Bizi Takip Edin

SEKS & İLİŞKİLER

ALDATMANIN NEDENLERİ

-

 

İlişkilerdeki sadakatsizliğin psikolojik nedenlerini keşfedin.

Doğru kişiyi buldunuz. İlişkiniz mükemmel… Belki de yolun sonunda “Hastalıkta, sağlıkta…” seremonisi görünmeye başladı bile. Peki ya ilişkinin ilerleyen dönemlerinde ne olacak? İkiniz de birbirinizin sadakatinden emin misiniz? Yoksa “Gerçekten çok sarhoştum”, “Tanımadığım bir kadın, duygusal olarak hiçbir şey ifade etmiyordu”, “Sevgilim, her şey bir anda oldu” cümleleri sizi aynı kısır döngüye mi sokacak? Her ilişkide aynı hikaye mi yaşanacak?

Avustralya’daki Melbourne La Trobe Üniversitesi’nin Seks, Sağlık ve Toplum Araştırma Merkezi’nin incelemelerine göre, erkeklerin yüzde 5’i ve kadınların yüzde 3’ü geçen yıl birden fazla seks partnerlerinin olduğunu itiraf ediyorlar. Chicago Üniversitesi’nde yapılan genel kamuoyu araştırması raporlarına göreyse erkeklerin yüzde 20’si, kadınlarınsa yüzde 12’si partnerlerini en az bir kere aldatıyorlar. Spor salonundaki esmer, bardaki sarışın, iş yerindeki kızıl saçlı kız… Etrafınız mayın tarlalarıyla dolu.

Peki aldatmanızın sebebinin sadece seks olduğunu mu düşünüyorsunuz? O kadar kolay değil… Evlilik terapisti Dr. Gary Neuman, partnerlerini aldatan 100 erkek üzerinde bir anket düzenledi. Katılanların yüzde 45’i aldatma sebeplerinin sadece fiziksel çekim değil, duygusal ihtiyaçlardan kaynaklandığını söyledi.

Aldatmanın gerçekten önüne geçmek ve ilişkinizi korumak istiyorsanız (“İstemem yan cebime koy” diyenlere lafımız yok tabii) bunun bilimsel, sosyal ve psikolojik nedenleri öğrenerek neyle savaşmanız gerektiğini keşfetmelisiniz. Bir nevi, ‘aldatmanın anatomisini’ çıkartmalısınız.

Aldatma senaryosu 1

Nedeni: Her şeyin sebebi hormonlarınız (mı?)

Hemen alınmayın. Bunu söylememizin bir sebebi var. Kuzey Amerika’da yaşayan tarla fareleri, hayatlarını tek eşli sürdürürler. Memeliler üzerinde yapılan araştırmalar, insanların da tek eşli olması konusunda bilim adamlarına ipuçları veriyor. Görünen o ki sadakatimizin temeli doğru genlerden geçiyor. Nasıl mı? ABD’deki Emory Üniversitesi’nden Dr. Larry Young, erkek tarla farelerinde yer alan vazopresin hormonunu keşfetti. Vücudumuzdaki genler, beynimizin bu hormonu salgılamasını sağlıyor. Bu tek eşlilik hormonu da davranışlarımızı düzenliyor, bizi daha sadık, korumacı ve şefkatli yapıyor. Aynı özellikler kadınlarda da oksitosin hormonuyla açığa çıkıyor.

Fakat Stockholm’deki Karolinska Enstitüsü’nün açıklamalarına göre, vücudumuzdaki başka genler başka tür bir vazopresin hormonu salgılatmasını sağlıyor ve sizi tam tersi bir sürece götürebiliyor. Karolinska Enstitüsü araştırmalarına göre, DNA’nızda bu tarz genler varsa, ilişki içinde kavgacı ve aldatmaya daha meyilli oluyorsunuz. Tabii suçu sadece genlere atmak bahaneniz olamaz. Dr. Young “Genler, ilişkinizin gidişatına yön verebilir ancak karakterinizi belirlemez. Her aldattığınızda, ‘Ne yapayım, genlerimde var’ bahanesine sığınmanız yersiz” diyor.

