Bizi Takip Edin

SAĞLIK

ALS hastalığı nedir?

-

 

ALS ya da Amyotrofik Lateral Skleroz, dünyada her geçen gün yeni bir ünlüde rastlandığı için kamuoyunda tedirginlik yaratan, neden kaynaklandığı tam olarak bilinmeyen ve tedavisi de bulunmayan bir hastalık.

ALS, sık rastlanan bir hastalık değil. O yüzden de ALS’yi bu hastalığa yakalanmış hatta bu hastalık yüzünden hayatını kaybetmiş ünlülerle birlikte anmak gibi bir gelenek var. Örneğin ABD’de, sadece New York Yankees’i değil bütün ülkeyi derinden etkilemiş beyzbolcu Lou Gehrig’in hastalığı olarak biliniyor. Ünlü İngiliz fizikçi ve evrenbilimci Stephen Hawking hastalığa hâlâ direnen isimlerden. Doktorların teşhis koyduktan sonra “3-5 yıl daha yaşar” dediği ve hastalığa yaklaşık 30 yıldır direnen rock gitaristi Jason Becker ise ALS’nin müzik âleminde bilinmesini sağlayan isim. İngiliz oyuncu David Niven ve Çin’in 1973’te ölen lideri, Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurucusu Mao Zedong da ALS’ye teslim olmuş isimlerden. Bizde daha çok “Fenerbahçeli Milli Futbolcu Sedat Balkanlı’nın hastalığı” olarak tanınan ALS, gerçekte bir sinir sistemi hastalığı ve açılımı da Amyotrofik Lateral Skleroz. Omurilikte kasları besleyen sinirlerin bulunduğu bölgeyi etkileyen hastalık, bu bölgede sağlıklı sinirler yerine sertleşmiş veya hasarlı doku gelişimine sebep oluyor. Bunun sonucunda da kaslar beslenemiyor ve git gide zayıflayıp küçülüyor. Hastalığın beyindeki ve omurilikteki motor nöronlara zarar vermesiyle nefes almak, yürümek ve su içmek için bir bardağa uzanmak gibi gündelik hareketler bile zorlaşıyor. Hastalık yüzünden hasta günden güne ilerleyen bir felçle karşı karşıya kalıyor. Hastalık motor nöronları yok ederek beynin kaslarla iletişimini bozuyor ve kaslar da çalışamaz hale geliyor. Hastalığın ileri evrelerinde bile ALS hastası görme, işitme, duyma, koku alma ve dokunma hislerini kaybetmiyor. Hastalık, duyuları ileten sinirleri de etkilemiyor ancak hastalarda nadiren beynin düşünme, anımsama ve öğrenme ile ilgili bölümleri de etkilenebiliyor. ALS’ye genellikle 40-70 yaşlar arasında rastlanıyor ve hastalık çocukluk çağında ortaya çıkmıyor. Her yıl 100 bin kişiden 2’sinde ortaya çıkan ALS bulaşıcı bir hastalık da değil.

ALS Nasıl Teşhis Edilir?

ALS her hastada aynı şekilde başlayıp ilerlemez ve belirtiler de hastalığın seyri de hastadan hastaya farklılık gösterebilir. Genellikle ilk belirtiler kol ve bacak kaslarında güçsüzlüktür. Sık sık düşmek, ayağı takılmak, eşyaları elinden düşürmek, konuşma güçlüğü, kaslara kramp girmesi de diğer belirtiler arasındadır. Hastalık ilerledikçe yemek yemek, yutkunmak ve hatta nefes almak da zorlaşmaya başlar. Hastalığın teşhisi için kas ya da sinir biyopsisi gerekebilir.

Ve kötü haber: ALS’nin şu an için bilinen bir önleyici ya da iyileştirici tedavisi yok! Belirtileri kontrol altına almak ve yavaşlatmak için çeşitli ilaç tedavileri ve fizik tedaviler uygulansa da “hastalanmadan önceki haline dönen” bir ALS hastasına rastlamak mümkün değil.

ALS hastalarına genellikle 3-5 yıl arasında ömür biçiliyor ama hastaların % 10’unun 10 yıldan fazla bir süre hayatta kaldığı da bilinen bir gerçek. Örneğin İngiliz fizikçi ve evrenbilimci Stephen Hawking 21 yaşında ALS hastalığına yakalanmış ve 50 yılı aşkın bir süredir de bu hastalıkla birlikte yaşıyor!

