitesi araştırmacıları tarafından yapılan ve National Strength and Conditioning Association’da (NSCA) şaşaalı bir şekilde yayınlanan araştırmalarda, araştırma sözcülerinin CrossFit’in risk-fayda oranını “ekstrem” olarak tanımlamasıyla zirveye ulaştı.

Glassman ve ekibiyse bunun üzerine hileli verileri incelemeye koyuldu. NSCA’ya dava açarak onları CrossFit’in itibarını zedeleyecek bilim dışı veriler sunmakla suçladılar. Dava bir suikast gibi gözükse de, deliller gerçeği ortaya koydu. CrossFit davayı kazandı, araştırmanın şişirme bilgiler içerdiği ortaya çıktı, haberi yapan editör emekliye ayrıldı ve hâkim NSCA’yı yalan beyanda bulunmakla ve delil gizlemekle suçladı.

CrossFit’in popülaritesi ve sakatlık soruları göz önüne alındığında, konuyla ilgili herhangi bir çalışma yapılmış değil. Bilakis birçok araştırma CrossFit’in diğer kuvvet bazlı antrenmanlara oranla daha az tehlikeli olduğunu ortaya koyarken, koşu gibi birçok mücadele sporundan da daha güvenli olduğunu söylüyor. İngiltereli bilim insanları, CrossFit yaparak geçirilen 1000 saatteki sakatlık oranını 2,1 olarak açıklarken, bu değer eğlence için koşanlarda 8’e, acemi koşucularda ise 18’e ulaşıyor.

New Yorklu antrenör Doug Kechijian, “Yarışmak için CrossFit yapmanın genel fitness seviyesini artırmak için yapılan CrossFit’ten farklı olduğunu söyleyebiliriz,” diyor. CrossFit yarışmalarında belirli egzersizleri belirli ağırlıklarla yaparak elinizden gelenin tamamını verirsiniz. Genel fitness seviyenizi artırmak için yaptığınız çalışmalarda ise yapacağınız çalışmalar kabiliyetinize göre ayarlanır. Örneğin, 45 kiloluk bir halterle koparma yaptığınız zaman formunuz bozuluyorsa, ağırlığı azaltmanız, tekrar sayınızı düşürmeniz ya da hareketi benzer fakat daha az teknik gerektiren başka bir egzersizle değiştirmeniz gerekebilir.

10
Fit olmak powerlifter’lar için yerden ağır cisimleri kaldırmak, koşucular içinse daha çok mesafe kat etmek olduğunu söyleyen emekli deniz komandosu ve şimdiki Virginia kongre üyesi Scott Taylor, “İnsanlar kuvvetini, dayanıklılığını, esnekliğini ve hareket kalıplarını geliştirerek daha büyük işler çıkarabiliyor,” diyor.

Kechijian, birbirinden farklı harici uyarıcıların monotonluğu kırmanın da ötesinde fitness seviyenizdeki boşlukları doldurarak daha faydalı bir içsel adaptasyon yaratacağını söylüyor. Örnek vermek gerekirse uzun bir dayanıklılık antrenmanı kalp odalarınızın genişlemesine yol açarken, kısa ancak tüm gücünüzü verdiğiniz interval çalışmalar ise kalbinizin kasılma kuvvetini artırır. Bu kombinasyon da kalp hastalıklarına yakalanma riskinizi azaltır.

520 ve 5:20
Ahırın bulunduğu tepenin ötesine geçtiğinizde dört tekerli bir karavan tarafından bölünen, ineklerin ve hindilerin otladığı bir alan bulunuyor. Burası CrossFit dünyasının Hamburger Tepesi. Sporcular önceki yıllarda gerçekleşen CrossFit Games için bu alanda koşuşturuyordu. Daha sonraysa olimpik kaldırma egzersizleri yapabilmek adına ahırın yolunu tutuyorlardı.

Yarışma Ranch’in dışına taşmaya başlayınca önce Los Angeles’taki StubHub Center’a, sonra da Wisconsin’deki Alliant Energy Cen-ter’a taşındı. Tüm CrossFit tukunlarına açık olan oyunlar için elemelere katılanlar altı aylık bir süreçten geçiyor ve beş gün süren finallere katılacak 400 kişi belirleniyor.

CrossFit Games’i üç kez kazanmayı başaran Mat Fraser, 235 kg ile deadlift yapabiliyor, 1,6 kilometreyi 5 dakika 20 saniyede koşabiliyor ve kürek maratonunu 2:48:36’lık dereceyle tamamlayabiliyor. Rakamlar tek başına ele alındığında çok da çılgınca gözükmüyor. Fakat kendisini bir sedan araba olarak ele alsaydık tank çekebilen, drag yarışlarına katılabilen ve 100 kilometrede 4 litre bile benzin yakmayan bir model olduğunu söyleyebilirdik. CrossFit Games’te yedi kez boy gösteren Chris Spealler, “Oyunlarda 10 yıl önce hiç kimsenin aklına gelmeyecek şeyler yapılıyor,” diyor.