• KADERİNİZ OLMASIN: Eğer ilişkinizde sadakatsizlik sorunu (iki taraf için de geçerli) yaşamak istemiyorsanız, vücudunuzun daha fazla vazopresin hormonu salgılamasını sağlayın. Nasıl mı? Ateşli günleri sıklaştırarak. Dr. Young “Vazopresinin seks sırasında salgılandığını biliyoruz” diyor. Ancak gün içerisinde iş yerindeyken seks yapamayacağınıza göre (yoksa yapabiliyor musunuz?)  vazopresin reseptörlerinizi ardına kadar açmanın başka yollarını bulmalısınız. Bunu Dr. Neuman’ın tabiriyle ‘sıcak dokunuşlar’ uygulayarak sağlayabilirsiniz. Gün içerisinde yapacağınız beş ufak jest, tahrik antenlerinizi açmaya yetecektir: Sarılma, öpüşme, e-posta, mesaj ve masaj… Sevgiliniz de aynı şekilde karşılık verirse, günde 10 kere vazopresin hormonunu ateşlemiş olursunuz. Ve gözünüz iş yerindeki o seksi stajyere kaymamış olur.

Aldatma senaryosu 2 

Nedeni: Olumlu değilsiniz

Aldatmaya ne kadar yatkın olduğunuzu merak ediyor musunuz? Sevgilinizle birbirinize baktığınızda gülümsediğiniz zamanları sayın. Colorado Üniversitesi’nde psikoloji araştırmaları yürüten Dr. Elizabeth Allen, evlenmek üzere olan çiftler üzerinde bir incelemede bulundu. Göz teması, dokunma ve gülümseme gibi pozitif iletişimleri sık kuran çiftlerin evliliklerinin erken dönemlerinde aldatmaya daha az yatkın olduklarını tespit etti. Partnerler arasına sadakatsizliğin girmesinin nedeni birbirlerini sevmemeleri değildi. Muhtemelen birlikte yaşlanacaklarını düşünüyorlardı. Ancak aralarındaki iletişim negatif yönlü olduğunda doğrudan aldatmaya yöneliyorlar. Dr. Allen “Ne kadar sık iletişim kurar ve bunu ne kadar pozitif biçimde yaparsanız ileride o kadar az sadakatsizlik riskine sahip olursunuz” diyor.

• KADERİNİ OLMASIN: Pozitif düşünmeyi öğrenin. Dr. Allen “Henüz sevgili de olsanız, evlenmiş de olsanız aranızdaki diyalogu azaltmayın. Konuşmak, birbirinizi yapıcı şekilde eleştirmek ve temasta bulunmak savunmaya geçme oranınızı o kadar düşürür” diyor.

Aldatma senaryosu 3 

Nedeni: Birbirinizi yeterince zorlamıyorsunuz.

ABD’deki Monmouth Üniversitesi’nden Prof. Dr. Gary Lewandowski, partnerleri bir arada tutan etkenin seksten daha fazlası olduğunu söylüyor. Sevgililerin birbirini tamamlaması için birbirlerini yeterince zorlamaları gerekiyor. Prof. Dr. Lewandowski “Bizi daha iyi insanlar haline getiren ilişkiler arıyoruz. Yani bizi daha iyi bir insan yapacak partnerler istiyoruz” diyor.

Prof. Dr. Lewandowski bu sürece ‘oto-gelişim’ adını veriyor. Ancak yeterli oto-gelişimi sağlamak için partnerimizden beklediğimiz öznel şeyler var. Prof. Dr. Lewandowski’nin araştırmalarına göre insanlar, kendilerine yeterli heyecan ve zorlamayı yaşatmayan partnerlerindeki potansiyeli fark edemiyorlar. Kendilerini geliştirdiğine inanmadıkları sevgililerini aldatma eğiliminde oluyorlar.