ALS Hastalığının Nedenleri

ALS’ye yakalanmış kişilerin çoğunda hastalığın nedeni bilinmiyor. Bazı hastalarda genetik faktörler ön planda olsa da genetik sebeplerden ALS’ye yakalanmış hasta sayısının hayli düşük olduğunu da belirtmek gerekir. Öte yandan gen mutasyonu, beyinde meydana gelen kimyasal dengesizlik ya da bağışıklık sistemindeki sorunların da ALS’ye yol açtığı tahmin ediliyor. Sigara kullananlar, tarım ilaçlarına ve iş yerinde kurşun, civa gibi ağır metallere maruz kalanlar ise ALS ile ilgili yüksek risk grubunda bulunuyor. Yine çevresel toksinlerin, travma, viral enfeksiyonlar, otoimmünite, vitamin eksikliği ve hormonal bozuklukların da ALS’ye sebep olabileceği belirtiliyor.

ALS, erkeklerde daha sık görülüyor. Başlangıç belirtileri hafif olduğu için de çoğu zaman fark edilmiyor ya da başka hastalıklarla karıştırılıyor. Özellikle kol ve bacaklarda kas güçsüzlüğüyle kendini gösteren hastalık zamanla konuşma, çiğneme ve nefes almayı zorlaştırıyor; yutma bozuluyor ve ağızda biriken tükürük de konuşmayı güçleştiriyor. Kaslar sinirler tarafından uyarılmadığı için yapısı bozuluyor ve iş görmez hale geliyorlar. Kol ve bacaklar da zaman içinde incelmeye başlıyor. El ve ayak kaslarında seğirmeler ve bu kaslara giren kramplar hastanın normali haline geliyor. Dolayısıyla kişi kol ve bacaklarını gerektiği gibi kullanamıyor, kontrol dışı gülme ve ağlama krizlerine tutuluyor.

Hastadan hastaya görülen farklılıklar ise şöyle özetlenebilir: Kimi hasta halının saçaklarına takılmaya, tökezlemeye başlıyor, kimi de eşyaları kaldırmakta zorlanıyor. Bazı hastalar konuşurken kelimeleri yuvarlamaya başlıyor. Tıpkı duyular gibi boşaltım işlevleri ve cinsel işlevler de hastalıktan etkilenmiyor. Kalp kası zarar görmüyor, göz kası ise genellikle ya en son etkileniyor ya da hiç etkilenmiyor. Hastalık zihin becerilerini etkilemiyor. Hastalığın ortalama başlangıç yaşı 55 ancak çok genç yaşta da çok ileri yaşta da ortaya çıktığı görülüyor. Tüm dünyada ALS (Amyotrofik Lateral Skleroz) ve Motor Nöron Hastalığı genellikle aynı anlamda kullanılıyor. Hastalar iyi bir tıbbi ve sosyal destekle 20 yıldan fazla yaşayabiliyor. Bunun dışında hastalığındaki ilerleme duran, şikâyetleri tamamen geçen ALS hastaları da var. Hastaların yaklaşık yüzde 10’unda ALS ve demans bir arada görülebiliyor. ALS’nin henüz kesin bir tedavisi olmadığını söylemiştik. Buna karşın yeni ilaçlar üzerine yoğun çalışmalar da sürüyor. Rehabilitasyon aşamasının olmazsa olmazı ise hastanın mümkün olduğunca rahat ettirilmesi, normal yaşamını sürdürmesini sağlayacak tedbirlerin alınması… Ayrıca rehabilitasyon imkânları da hasta ihtiyaçları doğrultusunda farklılık gösterebiliyor.

Continue Reading
Advertisement

SAĞLIK

Başarısızlığı kabullenememek size ne yapar?

-

Başarısızlığı kabullenmek ya da kabullenememek size ne yapar? Hayatınızdaki etkisi nedir? Beraber inceleyelim.

Suikastından iki yıl önce, Robert Kennedy ırkçılık hareketleri esnasında (apartheid) Güney Afrika’yı ziyaret etti ve Cape Town Üniversitesinde bir konuşma yaptı. New York senatörü, “Ne zaman bir insan inandığı bir idealin arkasında dursa veya başkalarının da hakkını gözetmek için harekete geçse… o kişi küçük bir umut dalgası oluşturur,” dedi. Bu konuşma, Jim Crow yasalarının Amerika’yı böldüğü ve Nelson Mandela’nın terörist kabul edildiği zamanlarda hala tartışmalı bir konu olan ırkçılığın adaletsizliğine karşı bir yakarıştı. Kennedy siyasal olarak büyük bir tepki çekmeyi göze almıştı fakat 1966 yılının o sıcak haziran akşamında da söylediği gibi, “Sadece çok başarısız olmaya cesaret edenler çok büyük işler başarabilir.”