Yarışmalar fitness’taki yaratıcılığın bir tablosu ve emekli deniz komandosu ve CrossFit Games’in menajeri Dave Castro da bu tablonun Picasso’su. Castro, yarışmanın etaplarını oluştururken sanattan, matematikten, psikolojiden ve diğer spor disiplinlerinden ilham alıyor. Son olarak karmaşık tamsayılardan meydana gelen ve evrenin dokusunu oluşturan (çam kozalakları, fırtınalar, galaksiler ve şimdi de acımasız antrenmanlar) Fibonacci Dizisi’nden ilham alarak bir tekrar şeması yarattı. Kürek maratonunun da fikir babası olan Castro, “İnsanların saatlerce aynı zorlu şeyleri yaparak sabırlarını sınamalarını istedim,” diyor.

Şu anda karşımızda binlerce WOD olsa da, en ünlü olanları Glassman’ın ilerlemeyi ölçmek için geliştirdiği “kızları” Fran, Cindy ve Diane. Glassman, “Antrenmanlar sizi yerde sırtüstü yatmış bir vaziyette gökyüzüne doğru baktırıp az önce neler yaşadığınızı düşündürdüğü için kadın isimlerini layık gördüm,” diyor.

%26
Antrenman esnasında doktorlar ahırın 6 metrelik tavanına asılı duran jimnastik halkalarının etrafında bir daire oluşturdu. Aralarından bir kadın halkaları tutmuş bir şekilde asılı duruyordu. Halkaları kullanarak kendini yukarıya çekti, bir an durakladı ve dikey bir biçimde düşerek asılı durduğu pozisyona geri döndü. Kadın pullup ve dip’ten oluşan ve teknik bir egzersiz olan muscle-up’ı ilk kez yapmayı deniyordu.

İzleyenler arasından biri ona dirseklerini ve ellerini vücuduna yakın tutmasını söyledi. İkinci denemede göğsü elleri arasında yükseldi. Kollarını ve omuzlarını sıkı tutarak press hareketini yaptı. Vücudu halkların üzerinde yükselmeye başlamıştı.

Adeta Mesih’in gökyüzüne yükselişini izleyen doktorlar akıllarını kaybetti ve hepsi bir ağızdan bağırarak alkış tuttular.

Cigna tarafından yapılan bir araştırmaya göre, Amerikalıların neredeyse yarısı kendini yalnız hissediyor. Yalnız insanların yedi yıl içerisinde ölme ihtimalinin yüzde 26 olduğunu söyleyen Brigham Young Üniversitesi öncülüğünde yapılan bir diğer araştırmaysa, sosyal izolasyonun obezite kadar tehlikeli olduğunu söylüyor.

Aklınıza geleneksel spor salonlarını getirin. İnsanlar kulaklıkla dolaşır, göz temasından kaçınır ve set aralarında telefonlarıyla ilgilenirler. Şimdiyse bir CrossFit box’ını gözünüzün önüne getirin. Doktorların yaşadığını 15 binle çarpın. CrossFit box’larında 10, 15 ve hatta 50 kişinin katıldığı antrenmanlar yapılır. İnsanlar aynı antrenmanda birbirlerini destekler, kişisel rekorlar beyaz tahtaya yazılır ve ortalıkta ne bir kulaklık ne de telefon vardır. CrossFit üzerine çalışmayı seçen Harvard İlahiyat Fakültesi araştırmacısı Casperter Kuile, “CrossFit akımı, izole bir biçimde yapılan kuvvet antrenmanlarını toplumsal hâle getirmiş durumda,” diyor.

Bu durumun kendinizi gösterme ve sıkı çalışma anlamında işe yaradığını, ancak daha da derin etkileri olduğunu ifade eden Kuile, “Tecrit halde yaşamayı sevip, herhangi bir cemaate katılmayı reddeden insanlar, yaptığımız araştırmalara göre aradığı anlamı ve aidiyeti CrossFit box’larında bulabiliyor,” diyor. Kuile, “CrossFit box’larındaki toplum kendi vücutlarını değiştirme yolunda birbirine el uzatıyor,” diye ekliyor.

2’de 1
Amerika Birleşik Devletleri’nde her iki kişiden birinin en az bir kronik hastalığı var ve bu hastalıklardan dolayı yılda bir milyondan fazla ölüm gerçekleşiyor.

Sık sık bulunduğu tavşan deliğine dalan Glassman, “Bütün bunlar fazla karbonhidrat tüketimi ve hareket eksikliğinden kaynaklanıyor. Şeker büyük bir sorun,” diyor.