• KADERİNİZ OLMASIN: Oturduğunuz yerden sevgilinizin sizi heyecanlandırmasını mı bekliyorsunuz? O da sizden aynı şeyi bekliyor. Prof. Dr. Lewandowski “İlişkinizdeki pasif katılımcı siz olabilirsiniz. İlk adımı belki de ondan bekliyorsunuz. Ancak tango yapmak için iki kişi gerekir” diyor.

Böyle düşündüğünüzde bir takım olduğunuzu hatırlamalısınız. Günlük konuşmalarınızda bunu dile getirin ve her ikinizin de ulaşması gereken hedefler belirleyin. Zayıf taraflarınızı onunla paylaşın ve sizi geliştirecek önerilerini dinleyin. (Kızmak, darılmak yok.) Örneğin güzel bir pizza yapmanın yöntemini sorabilirsiniz. Siz de ona yeni bir şeyler öğretebilirsiniz. Yeni bir spor, bir kağıt oyunu ya da iyi olduğunuz başka bir alan… Böylece birlikte daha kaliteli zaman harcayabilirsiniz. Hem de ömür boyunca…

SEKS & İLİŞKİLER

Erkekler için Doğum Kontrol Hapı üretildi

Umut Doğan Yıldız

-

Bilim insanlarının erkekler için ürettiği doğum kontrol hapı, yakın zamanda hayatımıza girebilir.

Doğum kontrol hapları şimdiye kadar hep kadınlar için üretilmişti.  Ancak ABD’de yapılan bir araştırmada erkeklerin kullanabileceği bir doğum kontrol hapı üretildiği açıklandı.

11-beta-MNTDC adlı ilaç, ilk aşamada 40 erkek denek üzerinde denendi ve güvenli bulundu.

Testleri olumlu bir şekilde geçen ilacın, libidoyu korurken sperm aktivitesini azalttığı açıklandı.

Sonuçları olumlu olarak belirtilen 11-beta-MNTDC gibi ilaçların piyasaya çıkması, tahmini olarak 10 yıl kadar süreceği söyleniyor.

Devamı

SEKS & İLİŞKİLER

Aşkın külleri nasıl alevlenir

Umut Doğan Yıldız

-

Büyük bir aşkla başlayan ilişkinizin önce alevleri sönmüş sonra da yaşanan heyecan yok olmuşsa paniğe kapılmayın.

Ölesiye âşık oldunuz, aşkınıza karşılık da buldunuz. Başlangıçta birbirinizi tanımak için biraz gezip tozdunuz belki, belki size karşı çıktılar, direndiniz. Hani Türk toplumunda yaygındır ya, belki “olmaz” dedi aileler, siz sevdiğinize kaçtınız ya da onu kaçırdınız! Sonra… Yıllar içinde bir şeyler olmaya başladı ve âşık olduğunuz o insan sanki değişmeye başladı. Baş başa kaldığınızda yine o aşkı derinden hissediyordunuz ama o kadar. Ne olmuştu da aşkınızın dünyayı yakıp kavuracak o alevi sönmeye yüz tutmuştu acaba? Başlangıçta kendinizi suçladınız. Sonra sizi böyle parçalanıp dağılma aşamasına getiren sebeplere takıldı aklınız, onları suçladınız. Sonra da âşık olduğunuz o insanı suçlamaya başladınız.