Başarısızlıktan korkmak

Başarısızlıktan korkuyoruz ve bunun için haklı sebeplerimiz var. Çok hata yaparsanız insanlar sizin dikkatsiz, beceriksiz ya da sadece aptal olduğunuzu düşünebilir. Yakın zamanda yapılan bir araştırma* bu durumdan kaçınmayı giderek daha çok önemsediğimizi gösterdi: 1989 ve 2016 yılları arasında, başkalarının beklentilerine göre yaşama isteği üçte bir oranında arttı. Çalışmanın yazarları, sosyal medya ve usanmak bilmeyen rekabetçi toplumun körüklediği mükemmeliyetçi davranışların “mantıksız isteklere” yol açtığı konusunda uyarıyor. Mükemmele ulaşmaya çalışmak sizi sonunda daha mutlu ya da sağlıklı yapmıyor; aslında, bunun tam tersine daha çok rastlanıyor. Bir başka çalışma, mükemmeliyetçilik puanları daha yüksek olan kişilerin “önemli ölçüde” daha yüksek ölüm riski** taşıdığını buldu çünkü bu özellik beden algı bozukluğu ve depresyonla ilişkilendiriliyor.

Başarısızlığı kabullenmek

Başarısızlığı kabullenmeyi söylemesi tabii ki yapmasından daha kolay. Ancak beyninizi bu korkuyu aslında bir heyecanmış gibi algılaması konusunda kandırırsanız, bunu yapmak mümkün. Cosmopolitan’ın editörü ve Discomfort Zone’un yazarı Farrah Storr, “Hızlı çarpan bir kalbi, terleyen elleri ve kurumuş bir ağzı korku işaretleri olarak algılıyoruz ancak heyecanlandığımızda da aynı semptomları deneyimliyoruz,” diyor. “Eğer bu semptomları bir meydan okuma işareti olarak algılarsanız, ciğerleriniz genişler, oksijen vücudunuzda daha rahat dolaşır ve siz de daha açık kararlar verirsiniz.” Bu strateji, 2014 yılında gerçekleştirilen ve kendinize “Heyecanlan!” diyerek zihinsel değişimi yakalamanızı öneren bir Harvard çalışması tarafından onaylandı.

Kimse mükemmel değildir. Bazen başarısız olacağınızı kabullenirseniz, genel kanının aksine belki de umut dalgaları yaymak konusunda daha mutlu, güvenli ve özgür olursunuz.

Devamı

SAĞLIK

Kolajen protein nedir?

-

Antrenman partneriniz kolajen protein kullanıyor. Siz de whey protein kullanıyorsunuz. İşte merak ettiğiniz soru: Kolajen protein nedir?

İşte besinler konusunda bir revizyon daha. Cildin yaşlanmasını engelleyen ürünlerin reklamlarından bildiğimiz bu protein, şimdilerde fitness için de bir takviye gıda olarak görülüyor.

Kolajen proteinleri de yüzünüze sürmeniz değil, diğer proteinler gibi içerek tüketmeniz gerekiyor. Kolajen proteinlerin, kreatinin yapı taşlarından biri olan glisin nedeniyle faydalı olduğu söylense de, Examine şirketinin gıda analisti Kurtis Frank’in bu konuya dair şüpheleri var.

Birçok proteinin bol miktarda glisin içerdiğini ifade eden Frank, “Kolajeni benzersiz göstermek de bu nedenle bana satış taktiği gibi geliyor,” diyor.Bununla birlikte kolajenin enflamasyonları önleyici etkisi vardır ve eklemlerinize dair sorunlarınız varsa ağrılarınızı hafifletebilir. Günlük kullanım konusunda ise Frank, “Proteinlerin diğer formlarına göre çok fazla glisin ve çok az glutamin içerir,” diyor.

Devamı

SAĞLIK

Bir HIV hastası daha tedavi edildi

-

Bilim insanları ilk tedavi edilen hastanın mucize eseri iyileşmediğini ve HIV’in tedavisinin mümkün olduğunu kanıtladı.

HIV / AIDS tedavi ediliyor mu?