Glassman gıdayla ilgili fikirler geliştirmeye 90’lı yıllarda Venice’teki Gold’s Gym’de, birlikte çalıştığı bir antrenörün kendisine öğrencilerini aşırı hızlı bir biçimde zayıflattığını söylemesiyle başladı. Glassman, “O kadın beni bir kenara çekti ve öğrencilerinin karbonhidrat tüketimini kısıtladığını söyledi,” diyor. Glassman bu noktadan sonra eski bir MIT (Massachusetts Teknoloji Enstitüsü) araştırmacısı ve Zone Diyeti’nin yaratıcısı Barry Sears ile tanıştı. Bu buluşma Cross-Fit’in makrobesin prensibi olan 40/30/30’lık karbonhidrat, yağ ve protein tüketim oranlarının ortaya çıkmasını sağladı. Öte yandan Paleo Diyeti’nin kıvılcımları ise gıda bilimcisi Robb Wolf’un eski zamanlarda yapılan CrossFit Besin Seminerleri’nde yaptığı konuşmayla alevlendi.

Kalkın ve mümkün olduğunca sıkı antrenmanlar yapın. Kontrol edilmesi mümkün olmayan sekiz yaşındaki bir çocuk gibi tıka basa yemek yiyorsanız, denizin ortasında tek bir kürekle kalacağınızı söyleyen Glassman, “Et, sebze, tohum, kuruyemiş, bir miktar meyve ve biraz nişasta tüketin. Şekerden kaçın. Egzersizlerinizi destekleyecek fakat sizi yağlandırmayacak oranda beslenin,” diyor. İşte bu da Glassman’dan kulağa beslenme tüyosu gibi gelen başka bir fitness tanımı.

Yapılan birçok araştırma, özellikle işlenmemiş gıdalardan gelen karbonhidratın tabiatı gereği yağlanmaya yol açmadığını söylüyor. Beslenme uzmanları sorunun genellikle şeker kullanımıyla birlikte ortaya çıktığı konusunda görüş birliğine varıyor. Box’larla desteklenen bu tarz bir beslenme de yeni başlayanlar için ulaşılabilir bir yerde.

Louisianalı doktor ve CrossFit Medicus One’ın eş yöneticisi Tom Siskron, “Diyabet hastalarının geneli başta şeker olmak üzere çok fazla işlenmiş karbonhidrat tüketiyor,” diyor. Glassman’ın sistemiyse ıvır zıvırları bir kenara ayırarak besin değerleri yüksek, doğal ve besleyici gıdalar tüketilmesi gerektiğini söylüyor. Öte yandan Dr. Siskron, “Hastalarımdan bazıları bu tavsiyelere uyarak diyabet ve tansiyon problemlerinden kurtulabilmeyi başardı,” diyor. Yapılan çalışmalar beslenme programınızdan işlenmiş karbonhidratları çıkarmanın ve egzersiz yapmanın, bu anlayışa bağlı kaldığınız taktirde diyabetik sorunları tersine çevirebildiğini söylüyor. Kısacası CrossFit, basit beslenme planı, ölçeklenebilir antrenmanları, eğlenceli yapısı ve mevcut topluluğuyla her şeyi çok kolaylaştırabilir.

8x
Geleneksel İspanyol müziği icra eden bir tenor, akşamüzerinin tuzlu havasında Guadalajaralı grubun önünde “Ay, ay, ay. Canta y no llores” derken, seminer bitmiş ve insanlar Glassman’ın Monterey Bay manzaralı arka bahçesinde toplanmıştı bile. Farklı uzmanlık alanına sahip doktorlar, CrossFit tutkunları, CrossFit Games’e katılmış sporcular, özel kuvvetler cerrahları, bilim insanları, 70 kiloluk bir çoban köpeği ve tabii Meksikalı grup bahçede bir aradaydı.

Grupların arasında dolaşarak dikkatleri üzerine toplayan Glassman’ın gözleri parıltılı, zihni canlı, şiirsel ve yine komplocuydu. Belirli bilim örgütlerinin gazlı içecek şirketleri tarafından finanse edildiğini haykıran Glassman, “Ürettikleri sahte bilimle marjlar üzerinde olumlu etki yaratıyor ve düzenin dışındaki düşünce kalıplarına çıkmayı korkutucu gösteriyorlar,” diyor. CrossFit camiasında tatlandırıcılı ve karbonatlı içecekler için kullanılan terim olan “Big Soda” Glassman’ın daima en büyük düşmanıydı.

Glassman’ın ekibi, NSCA’yla olan hukuki mücadele sürecinde derneğin bazı araştırmalarının gazlı içecek endüstrisi tarafından finanse edildiğini keşfetti. Daha da derine indiklerindeyse diğer sağlık örgütlerinin de Big Soda’nın çeklerini bozdurduklarını gördüler. Boston Üniversitesi bilim insanları bu şekilde yapılan 96 farklı araştırma olduğunu doğrularken, yaptıkları bir diğer araştırmadaysa yiyecek ve içecek şirketleri tarafından finanse edilen araştırmaların, fon sağlayan şirketin lehinde veriler bulma olasılığının 4 ila 8 kat daha fazla olduğunu ortaya koydu. Örnek vermek gerekirse, Coca Cola’nın el altından desteklediği, şimdilerde dağılmış olan, kâr amacı gütmeyen, üniversite temelli Global Energy Balance Network kuruluşu, yeterince egzersiz yaptığınızda ne yediğinizin öneminin olmadığına dair açıklamalar yapmıştı. Ancak Harvardlı araştırmacılar, günde şekerle tatlandırılmış bir ya da iki içecek içmenin tip 2 diyabet riskini yüzde 27 oranında artırdığını söylüyor.