Peki, ortada bir suçlu olmadığını, bunun aslında yaşadığınız sürecin bir parçası olduğunu hiç düşündünüz mü? İnsanlar âşık olduğunda, yaşadıkları o yoğun heyecanın, mutluluğun, hatta delilik diye nitelenen bütün o boş vermişliğin sonsuza dek süreceğini zanneder, daha doğrusu buna inanır. Oysa bilmediğimiz şey, birlikte yaşanan mutluğun bir anlamda evrim geçireceği, sevginin, güvenin ve sadakatin ise kalıcı olacağıdır. Bu da tek bir şeyi gösterir aslında: Aşk adına yaşadığımız her ne ise ortadan kalkmaz. Aşk bir ateşse, sadece ilk günlerdeki gibi alev alev yanmıyordur artık; belki kor haline gelmiştir ve aslına bakarsanız bu kor ateş, yanan ateşten çok daha sıra dışıdır. Çünkü işin içinde iki kişi vardır artık: Siz ve sevdiğiniz. Ve kabul edin, iki kişinin sonsuza dek alev alev yanması, aşkı tüketmekten başka bir işe yaramaz ve daha da önemlisi aşkla yola çıkıp aynı yola baş koşmuş iki kişi aradan yıllar geçtiği halde hâlâ aynı yolda ve hâlâ birlikte yürüyorsa, çok ama çok zor bir şeyi başarmış demektir.

Birbirinizi keşfedin

Yine de arada bir o kor ateşe körükle yaklaşmakta fayda olabilir. Belki iş yoğunluğu birbirinize sevginizi eskisi kadar sık ifade etmenizi engelliyordur, belki geçim derdi, belki çocuklar, belki de akla hayale gelmedik sebepler… Peki, nasıl yapacaksınız? Aslına bakarsanız, önce buna cesaret edeceksiniz. Mesela karşılıklı oturup “seninle karşılaşmamış olsaydım…” diye başlayan cümleler kurmayı deneyebilirsiniz. Başlangıçta karşılıklı espriler yapmayı unutmayın: “Kaynana nedir, hiç öğrenemeyecektim” gibi veya “beni isteyen o doktorlardan, fabrikatörlerden birine varacaktım” gibi… Sonra ona, yıllardır sormadığınız bazı soruları sorum: “Beni seviyor musun?” da olsun soruların içinde, “İlk buluşmamızı hatırlıyor musun?” da olsun. Sonra adım adım sohbeti derinleştirin ve yepyeni bir keşif turuna çıkın karşılıklı. Her sabah ona sahanda yumurta mı hazırlıyorsunuz kahvaltıda? Seviyor mu acaba sahanda yumurtayı yoksa siz öyle pişirdiğiniz için mi yiyor? Her yaz eve siz karpuz alıyorsunuz serin serin yemek için, ya kavun seviyorsa, hiç düşündünüz mü bunu? Siz her senelik izinde deniz-kum-güneş üçlüsünün bulunduğu bir yere gitmek istiyorsunuz ya hani; ya dağ eteklerini ve serin yaylaları seviyorsa?.. Hafta sonlarında pop müzik çalıyor sürekli ama ya eşiniz Türk Sanat Müziği dinlemekten hoşlanıyorsa? Aşkınız alev alev yanarken bunlar önemli değildi belki ama ya önem vermenin zamanı gelmişse?..

Neden âşık oldunuz, hatırlayın!