Yakın zamanda yayımlanan bir araştırmaya göre, otuz yıl önce keşfedilen ve AIDS’e sebep olan bu virüse sahip bir hasta daha tedavi edildi. HIV’in ilk tedavi edilişinden bu yana 10 yıldan fazla süre geçti. Her iki hastaya da kanser tedavisinin yanında mutasyona uğramış, HIV’e dirençli proteinler nakledildi. Yıllar süren çalışmaların ardından ikinci kez bir hastanın tedavi edilmesiyle beraber bilim insanları zor olsa da HIV’in tedavisinin mümkün olduğunu, ilk hastanın bir mucize olmadığını ortaya koydular.

Türkiye’de HIV virüsü hakkında bilgi almak için tıklayınız!

 “Londralı Hasta” lakaplı hastaya HIV teşhisi 2003’te konuldu. Hasta, 2012’den beri güncel standart antiretroviral  (uzun süreli etki eden virüslere karşı olan) tedaviyi alıyordu. Hastaya daha sonra bir lenf sistemi kanseri olan Hodgkin Lenfoma teşhisi kondu. Londralı Hasta, akabinde kemik iliği nakli ve kemoterapi tedavisi gördü.

Nakil, CCR5 proteininin mutasyona uğratılmış bir versiyonunun hastanın vücuduna enjekte edilmesiyle gerçekleştirildi. HIV virüsü normalde bağışıklık hücrelerinin yüzeyinde bulunan proteinlere ​​yapışarak vücuda yayılır. Ancak bu özellikli bir mutasyon virüsün hücrelere saldırmasını önlüyor. Kemoterapi ise HIV hücrelerinin çoğalmasını engelliyor. Böylece virüs tarafından enfekte edilen hücre sayısını da azalıyor. Bağışıklık hücrelerini HIV’e dirençli versiyonlarla değiştirmek, araştırmacıların enfeksiyonu iyileştirmek için bir yol yarattığını gösteriyor.

12 yıl önce “Berlin hastası” ile yaşanan da tam olarak buydu. Aynı şekilde ona da kemik iliği ve mutasyona uğramış CCR5 proteinleri nakledildi fakat hasta neredeyse ameliyat sırasında komplikasyonlar ve bağışıklık baskılayan ilaçlar nedeniyle hayatını kaybediyordu. Araştırmacılar virüsün gerilemesinin sebebinin hastanın vücudunun yaşadığı sarsılma olup olmadığı konusunda kararsız kalmışlardı.

University College London’daki araştırma grubunun başındaki virolog Dr. Ravindra Gupta, The New York Times’a verdiği demeçte, “ Herkes HIV’i tedavisi olabilmek için neredeyse ölmek gerektiğini sanıyordu fakat belki de gerekmiyordur,” diyor.

Bu başarılı ikinci tedaviden sonra bilim adamları gelecekteki uzun vadeli tedaviler için umutlu. Tedavide yapılan iki nakil yerine tek nakil ve daha düşük yoğunlukta kemoterapi gibi değişiklikler Londra Hastasının tedavi sürecini daha az ağrılı kıldı.

HIV enfeksiyonu sorunu çözülüyor mu?

Ancak bu durum, kemik iliği naklinin ve kemoterapinin HIV enfeksiyonunun standart tedavisi olacağı anlamına gelmiyor. Zira kemoterapi oldukça toksik bir işlem ve hastanın vücudunun nakledilen kemik iliğini reddetme ihtimali var. Araştırmalar, CCR5 protein mutasyonuna yönelik geliştirilen stratejilerin virüsün HIV-1 versiyonuyla enfekte olmuş kişiler için tedavi olabileceğini gösteriyor. HIV’nin başka bir türü olan X4, başka türdeki proteinlere tutunarak kişiye bulaşıyor.

Bundan böyle önemli olan, bu yeni keşfin nasıl kullanılacağı. Gen terapisi, CCR5 proteinini hedef alarak proteini mutasyona uğramış proteinlerle değiştirebilir fakat başarılı bile olunsa bu ihtimalin gerçekleşmesi için epey zaman var.

Yine de bu başarılı HIV tedavisi araştırmacılara ve hastalara umut oluyor.

Kaliforniya Üniversitesi’nde Doçent Doktor Timothy Henrich, CNN’e verdiği umut dolu demeçte, “Umudum var. Bence HIV virüsüne dair büyük kitlelere uygulanabilecek güvenli bir tedavi mümkün fakat daha çok çalışmamız gerekiyor” şeklinde konuşuyor.

Devamı

Popüler

 

www.pilioo.com