Bizi Takip Edin

SAĞLIK

ALERJİLERİ KAPI DIŞARI EDİN

Avatar

-

 

Akan burnunuzu, hapşırık nöbetlerini ve hırıltıları durdurabilmeniz için alerjiyle ilgili gerçekleri açığa çıkardık.

Alerjinin tanımını bulmak için internetteki tüm doktor sitelerini karıştırmanız gerekmiyor. Burnunuzu çekip durmanızın sebebi basit. Bağışıklık sisteminiz yabancı bir maddeyle karşılaşıyor. Diyelim ki bu, polen olsun. Onu tehdit olarak algılıyor. Ki aslında öyle değil. Hemen karşı saldırı düzenliyor. Savaşın belirtisi şakır şakır akan bir burun ve kaşınıp duran gözler oluyor. Sizin için de bu tanım doğru, değil mi? Aslında alerjiler hakkındaki tek bilinen de bu kadar. ABD’deki Weill Cornell Medical College’ta kulak, burun, boğaz uzmanı Dr. William Reisacher, “Çoğu kişi yıllardır çeşitli alerjilerden muzdarip. Alerjinin, çözümsüz bir problem olduğunu düşündüklerinden, doktorlarına anlatmıyorlar bile” diyor. Rahat bir nefes alma zamanı geldi. Zira alerjiler hakkındaki tüm gerçekleri ve havadan gelen düşmanları pusuya düşürmenin yollarını ortaya çıkardık.

Alerji vakaları had safhada çünkü hayatlarımızı fazla sterilize ettik.

Muhtemelen doğru. Ancak hemen cadı avına çıkıp hijyenik el temizleme sıvılarını günah keçisi ilan etmenin de bir alemi yok. Tulsa Üniversitesi Biyoloji Bölümü’nden Dr. Estelle Levetin’in anlattığı bir teori dikkat çekiyor: “Alerjilerin yükselen grafiği, köy hayatından çıkmamızla başladı. Antibiyotik kullanımıyla ve temizlik takıntımızla hızlandı.” Hâl böyle olunca her zamankinden daha az sayıda bulaşıcı maddeye maruz kalmış olduk. Tabii beklenmedik yan etkiyle beraber… Dr. Levetin bu yan etkileri “Bağışıklık sisteminiz hassaslaşıyor ve en masum parçacıklara bile saldırmaya başlıyor” diye açıklıyor.
Hamleniz: Facebook’ta oynadığınız çiftlik oyunları sizi atalarınız gibi bağışık hale getirmez. Doktorunuz size her antibiyotik yazdığında, gerçekten gerekli olup olmadığını sorun. Fransız araştırmacılar “Bağışıklık sisteminiz gerçek istilacılara odaklanmak zorunda kaldığı için, alerjen maddeleri görmezden gelecektir” diyor.

Özel yastık kılıfları ve yatak örtüleri akarları kovacaktır.

Yanlış. Bu yastık savaşını kazanamazsınız. Cochrane dergisindeki bir araştırmaya göre, yatağınızı akar geçirmez yatak takımlarıyla kaplamak, o küçük mikropların neden olduğu semptomları azaltmaya yetmez. Virginia Üniversitesi’nden Dr. Thomas Platts Mills, “Başka akar kontrol önlemleri almadıysanız örtüleri değiştirmek yetmez” diyor.
Hamleniz: İlk adım, doğru yastık ve yatak örtüleri. Ucuz versiyonlarından kaçının. Dr. Platts Mills’e göre, dokuları bu küçük hayvanları engelleyecek kadar sıkı değildir. Dahası çarşaf ve yastık kılıflarınızı düzenli olarak sıcak suda yıkayın ve yerleri HEPA filtreli bir süpürgeyle temizleyin. ABD’deki Rutgers Üniversitesi’nin bir araştırmasına göre, HEPA filtreleme sistemi, akarların neden olduğu alerjileri yüzde 81 oranında azaltabiliyor. Ancak işin bir kilit noktası var: Araştırmacılar, sonrasında süpürme işleminden sonra iki saat bekleyerek harekete geçmiş parçacıların yerlerine yerleşmesini beklediler ve sonra yerleri tekrar süpürdüler.

Hiç farkında olmadığınız alerjileriniz olabilir.