Big Soda’nın Glassman’ı CrossFit Health oluşumunu kurmaya mecbur bıraktığını söyleyen eski deniz komandosu Pat Sherwood, “Biriyle tartışmaya ihtiyacınız varsa, aradığınız kişi kesinlikle Greg’tir. Greg kavga etmeye bayılır ve asla pes etmez,” diyor. Glassman, içecek şirketleri tarafından üretilen bilimi, zamanında Big Tobacco’nun sigaranın ciğerlere verdiği zarar konusunda insanları şüpheye düşürmek için finanse ettiği araştırmalara benzetiyor. Glassman ayrıca gazlı içecek şirketlerinin parasıyla beslenen ve CDC ile Ulusal Sağlık Enstitüsü’nde çıkar uğruna tüzüğe aykırı hareket edenlerin isimlerini de toplum içinde açıklamaktan çekinmiyor. Son olarak California’da gazlı içeceklerin üzerine uyarı etiketi yapıştırılması için girişimlerde bulunan Glassman, yargı önünde başarısız olsa da mücadelesine devam ediyor.

CrossFit’in bir diğer gerçeğinin de milyonlarca sporcunun kronik hastalıklardan korunduğu epidemiyolojik bir devrim olduğunu söyleyen Glassman, “Çok fazla şeker tüketip squat yapamayacak hâle geldiyseniz, yerden bir şey alın, fırlatın, sıçrayın ve tırmanın. Kendinizi bitik hissedeceksiniz. Biz sizi iyileştirmek isteyenleriz,” diyor.

FITNESS

Men’s Health Egzersizi: The Juggler

-

Editör :

Karın bölgenizde yağlanma başladıysa The Juggler hareketi tam da ihtiyacınız olan şey.

 

Devamı

FITNESS

Steroid kullanmanın psikolojik ve fiziksel etkileri

Umut Doğan Yıldız

-

Steroid kültürü başını alıp giderken, kullanım sebepleri arasında yalnızca kas kütlesi kazanmak yer almıyor.

Gençliğin, dinçliğin ve erkeksiliğin arayışı içinde olan insanlar ilaçlara yüklenirken, bu işin sonunda ne olduğunu ve yaşanması muhtemel tüm riskleri mercek altına aldık.

Alec Wilson’ın biceps ölçüsü, en güçlü olduğu zamanda 45 cm civarında. İyi günündeyse 212 kg ile deadlift yapabiliyor ve bu bir aslanın ağırlığıyla eşit. Devasa yüklerle mücadele etmeden önce midesinden kaba bir hırıltı çıkararak vücudunu adrenalin üretimi için şokluyor. Bu kükremeyi herkes tanıyor ve Wilson’ın salona geldiğini anlıyorlar. 36 yaşındaki Wilson, profesyonel bir vücut geliştirme sporcusu olmasa da birkaç fen diplomasına sahip. Çalışma ofisi çoğu zaman laboratuvara dönüşüyor. Antrenmanlarıysa gitgide acımasız bir hale geliyor. Neredeyse her akşam, genç oğlu yatağa gittikten sonra mahallesindeki spor salonuna giderek ağırlık kaldırıyor ve diğer iri adamlarla sohbet ediyor. Genellikle bütün gece antrenman yapabileceği hissine kapılıyor. Yaptığı şey ağırlık kaldırmak, sohbet etmek, yine ağırlık kaldırmak, biraz daha sohbet etmek. Kovulana kadar spor salonunda kalabileceğini söyleyen Wilson, “Bir sonraki akşam tekrar giderek kaldığım yerden devam ederim,” diyor.

Wilson’la Birmingham’da bir barda tanıştığımızda, onun evinin yakınlarındaydık. Gözümün önündeki çelişki aniden kafama dank etti. 177 cm’lik uzun sayılamayacak boyuna karşın oldukça büyük duruyordu. Omuzları geniş, göğsü bir viski fıçısı gibi ve birçok açıdan beni küçük hissettirecek kadar iriydi. Pes perdeden konuştuğu zamanlarda kendisini anlamak zorlaşıyordu. Kendimizi ilk tanıttığımızda sağ elinin titrediğini fark etmiştim. Her zaman bu kadar büyük olmadığını söyleyen Wilson, birkaç yıl önce 212 kilogramlık rekoruna yaklaştığı bir dönemde sıkıntı yaşamıştı. Dört yıllık çalışmanın ardından gücü artmıyor ve bu duruma sinirleniyordu. Spor salonundayken diğer insanlarla teknikten ve beslenmeden konuşmayı seviyordu. Arkadaşlarıyla birlikte steroidlerden de bahsediyorlardı. Arkadaşları kullandıkları bileşiklerin içeriğini açıklamaya başladığında tıbbi dile benzer bir lisana kayıyor ve konuya vakıf olmayanlar için anlaşılması zor bir evre başlıyordu. Bileşenleri karıştırdıkları “istifleme” evresine dair deneyimlerini paylaşıyor ve birbirlerine sorular soruyorlardı. Bu sorular “Nasıl hissettin?”, “Ne tarz yan etkiler gördün?” ve “Neler fark etti?” tarzında sorulardı. Wilson bu özel konuşmanın bir parçası olmaktan gurur duyuyordu. Bu kültüre kendini adamanın hiç de kolay olmadığını ifade eden Wilson, “Saygınlık kazanmış olmanız gerekiyor. Sıranızı bekler, büyük adamlara öncelik tanır ve hiyerarşideki konumunuzu bilirseniz, yerinize yerleşirsiniz. Bu grubun içinde yer almam, kimliğimin bir parçası haline geldi,” diyor.