Keşke aşk tanrısı dedikleri o tombul Eros’un oklarıyla olup bitseydi her şey. O zaman “Ben seni seçmedim, Eros öyle uygun gördü” der kurtulurduk ama artık biliyoruz ki en ağır ağır gelişeninden en yıldırımla çarpılmış gibi etkileyenine kadar her aşkın bir mantığı ve elle tutulur bir gerekçesi var! Biz “aşkımız ölüyor galiba” diye paniklerken, genelde unuttuğumuz şey de bu oluyor: Neden o kişiye âşık olduğumuzu unutuyoruz!
Oysa ilişkiler bir kez kurulduktan sonra hiç değişikliğe uğramadan devam etmez. Her ilişki zaman zaman canlanır, sakinleşir, sarsılır hatta temelinden sarsılır… Bazen uykuya yatar bazen bahar aylarındaki çiçekler gibi tomurcuklanır. Çiftler bir arada kaldıkça bütün bunlar da normaldir çünkü o iki kişiyi, o kadınla o erkeği birbirine bağlayan sebep her ne ise o çok güçlüdür ve ilişki de kolay kolay sona ermez.
O zaman, aşkınızın neden küllendiğini düşünmeden önce hangi gerekçeyle ona bağlandığınızı düşünün. Ve aynı şeyi onun da yapmasını isteyin. Çünkü üzerinden zaman geçti ve artık “oturmuş” bir ilişkiniz var. İlk âşık olduğunuzda “sana sarılmaya bayılıyorum” diyorsanız bunu artık “göğsüne başımı yaslayınca huzur buluyorum” diye dillendirecek olgunluğa eriştiniz. Bakın bakalım, geçen onca zamanda unuttuğunuz ya da size / sevdiğinize artık önemsizmiş gibi gelen ne var? Çünkü birbirinize âşık olma sebebiniz her ne ise artık onu somut olarak görebilir ve ifade edebilirsiniz. Bunun adı güvendir, huzurdur, dürüstlüktür, içtenliktir veya bunlar gibi bir anda ortaya çıkıp sonra yine bir anda kaybolmayacak duygulardır. Daha da önemlisi, adına aşk dediğiniz duygu zamana yenilmez, eriyip ortadan kaybolmaz; sadece şekil değiştirir… İşte siz de, karşılıklı olarak şekil değiştirmiş o yeni halini keşfedin.

Sevdiğiniz hangi dili konuşuyor?

Uzmanlara göre sevgiyi ifade etmek için kullandığımız beş dil var: Şefkatli sözler, hediyeler, sevgi dolu davranışlar, birlikte geçirilen kaliteli zaman ve içten gelerek yapılan, karşılık beklenmeyen iyilikler… Hiç düşündünüz mü, sizin sevgiyi ifade diliniz hangisi acaba? Ya da sevdiğinizin?.. Siz belki “kış geldi, üşümesin” diye ona kalın kazaklar alıyor hatta kaşkol ve bere örüyorsunuz ama o her seferinde elinde kurabiyeler, pastalarla geliyor. İkiniz de “seni seviyorum” diyorsunuz gerçekte ama birbirinizin dilini anlamıyorsunuz, bunu hiç düşünmüş müydünüz? Siz ördüğünüz o kaşkol-bere takımıyla “Üşütüp hastalanmanı istemiyorum. Çünkü seni seviyorum” derken o da getirdiği kurabiye ve pastalarla “Yanına bir çay demler, karşılıklı içeriz. Seninle baş başa zaman geçirmeyi seviyorum. Çünkü seni seviyorum” diyor belki… Oysa daha dün tartışırken “Bana bir hırka bile almadın, bir hırka bile!” diye söylenmiştiniz, değil mi? İşte sevdiğiniz de tam da o sırada, “Benimle karşılıklı sohbet edip çay bile içmiyorsun sen, ne hırkasından bahsediyorsun?” diyordu içinden… Dolayısıyla sizin sevginizi ifade etme dilinizle sevdiğinizin kullandığı dil birbirinden farklı diye kızıp üzülmek, hatta kin besleyip içinize kapanmak doğru değil. Bunun yerine birbirinizin hangi dili kullandığını anlamaya çalışmak en iyisi.