Doğru. Burnunuz sürekli aktığında “Nezle oldum” dediğinize eminiz. Ancak ya alerjiniz varsa? ABD’deki Quest Diagnostics Laboratuvarı Bağışıklık Merkezi’nden Dr. Stanley Naides, “Çoğu kişi alerjilerine grip ya da nezle diyerek yanlış teşhis koydukları için gereken tedavi uygulanmıyor” diyor. Böylece vücudunuzun daha da kötü duruma düşmesine neden oluyorsunuz. Tedavi edilmeyen alerjiler sizi sinüzitin, orta kulak iltihabının ya da astımın kollarına atabiliyor.
Hamleniz: The American Academy of Allergy, Asthma & Immunology’nin (AAAAI) bu testini uygulayın. (1) Semptomlarınız nasıl başladı? Nezle semptomları zamanla gelişir ama alerji semptomları genelde bir kerede kendini gösterir. (2) Ne zamandır kötüsünüz? Grip, bir ya da iki hafta içinde azalarak yok olurken alerjiler sürüncemede kalır. (3) Ağrı ve ateş var mı? O halde büyük ihtimalle grip ya da nezlesiniz. (4) Gözleriniz kaşınıyor mu? Büyük ihtimalle alerjiniz var. (5) Boğazınız acıyor ya da öksürüyor musunuz? Genelde gripten olur.

Uzun lafın kısası: Semptomların öylece kalmasına izin vermeyin. Alaska’daki Alerji, Astım ve Bağışıklık Merkezi direktörü Dr. Jeffrey Demain, “İki hafta sürmesi halinde, soluk mukoza gibi alerji işaretlerini görebilecek bir doktora görünün” diyor.

Hipoalerjenik ev hayvanları semptomları harekete geçirmez.

Yanlış : Hipoalerjenik (alerji riskinin düşük olduğu) bir hayvanın sizi hapşırık krizine sokmayacağını nereden biliyorsunuz? Henry Ford Health System merkezinin yaptığı bir araştırmanın sonucuna göre, hipoalerjenik köpeklerin olduğu evlerle, diğer hayvanların olduğu evler arasında alerjen seviyeleri açısından bir fark bulunamadı.
Araştırmayı gerçekleştiren Dr. Christine Johnson “Sizin alerji tepkilerinizi tetikleyen köpeğin kürkü değil, dil ve salyasından gelen partiküllerdir” diyor. Dahası, ev hayvanları polen, akar ve küf gibi başka alerjenlerle kaplıdır.

Hamleniz: Dr. Reisacher, “Yine de köpek, alerjik bir insanın en iyi seçimi olabilir. Kedilerin tüyleri ve kepekleri daha yapışkandır. Temizlenmeleri daha zordur” diyor. Köpeğinizi düzenli olarak yıkayın ve tüylerini düşük ısıda kurutarak küf nedeniyle oluşacak ıslak köpek kokusuyla savaşın. Son olarak, çamaşırlarınıza yapışan kepeklerden kurtulmak için çamaşır suyu kullanın.

Burun spreyleri iyi birer steroid tedavisidir.

Doğru. Steroidin sizdeki çağrışımı vücut yarışmalarındaki kas yığını adamlar olabilir. Fakat arada bir fark var. Onların kullandıkları, erkeklik hormonunu taklit eden anabolik steroidler. Oysaki burun spreylerinin içindeki kortikosteroidler, enflamasyona karşı savaşan hormonlardır. Üstelik Kolombiya Üniversitesi alerjistlerinden Dr. Timothy Mainardi’ye göre, antihistaminik yani alerji ilaçlarına göre çok daha az yan etkileri vardır: “Zira vücudunuzu dolaşmak yerine doğrudan geniz dokunuza gider.” Araştırmalar ayrıca kortikosteroidli spreylerin antihistaminiklere göre burun tıkanıklıklarını azalttıklarını ve burnu daha iyi boşalttıklarını da gösteriyor.
Hamleniz:  Dr. Timothy Mainardi “Alerji sezonunuz açılmaya başlamadan birkaç hafta önce spreyi kullanmaya başlayın” diye öneriyor. Gözleriniz kızarıyor ve kaşınıyorsa burun ve göz semptomlarını kontrol eden yeni kuşak kortikosteroid spreyleri deneyin. Ya da eczacıya danışarak spreyi ikinci nesil antihistaminiklerle birlikte kullanabilirsiniz.

Deri testleri vakit kaybıdır. Zaten her şeye tepki göstereceksiniz.

Yanlış. Eğer test sonuçlarınız “Dünyaya karşı alerjisi var” sonucunu çıkarttıysa hemen yeni bir doktor bulun. Dr. Demain’e göre, semptomlara neden olacak bir alerjiyi ortaya çıkaracak deri reaksiyonu için maddenin en az üç milimetre yakınınıza girmesi gerekiyor. Yanlış test sonuçlarından kaçınmanın diğer bir yolu da test yaptırmadan önce tıbbi geçmişinizi tüm ayrıntılarıyla anlatmak. Çocukken yumurtaya alerjiniz olduğu halde şimdi yoksa bu test sizin işinize yaramaz.
Hamleniz: Bu testte kopya çekmemelisiniz. O yüzden antihistaminik kullanıyorsanız, üç gün öncesinden bırakın. Alerjik tepkilerinizi köreltip sonuçlarınızı çarpıtabilir. Ayrıca, tam bilgi vermeye gayret edin. Semptomlarınızın zamanlaması, şüpheli tetikleyiciler ve daha önce tanısı konmuş alerjiler… Bu sayede hangi alerjenlere test yapılacağı belirlenmiş olur.