Wilson çok fazla direnmedi ve steroid kullanmaya karar verdi. Arkadaşından hormon terapilerinde kullanılan anabolik etkili testosteron enantat temin etti ve kimsenin onu tanımayacağı komşu şehirdeki bir klinikten şırınga aldı. Stokları tükenmeye başladığında ise Sırbistan’da internet üzerinden steroid siparişi verebileceği bir eczane buldu. Kısa zaman sonra diğer bileşenlerde de uzmanlaşarak, vücudunun alışmasını engellemek amacıyla aldığı dozu ufak ufak artırdı. Eklem ağrılarından kurtulabilmek içinse küçük dozlarda osteoporoz tedavisinde de kullanılan ve “deca” olarak bilinen nandrolon dekanoat kullanmaya başladı.

İlerleyen haftalarda kasları balon gibi şişmişti. Wilson, barda oturduğumuz sırada bana cep telefonundan birkaç fotoğraf gösterdi. Fotoğrafta mutfağının solgun ışığının altında duruyordu. Tıraşlı başının altında, sırt kaslarının nerede bittiğini ve boyun kaslarının nerede başladığını anlamak mümkün değildi.

Wilson’ın çalıştığı ağırlıklar artmıştı. Daha güçlü ve daha motive hissediyordu. Sabahları kendisine tüm gün boyunca yetebilecek bir enerjiyle uyanıyordu. Kısa zaman sonra kendine olan güveninin sadece spor salonunda değil, iş yerindeyken de arttığını fark etti. Sorunları daha kolay çözmeye başladığını söyleyen Wilson, “Kafamdaki düşünceler fazlasıyla berraklaşmıştı,” diyor.

Steroid kürleri genellikle 10 hafta sürüyor. Vücudun kendini kapatmamasını, yani doğal yoldan testosteron üretimini durdurmaması içinse post-cycle therapy (PCT) evresi uygulanarak vücudun organik işleyişinin korunması planlanıyor. Kürden çıkan kişiler cansızlıktan, cinsel performans düşüklüğünden ve derin bir depresyona sürüklenmekten şikâyetçi oldukları için PCT evresi zorlu geçiyor. Daha önce steroid kullanan biri bu evredeyken kendini küçük bir adam gibi hissettiğini söylemişti. Başka bir kullanıcı ise PCT sürecindeyken sadece tutunmak istediğini söylemişti. Libido düşüklüğü yaşayan bir başka kullanıcıyla konuştuğumda ise bana “Üç kadın karşınızda çırılçıplak haldeyken bir trambolinde zıplasa bile canınız sadece bir bardak çay ister,” demişti.

Benzer hikâyeler Wilson’ın da kulağına çalınmıştı ve steroidleri bırakma fikrinin dertli olduğunu düşünüyordu. Haliyle bırakamadı da. İlk kürünün dört yıl sürdüğünü ve bir tür fiziksel tahribata yol açtığını söyleyen Wilson, “Çünkü kuvvetiniz ve kas oranınız hızla artarken, tendonlarınız ve eklemleriniz buna ayak uyduramıyor,” diyor. Vücudu inşa ettiği kaslara destek çıkamayan Wilson’ın dizleri çelimsiz kaldı ve sağ omzunda hasar oluştu. Doktorunu ziyaret eden Wilson, “Doktor bana bu şekilde devam edersem çocuğumun büyüdüğünü göremeyeceğimi ve kalp krizi geçireceğimi söyledi,” diye anlatıyor.

Aslında Wilson, küre başlamadan önce de olası risklerin farkındaydı. Ben de ona kaygılı olmasına rağmen niçin ilaç kullandığını sordum. Bunu arada sırada, geçici bir düşünce olarak tanımlayan Wilson, “Büyük olasılıkla etkilerini bastırabileceğim hususunda biraz kibirli davrandım,” diyor. Wilson daha sonra deneyiminin derinliğini daha iyi ifade edebilecek bir ipucu verdi: “Bazı insanlar bara gider ve oradan asla çıkmaz. Ben de spor salonuna bu şekilde gidiyorum.”