Cinselliği unutmak olmaz

Cinsellik, ilişkilerde ne yazık ki sevginin göstergesi ya da uygulamaya konmuş hali gibi muamele görüyor. Hatta çiftler, ilişkilerinin ilk yıllarında yaşadıkları yoğun cinselliği zaman içinde yaşayamaz hale gelince sebepsiz yere kendilerini suçlamaya başlıyorlar. “Saçlarım döküldüğü için artık beni beğenmiyor”, “göğüslerim sarktı tabii ondan istemiyor” gibi kuruntuları şüpheler takip etmeye başlıyor ve akılda ister istemez şu soru beliriyor: “Acaba hayatında başka biri mi var?” Bu ölümcül ve insanı yiyip bitiren noktaya sürüklenmeden önce birlikte yaşadığınız cinselliği objektif olarak değerlendirmeye çalışın. Belki eskisi kadar sık sevişemiyorsunuz, orası tamam, peki nasıl sevişiyorsunuz? İki arada bir derede mi, yasak savar gibi mi, her an biri odanın kapısını açacak gerginliği içinde mi? Ya eşiniz hayatındaki yoğunluk yüzünden cinselliği umursamaz hale geldiyse, örneğin ev işleri, çocukların bakımı vs. derken kendini tükenmiş hissediyorsa? Ya da eve daha fazla para getirebilmek uğruna gününü gecesine katarken cinselliği düşünemeyecek hale gelmişse? Bunları kendisiyle hiç konuşuyor musunuz? İncitmeden, yaşadığı isteksizliğin nedenlerini karşılıklı konuşarak bir çözüm arıyor musunuz? Şurası kesin: İlişkilerde, ilerleyen yıllarla birlikte yaşanan cinsellikte nicelik bakımından bir gerileme gözlemlenir. Öte yandan niteliği değer kazanmaya başlar. Çünkü çiftler birbirlerini artık yatakta da çok iyi tanımaya başlar. Ancak ne zaman ki bu “tanıma” yasak savar gibi birlikte olmaya dönüşüyorsa, orada bir sorun var demektir. Çünkü cinsellik herkesle yaşanabilen bir eylem değildir ve o özel insanı sizin gözünüzde daha da özel hale getirir. O zaman cinselliği bağladığınız bir rutin varsa, işe onu yıkmakla başlayın. Bu her şey olabilir: Yatak odanızı yeniden dekore etmek, farklı şekilde ışıklandırmak da olabilir, eşinizi alıp, evden uzakta hafta sonu kaçamakları yapmak da… Aklınızda cinsellikle ilgili duvarlar, yasaklar, tabular varsa önce onları yıkın. Unutmayın ki siz ve sevdiğiniz, birbirinize şu dünyadaki herkesten çok daha yakınsınız!

Devamı

SEKS & İLİŞKİLER

Yetersiz testosteron belirtileri

Umut Doğan Yıldız

-

Testosteron hormonunun az ya da çok salgılanması, hem kadınların hem de erkeklerin hayatını, cinsel yaşamını ve sosyal statüsünü etkiliyor. 

Testosteron, memelilerde bulunan; androjen grubundan bir steroid hormon… Öncelikle erkeklerde testislerde, dişilerde ise yumurtalıklarda vücut tarafından üretiliyor. Az miktarda böbreküstü bezlerinden de salgılanıyor. Erkek cinsiyet hormonu olarak bilinen testosteron, yetişkin bir erkeğin kanında, kadınınkinden 40-60 kat daha fazla bulunuyor. Testosteron, erkek sağlığı söz konusu olduğunda enerji, libido, bağışıklık sistemi ve kemik sağlığı ile de yakından ilgili bir hormon. Her ne kadar “erkeklere özel” bir hormon olsa da, bu sürekli ve eksiksiz salgılandığı; yani her erkeğin testosteron salgısı bakımından kusursuz olduğu söylenemez. Tam tersine, kimi erkekte az, kimi erkekte ise fazla salgılanması söz konusu ve bu da erkeklerin farklı sorunlarla karşılaşmalarına yol açıyor. Salgılandığında neredeyse tamamı taşıyıcı proteinlere bağlanan testosteron, kanda üç farklı şekilde bulunuyor:

*Serbest, yani bağlı olmayan,
*Albümin veya kortizol bağlayıcı globüline zayıf şekilde bağlı olanlar,
*Cinsellik hormonu bağlayıcı globüline sıkıca bağlı olanlar…