Continue Reading
Advertisement

SAĞLIK

Astımı olanlar nasıl beslenmeli?

Umut Doğan Yıldız

-

Astımınız varsa ve kötüye gidiyorsa, beslenme tarzınıza bir göz atmanız gerekebilir.

Newcastle Üniversitesi araştırmacıları, astım rahatsızlığı olan ve olmayanların beslenme düzenini karşılaştırmış. Sonuçta şiddetli astımı olanların daha fazla yağ, buna karşın daha az lifli gıda tükettiği bulunmuş. Diyetine eklediğin her 10 gram yağ, astım belirtileriyle bağlantılı olan enflamasyonu arttırabiliyor ve astımın ciddileşme olasılığını yüzde 48 oranında yükseltiyor. Lifin ise tam tersine, enflamasyonu azaltma özelliği var. Çalışmanın yazarı Bronwyn Berthon, yağ (özelikle de doymuş yağ) tüketimini kontrol altında tutmanın ve lif alımını arttırmanın, astımı hafifletmeye yardımcı olacağını söylüyor.

Devamı

SAĞLIK

Şekerli içeceklerin bir zararı daha ortaya çıktı

Umut Doğan Yıldız

-

Yapılan araştırmalar şekerli içeceklerin böbrek taşı oluşumuna neden olan faktörlerden olduğunu ortaya çıkardı.

Şekerli içeceklerin diş sağlığı için kötü olduğunu zaten biliyorsunuzdur ama Clinical Journal of the American Society of Nephrology’da yayımlanan bir araştırmaya göre onlar böbreklerinizi de etkiliyor. Sıvı almak böbrek taşıyla savaşmaya yardımcı olsa da, günde bir ya da daha fazla şekerli içecek (kola, meyve suyu gibi) içenlerde böbrek taşı oluşma riski, içmeyenlere göre yüzde 33 artıyor. Araştırmanın yazarı Doktor Pietro Manuel Ferraro, “Bunun nedeni içerdikleri fruktoz olabilir. Şeker böbrek taşı oluşumunda risk faktörlerinden biri” diyor.

Bira böbrek taşını düşürür mü?

Yapabileceğiniz en iyi tercih, şekerli içecek yerine su içmeye alışmak. Bütün içecekleri hayatınızdan çıkarın demiyoruz: Araştırmada kahve, çay, portakal suyu, bira ve şarabın da böbrek taşı riskini düşürdüğü bulunmuş.

Devamı

SAĞLIK

Maydanozun faydaları!

Umut Doğan Yıldız

-

Arındırıcı sebzelerin başında gelen maydanoz, ağız kokusunu önleyen ve nefes tazelenmesine yardımcı olan harika bir besindir. İşte maydanozun faydaları!

Ödem atıcı özelliği ile dolaşım sorunu olan, el ve ayak şişlikleri yaşayan, sık seyahat eden, regl döneminde şişkinliği artan kişiler için vazgeçilmez bir idrar söktürücüdür. Toksinlerin vücuttan atılmasını hızlandıran maydanozun hazmı da kolaydır.

Maydanoz, içerdiği A, C Vitaminleri ve beta karoten sayesinde mükemmel bir antioksidandır. Folik asit içeriği ile kalp sağlığını da destekleyen bu sebze, diüretik özelliği ile tansiyon hastaları için de faydalıdır. Ayrıca içeriğinde tansiyon düşürücü özler bulunur. Beta karotenden zengin olduğu için de pek çok hastalığın önlenmesine önemli katkılar sağlar. Ayrıca içeriğindeki folik asit, kalp krizi riskini arttırabilen “homosistein” denen aminoasitlerin seviyesini düşürmeye yardımcıdır. Bütün bu özellikleri, maydanoza kalp dostu sebze özelliğini kazandırıyor.

Bu küçük yeşil yapraklı sebzenin faydaları bunlarla da bitmiyor. Maydanoz, kansere karşı sağlığın korunmasında etkili olan maddelerle birlikte, tümör gelişimini önleyici ve hücreleri zararlı maddelerden koruyucu enzimlerin aktivitesini arttırabilen bileşenler de içeriyor. Kanın antioksidan kapasitesini arttırdığı da yapılan araştırmalarda gözlenmiş.

Devamı

Popüler

 

www.pilioo.com