Erkeklik Gücü

Steroidlerin 15-20 yıl kadar önce yalnızca ağırlık kaldırma yarışmalarıyla ilişkili olduğu düşünülüyordu. İlaç kullanan kişiler konuya hâkim olmayanlar için büyük, atılgan ve çabuk öfkelenen insanlardı. Sadakatli bir baba ya da oldum olası iyi niyetli bir insan olmanızın bile bir önemi olmazdı. Sosyal etiketlerden kaçamazdınız: İlaç basanlardandınız.

İlaçlar artık sadece bu büyük adamlar tarafından kullanılmıyor. Yaklaşık bir milyon Britanyalının steroidi iğne ya da yutma yoluyla aldığı tahmin edilirken, birçok uzman bu rakamın çok daha fazla olduğuna inanıyor. Kullanıcıların çoğu sağlık uzmanlarıyla etkileşime girmekten kaçınırken, vücutları arıza vermeye başladığında bile inatlarına devam ediyorlar. Bu noktada araştırmacıların gerçek kullanıcı figürünü belirlemeye dair umutları da aldatıcı bir sorunla çakışıyor. Çünkü kendine dair bilgi vermeyen insanlar hakkında bilgi sahibi olmanız mümkün olmayabilir.

Kullanıcıların birçoğu, toplum tarafından nispeten sıradan görünen insanlar. Bu salgını avukatlarda, bankacılarda, polislerde, öğrencilerde ve hatta verilere göre papazlarda bile görebilirsiniz. Steroidler toplantı odalarından kiliselere, mahkeme salonlarından üniversite amfilerine kadar hayatımızın her alanına girmiş durumda.

Steroid kullanımını artmakta olan bir sorun olarak tanımlayan Galler’in kamu sağlığı idaresi başkanı Dr. Frank Atherton, konuştuğum diğer sağlık uzmanları gibi bu sorunun estetik kaygılar nedeniyle büyüdüğünü düşünüyor. Fakat birçok durumda, başı çeken etken motivasyon. Yaşlı kullanıcılar testosteronun giydikleri tişörtü doldurmasından ziyade enerjileri seviyelerini yenilemesiyle ilgileniyor. Orta yaştaki erkekler daha çok eklem ağrılarından ve göbeklenmekten şikâyetçi olurken, vücutlarının doğal olarak azalan seviyesine karşı çözümü sentetik testosteronda arıyor. Bunu da ayna karşısında güzel gözükmek için değil, gençlik hissiyatını yeniden hissetmek için yapıyorlar.

Gençlerde ise durum, ebeveynlerinin de belirteceği üzere daha karmaşık. Genel teorilere baktığınız zaman steroid kullanımının Instagram ve Snapchat gibi sosyal medya deneyimleriyle alakalı olduğunu söyleyen Birmingham Üniversitesi spor bilimi araştırmacısı Tony Knox, “Çocuklar gösteriş yapma arzusu içindeler. Fakat olay bundan daha derin. Birçok genç erkek tehdit altında. Çünkü hayattaki yollarını bulmuş değiller,” diyor.

Knox geçtiğimiz 10 yılın büyük bir bölümünü steroid kullanımı ve steroidlerin zararları üzerine araştırmalar yaparak geçirdi. Ülkesindeki spor salonlarından tanıştığı kullanıcılarla konuştu, antrenman yapan biri gibi iri olduğu için güvenlerini de kazandı.

Günümüzde çok fazla cinsiyet varyasyonu olduğu için çocukların kendini nerede konumlayacağını bilmediğini söyleyen Knox, “Kendilerini saçmalık derecesinde maskülen bir kalıba yerleştiriyorlar. Ben çocukken cinsel belirsizlikler yoktu. Kendinizi belirli bir cinsel kimlikten gibi görünmek zorunda hissetmezdiniz. Ancak günümüzdeki çocuklar için bu durum kolay değil. Kendilerini bir erkek olarak tanımlamaları zorlaştı. Steroidlere bulaşma sebeplerinden biri de bu,” diyor.

Ertesi gün Knox, beni çalışmalarını sürdürdüğü spor salonlarından birine götürdü. Bir zamanlar iş yeri olan iki katlı bu salonun duvarlarında tesisin en kaslı üyelerinin dev resimleri vardı. Alanın büyük bir bölümü serbest ağırlıklardan ve direnç makinelerinden oluşuyordu. Koşu bantlarına ayrılan küçük alan ise büyük oranda boştu.

Knox beni zamanında steroid kullanmış, fakat 10 yılı aşkın süredir ilaç almayan kişisel çalıştırıcı arkadaşıyla tanıştırdı. Deneyimlerini anlatmasını rica ettiğimde bana, “Kendini kuvvetli hissediyorsun,” dedi ve ekledi: “Kafanı daha yükseğe kaldırabileceğini hissedersin. Hiç durmadan sevişebileceğini düşünürsün. Fakat başarıya ulaştığında, daha az erkeksi hissedersin.”

Doğayla Savaş

Erkekler binlerce yıldır kendini daha erkeksi hissetmeye çalışıyor. Antik Yunan’da sporcular, olimpiyat oyunlarından önce küçükbaş hayvanların testislerini yiyerek testosteronu direkt olarak mideye indirirdi. Bu dönemde kuvvetin önemi oldukça fazlaydı. Antik dönemdeki oyunlar gaddarcaydı ve yarışmacılardan bazıları arenayı canlı halde terk edemezdi.