Erkeklerde testosteron seviyesinin düşük ya da yüksek olması, bazı sorunları da beraberinde getiriyor. Testosteron seviyesi yüksek olan erkeklerin fethetmek, sahiplenmek, hükmetmek, yönetmek gibi genellikle erkeklere mal edilen özellikleri var. Bu tür erkekler değişimden yana, hareketli, toplumla iç içe olmaktan hoşlanan ancak uzlaşmacı olmayan kişilik sergiliyorlar. Neşeli, hayatlarını kendi başlarına planlayan, kendi hayatlarının dümenini ellerinde tutmaktan hoşlanan, inatçı, kararlı ve pes etmeyen erkekler bunlar…
Düşük testosteron seviyesine sahip erkeklerde durum farklı… Onların cinsel isteği de cinsel gücü de az; sabırsız, alıngan, duygusal, gergin ve karamsar yapıya sahipler. Hayata pozitif yaklaşmadıkları için depresyona da meyilliler. Daha umutsuz olmalarına karşılık daha uyumlu oldukları ve sosyal uyarılmaya açık oldukları da biliniyor.

İdeal testosteron ortalaması

Dolayısıyla en ideal olan, orta seviyede testosteron salgısına sahip olmak… Bu hormon, dünyadaki erkeklerin çoğunda da orta düzeyde salgılanıyor. Yalnız şu da var: Yüksek testosteron seviyesini düşürmek tıbben pek mümkün değilken, düşük testosteron seviyesini yükseltmek mümkün. Asıl yapılması gereken şey ise var olan belirtileri iyi gözlemleyip testosteron seviyesinin düşük olup olmadığını anlamak ve sonrasında da bir üroloğa başvurmak…

Peki düşük testosteron seviyesinin belirtileri neler?.. Öncelikle cinsellik dürtünüz eskisi kadar güçlü değilse, yaptığınız işe odaklanamıyorsanız ve kendinizi sürekli yorgun hissediyorsanız, testosteron seviyenizde bir düşme olduğundan şüphelenebilirsiniz. Bunu hemen büyük bir sorun haline getirmeyin zira 45 yaş üstü her 10 erkekten 4’ünde testosteron seviyesi azalması görülüyor. Bu durumdaki erkeklerin aklına ilk gelen cinsel yaşamları olsa da Cell Metabolism dergisine göre yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, obezite ve tip 2 diyabet riskinde yükselme gibi pek çok hastalığa davetiye çıkaran gelişmenin kapılarını her an çalacağı biliniyor.
Siz de testosteron seviyenizde azalma olduğundan şüpheleniyorsanız, kendinizi gözlem altına alın ve aşağıdaki belirtilere rastlar rastlamaz, derhal üroloğunuzdan bir randevu alın.

· Düşük libido: Erkekler, yaşları ilerledikçe cinsel açıdan daha isteksiz hale geldiklerini gözlemler. Bu da normal bir gelişmedir. Ancak libidoda hızlı ve ani bir düşüş, testosteron seviyesiyle doğrudan alakalıdır.

· Kilo alımı: Yavaş yavaş kilo alıyor ve bu kiloları veremediğinizi mi gözlemliyorsunuz? Dikkatli olun zira testosteron seviyenizde düşme başlamış olabilir. Çünkü yağ hücreleri testosteronu estrojene çevirir. Bu durumda giderek daha az testosteron dolaşım sisteminde yer almaya başlar. Gerçi kilolu ya da obez erkeklerin testosteron seviyesinin düşük olduğu bilinmektedir ama kilo aldıkları için mi bu seviyenin düşük olduğu yoksa zaten testosteron seviyeleri düşük olduğu için mi kilo aldıkları tam olarak bilinmemektedir. Sebebi hangisi olursa olsun sağlıklı beslenmek, egzersiz yapmak ve kilo vermek testosteron seviyesini ortalama düzeye getirir ve erkeğin de kendisini daha iyi hissetmesini sağlar.

· Sertleşme sorunu: Günümüzde milyonlarca erkek sertleşme sorunu yaşıyor ve bunun en önemli nedenlerinden biri de düşük testosteron seviyesi… Sertleşmek ve bu durumu korumak için öncelikle kan dolaşımının düzgün olması gerekir. Kan basıncının normal olması, damarlarda herhangi bir tıkanıklık olmaması, kalp kapaklarının sağlıklı çalışması, başta dokunma olmak üzere duyuların sağlam olması ve cinsel dürtünün yeterliliği kadar testosteron seviyesi de sertleşme sorunuyla doğrudan alakalı bir durumdur.

· Yorgunluk: Günün öğle saatlerinde kendinizi tükenmiş hissediyorsanız, işten eve döndüğünüzde kanepeye yığılıp kalıyorsanız, hafta sonunda bile bir şeyler yapmak üzere parmağınızı kıpırdatamıyorsanız, enerjinizi emen şey düşük testosteron seviyeniz olabilir.

· Uyku sorunları: Düşük testosteron seviyesine sahip olan erkekler genellikle uykusuzluk çeker. Ancak uykusuzluğun genellikle daha önemli bir nedeni vardır: Uyku apnesi!.. Türkiye’deki iki milyonu aşkın uyku apnesi hastasının önemli bir kısmı da erkek. Bu hastalar genellikle yüksek tansiyondan, kalp hastalıklarından, değişken ruh halinden ve hafıza sorunlarından da mustarip oluyorlar. Uyku apnesi ile düşük testosteron seviyesinin alakasına gelince: Düşük testosteron uyku apnesine yol açmaz ancak uyku apnesi olan erkeklerin çoğu fazla kilolu ve o fazla kiloya da düşük testosteron sebep olabiliyor. Sözün özü, uyku apneniz varsa ve kiloluysanız, altında yatan sebep düşük testosteron seviyesi olabilir.

· Konsantrasyon eksikliği: Testosteron, bir şeye odaklanmanızı da sağlar. Eğer odaklanma ile ilgili sorun yaşıyorsanız, testosteron hormonu seviyeniz düşük demektir. Gün içinde bulanık bir akılla dolanıyorsanız ve hafıza ile ilgili sorunlar da yaşıyorsanız, mutlaka bir üroloğa gitmeniz gerekir.

· Depresyon: Journal of Sexual Medicine dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre düşük testosteron seviyesi sınırında yaşayan erkeklerin yüzde 56’sı ya kayda değer depresyon belirtileri gösteriyor ya depresyon teşhisi konmuş ya da hali hazırda anti depresan kullanan erkeklerden oluşuyor. Bu erkeklere testosteron takviyesi uygulandığında ise depresyonlarında gerileme görülüyor. Hatta Los Angeles’taki Erkek Üremesi ve Vazektomi Merkezi doktorlarından ürolog Philip Werthman testosteron takviyesinin anti depresanlardan daha etkili olduğuna dikkat çekiyor.

· Göğüslerde büyüme: Düşük testosteron nedeniyle, vücuttaki estrojen ile testosteronun dengesi bozulduğunda bazı erkeklerin meme bölgesinde büyüme gözlenir. Bu duruma jinekomasti denir. Genellikle herhangi bir sağlık sorununa yol açmaz ancak daha çok toplumsal tepkilere neden olur. Ergenlerdeki jinekomasti geçicidir; erişkin erkeklerin ise yüzde 40’ında jinekomasti değişiklikleri görülebilir.

· Acı ve ağrı: Düşük testosteron seviyesi kas kütlesinin azalmasına sebep olur. Bu durum da bazı erkeklerde güç kaybıyla birlikte eklem ağrılarına, kas ağrılarına yol açar. Bazı erkekler ise yaralanmalara daha açık hale gelir.

· Kemiklerle ilgili sorunlar: Osteoporozun genellikle kadınları etkilediği zannedilir. Ancak testosteron seviyesi düşük olan erkeklerde de osteoporoz sorunları görülür çünkü bu hormonun düşük oranda salgılanması kemik yoğunluğunu da olumsuz etkiler.

Devamı

Popüler

 

www.pilioo.com