İlk sentetik testosteron serisi 1935 yılında üretildi ve bilim adına büyük bir buluştu. Kısa bir süre sonra sporculara da enjekte edilmeye başlanan bu hormon, ilk önce Rusya, ardından da Amerika’da kullanılmaya başlandı. İki ülke arasında atletizm alanında yaşanan güçlenme yarışı, politik gerilim nedeniyle simgesel hale geldi. Olay kim daha hızlı koşabilir, kim daha ağırını kaldırabilir ve kim daha uzağa fırlatabilir meselesine dönüştü. Steroidler, 1970 yılında performans artırıcı ilaçlar profesyonel sporlarda yasaklanıncaya dek birçok kişi tarafından öğrenilmişti. Amatör sporcular testosteron depolamaya başladı ve spor salonlarını istila etti. Şu an içinde bulunduğumuz durum da tam olarak bu.

Cameron Jeffrey, İskoçya’nın batı kıyılarında bir steroid kliniği işletiyor. Kırklı yaşlarında devasa bir fiziğe sahip olan Jeffrey, 10 yıl boyunca streoid kullanıcılarıyla çalıştı. Daha sonra yaşadığı bölgeden uzak olmayan bir yere kendi kliniğini açtı ve danışmanlık yaptığı kişilerin güvenini kaybetmemek için benden bu yazıda farklı bir isim kullanmamı istedi.

Kliniği ilk etapta gayri resmî olarak açtığını söyleyen Jeffrey, burayı yarı sağlık, yarı sosyalleşme merkezi olarak düşünmüştü. Kullanıcılar burada bir yandan rehberlik hizmeti alırken, diğer yandan da kahvelerini içip sohbet edeceklerdi. Birçok kişi binanın arka tarafındaki penceresiz, steril ortamda çalışan Jeffrey’den kendisine enjeksiyon yapmasını istiyordu. Kullanıcıların buraya çok sık gelip gittiğini duymuştum. Jeffrey de bana gün boyunca birçok kişinin gelip gittiğini söyledi.

Oraya ulaştığımda Jeffrey ve 20’li yaşlardaki birkaç adam karşılıklı oturmuş kahkaha atıyorlardı. Çok zaman geçmeden Jeffrey, bu adamlardan biriyle arka tarafa geçti ve ona 500mg’lık testosteron hazırladı. İşleri bittiğinde genç adam hızlıca çıkıp gitti ve Jeffrey benimle tanışmak için ortak kullanım alanına geldi.

Koca gencin sürekli olarak daha fazlasını istediğini belirten Jeffrey, “Ona durması gerektiğini söylesem de hiçbir işe yaramıyor. Yaptığı anlamsız çünkü vücudunun alım kapasitesi de bir yere kadar. İnsanlar bu şekilde davranarak daha fazla kazanım sağlayacaklarını düşünüyorlar fakat ne yaptıklarından bihaberler. Zararın ne kadar büyük olabileceğini kestiremiyorlar,” diyor.

Yaşlanmayan Vücutlar

Kendisiyle konuştuğumda yaptığı en önemli işlerden birinin bilgi yaymak olduğunu söyleyen Dr. Atherton, “İnsanlar bu tarz işlere giriştiğinde gözleri tamamen açık olmalı,” demişti. Streoidlerin felç, kalp krizi ve kısırlık gibi yan etkilerini duyduğumu hatırladığım sırada, Atherton devam etti: “Gereğince bilgilendirilmiş ve steroidlerin riskleri konusunda fikir sahibi olan kişilerin vücut görünüşlerini kimyasal takviyeler kullanmak yerine sıkı çalışarak geliştirmek isteyeceklerine inanıyorum.”

Aynı şekilde Jeffrey de yaptığı işin bir çeşit danışmanlık olduğunu biliyor. Bu tip işlerde insanların güvenini kazandığınızda sizden başka bir yere gitmek istemezler. Bu tarz kliniklerin kiliselerde bulunan günah çıkarma odasına benzediğini belirten Jeffrey, “Eşleriyle ve arkadaşlarıyla konuşamadıkları için buraya gelip hayat hikâyelerini anlatır, içlerini dökerler,” diyor.

Yirmi dakika sonra yaşlı bir adam kliniğin kapısından içeriye girdi ve otomata doğru yönelerek kendine bir bardak kahve yaptı. Yaşlı adamı sıcak bir şekilde karşılayan Jeffrey, kısa bir süre sonra onunla birlikte kliniğin arka tarafına gitti. Jeffrey benden adamın kaç yaşında olduğunu tahmin etmemi istedi. 60 dediğimde, “Daha yukarı” dedi. 65 dediğimde ise bir daha denememi söyledi. Kendimden emin olmadan 70 dediğimde ise “80’e daha yakın. Uyuşukluktan şikâyetçiydi. Kilo almıştı ve köpeğini gezdirmek için bile olsa evinden çıkmıyordu,” diye anlattı. Bu durumun birkaç yıl önce olduğunu öğrendim. Jeffrey adama kan testi yaptığını ve testosteron seviyesinin mevcut yaşına göre bile çok düşük seviyelerde olduğunu öğrendiklerini söyledi. Adamın o tarihten bu yana 10 günde bir kliniğe geldiğini ifade eden Jeffrey, “Bir de şimdiki haline bak!” diyor.

Jeffrey’e göre yaşlı adamların çoğu steroid kullanıyordu ve kendisine niçin böyle düşündüğünü sordum. Jeffrey, “Bir zamanlar biraz göbekli olmanız, yıllara meydan okuyor olmanızı engellemezdi,” diyor ve ekliyor: “Ancak kültür değişime uğradı. Artık daha uzun yaşıyoruz ve uzun yaşamanın yanında güzel yaşamak istiyoruz. Ne yiyeceğimizi ve nasıl antrenman yapacağımızı öğrendik. Artık botoks diye bir şey var. Göğüslerine silikon taktıran insanlar var. Streoidler de bu işin bir parçası,” diyor.

Kliniği terk etmeden önce, içeriye uzun bir adam girdi ve sandalyelerden birine çöküverdi. Jeffrey aynı tarafa doğru yönelerek adamı dikkatlice süzdü. Adama büyük gözüktüğünü söyledi ve bunu iyi anlamda dediğini belirtti. Adamın suratına koca bir gülümseme yayıldı. Jeffrey’nin anlattığına göre yakın zamanda eşinden ayrılan adam, kafasını dağıtabilmek için antrenmanlara yüklenmişti. İkili, adamın aldığı maddenin yararı konusunda fikir çatışması yaşıyordu. Adam her ne kadar daha fazlasını istese de Jeffrey tedbiri elden bırakmadı ve nihayetinde kazanan taraf oldu.

Kontrolü Geri Kazanmak

Nisan ayında bir gün, tanışmamızın ardından çok süre geçmeden Alec Wilson’ı aradım. Jeffrey’nin kliniğinde gördüğüm son adam bana Wilson’ın söylediklerini hatırlatmıştı. Wilson bana steroid kullanımına neden olan motivasyonun sadece görünüm ve kuvvetle değil, daha ziyade bir çeşit kişisel iradeyle ilgili olduğunu anlatmıştı.

Wilson dört yıllık kürüne başlamadan önce, evliliğinin kötüye gittiğini ve depresyona sürüklendiğini fark etmişti. Genellikle dingin ve durağan olan ruh hali karanlık bir hal almaya başlamıştı. Telefondayken bana “Kimliğimde kırılmalar yaşadım. Çalışmaya, bir şeyler yapmaya, sevilen bir koca ve baba olmaya daha fazla devam edemeyeceğimi düşündüm. Bu noktada kontrol altına alabileceğim tek şeyin vücudum olduğunu düşündüm,” dedi.

Diğer steroid kullanıcıları da kişisel dizginlenme, kendine hâkim olma, görünümünü değiştirebilme, dünyanın etraflarından açıklanamaz şekilde kaydığı düşüncesi konularında benzer şeyler anlatmıştı. Bazı zamanlarda yaptığı şeyin doğru olduğunu hissettiğini ifade eden Wilson, “Yaptığım şeylerden pişman olmadım çünkü kimliğimin bir bölümünü geri almama yardımcı oldu,” diyor. Wilson, eşiyle evliliğini bitirmiş olsa da hala arkadaşlar ve oğullarıyla da birlikte iyi bir ilişki içindeler.

Konuşmamızın sonlarına doğru yeniden steroid kullanıp kullanmayacağını sordum. “Kullanırdım,” demekte gecikmedi. “Bunun sana faydası ne olacak?” dediğimde ise “Enerji seviyemi yükseltecek. Takdir edersin ki 42 yaşındayım ve bazı günler zorlayıcı olabiliyor,” şeklinde konuştu.

Devamı

FITNESS

25 Nisan Perşembe TV’de hangi maçlar var?

Umut Doğan Yıldız

-

Bugün 25 Nisan Perşembe. İşte bugünün maçları ve spor programları.

10:00 A Spor – Dünyadan Futbol

11:00 A Spor – Spor Ajansı

11:00 TRT Spor – Spor Manşet

15:00 A Spor – Türkiye’nin Kupası

16:40 TRT Spor – Gündem Futbol

19:00 TRT Spor – 1. Lig Gündemi

20:00 A Spor – Yeni Malatyaspor – Galatasaray (Ziraat Türkiye Kupası) (CANLI)

20:30 beIN Sports 2 – Sevilla – Rayo Vallecano (CANLI)

21:30 beIN Max 2 – Real Sociedad – Villarreal (CANLI)

21:45 TRT Spor – Atalanta – Fiorentina (İtalya Kupası) (CANLI)

22:30 beIN Sports 1 – Getafe – Real Madrid (CANLI)

Devamı

Popüler

 

www.pilioo.com